Ünite 8: Servet Vergileri

Giriş

Servet vergileri, gelir ve harcamalar üzerinden alınan vergilerin yanında vergi sistemlerinin vazgeçilmez bir öğesini oluşturur.

Serveti vergilendirme gereği, servetin vergi ödeme gücünü temsil etmesinin yanında diğer vergilerin bu ödeme gücünü belirlemede yetersiz kalması nedeni ile ortaya çıkmaktadır.

Gelir üzerinden alınan vergiler bir yıl içinde elde edilen gelirin temel alındığı vergiler; harcamalar üzerinden alınan vergiler ise ya belirli bir satış fiyatı üzerinden ya da satılan birimin miktarı üzerinden alınan vergilerdir. Servet vergileri ise çoğu zaman serveti oluşturan varlıkların iktisadi değeri üzerinden alınmakla birlikte bazı spesifik unsurlar da vergiye etki edebilmektedir.

Servet Vergilerinin Türk Vergi Sistemi İçindeki Yeri ve Önemi

Servet, kendi yapısında meydana gelen artışlara veya servet üzerindeki mülkiyet hakkının başkalarına intikaline bağlı olarak vergiye tabi tutulmaktadır. Bu nedenle servet vergileri verginin genelliği, sürekliliği ile verginin servet öğesi veya servet transferi üzerinden alınması şeklinde bir takım sınıflandırmalara tabi tutulmuştur.

Ödeme gücünün bir göstergesi sayılan servet unsurlarının vergilendirilmesinden elde edilen gelir çok az bir paya sahip olsa da gelir ve servet dağılımını etkilemeleri açısından oldukça önemlidir. Türkiye’de vergilemede mali amaçtan çok ekonomik-sosyal amacın ön planda olduğu özel servet vergisi sistemi uygulanmaktadır.

Türk vergi sisteminde servet üzerinden alınan vergiler motorlu taşıtlar vergisi, veraset ve intikal vergisi ve emlak vergisidir.

Motorlu Taşıtlar Vergisinin Türk Vergi Sistemi İçindeki Yeri ve Özellikleri

Türk vergi sistemi içinde servet üzerinden alınan bir vergi olan motorlu taşıtlar vergisi, motorlu taşıta sahip olunan süre boyunca yıllık olarak ödenen ve belirli bir tarihe bağlı olarak kendiliğinden tahakkuk eden bir vergidir.

Türkiye’de motorlu taşıtlar vergisi ilk olarak 28 Şubat 1957 tarihinde kabul edilerek, 1 Mart 1957 tarihinde 6936 sayılı “Hususi Otomobil Vergisi Kanunu” ile yürürlüğe girmiştir.

Motorlu taşıtlar vergisi yönetimi kolay, vergi kayıp ve kaçağının nispeten az olduğu bir vergidir. 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanununun “Verginin Mevzuu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Kanunun 5. ve 6. maddelerinde yazılı tarifelerde yer alan;

a) Karayolları Trafik Kanununa göre trafik şube veya bürolarına kayıt ve tescil edilmiş bulunan motorlu kara taşıtları,
b) Ulaştırma Bakanlığı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğüne kayıt ve tescil edilmiş uçak ve helikopterler motorlu taşıtlar vergisine tabidir.” hükmü yer almaktadır.

Motorlu taşıtlar vergisinde mükellefiyete ilişkin hükümler Kanunun 3, 7 ve 8. maddelerinde düzenlenmiştir. Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanununun 3. maddesinde “Motorlu taşıtlar vergisinin mükellefi; trafik sicili ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığınca tutulan sivil hava vasıtaları sicilinde adlarına motorlu taşıt kayıt ve tescil edilmiş olan gerçek ve tüzel kişilerdir” ifadesi yer almaktadır.

Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanununda vergi dışı bırakılmış taşıtları beş grupta toplamak mümkündür. Bunlardan ilk dördü “istisnalar” başlığını taşıtan 4. maddede, beşincisi ise “Vergileme Ölçü ve Haddeleri” başlığını taşıyan 6. maddesinde yer almaktadır.

Motorlu taşıtlar vergisi ile ilgili muaflık ve istisna hükümlerinin, sadece bu Kanuna hüküm eklenmek veya bu Kanunda değişiklik yapılmak suretiyle düzenleneceği Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanununda yer almayan istisna ve muaflıklar hükümsüz olduğu ifade edilmiştir.

  • Kamu Kurumlarına Ait Taşıtlar
  • Diplomatlara Ait Taşıtlar
  • Malül ve Engellilere Ait Taşıtlar
  • Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna
  • İntikal Eden Bankalara Ait Taşıtlar
  • Türk Kuşu ya da Türk Hava
  • Kurumuna Ait Uçak ve Helikopterler

Motorlu Taşıtlar Vergisinin Tarhı

Motorlu taşıtlar vergisinin matrahı ilgili 197 sayılı Kanunun 5. maddesindeki (I) sayılı tarife, 6. maddesindeki (II) ve (IV) sayılı tarifeler ile Geçici 8. maddesindeki (I/A) sayılı tarifede yer alan taşıtlar için ödenecek vergi miktarları üç ayrı tarife şeklinde tespit edilmiştir.

Bir taşıtın motorlu taşıtlar vergisinin konusuna girebilmesi için motorlu olması yeterli değildir. Taşıt motorlu olmasının yanında ilgili Kanunda yer alan tarifede sayılması gerekmektedir. 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunundaki (I), (II) ve (IV) sayılı tarifeler şu şekilde düzenlenmiştir.

(I) Sayılı Tarife: Bu tarife otomobil, kaptıkaçtı, arazi taşıtları ve benzerleri ile motosikletleri kapsamına almıştır.

(II) Sayılı Tarife: (II) sayılı tarife, daha çok ticari amaçlı kullanımlara yönelik, (I) sayılı tarifenin dışında kalan diğer kara taşıtlarına ilişkin düzenlenmiştir. Bu tarifede minibüs, panel van ve motorlu karavanlar, otobüs ve benzerleri ile kamyonet, kamyon çekici ve benzerleri yer almaktadır.

(IV) Sayılı Tarife: (IV) sayılı tarife, uçak ve helikopterlerden oluşan motorlu hava taşıtlarından oluşmaktadır.

Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunun 9. Maddesi uyarınca “tahakkuk ettirilen vergi ayrıca mükellefe tebliğ olunmaz vergi, tahakkuk ettirilen günde tebliğ edilmiş sayılır” hükmünden hareketle motorlu taşıtlar vergisinin tahakkuk ettirilmesi için ayrıca tebliğ edilmesine gerek yoktur.

Yıllık olarak her yıl ocak ayında tahakkuk eden vergi iki eşit taksitte ocak ve temmuz aylarında ödenmektedir.

Veraset ve İntikal Vergisinin Türk Vergi Sistemi İçindeki Yeri ve Özellikleri

Veraset ve intikal vergisi, veraset yolu (ölüme bağlı tasarruflar) ile sağlar arasında ivazsız (karşılıksız) olarak gerçekleşen servet transferlerini konu alan, sübjektif, özel nitelikli ve dolaysız bir servet vergisidir.

Servetin ivazsız bir şekilde el değiştirmesi ölüm veya intikal şeklinde olmaktadır. Veraset ve intikal vergisi de bu ayrıma uygun şekilde, ölüm nedeniyle el değiştirmeye bağlı olarak “veraset” sağlararası el değiştirmeye bağlı olarak “intikal” tipine ayrılmaktadır.

Veraset yoluyla intikalleri vergilendirmenin iki yöntemi vardır. Bunlar, tereke vergisi ve miras payı vergisidir.

Veraset ve intikal vergisi ilk olarak 1926 yılında yürürlüğe girmiştir. Günümüzde yürürlükte olan Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu 08.06.1959 tarih ve 7338 sayılıdır. Bu tarihten bu yana kanunda çeşitli değişiklik yapılarak son halini almıştır.

Veraset ve intikal vergisinin toplam vergi gelirleri içindeki payı son derece düşüktür. Diğer vergilere kıyasla daha uygun koşullarda ödeme imkanı getiren bu verginin toplam vergi gelirleri içindeki payı binde 1 civarındadır.

Veraset ve intikal vergisinin mükellefi, veraset yoluyla veya ivazsız (karşılıksız) bir suretle mal intikal eden gerçek ve tüzel kişilerdir.

Buna göre, vergiyi doğuran olay;

  • Bir kişinin ölümü,
  • Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre hukuken ölümüne karar verilmesi (gaiplik) veya,
  • Bir kişiye hayatta iken yapılan bağış vb. ile

meydana gelmektedir.

Veraset ve İntikal Vergisi Kanununda yer alan muafiyetler; kamusal muafiyetler, kamu yararı amacı güden teşekküllere sağlanan muafiyetler ve diplomatik muafiyetler şeklinde üç ana başlık altında toplanabilir.

Veraset ve intikal vergisi hem mükellef hem de idare tarafından yapılan değerlemeler sonucunda, mükellef tarafından tespit ve beyan edilen matrah ile idarece belirlenen matrah üzerinden tarh olunmaktadır.

Veraset ve intikal vergisinin matrahı, ilgili Kanunun 10. maddesine göre, intikal eden malların Vergi Usul Kanununa göre bulunan değeridir. Ancak, mükellefler veraset ve intikal vergisi konusuna giren malları değerlerken Veraset ve İntikal Vergisi Kanununda öngörülmüş değerleme ölçütlerini kullanacaklardır.

Veraset ve intikal vergisinde;

  • Türkiye sınırları içinde bulunan malların,
  • T.C. uyruğundaki kişilere ait malların, veraset yoluyla veya her ne şekilde olursa olsun ivazsız (hibe yoluyla veya karşılıksız herhangi bir tarzda) suretle bir kişiden diğer kişiye intikali veraset ve intikal vergisine tabi olup bu intikaller nedeniyle beyanname verilir.

Veraset ve intikal vergisi beyannameleri mirasçılar tarafından imzalanmak suretiyle verilebileceği gibi mirasçıların vekili tarafından imzalanmak suretiyle de verilebilir.

Mükellefler, veraset ve intikal vergisi beyannamesini;

  • Veraset yoluyla gerçekleşen intikallerde ölen kimsenin ikametgâhının bulunduğu,
  • Diğer suretle gerçekleşen intikallerde tasarrufu yapan şahsın ikametgâhının bulunduğu, tasarrufun tüzel kişilerce veya diğer teşekküllerce yapılması durumunda tüzel kişilerin veya diğer teşekküllerin merkezlerinin bulunduğu,
  • Miras bırakanın veya bu tasarrufu yapan şahsın ikametgâhı yabancı memlekette ise
  • Türkiye’deki son ikametgâhının bulunduğu, yerdeki vergi dairesine verirler.

Veraset yoluyla meydana gelen intikallere ilişkin veraset ve intikal vergisi beyannamesi;

  • Ölüm Türkiye’de meydana gelmiş ise ölüm tarihinden itibaren dört ay içinde,
  • Ölüm Türkiye’de meydana gelmiş ve mükellefler yabancı bir memlekette bulunuyorsa ölüm tarihini takip eden altı ay içinde,
  • Ölüm yabancı bir memlekette meydana gelmiş ve mükellefler Türkiye’de bulunuyorsa ölüm tarihini takip eden altı ay içinde,
  • Ölüm yabancı bir memlekette meydana gelmiş ve mükellefler ölenin bulunduğu memlekette bulunuyorsa ölüm tarihini takip eden dört ay içinde,
  • Ölüm yabancı bir memlekette meydana gelmiş ve mükellefler ölenin bulunduğu memleketin dışında başka bir yabancı memlekette bulunuyorsa ölüm tarihini takip eden sekiz ay içinde,
  • Gaiplik halinde gaiplik kararının ölüm siciline işlendiği tarihi takip eden bir ay içinde, verilir.

Emlak Vergisinin Türk Vergi Sistemi İçindeki Yeri ve Özellikleri

Emlak vergisi, gerçek ve tüzel kişilerin mülkiyetinde bulunan bina, arsa ve araziden alınan hasılatı ve yönetimi yerel idarelere bırakılmış, sürekli, objektif ve özel nitelikte bir servet vergisidir.

Emlak vergisi objektif nitelikte bir vergidir. Sübjektiflik yani kişisellik unsurları olan gelir ya da servetin toplanması ve artan oranlı tarife uygulanması gibi hususları içermemektedir.

Günümüzde uygulanmakta olan 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu 29.07.1970 tarihinde kabul edilmiştir. 1972 mali yılbaşından itibaren yürürlüğe konulan 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununda günümüze kadar çeşitli değişiklikler yapılmıştır. 1986 yılına kadar merkezi yönetim tarafından toplanan bu verginin yönetimi ve gelirleri 1985 yılında çıkarılan 3239 sayılı kanunla belediyelere bırakılmıştır.

Bina Vergisi ve Arazi Vergisi

1394 sayılı Emlak Vergisi Kanunun sistematik yapısı incelendiğinde bina ve arazi vergisi olmak üzere iki ayrı vergiyi içermektedir.

Ancak, her iki vergiye ilişkin düzenlemelerin büyük ölçüde bir bütünlüğe sahip olduğu da görülmektedir. Ayrıca Kanunda her iki vergi için ortak hükümlere de yer verilmiştir. Bu bölümde konu başlıkları bu ayrım esas alınarak yapılmıştır.

Bina vergisi yükümlülüğünün doğabilmesi için inşaatın kullanılış amacına uygun olarak tamamlanmış olması gerekir.

Bina vergisinin mükellefi binanın maliki, varsa intifa hakkı sahibi her ikisi de yoksa binaya malik gibi tasarruf edenlerdir. Malik terimi, bina üzerinde mülkiyet hakkına sahip olan gerçek ve tüzel kişileri ifade eder. İntifa hakkı ise mülkiyeti başkasına ait bir malı kullanma ve ondan yararlanma hakkı veren bir ayni haktır.

Emlak vergisinin konusunu oluşturan bazı binalar vergiden sürekli olarak muaf tutulmuş, bazı binalara ise geçici muaflık tanınmıştır. Sürekli muaflıklar belli bir süreyle kısıtlı olmaksızın devamlı olarak vergi dışı kalmayı ifade eder.

Muafiyetlerin bir kısmı ise belirli bir süreyle sınırlandırılmıştır. Dolayısıyla sürenin sonunda mükellefiyet başlar. Bunlara da geçici muaflıklar denir.

Bina vergisinin matrahı, binanın “vergi değeri” dir. Bina vergisinin matrahını oluşturan vergi değeri binanın Emlak Vergisi Kanununa göre hesaplanan vergi değeridir.

Bina vergisi mükellefiyeti;

  • Vergi değerini değiştiren sebeplerin doğması halinde bu değişikliklerin gerçekleştiği (örneğin yeni bina yapılması, mevcut binalara ilave veya asansör, kalorifer tesisatı yapılması gibi) tarihi,
  • Herhangi bir sebep yüzünden bir şehir, kasaba veya köyün tamamında sürekli olmak üzere bina veya arazinin değerlerinde %25’i aşan oranda artma veya eksilmesi olmasına bağlı olarak takdir işleminin yapıldığı tarihi,
  • Dört yılda bir yapılan takdir işlemlerinde takdir işleminin yapıldığı tarihi,
  • Muafiyetin sona erdiği tarihi izleyen bütçe yılından itibaren başlar.

Bina vergisi, normal olarak ilgili belediye tarafından dört yılda bir defa olmak üzere takdir işlemlerinin yapıldığı yılı izleyen bütçe yılının Ocak ve Şubat aylarında yıllık olarak tarh olunur.

Arazi vergisinin konusunu Türkiye sınırları içinde bulunan arazi ve arsalar oluşturur. Sınırları tabii veya suni işaretlerle belirtilmiş olan yeryüzü parçasına arazi denilmektedir. Arazi; arsa, tarla, çiftlik, bahçe vb. şekillerde bulunup, çevresi duvar, çit, su ve buna benzer tabii ve suni işaretlerle çevrilidir.

Arsa ise, belediye ve mücavir alan sınırları içinde bulunan ve belediyelerce parsellenmiş arazidir.

Bina vergisinde olduğu gibi arazi vergisinin de mükellefi arazinin maliki, varsa intifa hakkı sahibi, her ikisi de yoksa araziye malik gibi tasarruf edenlerdir. Bir araziye paylı mülkiyet halinde malik olanlar, hisseleri oranında mükelleftirler. Elbirliği mülkiyette malikler vergiden zincirleme olarak sorumludurlar.

Arazi vergisi mükellefiyeti;

  • Arazinin maddi veya hukuki durumunda vergi değerini değiştiren sebeplerin doğması halinde bu değişikliklerin meydan geldiği tarihi,
  • Herhangi bir sebep yüzünden bir şehir, kasaba veya köyün tamamında sürekli olmak üzere arazinin değerlerinde %25’i aşan oranda artma veya eksilme olması halinde, bu duruma bağlı olarak takdir işleminin yapıldığı tarihi,
  • Dört yılda bir yapılan takdir işlemlerinde takdir işleminin yapıldığı tarihi,
  • Muafiyetin sona erdiği tarihi, izleyen bütçe yılından itibaren başlar.

Arazi vergisi de bina vergisi gibi, ilgili belediye tarafından dört yılda bir defa olmak üzere takdir işlemlerinin yapıldığı yılı izleyen bütçe yılının Ocak ve Şubat aylarında yıllık olarak tarh olunur.