Ünite 3: Sendikaların Ekonomik Etkileri

Sendikal Hareketin Ekonomik Etkileri

Sendikaların ekonomik etkileri ile ilgili iki temel yaklaşımdan söz edilebilir: Birincisi, sendikaları tekel gücüne sahip, iktisadi etkinlik açısından “zararlı” iktisadi aktörler olarak ele alan Neo-klasik -liberal- yaklaşım (Pencavel, Rees, Hicks); diğeri ise Freeman ve Medoff tarafından geliştirilen ve sendikaların tekel gücünden çok, farklı çıkarlara sahip işçilerin kolektif örgütü olduğunu söyleyen -sosyal demokrat Kolektif Ses, Kurumsal Tepki (FM) yaklaşımı.

Neo-klasik teoriye göre, çalışanların/işgücü arz edenlerin faydalarını azamileştirmesi (maksimize etmesi) iki unsura bağlı olarak gerçekleşir.

  • Boş zamanlarının kendileri için getirdiği faydayı arttırmak,
  • Mal ve hizmetleri alabilmek için elde edilen geliri arttırmak

Üreticilerin ya da işverenlerin faydası ise,

  • Kârlarını azami hâle getirecek ölçüde işgücü talep etmek olarak tanımlanır.

Bu modelde sendikalar çalışanların çıkarlarını koruyan kurumlar olarak bu piyasaya müdahalede bulunmaktadırlar. Sendikalar işgücü piyasalarına müdahale ederek üyelerinin çıkarlarını yükseltmeye gayret ederler. Şayet işçi sendikasını baz alan bir inceleme yapılırsa ücret ilk hareket noktası olacaktır. Burada ele alınan ölçüt sadece ücret düzeyinin yükseltilmesi değil, ücretler genel seviyesinin de yükseltilmesidir. Bu yönü ile ücretli çalışan sayısının artışı ile ücret maliyetinin artışı gibi birbiri ile çelişen sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Çünkü Neo-klasik analize göre her ilave çalışanın ancak bir öncekinden daha düşük ücret almayı kabul ettiği zaman istihdam artabilir. Oysa sendikaların bunu kabul etmesi imkânsızdır. Öte yandan, ücretler genel düzeyinin azami hâle gelebilmesi ancak işgücüne olan talebin önceden sendika tarafından bilinmesi ile mümkün olabilir ki bu da imkânsız bir durumu ifade etmektedir.

Modern teori olarak nitelendirilebilecek Kolektif Ses/Kurumsal Tepki Yaklaşımı, R. Freeman ve J. Medoff tarafından tekel yaklaşımına alternatif olarak geliştirilmiştir. Freeman ve Medoff (FM), sendikanın tekel davranışına yönelik mevcut analizlerin sonuçlarının, tekel konumunda bir işletmenin analiz sonuçlarından daha az doyurucu olduğunu ifade ederler. “… Bunun temel sebebi, sendikaların iktisat ders kitaplarının basit monopolleri olmaktan daha çok, farklı çıkarlarla yüklü işçilerin kolektif bir organizasyonu olmasıdır.” FM modeline göre, kârını maksimize etmek üzere mal piyasasında fiyat belirleyen tekele benzemekten çok, sendikalar nadir olarak ücretleri belirlerler; daha çok işverenle ücret konusunda pazarlık yaparlar. Toplu pazarlık sürecinin, yönetim ile işçiler arasındaki birleşik sorumluluğun bir ürünü olarak görülmesi gerektiğini ifade eden yazarlar, sendikaların ücretleri yükseltme yeteneklerinin sınırlı olduğunu ifade ederler çünkü daha yüksek ücret düzeyi, işverenlerin istihdamı azaltmasına yol açacaktır.

FM modeli imalat sanayinde çalışan mavi yakalı işçilerin %10’unun örgütlenmesinin sendikalı ücretlerde %1.5 artışa yol açtığını; tam tersine sendikasız işçilerin örgütlenen işçilerin yüzdesinden etkilenmediklerini bulmuştu. FM modeli, firmaların ve fabrikaların özellikleri açısında aşağıdaki genel sonuçları elde etmiştir:

  • Sendikalı-sendikasız işçilerin ücret farklılıkları, firmanın sektördeki tek tek fabrikalar için değil, daha çok tüm sektör için pazarlık etme kapasitesine bağlıdır.
  • Ücret farklılıkları, firmanın/fabrikanın/işyerinin ölçeğine bağlı olarak azalır.
  • Ücret farklılıklarıyla firmanın ürün piyasasındaki gücü arasındaki birincil ilişkiyi gösteren ampirik bir kanıt yoktur zira piyasa gücünü ölçmek çok zordur.

FM modeli, sendikaların ücret etkisi üzerine şu yorumlarda bulunur:

  • Sendikaların ücret üzerinde etkili olduğuna ilişkin genel yargı doğrudur.
  • Ücret farklılıklarının boyutu işçiler, piyasalar ve zaman açısından değişiklik arz eder.
  • İşçiler açısından sendikalı-sendikasız ücret farkı en iyi şekilde “ses” den kaynaklanan standart sendika ücret politikasıyla anlaşılabilir.
  • Piyasalar açısından sendikalı-sendikasız ücret farkı sendikanın tekel gücü ile işverenin ürün piyasasındaki gücüne bağlıdır.
  • 1970’lerdeki sendikalı işçinin ücreti önemli oranda yüksekti ancak 1980’lerde bu fark normale döndü.
  • Sendikalara bağlı olarak ortaya çıkan toplumsal kayıp küçüktür.

Sendikaların Ücret Üzerine Etkileri

Sendikanın ücret üzerine etkisine ilişkin Ortodoks yorum, sendikalı işgücü talebinin ücret esnekliği teoremine dayanır. Sendikalı işgücü talebi ne kadar az esnek olursa, ücret artışının istihdam üzerindeki etkisi o kadar küçük ve böylece sendikanın göreli ücret etkisi de o kadar büyük olacaktır. Marshall-Hicks türetilmiş talep kanunlarının dört koşulu, sendikanın ücretleri artırma gücü üzerinde etkili olan ekonomik sınırların varlığını vurgular:

  • Sendikalar bu sınırları aşabilmek ve ücret artışı sağlayabilmek için bazı yöntemlere başvurur. Bunlardan birisi işgücü arzını kısıtlamaktır. Bu amaçla işgücü göçünün sınırlandırılması, çocuk işgücü istihdamının yasaklanması ve çalışma sürelerinin kısaltılması vb. konularda yapılacak yasal düzenlemeleri destekler. ABD’de görüldüğü gibi, bazı mesleklere girişin lisans yoluyla kısıtlanması, yine işgücü arzını sınırlamaya yönelik faaliyetlerdir.
  • Sendikaların hem ücret düzeyini hem de istihdamı arttırmak için geliştirdikleri bir başka yöntem de işgücü talebini artıran faaliyetlerdir. Sendikalar işgücü talebini artırmak için;
  1. işgücü verimliliğini artırma, ii) ürün talebini artırma,
  2. sendikalı işçi talebini uyarma ve
  3. diğer üretim faktörlerinin fiyatlarını etkileme yönünde çaba sarf ederler.
    Bu çabaların etkisi, sendikaların daha çok politik aktivite ve lobicilik faaliyetlerine -özellikle ürün talebi ve sendikalı işçi talebinin yükselmesi içinve sendikasız sektörü dolaylı-dolaysız etkileme gücüne bağlı olarak değişmektedir.
  • Sendikalar sadece sendikalı ücret düzeyini değil sendikasız ücret düzeyini de etkiler. Sendikasız ücret düzeyi üzerindeki etkileri, genellikle “yayılma”, “tehdit” ve “talep” etkileri olarak incelenir. Yayılma etkisi, sendikalı sektördeki ücret artışı sonucu, işgücü fazlasının sendikasız sektöre kaymasıyla sendikasız sektördeki denge ücret düzeyindeki azalma şeklinde ortaya çıkar.

Sendikaların İstihdam Üzerine Etkileri

Ortodoks teori, sendikaların yol açtığı ücret artışı sonucu istihdamın azalacağını vurgular. FM yaklaşımı ise ücret artışlarının verimlilik artışına yol açarak, istihdamdaki azalmayı gereksiz hâle getireceğini ifade eder. FM modeline göre, sendika sayesinde işyerindeki üretimin “kamusal” boyutunun kavranmasıyla işten ayrılma yerine, memnuniyetsizliklerin ifade edilmesini olanaklı kılan ortam yaratılır. İşgücü kiralama ve işyerinde eğitim maliyetlerini düşürerek, firmaya özgü beşeri sermaye yatırımını artırır. Kolektif ses yardımıyla işçilerin toplulaştırılmış tercihleri, toplu pazarlık sürecine yansır ve firmanın daha etkin ödeme ve personel politikalarını seçmesine olanak sağlar. Aynı zamanda sendika sayesinde yönetimin üretim metodunu değiştirme ve daha etkin metotları seçme yönünde zorlanması gündeme gelir. Ortodoks teorinin istihdamdaki mutlak azalmayı işaret etmediği açıktır. Sendikalar, hızla büyüyen bir endüstride ya da firmada göreli ücretleri yükseltirlerse istihdam genellikle artmaya devam edecektir ancak bu artış, aksi durumda yani sendikaların olmadığı durumda artacağı kadar hızlı olmayacaktır. Bu nedenle istihdamın işçi olarak değil, işçi-saat olarak ölçülmesi daha anlamlı olacaktır. Ücret artışı karşısında istihdamı düşüren bir işverenle karşı karşıya gelen sendika, bazen işten çıkartmaları kabul etmek yerine, çalışma saatlerini düşürme yöntemini seçebilir.

Sendikaların Verimlilik Üzerine Etkileri

Sendikalar ücret artışını sağlamak üzere mücadele etmeleri ve bunun toplu pazarlığın esas konularından biri olması, özellikle çalışanların verimliliği ile de yakından ilgilidir. Bu konuda Salvatore gibi iktisatçılar sendikaların ücret üzerindeki mücadele yollarından birini işgücünün verimliliğini arttırarak işgücü talep artışını sağlamak ve böylece ücretleri yükseltmek olduğunu belirtir. Ücret artışının diğer yöntemleri olarak da sendikaya giriş aidatını yükseltip işgücü arzını kısmak ve grev tehdidi ile ücretleri yükseltmek olarak sıralanmaktadır. Sendikalı işçinin verimlilik artışının, sendika tarafından işyeri eğitimini arttırıcı faaliyetlerle gerçekleşebileceği söylenmektedir. Sendikaların çalışanların verimliliği üzerine olumlu etki yaratması konusunda doğrusal basit bir ilişki olduğuna dair çeşitli yazarlarca belirtilen kuşkular bulunmaktadır. Bu ilişkinin basit ve doğrusal olmaktan öte daha karmaşık ve çok değişkenli olduğuna dair çalışmalar bulunmaktadır. İngiltere’de 52 mühendislik firmasını kapsayan bir araştırmada sendikalaşmanın verimliliği değişik düzeylerde etkilediği anlaşılmıştır. Bu noktada verimlilik artışının sendikalar tarafından işten ayrılma ve işe alınma maliyetlerinin düşürülmesi sayesinde gerçekleştiği görülmektedir. Sendikaların terfi ve işten çıkarmalarda kıdem esasını temel alması ve kıdemli işçilerle genç işçilerin işyerindeki etkileşimi sonucu verimliliğin arttığı saptanmıştır. Bu yolla, işgücü devrinin azaltılması kıdemli işçinin firmaya olan bağlılığının sağlamlaştırılması söz konusu olabilmektedir. Ayrıca sendikalar işçilerin eğitimini yönetimden talep edebilmektedir, üyelerinin beşerî sermaye yatırımını artırabilmektedir. Ayrıca ücretli gebelik, hastalık izni, emeklilik ödeneği, ucuz borçlanma, ücretsiz ulaşım, işyerinde kreş, fazla mesailerin denetlenmesi gibi çalışma koşullarını iyileştiren faktörleri garanti altına alarak işçilerin motivasyonunu yükseltmektedir.

Sendikaların Ekonomik Etkileri Konusunda Alternatif Yaklaşımlar

Waterman, Carter, Kelly, Fairbrother ve Clawson gibi düşünürler “toplumsal hareket sendikacılığı” nı işçi hareketini güçlendirmenin yolları bağlamında tartışmaktadır. Marksist geleneğe bağlı yazarlar, işçi hareketinin ya da sendikaların gücünün sadece sendikalaşma oranına bağlı olarak değerlendirilmesini ampirik ve analitik olarak sorunlu bulurlar. Tarihsel ve karşılaştırmalı analizlerin gösterdiği gibi, işçi hareketinin, sendikalaşma oranının düşük olduğu dönemlerde çok etkili olabileceğini ve benzer bir şekilde, sendikalaşma oranının yüksek olmasına rağmen işçi hareketinin zayıf olabileceğini vurgularlar. Dahası, sendikalaşma oranını (sendika yoğunluğu) dikkate almanın emeğin toplumsal hareket olarak kavramlaştırılmasını ihmal ettiğine işaret ederler. Argümanları şöyle özetlenebilir:

  1. Sendikalı üye sayısını, sendikaların gücünün birincil kaynağı olarak ele almak, toplu sözleşme sisteminin varlığını, bu sistemin düzgün işlediğini ve bu sistemin işçi sınıfının politik ve ekonomik etkisinin kurucusu olarak ele alınabileceğini varsayar. Sendikaların devlet ÇEK204U-ÇALIŞMA EKONOMİSİ II Ünite 3: Sendikaların Ekonomik Etkileri 3 tarafından desteklendiği ve istikrarlı, göreli olarak eşit bir endüstriyel ilişkiler sisteminde, emeğin pazarlık gücünün sendikalı üye sayısını artırarak yükseltmek makul bir strateji sayılabilir ancak bu ilişkiler son 20-30 yıldır çözülmeye başlamıştır. Endüstriyel ilişkiler sistemlerinin dönüşmesine rağmen, bu konudaki araştırma ve teorik tartışmalar hâlâ sendikalı üye sayısıgüçlü/zayıf sendika ilişkisine takılıp kalmıştır. Çok sayıda araştırma, azalan sendikalı üye sayısını vurgulayarak analizine başlamakta ve emeğin zayıf konumunun giderilmesi için, öncelikle sendikaların üye sayısının artırılması gerektiğini söylemektedir. Çünkü sendika üyeliği, sendikanın işgücü piyasası üzerinde ne derece belirleyici olduğunun iyi bir ölçüsü değildir. Oysa toplu pazarlık, sendikaların ücretleri ve çalışma koşullarını etkilediği temel araçtır. Bazı ülkelerde, örneğin Fransa’da sendika yoğunluğu düşük düzeydedir fakat sendikanın yapmış olduğu toplu sözleşmeden yasa gereği sendikalı olmayan işçilerin de yararlanması nedeniyle toplu sözleşmeden yararlanan işçi sayısı çoktur ve böylece sendikaların etkisi çok yüksektir. Fransa’da 1980 yılında sendikalaşma oranı yüzde 18 iken 1994 yılında yüzde 9’ a düşmüştür. Fakat aynı yıllarda toplu sözleşme kapsamı % 85’ten % 95’ e çıkmıştır. Örneğin, Hollanda’da 1980 ve 1994 arasında sendikalaşma oranı %35’ten %26’ya düşmüştür; buna karşılık sendikaların yapmış olduğu sözleşmeden yararlanacak işçilerin yüzdesi 76’dan 81’ e çıkmıştır. Genel olarak toplu sözleşmelerin etkinliğinin zayıflaması sendika üyeliğindeki düşmeden daha azdır. Sadece Yeni Zelanda, ABD, Avustralya ve İngiltere’de hem toplu sözleşmeden yararlanacak kişilerin sayısında hem de sendikalaşma oranında büyük oranda düşüş gerçekleşmiştir; toplu sözleşmelerin etkinliğinin zayıflaması sendika üyeliğindeki düşmeden daha azdır ve bu ülkelerde işsizlik düşük oranda seyretmiştir.
  2. Sendikalaşma oranına ilişkin ön yargı, heterojen işçi hareketini homojen tekil bir kurumsal forma indirger. Ayrıca sendikanın karmaşık dinamiklerini sadece kazanma-kaybetme ikiliğine dönüştürür. Örneğin, sendikalaşma oranı Fransa’da niteliksel olarak başka bir şey ölçerken, ABD’de başka bir şeyi işaret edebilir. Zira Fransa’da sendika üyeleri, işçi sınıfı hareketinin liderleriyle uzlaşan, kendini ideolojik olarak mücadeleye adamış aktivistlerden oluşurken, ABD’de ise aktivist olmayan, istihdam koşulları ya da tamamen pragmatik nedenlerle mücadeleye katılan üyelerden oluşur. Bu nedenle sendika yoğunluğu yerine toplu sözleşme kapsamındaki işçi sayısı, politik iktidarın iktisat politikası geliştirirken, endüstriyel ilişkiler sisteminde toplumsal ortak olarak adlandırılan sendikalarla ilişkisini işaret eder. Ayrıca hangi refah rejiminin uygulandığına bağlı olarak, sendikal tercihler ve sendikal kimliğin tabi olduğu kurumsal iklim de değişmektedir. Örneğin AB’de İskandinav tipi sosyal demokrat refah rejimindeki ülkelerde, hem sendika yoğunluğu(%75) hem de toplu sözleşme kapsamı(%92) yüksekken, Akdeniz tipi refah rejimine dahil İspanya gibi ülkelerde sendika yoğunluğu göreli düşük(%15) ama toplu sözleşme kapsamı(%82) örneğin korporatist refah rejimine sahip Almanya’ya göre yüksektir.
  3. İşçi hareketinin iktisadi alanda sadece bir oyuncu olduğu varsayımına karşı çıkmak, diğer alternatif güç kaynakları üzerinde düşünmeyi kolaylaştırır (protesto ve eylemlerden gelen gücünü, ulusal seçimlerdeki politik gücünü ya da işçi hareketini destekleyen diğer politik/toplumsal hareketlerin gücünü). Dolayısıyla sendikalı üye sayısı, mutlaka işçi hareketine bağlanmış kimlikleri göstermez ve sendikalıların işçi sınıfı hareketinin amaçlarına uygun davranacağını garanti etmez.