Ünite 6: Sayısal Çekim ve Müdahale Olanakları

Sayısal Çekim Sürecinde Yeni Olanaklar

Sayısal fotoğraf, hayatımıza girdiği günden bu yana sürekli gelişme kaydediyor. Her geçen gün yeni çekim olanakları ortaya çıkıyor, fotografik imgelerin üretimini kolaylaştıran yeni teknikler hızla hayatımıza giriyor. Bir zamanlar olanaksız olan birçok işlem günümüzde herkesin kolaylıkla uygulayabileceği basit tekniklere dönüşüyor. Üretimi ustalık, bilgi ve beceri gerektiren bazı görsel teknikler bilgisayarda bir kaç tuşa basılarak gerçekleştirilebiliyor.

Fotoğraf makinelerinin kareye yakın ya da dikdörtgen biçimindeki çerçevesi ile sınırlı olan görüş alanları, birçok fotoğrafçının görüntü ve kompozisyon beklentilerini karşılamaktan uzaktır. İnsanın gözü ile gördüğü geniş alanların fotoğraf makinesiyle kaydedilebilir olmaktan uzak olması, fotoğrafçıları farklı arayışlara itmiş, sonunda da panoramik fotoğraf ortaya çıkmıştır.

Panoramik fotoğraf çekimi yaparken, bir üçayak kullanmak şarttır. Panoramik çekimler için tasarlanmış üçayak başlıkları ve özel sistemler de üretilmektedir. Fotoğraf makinesinin yatay veya dikey pozisyonda, ufuk çizgisine paralel olarak konumlandırılması, fotoğrafların düzgün birleştirilebilmesi açısından önemli bir ayrıntıdır.

Bütün çekim alanı için ortalama bir mesafe belirlenmeli ve netleme yapılmalıdır. Daha sonra netleme modunun otomatikten çıkarılıp el ile netleme moduna alınması gerekir. Aksi takdirde, netlemeye etki edecek farklı uzaklıktaki objeler, birleşme noktalarında sorun yaratır.

İnfrared (kızılötesi) fotoğrafçılık, basit bir fizik kuralına dayanır. İnsan gözü ışığın 400 nm ile 700 nm dalga boyları arasındaki spektrumunu görebilir. Kızılötesi fotoğrafta ise, ışığın bu görünen spektrumun dışında kalan 700 nm ile 1200 nm arasındaki bölümü, özel filtreler aracılığıyla görüntülenir.

Dijital kızılötesi fotoğrafçılığı için gerekli olan malzemeler, kızılötesi ışığa duyarlı bir dijital fotoğraf makinesi ve filtreden ibarettir. Pek çok dijital fotoğraf makinesi kızılötesi ışığa duyarlıdır. Makinenin kızılötesi ışığa duyarlı olup olmadığını anlamak için basit bir test yapılabilir. Bunun için en çok uygulanan yöntem, kızılötesi ışın kullanan cihazların kullanım anında yaydığı ışının fotoğraf makinesiyle görüntülenerek kontrol edilmesidir. Bu amaçla, bir televizyonun kumanda cihazının lambası, herhangi bir düğmesine basılarak görüntülenir. Beyaz bir ışık görünüyorsa, makinenin kızılötesi fotoğraf çekimine uygun olduğu düşünülebilir.

Kızılötesi fotoğrafçılığı sadece dijital fotoğraf makineleri için geçerli bir teknik değildir. Geleneksel film fotoğrafçılığında bu teknik için özel filmler üretilir; kızılötesi film, kızılötesi ışığa özel bir duyarlılığı olmasına rağmen, temelde klasik siyah beyaz filmler gibi pankromatik (bütün renklere duyarlı) bir filmdir. Gün ışığına ve UV’ye de duyarlıdır. Özel filtreler kullanılmazsa, kızılötesi filmde elde edilecek görüntülerin diğer (klasik siyah beyaz film) filmlerle elde edilen görüntülerden farkı olmayacaktır.

Doğada, yansıyan her rengin farklı bir dalga boyu vardır. Örneğin, mavinin dalga boyu ile morun veya kırmızının dalga boyu aynı değildir. Aslında bu, fotoğraf çekiminde genel bir sorundur. Çünkü objektif üzerinde, farklı dalga boylarının farklı netlik noktaları oluşur.

Aynı şekilde kızıl ötesinin de dalga boyu farklı olduğundan, netleme noktası farklıdır. Bu sorun, geleneksel makinelerde objektiflerin netleme noktasının yakınında, farklı bir netleme noktası belirlenerek çözümlenmiştir. Dijital makinelerde bunu gidermenin tek yolu ise deneme yanılma yöntemi ile çekilen görüntü ile istenilen sonuç arasında bir netlik ayarının elle yapılmasıdır.

Sayısal fotoğrafın yaşama geçirdiği en çarpıcı tekniklerden biri, HDR sözcükleriyle tanımlanan ve açılımı (High Dynamic Range/Yüksek Dinamik Aralık) olan uygulamadır. HDR tekniği ile oluşturulan bir fotoğrafın en temel özelliklerinden biri, en açık renkli bölgeden en koyu renkli bölgeye kadar bütün alanlardaki detayların görüntülenmiş olmasıdır.

HDR uygulamaları, bu alan için özel hazırlanmış yazılımlar kullanılarak yapılabileceği gibi, Photoshop yazılımı kapsamında HDR için hazırlanmış arayüzlerin kullanımıyla da yapılabilir. HDR tekniğinin uygulanması için, farklı değerlerde pozlanmış en az üç fotoğrafın çekilmesi gerekmektedir. Oysa tek kare olarak çekilmiş bir görüntüye HDR uygulanması da mümkündür. “Yalancı HDR” olarak adlandırılan bu yöntemde, fotoğrafın RAW formatında çekilmiş olması yeterlidir.

Otoportre, yüzyıllardır sanatçıların kendi kendilerini resmetme çabalarını tanımlayan bir sözcüktür. Özellikle resim sanatında çok karşılaşılan otoportre uygulamaları fotoğrafçılara esin kaynağı olmuş, fotoğrafçılar da her dönemde otoportre çalışmaları yapmışlardır. Benzer şekilde, fotoğraf makinesi kullanan çoğu birey, kendi kendini görüntülemek için çaba harcamış, bunun için farklı yöntemler denemiştir.

Bazı sayısal fotoğraf makinelerinin sağladığı kolaylıklardan biri de, fotoğrafçının kendini görüntüleme çabasına çözüm sunmuş olmasıdır. Birçok sayısal makinenin bakaç bölümlerinin elektronik görüntü veren ekran biçiminde olması ve bu ekranların değişik açılarda kullanılabilmesi, elinde makineyi tutan kişinin kendini ekranda görerek otoportresini çekebilmesine ya da birlikte olduğu kişiyle aynı fotoğrafta yer alabilmesine olanak sağlamıştır.

Sayısal fotoğraf makineleri aynı zamanda birer video kameradır. Cep telefonlarının hayatımıza girmesiyle birlikte çok basitleşen sayısal fotoğraf ve video uygulamaları, dünyada birçok taşın yerinden oynamasına da neden olmuştur. Günümüzde kameralı cep telefonu olan herkes birer muhabirdir, gazetecidir. Cep telefonları ile çekilen birçok önemli olay, görüntü kalitesi düşük olmasına rağmen uluslararası TV kanallarında gösterilmektedir.

Sayısal fotoğraf makinelerine “Full HD (1080p)” olarak tanımlanan video çekme özelliğinin eklenmesi, makinelerin daha geniş bir kullanım alanı bulmasına da olanak sağlamaktadır. Video görüntü kaydetme özellikleri, otomatik ışık optimizasyonu, parazit ve ISO parazit azaltma işlevleri ve çevre aydınlatma seçeneği gibi özel etkiler içeren bu makineler, yaygınlaşmaya başlamıştır.

Diğer yandan, sayısal fotoğraf makinelerinin objektif seçenekleri ve görüntü kaliteleri de, normal video kameralara göre daha yüksektir. Sayısal makineler, bu özellikleri nedeniyle de düşük bütçeli reklam filmi, sanatsal amaçlı kısa filmler ve klip gibi çalışmalarda, video kameraya tercih edilmektedir.

Sayısal Çekim Sonrasında Yeni Olanaklar

Sayısal fotoğraf uygulamalarıyla beraber fotoğraf tekniğinde hayata geçen uygulamaların bir bölümü de, fotoğraf çekiminden sonraki süreçte yapılan işlemleri kapsamaktadır.

Çekim sonrası müdahale ve manipülasyon olanakları hiç şüphesiz ki çok fazla alanı kapsamaktadır. Çekim sonrası müdahale ve manipülasyon uygulamalarını fotoğraf makinesi üzerinden ya da bilgisayarda yazılım kullanılarak yapılabilen müdahaleler olarak iki ayrı başlık altında değerlendirmek gerekir.

Siyah-beyaz ya da fotoğrafçılar arasında kullanılan yaygın adıyla Monochrome fotoğraf, özellikle sanat eseri bağlamında yürütülen fotoğraf çalışmalarının en temel uygulama alanıdır. Gerek ilkel iğne deliği, gerek modern makine aracılığı ile fotoğraf çalışan sanatçılar için vazgeçilmez olan, renklerin gri tonlara indirgenmesi, yani siyah-beyaz fotoğraf çalışmalarıdır.

Fotoğrafın çekim sürecinde makine üzerinden siyah-beyaz fotoğraf üretiminin en temel iki yolu bulunmaktadır; birincisi, fotoğraf makinesinin siyah-beyaz çekim modunun kullanılması; ikincisi ise, çekilen renkli bir fotoğrafın menü üzerinden siyah-beyaz çevriminin yapılmasıdır.

Sayısal fotoğraf makinelerinin özellikle yarı profesyonel segment kapsamında yer alan modelleri, çekimin hemen sonrasında fotoğrafa uygulanabilen, etkili bir renk ısısı düzeltme seçeneği sunmaktadır.

Bazı çekim ortamlarında, birden fazla türde ışık kaynağının kullanılması ya da makinenin ilgili ışık kaynağı için sunduğu renk ısısının yeterli çözümü sağlayamadığı durumlar söz konusu olabilmektedir. İki farklı türde floresan lamba (örneğin: sarımsı ve beyaz) ile aydınlatılan bir mekanın çekimi renk ısısı açısından sorunlu olacaktır.

Geleneksel fotoğrafta kullanılan renk düzeltme filtrelerinin mantığı, sayısal makinelerde de kullanıldığı için bu sorunun çözümü anlık müdahaleyle gerçekleşebilmektedir. Özellikle bilgisayar müdahalesi için yeterli zaman olmadığında kurtarıcı haline gelen bu ince ayar sisteminde, düzeltme yapılacak fotoğraf seçilir ve menüden renk düzeltme (color correction) ayarı devreye sokulur.

Günümüzün sayısal fotoğraf makinelerinin ve müdahale olanaklarının getirdiği kolaylıkların en önemlilerinden biri de, fotoğrafçının filtre taşıma zorunluluğunun sona ermiş olmasıdır. Objektiflerin üzerinde her an takılı durumda olan koruma amaçlı filtre ve polarize filtreyi bir zorunluluk olarak kabul edersek, fotoğrafçının başka filtre taşımasına gerek yoktur. Sayısal makinelerin siyah beyaz fotoğraf çekiminde kullanılmak üzere sağladığı sarı, turuncu, kırmızı gibi filtre etkileri, menüden kolayca seçilip uygulanabilmektedir.

Raw Yönetimi ile Müdahale

RAW, en temel tanımıyla, JPG ve TIFF gibi çekim formatlarından biridir. Birçok çekim ortamında en çok kullanılan format, yüksek oranda sıkıştırma içeren JPG formatıdır. TIFF genellikle, çekim koşullarının uygun olduğu ya da stüdyo gibi, ışığın kontrol edilebildiği ortamlarda kullanılan profesyonel ve sıkıştırmasız bir formattır.

Fotoğraf çekiminin yapıldığı ortamın sorunlu olması durumunda; özellikle ışık koşullarının uygun olmadığı ortamlarda çekilen fotoğraflarda sonradan müdahale yapılacaksa ve çekilecek fotoğrafın en yüksek kalitede dosyalanması gerekiyorsa, RAW en uygun formattır.

Üç formatın belirgin farklılıklarından biri, oluşturdukları dosyaların büyüklük oranıdır. En az yer kaplayan JPG, en çok yer kaplayan TIFF iken, RAW dosyası JPG’den biraz daha fazla yer kaplamaktadır.

Fotoğraf makinesinin sensörü, JPG ve TIFF kullanımlarında, görüntüyü işler ve fotoğraf dosyasına dönüştürerek hafızaya aktarır. RAW formatı ise, çekimde elde edilen bilgiyi işlemeksizin, ham olarak hafızaya aktarır. Diğer bir deyişle, fotoğrafa dönüştürmez. Bu durum bir avantaj olarak görülebilirken, RAW formatının en önemli dezavantajını da oluşturmaktadır. Çünkü RAW ile çekilmiş bir fotoğrafın, ilgili bir yazılımda işlenmeden önce kullanımı mümkün olmaz.

RAW formatı, müdahale edilebilirlik açısından son derece elverişli olması nedeniyle, fotoğrafçılar tarafından, “sayısal fotoğrafın negatifi” olarak kabul edilmektedir

RAW formatında çekilmiş bir fotoğrafa yapılabilen müdahale ve manipülasyon oranı, filmdeki müdahaleye göre çok daha fazla olabilir. Beyaz dengesi, pozlama, keskinlik, kontrast, parlaklık, doygunluk, gren düzeyi gibi bir çok özellik, RAW formatını işleyebilen yazılımlar aracılığıyla önemli ölçüde değiştirilebilir; çekim aşamasına geri dönülerek, yapılan hatalar düzeltilebilir, geri alınabilir.