Ünite 2: Sanat ve Fotoğraf

Sanatın Tanımı ve Gelişimi

Sanat geniş anlamları olan bir kavramdır. İnsanın yaşadığı yerden giyim kuşamına, dinlediği müzikten izlediği filme çeşitli mekânlarda yer alan heykellere kadar birçok alanda karşılaştığı bir varlıktır.

Sanatın evrensel nitelikleri, özgünlüğü, tekliği, yeniliği genel bir tanımı haklı olarak engellemektedir. Tarih boyunca her kültür dönemi ve alanı kendine özgü, tekrar olmayan bir sanat yaratmıştır.

Antik dönem, Klasik dönem olarak da bilinir, Antik Yunan ve Roma dönemlerini tanımlamak için kullanılır. MÖ 6. yüzyıl ile MS 4. Yüzyılları kapsar. Antik kelimesi yerine Klasik kelimesi de kullanılır.

Sanat olarak nitelendirdiğimiz şeyler, bir bakıma sanat kavramını yorumlama şeklimize göre değişir.

Sanatın ne olduğu ile ilgili bir sonuca ulaşmak için sadece görsel sanatlarla sınırlanmamalı, genel kabul gören sınırlar içinde kalmamalıdır.

Sanat, yapay olması nedeniyle doğanın ve doğal hayatın ötekisidir. Antik Yunanca’da sanatı ifade eden tekhne kelimesi, Latince karşılığıyla “ars” doğayı dönüştürmek anlamına gelir. Türkçede sanatın karşılığı sanayidir. Sanat ve zanaat demek olan sınaattan gelir. Rönesans’la birlikte sanat, ayrı bir bilgi sistemi olarak örgütlenmeye ve kurumsallaşmaya başlar ve zanaattan farklı Güzel sanatlar tanımlanır, akademiler kurulur.

Güzel sanatlar , estetik olan ve zekâyla bağlantılı olan sanatlardır.

Akademiler , resim, çizim ve heykelin zanaat olarak kabul edilmesi ve sanatçıların zanaatkar olarak olarak görülmesinden rahatsız olan bazı İtalyan sanatçılar, 16. yüzyılın sonunda örgütlenerek sanatlarının entellektüel ve yaratıcı yönlerini ön plana çıkarmayı amaçlamışlardır.

Sanatta eskiye dönme, taklit etme yeni bir eser oluştururken sanatsal anlatımı hepten eksik kılar. Yani o ürünü sanat eseri olmaktan çıkarır ya da taklit sınıfına sokar. Sanatın tanımlanmasına ilişkin bir diğer güçlük ise izleyiciler/alıcıların ortaya koyduğu yargıdan doğar.

Batı geleneğinde kabul gören disiplinler, araçlar ve konular, yaygın sanat anlayışımızla örtüşür. Yağlı boya bir manzara resmi, mermerden bir portre ve bir gravür güzel sanatlar olarak nitelendirilir ve buna bakarak sanat kavramının kolay olduğu düşünülebilir. Bununla beraber, sanat müzelerindeki her şey sanat olarak sınıflandırılıyorsa kimi zaman sergilenen çanak- çömlek, mücevher, tekstil ürünleri, cam ve benzeri nesneleri de düşünürsek sanat kavramı sınıflandırılırken resim heykel ve benzeri işlerle beraber zanaat veya uygulamalı sanatların da bu tanıma dâhil olduğu görülür.

Sanat ve zanaat, Rönesans’a kadar eş değer tutulmuştur. Sonra sanatçının bağımsızlaşması ve sanat eserlerinin değişmesi, özgünleşmesi ve sanat eserlerinin belirli kesimlerin tekelinden kurtulmasıyla, akademiler aracılığı ile 19. yüzyıla kadar belirli standartlar devam etmiştir. Kuramsal temelleri Rönesans’a dayanan güzel sanatlar sınıflaması yapılarak sanat-zanaat ayrımı tartışılmıştır. Rönesans’la başlayan sanat, yeni şekli modernizm ve günümüzde tanımı hâlâ tam olarak yapılmamış postmodern uygulamalar ile devam etmektedir.

Modern sanat , Latince modo kökünden türetilmiş, şimdi anlamına gelir. 18-19. yy. endüstrileşme çağını işaret eder.

Postmodernizm , şimdiden ya da modern sonrası anlamına gelir. Modernizme karşı bir reaksiyon olarak da görülür.

Güncel sanat ; ilk olarak 1970 sonrası gündeme gelen güncel sanat uygulamaları, 1980’den sonra ve 1990’lı yıllarda sanat ortamlarının gündemini oluşturur. Düşünceyi ön plana alan ve kavramsal bir yanı olduğu için, izleyicinin güncel sanatla ilişkisi, geleneksel estetik değerleri bir yana bırakmayı zorunlu kılar.

Sanatı tanımlamak zordur. Bir sanat müzesinin içindekiler, neyin sanat olup olmadığını ayırt etmeye yardımcı olabilir ama bu kesin bir ölçüt değildir. Müzede sergilenen her şeyin sanat olduğunu varsaysak bile, çıkabilecek şu sonucu kabul etmek mümkün olmayabilir: Sanat bir müzede sergilenmek zorunda değildir. Bütün sanat eserlerinin sergilenmesi mümkün değildir.

Avangard sanat, günün onaylanmış ve geçerli sanat anlayışlarını yadsıyan deneyci sanatçıları ve onların yapıtlarını niteler.

Bir işin, bir nesnenin sanat eseri olması için hangi koşulların gerekli olduğunu belirlemeye çalışalım:

  • Sanatı, insan üretir, sanat eserini insan yaratır.
  • Sanat eseri kalıcılık özelliği taşır.
  • Sanat bir biçim yaratır, kendini biçim ile ifade eder. Biçim yoksa orada sanat da yoktur.
  • Sanat bir eğlenme, oyalanma aracı veya bir lüks değildir.

O hâlde, belirli bir konu ve içerik taşımayan güzellik sanat sayılmaz. Genel çizgileriyle, tanım vermek gerekirse: Sanat, belirli bir düşünme şekliyle duyguları harekete geçirmek, ilgili sanat disiplininin araçlarıyla özgün ve yeni anlatımlarda bulunmak, yaşama ait yeni şeyler önermek, sanatçı ve izleyici açısından ise estetik haz oluşturmaktır.

Bazı sanatçıların ve felsefecilerin, sanat ile ilgili düşüncelerine bakılırsa sonsuza dek sanatın tek bir tanımının olmayacağı anlaşılır;

  • Platon, sanat ve güzelliğin asıl kaynağını arayıp öncesiz, sonrasız ve tanrısal olan öz yapısını saptamak istiyor.
  • Aristoteles, güzeli açıklayan sanata vurgu yaparak gerçekliğin taklit edilmesidir, diyor.
  • Kant, duyguları ve duyarlılığı incelemek için, estetiği genel bir kavram olarak kullanıyor.
  • Hegel, sanattaki güzelliğin doğadaki güzellikten üstün olduğunu iddia ediyor. Sanatın bir taklit olmadığını, gerçek sanatın bir yaratma sürecinden geçtiğini savunuyor.

Sanatın birçok alanında; anlatım, şekillendirme, ürün oluşturma benzerlik gösterir. Fark, sanatsal ürünü ortaya çıkarırken kullanılan malzeme ve sanatsal düşünme biçimindedir.

Sanatsal uygulamalarla ilgili olarak duygu, duyarlılık, güzellik, haz, coşku gibi kavramlar söz konusu olduğunda Estetik konusu gündeme gelir.

Genel anlamda estetik; güzelin ne olduğunu, sanatın özünü ve kaynağını, değerini araştıran felsefe dalıdır şeklinde tanımlanır. Genellikle Sanat Felsefesi anlamına gelen estetik, kimi zaman bilim dalı olarak da tanıtılmıştır.

Sanat insanlık tarihiyle beraber oluşmaya başlamıştır. Eski tapınakların yapımı, resim ve heykel yapımı veya dokuma gibi etkinlikleri sanat sayarsak dünyada sanatçının bulunmadığı tek bir topluluk yoktur. Sanatın başlangıcı ve gelişimi de oldukça belirsizdir.

İlkel insanlar tüm insanlığın geldiği ilk koşullara daha yakın oldukları için ilkel olarak tanımlanmaktadır. İlkeller için yararlılık açısından, bir kulübenin yapımıyla bir görüntünün üretimi arasında hiç ayrım yoktur. Kulübeler onları yağmurdan, rüzgardan, güneşten ve kendilerini yaratmış olan ruhlardan korur. İmgeler ise doğal güçler kadar gerçek olan öteki güçlere karşı korur. Resimler ve heykeller, büyüsel amaçla kullanılır. Hatta sanat, farklı zamanlarda ve farklı yerlerde farklı anlamlara gelebilir.

Fotoğraf makinesinin bulunması insanın görüşünü değiştirdi. Görünen nesneler başka bir anlama gelmeye başladı. Fotoğraf makinesinin bulunuşu daha önce yapılan resimlere bakışı da değiştirdi. Görünen nesneler başka bir anlama gelmeye başladı. Bu durum resimlere de yansıtıldı.

En etkili iletişim araçlarından olan fotoğraf, yaygın kullanımı açısından çok tercih edilen uygulama alanıdır.

Günümüz sanat dünyasında yer alan fotoğraflar, niceliksel olarak göz önüne alındığında, fotoğrafın ne zaman sanat olduğu sorusu gündeme gelmektedir. Bu konuda bazı yaklaşımlar fotoğrafın anlaşılması açısından önemlidir. Fotoğrafçılığın, sanatın bir kategorisi olan Fotografik Sanat olduğunu, fotoğrafçılığın, sanat adı verilen şeyi üretmek için kullanılan yöntemlerden biri olduğu, fotoğrafçılığı kullanan sanat ve fotoğrafçılığın sanattan farklı bir şey olduğuna dikkat çeken Fotoğrafçılık terimleri kullanılmaktadır.

Tüm tanımlar fotoğrafın, sanat olup olmadığına ilişkin sağlam bir görüş ortaya koyamaz. Bunun nedenlerinden biri 1990’lardan sonra ortaya çıkan dijital kameralarla birlikte, fotoğrafın kolaylıkla çekilmesidir. Resme göre çok daha kolay oluşturulma iddiası, fotoğrafın sanat biçimi olmasını tartışır.

Fotoğrafçının kamera, objektif, ışık kaynağı ve buna benzer ekipman bilgisinin yanında sanatsal bilgisi de fotoğrafı oluşturmasında önemli niteliklerden biri sayılır.

Fotoğrafçılık teknikleri zaman içerisinde değişmektedir. Filmli fotoğrafçılıktan, dijital uygulamalara geçişte olduğu gibi ışık ve kompozisyon konusu, fotoğrafçılığın sanatla ilgili en temel konusu olarak devam etmektedir. Bu konu, sanatçının görsel okuryazarlığına bağlı olarak değişip gelişmektedir.

İki Boyutlu Yüzeyin Kullanımı

İki boyut en ve boy olarak da açıklanacağı gibi, yüzey olarak da nitelendirilebilir. İstisnalar hariç olmak üzere, resim ve fotoğraf iki boyutlu yüzeylere uygulanan sanat türlerindendir.

Fotoğrafın düz bir yüzeyde sanki gerçekmiş gibi görünmesi veya üç boyutlu etkisi, ışık ve renk ile ilgili fiziksel bir olaydır. Fotoğrafta, üçüncü boyutu hissettiren durum derinlik duygusudur. Bu durum özellikle çizginin yönlerinden kaynaklanmaktadır.

Fotoğraftaki iki boyutlu yüzeyden anladığımız, Vizör görüntüsünün, yatay ve dikey sınırlarının belirlenip deklanşöre basılması sonucu oluşan görüntüdür.

Birçok sanat dalında olduğu gibi fotoğrafçının da en büyük kaygılarından biri vizör dediğimiz dikdörtgen içerisinde estetik kaygılarla bir görüntü yakalamasıdır. Sanatçının, görüntünün sınırlarını belirlemesi resim ve fotoğraf alanında vazgeçilmez bir unsurdur. Yüzeyin fiziksel olarak sınırlandırılması sanatsal endişelerle gerçekleşen bir çabadır, bir görme biçimidir.

Temel fotoğraf bilgisine sahip fotoğrafçının kendi anlatım tekniğini oluşturması, çekim deneyimi ile ilgilidir. Fotoğrafta, iki boyutlu yüzeyin kullanımına ilişkin tercihler, sanatçının bir anlatım dili oluşturmasına da yardımcı olabilmektedir.

Bir fotoğrafta, grafiğe dayalı ilişkiler doğru kurulmuş ve tasarlanmışsa izleyiciler fotoğrafla ilgili mesajları doğru anlayacaklardır.

Fotoğraf ve Sanat İlişkisi

Fotoğraf makineleri, dünyayı görme ve olduğu gibi kaydetme konusunda son derece başarı göstermektedir. Bu durum, güzel sanatların doğayı taklidini ve görüntülerin yansıtılmasını artık anlamsız kılmaktadır.

Fotoğrafla birlikte artık sanat, doğanın yansıtılması ve taklidi değildir. Çünkü fotoğraf denen yüzeydeki dikdörtgen biçimli görüntüler, resimlerin olmayacağı kadar doğru olma iddiasındadırlar.

Çevremizdeki nesneleri görmemizin ön şartı, ışığın nesnelere çarparak onları şekillendirmesi ve görme duyularımız aracılığı ile algılamamız. Bu fizik olayı, görüntüleri resim ya da fotoğraf olarak oluşturmamızı sağlar. Fotoğrafı sanat yapan en önemli özelliklerden biri, fotoğrafçının görme biçimidir.

Resim ve fotoğrafta sanatçının bu farklı yaklaşımı;

Görme biçimi , imgelerle ilgilidir. Fotoğrafçı açısından bu seçim, çekim konusunun bulunmasıyla başlar.

İmge , hayal dünyamızda tasarlanan, nasıl olduğunu bildiğimiz, bilincimizde beliren nesne ve olaylardır.

Sanatsal üretim olarak fotoğrafçılık güzel sanatlar içerisinde resim sanatına göre daha geride kalmıştır. Bununla beraber 20. yüzyılın başında fotoğrafçılık, bazı sanatçılar tarafından resim sanatına paralel ve eşit bir yaratıcı etkinlik olarak uygulanmıştır. Birçok fotoğrafçı ve eleştirmen, bu ortamı bağımsız bir sanat biçimi olarak desteklemiştir.

Fotoğrafın Kullanımı

Fotoğraf kelimesi Latince photos ve graphis sözcüklerinden gelmektedir. Photography kelimesinin anlamı, ışıkla çizmek olarak dilimize çevrilebilir. Fotoğraf görüntüsünden bahsedebilmemiz için ışığın olması gerekmektedir, ışığın nesnelerden yansıyarak film veya sensörler üzerine bıraktığı iz, görüntüsünün oluşmasına neden olmaktadır.

Fotoğraf makinelerinin atası olarak bilinen Camera Obscura görüntüyü kopyalamaya yardım eden bir teknikti ve Rönesans dönemi sanatçıları tarafından bilinmekteydi. Bu tekniğin kullanımı çok daha eskilere gitmekteydi.

Başlangıçta fotoğrafçılığın gelişimine tesadüflerle katkı sağlayan bilim ve sanat insanları, zaman içerisinde, fotoğrafçılığın dijital olarak günümüze ulaşmasına yardımcı olmuşlardır.

Fotoğraf teknikleri ile görüntünün kaydedilmesi konusunda ilk sonucu 1826’da Josep Nicephore Niepce tarafından elde etmiştir. Camera Obscura içerisinde koyduğu duyarkatı, sekiz saat pozlandırarak ilk görüntüyü yakalamıştır. 1837 yılında Jacques Mande Daguerre, pozlama süresini 1-2 saate indirerek ilk fotoğrafını çekmiş ve buluşunu kendi adıyla tescil ettirmiştir.

Daguerre’nin en yaygın dönemi 1839-1850 arasını kapsar ve en çok Amerika’da gelişir. Önemli sorunları; poz süresinin uzun olması, tek kopya olması, renk ve ton aralığının olmaması, metal levhadan oluştuğundan ağır oluşu, oksitlenmeden etkilenmesi ayrıca metal levhanın çizilir olması biçimindedir.

Daha sonra kutu fotoğraf makineleri oldukça önemlidir. Bugünkü makinelerin atası olarak da kabul edilir. 19. yüzyıl sonunda Kodak firması tarafından, Amerika’da piyasaya sürülen makine basit bir mercek ve diyafram düzeneği ile sonsuza netlemekteydi. 20. Yüzyıl başına kadar Kodak Eastman markası tek ürün olmuştur.

Fotoğraf makineleri, kullanım amaçlarına göre farklı teknik özelliklere sahiptir. Kimisi sensör büyüklüklerine göre çeşitli türde ve özellikte tasarlanmaktadır. Bunlardan 35 mm makineler, reflex makineler, poloroid ve stüdyo makineleri ve dijital makineler olarak bazı türleridir.

Dijital makineler kolay kullanımı, manuel ve otomatik ayarlarının yanında birçok seçenek sunması, çok sayıda çekim yapma şansı, hemen izleme olanağı, görüntünün paylaşımı ve aktarımı görüntüye ait teknik bilgiler ve buna benzer birçok avantaj sunmaktadır.

Dijital makinelerin diğer en önemli özelliği görüntünün sayısal olarak kaydedildiği sensörlerdir.

Kadraj , görüntü yakalanmada en önemli aşamadır. Görüntünün sınırlarını sanatçı duyarlılığı ile belirlemektir. Bu anlatım ve yorumlama şeklidir. Bu işlem, makinenin, vizör denilen penceresinden yapılmaktadır.

Pozlama , görüntü oluşabilmesi için ihtiyaç duyulan ışık miktarına denir. Pozlamada diyafram ve enstantane gibi değerlerle daha etkili sonuçlara ulaşmak mümkün olabilir. Makinelerde otomatik ışık ölçerlerle diyafram, enstantane ve ISO değerleri ölçülmektedir.

Beyaz Dengesi, beyaz ışığın renk ısısı 5.500 kelvindir. Görüntüleme ortamlarında ışığın renk ısısı 5500 K’nin üstündeyse yeşil, mavi ve mora geçerken altındaki ısı değerinde ise sarı, kırmızı ve turuncuya kaymaktadır. Dijital makinelerde bu sorun Beyaz Dengesi özelliği ile otomatik veya manuel olarak ayarlanmaktadır.

Netlik , görüntünün alan derinliği de göz önüne alınarak makine ve konu arasındaki mesafenin optik ayarlamalarla, görüntünün sensör ve vizörde oluşmasını sağlamaktır. Netlik ayarları manuel ve otomatik olarak çoklu alanlar için veya noktasal olarak seçilebilir.

Keskinlik , fotoğraftaki alanların, planlarının daha belirgin hâle getirilerek görüntünün oluşturulmasıdır.

ISO-ASA , film veya sensörlerin ışığa duyarlılıkları ile ilgili göstergedir. Düşük ISO değerlerinde daha fazla ışığa ihtiyaç duyulur veya hassasiyeti yüksek görüntüler elde edilir. Düşük ışıklı ortamlarda çekim ihtiyacı için yüksek ISO değerleri kullanılır, elde edilen görüntünün hassasiyeti düşük olur veya görüntü grenli olur.

Objektif , görüntünün film veya sensör üzerine istenilen kalitede ulaşmasını sağlayan mercekler sistemidir. Farklı çekim teknikleri için farklı objektifler kullanılması gereklidir. Objektifler değişken ve sabit odaklı objektifler olarak ikiye ayrılmaktadır.

Diyafram , objektif üzerinde bulanan birimdir. İçinden geçen ışığın şiddetini ayarlayan, genişleyip daralabilen mekanizmadır. f ile gösterilir. Rakamlar küçüldükçe daha çok ışık alır ve alan derinliği azalır. Rakamlar büyüdükçe daha az ışık geçer ve alan derinliği artar.

Alan Derinliği , odaklama yapılan noktanın önü ve arkasını da kapsayan, net görülen bölgedir. Bölge fazla ise geniş alan derinliği, az bir bölgeyi kapsıyor ise dar alan derinliği olarak tanımlanır. Alan derinliğini belirleyen faktörler;

  • Objektifin odak uzunluğu; geniş açılarda alan derinliği artarken dar açılı objektiflerde alan derinliği sığlaşmaktadır.
  • Diyafram açıklığı

Konu alanlarına göre fotoğrafın kullanımı farklılık göstermektedir.

Haber fotoğrafları, doğanın ve yaşamın en önemli tanıklarıdır ve bünyesinde diğer fotoğraf türlerinin çoğuna yer vermek zorundadır.

Haber fotoğraflarının bazı temel özellikleri şöyledir:

  • Düşünsel bir yanının olması
  • İkna etme gücünün olması
  • Tarihe tanıklık etmesi
  • Anlık olması
  • Yazıyla desteklemesi

Belgesel fotoğrafçılıkta konular çok çeşitli olabilir; sıradan ve güncel sorunlar kadar birçok konu belgesel fotoğrafçılıkta öyküsel olarak anlatılabilir.

Bu türde amaç, fotoğraflarla bir hikâye anlatmaktır. Belgesel, günümüz sorunlarına tanıklık ederek topluma bilgi akışı sağlar, farkındalık yaratır.

Reklam fotoğrafçılığı ticari üretim alanlarını kapsadığı için, birçok sektörü ilgilendirmektedir. Sektörel fotoğrafçılık da denmektedir. Çalışma alanı stüdyo ve dış mekânlar olabilir.

Fotoğrafçılık olanları oldukça çeşitlidir.

  • İç mekân-mobilya fotoğrafçılığı
  • Ev tekstili fotoğrafçılığı
  • Gıda ürünleri fotoğrafçılığı
  • Moda fotoğrafçılığı
  • Ürün fotoğrafçılığı
  • Endüstriyel fotoğrafçılık
  • Portre fotoğrafçılığı

Fotoğraf çekme araçlarının çoğalması ve yaygın kullanımının bir sonucu olarak fotoğraf günlük yaşamın vazgeçilmez unsuru hâline gelmiştir. Bununla beraber özel günlerimizi de fotoğraflamak söz konusu olduğunda beklentilerimizde artmaktadır.

Stüdyo fotoğrafçılığı aslında reklam fotoğrafçılığı veya ürün fotoğrafçılığı ile aynı kategoride değerlendirilebilir. Çalışılarak ürünün büyüklüğüne göre stüdyolar hazırlanır.

Sokak fotoğrafçılığı yaşamı belgeleyen fotoğraf sanatının en ilginç türlerinden birini oluşturmaktadır. Fotoğrafçılık dalları arasında zahmetli ve eğlenceli alanlardan biridir. Daha çok doğal ışıkla çekimler gerçekleşirken mimari ve belgesel anlamda da çekimleriyle katkı sağlarlar.

Mimari fotoğraflar denildiğinde, tarihî yapılardan modern yapılara kadar birçok mimari form akla gelebilir. Kamu kurumu ve özel birçok kurumun tanıtım açısından başvurduğu vazgeçilmez bir fotoğrafçılık türünü oluşturur.

Portre fotoğrafları, insanın kişiliğini, duygusal durumunu ve diğer bilgilerini aktaran, ifadesinin kişiye özgü aktarıldığı bir fotoğraf türüdür.

Portre fotoğrafları, sanat amaçlı veya ticari olsun, çok tercih edilen bir türdür. Ticari amaçlı çekimlerde stüdyo koşulları gerekse de bunun dışındaki ortamlar için özgürce çekimler yapılabilir, farklı çekim açıları, farklı ışık koşulları ve kişinin yaşamıyla ilişkili mekânlar etkili sonuçlar sağlayabilir.

Müzeler, sanatı sistematik, bilimsel bir tasnif sistemine sokar. Önceden dinî konulu ve saray hayatını konu alan sanat, müzelere girince daha hümanist bir şekle gelerek sanat tarihini, dolayısıyla da insanlık ve uygarlık tarihini anlatır. Bununla beraber müzelerin antik uygarlıkların yağmalanması ile kurulmuş kurumlar olması da günümüzde tartışılan bir konudur.

Müzecilik ise müzelerin, galerilerin ve sergi alanlarının daha genel olarak koleksiyonlarını nasıl sergilediğinin ve bunun ziyaretçilerin anlayış ve yorumunu nasıl etkilediğinin incelenmesidir. Diğer bir tanımla; koleksiyon özelliği olan eserlerin toplanması, korunması ve sergilenmesi ile ilgili çalışmaları kapsar. Koleksiyon, belgesel değerleri, güzellikleri, fiyatları, ender bulunmaları gibi niteliklerinden dolayı toplanarak sınıflandırılan eşya topluluğudur.

Pek çok koleksiyoncu sayesinde bugün resmî ve özel müzeler açılmıştır.