Ünite 3: Sanat Epistemolojisi, Sanat Ontolojisi ve Sanat Etik İlişkisi

Giriş

Bu ünitede estetiğin felsefenin alt alanları olan epistemoloji, ontoloji ve etik ile olan ilişkisini inceleyeceğiz.

Sanat Epistemolojisi

Sanatın bilgi ile arasındaki ilişkinin ele alındığı bir alandır. Cevap aranan temel soru: Sanatın bilişsel değeri var mıdır? Bu, sanat bilginin kaynağı olabilir mi, anlamına gelen bir sorudur.

“Bilişsel” sıfatı; duygular aracılığı ile algılama, bellek işlevleri, akıl yürütme ve bilgilenme işlevlerini kapsayan üst düzey zihinsellik süreçlerine karşılık gelmektedir. Başak bir değiş ile “bilişsel” sıfatı genellik ile bilgi kavramını da içine alan daha geniş bir küme olarak anlaşılmaktadır.

Sanatın bilgi ile kuracağı ilişki önermesel bilgi türü ile yani bir başka değiş ile gerekçelendirilmiş doğru inanç olan bilgi türü ile aynı olamayacağı ortadadır. Ama bilgi “ gerekçelendirilmiş doğru inanç ” olarak tanımlandığında başka türlü bir bilgilenme de mümkün olmayacaktır.

Bu konuda iki ayrı görüş ortaya çıkar:

  • İlki sanatın dünyayı anlamlandırmamıza etkisinin olabileceğidir.
  • Diğeri ise bilgi tanımı doğrultusunda sanatın bilgi üretmede gerekli şartları yerine getiremeyeceğini savunurlar.

Bu son grup da ikiye ayrılır:

  • İlki doğru inanç üretse bile gerekçelendiremeyeceği,
  • İkincisi ise doğrular ile ilgisi olmadığı için bilgi üretemeyeceğini savunanlardan oluşur.

O halde sanatın bir bilgi kaynağı olduğunu iddia edenler bilginin sadece “ gerekçelendirilmiş doğru inanç ” olarak tanımlanamayacağı kanısındadırlar.

Sanatı bilgi kaynağı olarak ele alan ilk filozof Platon ve Aristoteles’tir. Platon’da sanat kötü bir anlama sahiptir. Çünkü gerçeğin görüntüleri (eidola) ve kopyaları, benzetmeleri (mimesis) ile uğraşmaktadır. Dolayısı ile sanatçılar, gerçek ile ilişkisi olmayan sanılar ile (doxa) ilgilenirler akılla ulaşılan, rasyonel bilgi ile alakaları yoktur.

Aristoteles’e göre sanat nesnesi ile karşılaşan sana izleyicisinin kendisini sanat nesnesi ile özdeşleştirmesi ile (katharsis) arınır. Bu sayede de gündelik yaşamda rasyonel düşünme olanağını yakalar. Yani Aristoteles, sanatın dünyayı anlamlandırmamıza katkısının olabileceği görüşündedir.

Usçular (rasyonalistler) ve deneyciler (empiristler) kurgusal ve temsili durumlardan öğrenmenin imkânsız olduğu görüşünde birleşirler. Aydınlanma dönemine bir tepki olarak ortaya çıkan Romantizm ise akla ek olarak duygulara, sezgilere de önem vermişlerdir. Onlara göre dünyayı anlamanın tek bir yolu yoktur.

Ayırt edilmesi gereken önemli bir nokta sanattan öğrenmek ile etkilenmektir. “Öğrenme” bilgi ile “etkilenme” ruh halleri ile ilgilidir. Etkilenme öğrenmeyi sağlayabilir ama ikisi arasında bir gerektirme yoktur. Öğrenmek gerekçelendirmeyi gerektirir, etkilenmede ise bunun hesabını vermek zorunda değilizdir.

Sanatı bir bilgi kaynağı olarak almanın yolları şöyle sıralanabilir:

  • Sanatı bir bilgi kaynağı olarak almanın yollarından ilki: Bilişsel uyarım kaynağı olarak görmektir. Bilişsel uyarım ise kişinin bilinçli yaşamını harekete geçiren etkinliklerdir. Sonuçta sanatın bu yönünü araştırmak onun nasıl bir bilgi sağladığını anlamaya çalışmaktır.
  • İkinci yok ise, sanatın deneyimsel bilgi sağladığını iddia etmektir. Ancak bu şekilde duyular yolu ile edinilenin bilgi olabilmesi için gerekçelendirilebilir olması unutulmamalıdır. Novitz deneyimsel inançlarımızı gerekçelendirme sorununa dair “empatik inançlar” görüşünü öne sürmüştür. Edinilen inançlar geçmiş ve gelecek inançlarımız ile bağdaşıyor ise bu durumda empatik bilgi yerine geçerler.
    Empati kelime anlamı olarak insanın kendisini karşısındakinin yerine koyarak, onun duygu ve düşüncelerini anlamak ve hissetmektir. Bu bağlamda “karşısındaki” ile anladığımız bir sanat yapıtı olacaktır.
  • Üçüncü bir yol da sanatın ahlaki bilgi sağladığı iddiasıdır. Tabi bu anlamda bir bilgi önermesel bilgi olmanın yanında bir şeyin nasıl yapılacağı ile ilgili olarak pratik bilgileri de içeren bir kavram olacaktır.
  • Dördüncü yol; sanatın bilgi kategorilerini şekillendirdiği iddiasıdır. Örneğin “kavramsal bilgi” kategorisi yeni bir biçim kazanabilir.

Sonuç olarak bu bölüm bize farklı bilgilenme yollarının olduğunu kabul edilebilecek tek bilginin önermesel bilgi olmadığını göstermiştir.

Sanat Ontolojisi

Ontoloji varlıkları inceleyen alandır. Varlık kategorileri de fiziksel, zihinsel, somut, soyut, tümel, tikel, olarak ayrılır.

Genel olarak resim ve heykel eserlerin tekil varlıklar olarak görülür ve bunların alınıp satılabileceği ve sahibi ile birlikte yer değiştirebileceği düşünülür. Klasik müzik ve edebiyatta ise çoklu varlıklar olarak değerlendirilir. Onlar istenildikleri kadar çoğaltılabilir, başkaları tarafından sunulabilir ve yine de varlıklarını sürdürmeye devam ederler.

Sanat ontolojisindeki görüşlerden biri eserlerin sadece fiziksel nesneler olduklarıdır. İngiliz felsefeci Collingwood, Sanatın İkeleri adlı eserinde hayali varlık görüşü ile bu görüşe iki açıdan karşı çıkar:

  • İlki sanat nesneleri fiziksel nesnelerden farklıdır çünkü onların ortaya çıkmasında hayal gücü şarttır. Hatta bazen, maddi olarak ortaya çıkmasından önce sanatçının kafasında yaratılması yeterdir.
  • İkinci olarak da sanat yapıtını görmek için de hayal gücü gerekir. Çünkü sanat yapıtları sanatçının yaşadığı duyumu izleyenlerine aktarmak için kullandığı bir araçtır. Bu görüşün sorun olabilecek yanları orijinal eserin zarar görmesinin bu görüşe göre önemli olmaması, eserlerin alınıp satılmasının olanaksızlığı ve sanat eserini ortaya çıkaran zihinsel durum ortadan kalktığında eserin de ortadan kalkacağı ya da tam tersinin yaşanacağıdır.

Bu alandaki diğer bir görüş de eserlerin soyut varlıklar olduklarıdır. Bu tip-örnek kuramıdır. Örneğin Türkçenin alfabesindeki “A” harfi bu alfabenin ilk harfidir dediğimizde bu bir harf tipidir ama “ama” yazında geçen “A”lar ise bu harf tipinin iki örneğidir. Örneğin bir Roman yazıldı ise, bu roman soyut bir varlık olarak, bir tip olarak var olur ve yok edilemez. Bu bahsi geçen romanın baskıları ise o tipin örnekleri olur.

Tip örnek kuramının sıkıntısı tip olarak var olan soyut varlıkların örnekleri olan somut varlıklar ile nedensel etkileşimin aralarında olamayacağıdır.

Sanat Etik İlişkisi

Bu araştırma genel olarak sanatın etik eleştirisi adı altında yapılmaktadır. Bu sanatın yorumlanmasında ve değerlendirilmesinde ya da bir sanat eserinin sanatsal açıdan değerlendirilirken etik unsurlar dikkate alınmasının eleştirisidir.

Bu durum iki karşıt duruş ortaya çıkarmıştır. Sanat eserinin ahlaki değerine göre belirlenmesini savunan ahlakçılık (moralizm) ve ahlaki kategorilerin sanata uygulanamayacağını, onların sadece estetik değerlere göre değerlendirilmesi gerektiğini savunan özerkçilik (otonomizm) (estetikçilik). Bu iki noktanın dışında yapılan çalışmalar ılımlı ahlakçılık ve özerkçilik anlayışlarının gelişmesine de yol açmıştır.

Aşırı Ahlakçılık ve Aşırı Özerkçilik

Bir sanat eserinin estetik değeri eğer ahlaki değeri ile belirleniyor ise bu aşırı ahlakçılıktır. Bu noktada belirleyici olan sanatın amacıdır. Bu amaca uygun ise iyi değil ise kötüdür.

Eğer sanat sadece saf estetik özellikleri açısından ele alınıyor ise bu aşırı özerkçiliktir. Buna göre eserlere ahlaki ya da toplumsal açıdan yaklaşılamaz. Bu görüşü savunanların sloganı “sanat sanat içindir”dir ve genellikle soyut resim ve soyut müzik gibi sanat eserlerine önem verirler. Ancak soyut eserler bir sanat eserinin ahlaki açıdan değerlendirilemeyeceği savını desteklemez.

Aşırı özerkçiliğin;

  • İlk nedeni etik boyut estetik açı ile ilgili değildir,
  • İkinci neden ise sanat eserlerini estetik olarak değerlendirmek istediğimizde sahip olduğumuz tutum, estetik tutumdur.

Posner bu konuda üç neden ileri sürmüştür:

  • İlki, edebi eserlere tutulmak bizi daha iyi yapmaz,
  • İkincisi, edebi eserlerde karşılaşılan ahlaki değerleri sorgulamamalıyız ve
  • Üçüncüsü, yazarın ahlaki niteliği ya da görüşleri eserlerinin değerini etkilemez.

Ilımlı Ahlakçılık ve Ilımlı Özerkçilik

Ilımlı özerkçiliğin aşırı olandan farkı ahlaki kusur ya da üstünlüğün belirli sanat biçimlerinin içeriğinde bulunabileceği ve kimi durumlarda verilecek olan ahlaki yargıların yerinde olabileceğidir. Onlara göre sadece sanat yapıtlarının estetik boyutu özerktir. Yani bazı sanat yapıtları hem estetik hem de ahlaki olarak değerlendirilebilir. Çünkü yapıtın estetik ve ahlaki değerlendirmelerin arasında ilişki yoktur.

Ilımlı ahlakçılık farklı olarak, bazı sanat eserlerinin ahlaki değerlendirmesinin yapılabileceği ve hatta kimi durumlarda ahlaki kusur ya da üstünlüğün estetik değerlendirmede rolü olabileceğidir. Bu durumu savunanlara gelen eleştiride bu noktadır ve ahlaki bilgi ve değerlendirmenin aynı zamanda estetik olduğunu bir sebebi yoktur.

Bu iddiaya karşıt olarak da Noel Carroll ve onun gibi düşünen diğer ılımlı ahlakçılar da ahlaki varsayımların sanat yapıtlarının planındaki önemini vurgulamıştır. Ayrıca etik değerleri ile ön plana çıkan eserlerin etik değerlerini de belirleyici olduğu konusunda Picasso’nun Guernica adlı tablosu örnek gösterilebilir.

Bu konuda diğer bir önemli konuda sanat eserinin eğitimsel olup olmadığıdır. Özerkçiler öğrenilemeyeceğini savunurlar. Ilımlı ahlakçılar ise buna karşı çıkmışlar var olan ahlaki duygu ve ilkeleri harekete geçirdiğini savunmuşlardır. Bazı durumlarda da yeni duygu ve kurallar öğrettiği de iddia edilebilir.

O halde buraya kadar yapılan tartışmalardan da anlaşılacağı gibi önemli noktanın estetik olanın ne kadar dar ya da geniş tanımlanması ile alakalı olduğudur. Dar bir estetik tanımı ile eserin estetik değeri ve eseri eser olarak takdir etmemizde yetersiz kalacaktır.

Ilımlı ahlakçıların kullandığı diğer bir argüman da “ortak neden argümanı” olarak geçer. Bu argüman, bir yapıtın ahlaki olarak kusurlu olmasının nedeni ile yapıtın estetik açıdan kusurlu olmasının nedeninin aynı neden olduğunu savunmaktır.

Carroll’a göre anlatısal eserlerdeki içeriği kavrayabilmemiz için ahlaki anlayışımızı kullanmamızı gerektirecek biçimde eksiktir yani tamamlanmamıştır. Bu durumda ise izleyici sanat eserine tam anlamı ile bağlanamayabilir. Bu sebeplerden ötürü eserdeki ahlaki bir sorun aynı zamanda estetik bir sorun da olacaktır. Yani bu durumda her ikisinin nedeni de aynı olacağı anlamına gelmektedir. Ilımlı ahlakçılara göre bu durum ılımlı özerkçiliğin yanlış olduğunun da bir göstergesidir.