Ünite 8: Saldırganlık

Saldırganlık Nedir?

Herhangi bir saldırganlık tanımında herkesin kesin olarak kabul ettiği nokta, saldırganlığın diğer bir kişiye zarar vermeyi ya da onu incitmeyi içermesidir. Ancak ölçüt olarak sadece zarar verme ya da incitme davranışına odaklanılması, pek çok davranışın saldırganlık olarak görülmesine yol açmaktadır. Örneğin bir doktorun boğulan bir kişinin boğazına delik açarak nefes almasına yardım etmesi, sonuçta kişiye acı vermiş olsa da saldırganlık olarak değerlendirilemez. Dolayısıyla, zarar verme ya da incitme davranışı, saldırganlığı tarif etmede açıkça yetersiz kalmaktadır.

Araştırmacıların çoğu bu problemi, saldırganlık tanımına niyet öğesini ekleyerek çözmüştür. Yani, bütün zarar verme ya da incitme eylemleri değil, sadece zarar verme ya da incitme niyeti ile yapılanlar saldırganlık olarak görülmektedir. Ancak, eylemin niyetli yapılması da sorunu çok fazla çözmemektedir. Çünkü niyeti, direkt olarak gözleyemeyiz, sadece tahmin edebiliriz.

Her ne kadar niyet kavramı ile ilgili problem varsa da, bugün pek çok sosyal psikolog saldırganlığı tanımlamada niyet kavramını vazgeçilmez olarak görmektedir. Bu durumda, birbirine benzer olsa da birkaç saldırganlık tanımı vermek yararlı olabilir.

  • Saldırganlık, diğer bir kişiye niyetli olarak zarar vermek ya da onu incitmektir.
  • Saldırganlık, diğerini incitme niyetiyle yapılan eylemler ve söylenilen sözlerdir.
  • Saldırganlık, fiziksel ya da psikolojik acıya yol açmayı amaçlayan niyetli davranıştır.

Yukarıdaki tanımlardan, zarar verme ya da incitme niyetiyle yapılmamış eylemlerin, sonuçta karşıdaki kişiye acı vermiş bile olsa saldırganlık sayılmaması gerektiği açıktır. Diğer yandan, zarar verme ya da incitme niyetiyle yapılmış, ama bir şekilde bu niyetin gerçekleşmediği, diğer bir deyişle hedefin ıskalandığı durumlar olabilir.

Zarar verme ya da incitme fiziksel ya da psikolojik olabilir. Bu noktada saldırganlık ile şiddeti birbirinden ayırmak gereklidir. Şiddet, kasti olarak yapılan ciddi fiziksel incitme eylemleridir. O halde şiddet, psikolojik değil, sadece fizikseldir. Saldırganlık ise aktif, fiziksel bir şiddet olabileceği gibi pasif, sözel ya da başka bir biçimde de ortaya çıkabilir. “Pasif saldırganlık, hiçbir faaliyet yapılmamasına rağmen, karşıdakine zarar vermeyi amaçlayan faaliyetsizlik” olarak tanımlanmaktadır.

Araçsal saldırganlık, değerli bir hedefe ulaşmayı sağlamak üzere gerçekleştirilen zarar verme ya da incitme eylemidir. Bu davranışlarda karşıdakine zarar verme niyeti vardır, ama ana amaç saldırganlık yoluyla hedefe ulaşmaktır. Temel olarak boksör kazanmak, hırsız yakalanmamak ve futbolcu golü engellemek için saldırganlık gösterir.

Araçsal saldırganlığın tam tersine, düşmanca saldırganlık ta, amacın kendisi karşıdakine zarar vermek ya da onu incitmektir. Bu saldırganlık biçiminde hedef sevilmeyen ya da nefret edilen biridir. Bu yüzden, düşmanca saldırganlık öfke ya da kızgınlık duygusuyla birlikte ortaya çıkmaktadır. Araçsal saldırganlık ve düşmanca saldırganlık ayrımı, saldırgan bir davranışın arkasında yatan nedeni anlamamız için bir dereceye kadar yararını gördüğümüz bir ayrımdır. Ancak, çoğu zaman bu iki saldırganlık türü birbirine karıştığından, ayrım zorlaşmaktadır.

Saldırgan davranışların bir kısmı toplumsal normlara uygun olarak görülür ve onaylanırken, diğerleri normlara uygun olarak görülmezler ve toplum tarafından onaylanmazlar. Polisin kamu güvenliğini koruma görevinde, bir suçluyu vurması nedeniyle alkışlanması en sık karşılaşılan örnektir. Bu saldırganlık biçimine özgeci saldırganlık , yani toplumca onaylanan saldırganlık adı verilmektedir. Diğer yandan, suikast, dövme, cinayet, saldırı gibi davranışlar açıkça toplumsal normları çiğneyen davranışlardır. Bu tarz davranışlar toplum tarafından onaylanmadığı için antisosyal saldırganlık olarak adlandırılmaktadır. Yasaları uygulamaya ve desteklemeye yönelik eylemler, uygun anababa disiplini, ya da savaş sırasında komutanın emirlerine uyma uygun hatta gerekli görülmektedir.

Bir de özgeci saldırganlık ile antisosyal saldırganlık arasında bir yere yerleştirilebilecek ve izin verilmiş saldırganlık olarak adlandırılan başka bir saldırganlık biçimi daha tanımlanmaktadır. Bir kişinin kendini savunma amacıyla karşısındakinin saldırganlığına karşılık vermesi, bir kadının kendine tecavüze yeltenen bir adama engel olmak için saldırması özgeci saldırganlık olarak değerlendirilmeyebilir ama toplum kurallarının sınırları dahilindedir ve çok da kötü olarak görülmez.

Saldırganlığın Kökenleri

Bilim insanları, filozoflar ve diğer tüm düşünürler saldırganlığın doğuştan gelen içgüdüsel bir davranış mı, yoksa öğrenilmiş bir davranış mı olduğu konusunda tam bir görüş birliğine varamamışlardır.

Aslında bugün pek çok sosyal psikolog bu iki görüş arasındaki çatışmanın yanlış olduğunu ve saldırgan davranışların sadece doğuştan gelen içgüdülerden kaynaklandığı ya da bütün saldırgan davranışların öğrenildiği görüşünün fazlasıyla basitleştirilmiş olduğu, gerçeğin muhtemelen bu iki görüşün arasında bir yerde olduğu düşünülmektedir.

İçgüdüsel Yaklaşımlar

Freud’un psikanaliz çerçevesinde geliştirdiği bu kuram, insanlarda ikili bir içgüdü olduğunu savunur. Buna göre, bireyin davranışı, iki temel güç tarafından yönetilir: Yaşam içgüdüsü (eros) ve ölüm içgüdüsü ( thanatos ). Eros, kişileri haz aramaya ve isteklerini gerçekleştirmeye yönlendirirken, thanatos benlik-yıkımına yöneltir. Bu iki içgüdü, kişinin içinde hiç bitmeyen bir psikolojik çatışma yaratır. Bu çatışma, yıkıcı gücün, kişinin kendinden diğerlerine yöneltilmesiyle çözülür. Böylece, birey diğer bir kişiye saldırgan davranarak, kendi psikolojik dengesini korumuş olur. Bu kurama göre, saldırganlık insan doğasının kaçınılmaz bir parçasıdır ve bireyin kontrolü dışındadır.

Bu yaklaşım, her ne kadar hayvan davranışlarına odaklanmışsa da, insan davranışlarını açıklamak için de kullanılmakta ve bu yüzden eleştirilmektedir. Organizmanın sürekli saldırgan enerjiyi biriktirdiğini varsayan bu görüşte, insanın psikolojisi hidrolik bir modele benzetilmiştir. Sürekli kaynayan bir kazanda biriken buhar, azar azar serbest bırakılmalıdır. Eğer buharın dışarı çıkmasını sağlayan emniyet sübabı devre dışı bırakılırsa, basınç çok artacak ve buhar kendiliğinden ve daha şiddetli bir biçimde dışarıya çıkacaktır.

Hem psikanalizciler hem de etologlar, saldırganlığı, insan doğasının kaçınılmaz bir özelliği olarak görmüşlerdir. Ancak etologlar saldırganlığı, uyum sağlayıcı bir davranış olarak görürken, psikanalizciler saldırganlığı yıkıcı dürtülerin temsilcisi olarak görmektedirler.

Sosyal Öğrenme Yaklaşımı

Sosyal öğrenme kuramına göre, saldırgan davranış ve diğer tüm davranışlar, öğrenilmiş davranışlardır. Bu görüşe göre, saldırgan davranışı öğrenmenin en temel yolu, bireyin bu tür davranışlarının direkt olarak pekiştirilmesidir. Pekiştirme, bireyin saldırgan davranışının ödüllendirilerek, tekrar yapma olasılığını arttırma anlamına gelmektedir.

Saldırgan davranış, sadece direkt pekiştirme (kişinin kendi yaptığı davranışın ödüllendirilmesi) yoluyla öğrenilmez. Saldırganlık dolaylı yollarla da pekiştirilebilir. Bu yollardan biri, model alarak öğrenme ya da taklittir. Bazı sosyal psikologlara göre saldırgan davranışın en önemli öğrenilme yolu, saldırgan bir modelin gözlemlenmesi ile gerçekleşir. Model, davranışının taklit edildiği ve uygun davranış için rehber olarak alınan kişidir.

Eğer gözlenen yetişkin model; 1- Gösterdiği saldırgan davranış için ödüllendirilmişse, 2- Çocukla aynı cinsiyetten ise ve 3- Çocuğun daha önce yakın ilişki içinde oldukları kimseler (anababa veya öğretmen ya da diğer sevilen yakınlar) ise, çocukların modeli daha çok taklit ettikleri görülmüştür.

Saldırganlığın Sosyal, Durumsal ve Kişisel Belirleyicileri

Sosyal Belirleyiciler: Engellenme, Tahrik ve Medyada Şiddet

Engellenme: Hiç kuşkusuz saldırganlığın en önemli nedeni engellenmedir (Engellenme, kişinin amaca yönelik davranışının dışsal olarak bloke edilmesi demektir). Bu konudaki en önemli kuramlaştırma 1930’lu yıllarda ortaya atılan engellenme-saldırganlık modelidir. Saldırganlığı içgüdü kuramlarından farklı bir biçimde açıklayan engellenme-saldırganlık modelinde, saldırganlık bir dürtü olarak görülmüştür. Bir içgüdünün tersine, dürtü her zaman varolan, sürekli artan bir enerji kaynağı değildir. Dürtü, organizmanın yaşamsal bir ihtiyacı tatmin edilmediğinde ortaya çıktığından, yoksunluğu sona erdirici bir güç olarak hizmet eder. Yetersiz besinin açlık, yetersiz suyun susuzluk dürtüsünü ortaya çıkardığı gibi, engellenme de saldırganlık dürtüsünü ortaya çıkarır.

Engellenme-saldırganlık modeli son zamanlarda yeniden yorumlanmış ve engellenmenin kişide yarattığı olumsuz duygular ölçüsünde saldırganlığa yol açabileceği ileri sürülmüştür. Bu görüşe göre, saldırganlığa yol açan şey, engellenmenin kendisi değil, engellenmenin yarattığı olumsuz duygulardır. Engellenme yaşantısı, bireyde öfke, düşmanlık ya da rahatsızlık duyguları hissetmesine yol açacak ve bu duygular da saldırganlıkla ilgili daha önceki yaşantıları ve saldırganlığa eşlik eden fiziksel tepkileri harekete geçirecektir. Bu bilişsel sürecin sonunda saldırgan davranışın gösterilmesi çevresel koşullara bağlıdır. Eğer saldırganlığı destekleyen bazı unsurlar çevrede varsa, örneğin bir silah ya da saldırgan davranan başka biri, saldırgan davranışın gösterilme olasılığı yüksektir.

Son olarak, engellenmenin, ancak belirli koşullar altında saldırganlığın ortaya çıkmasında büyük bir rol oynadığını eklemek gereklidir. Eğer engellenme birey tarafından bir niyetin sonucu olarak algılanırsa, haksız, keyfi ve gayrimeşru bir uygulama sonucunda olduğu düşünülürse, saldırgan davranışa yol açma olasılığı büyüktür.

Tahrik: Saldırganlık sıklıkla fiziksel ya da sözel tahrik sonucu ortaya çıkmaktadır. Saldırgan davranış söz konusu olduğunda, bireyler arasında karşılıklılık ilkesi geçerlidir. Kişiler tahrike her zaman saldırganlıkla karşılık vermezler. Saldırganlığın karşılığını saldırganlıkla vermek, tahrikin ne kadar niyetli bir davranış olarak algılandığına bağlıdır; eğer yapılan davranışın kasti olmadığına ikna olursak, o zaman saldırganlıkla karşılık vermeyiz, aslında bu durumda muhtemelen olayı, tahrik olarak algılamaktan da vazgeçeriz. Sözel ya da fiziksel olarak tahrik edilen bir kişi saldırganlık yerine farklı tepkiler verebilir. Örneğin, tahrik eden kendinden güçlü biriyse, kişi, tahrikin gerçekten var olduğunu inkar edebilir. Ya da kafasında tahriki yeniden tanımlayabilir; bunu kendini ne kadar kontrol edebilen bir kişi olduğunu veya diğerlerine anlayışla yaklaşan biri olduğunu gösterme fırsatı ya da belki barışa bağlılığının sınanması olarak görebilir.

Medyada şiddet: Medyadaki şiddetin etkisini gösteren kanıtlar, üç farklı yöntemle yapılan araştırmalardan elde edilmiştir; laboratuvar deneyleri, korelasyonel surveyler ve alan deneyleri. Laboratuvar çalışmaları, çok kesin olmasa da, medyada gözlenen şiddetin saldırgan davranışı arttırma eğiliminde olduğunu göstermiştir. Korelasyonel çalışmaların büyük bir çoğunluğu, çocukların şiddet içeren televizyon programlarından hoşlanmaları ile sergiledikleri saldırgan davranışlar arasında orta derecede olumlu bir ilişki elde etmişlerdir. Yani, şiddet içerikli televizyon programlarından hoşlanan çocukların saldırgan davranma olasılıklarının daha yüksek olduğu belirtilmektedir. Diğer yandan, gerçek yaşam ortamlarında gerçekleştirilen alan deneyleri, genel olarak, medyadaki şiddetin kişiler arasındaki saldırganlık üzerinde sadece orta derecede bir etkisi olduğunu göstermektedir.

Tek başına medyada şiddeti izlemek saldırgan davranışı ortaya çıkarmamaktadır. Diğer yandan saldırgan davranışın gösterilmesi için medyadaki şiddeti izlemek gerekli de değildir. Bütün bu belirsizliğe rağmen, medyadaki şiddete maruz kalmak ve saldırgan davranış göstermek arasındaki ilişki şöyle ifade edilmektedir: Medyadaki şiddete maruz kalmak, bazı insanların bazı saldırgan davranışları sergilemesine etki eden etmenlerden sadece biridir.

Araştırmacılar, şiddet içerikli program izlemenin, saldırgan eğilimli çocuklarda, saldırganlıklarını dışarı vurmak için bir zemin oluşturabileceğini ifade etmektedirler. Bundan da önemlisi, şiddet içerikli tek bir film izlemenin değil ama uzun bir dönem boyunca pek çok şiddet içerikli film izlemenin, saldırganlığa eğilimi olmayan çocuklarda bile saldırganlığı arttırabileceği bildirilmektedir. Ayrıca, araştırmacılar, medyadaki şiddetin sadece çocukları değil yetişkinleri de etkilediğini belirtmektedirler.

Medyadaki şiddetin, izleyicilerin saldırganlığı üzerindeki etkileri çeşitli yollarla gerçekleşmektedir. Birincisi, şiddet içerikli film ve programları izleme yoluyla, izleyiciler yeni saldırganlık teknikleri öğrenebilirler. Medyadaki şiddeti izlemenin ikinci etkisi, duyarsızlaştırma etkisi olarak adlandırılmaktadır. Çok gerçekçi şiddet sahneleri izledikten sonra, insanlar kurbanın çektiği acıya duyarsızlaşmaya başlamakta ve daha önce gösterdikleri duygusal tepkiler azalmaya başlamaktadır. Üçüncü bir etki biçimi daha ortaya çıkarılmıştır. Buna göre, medyada şiddeti izlemek, şiddet sahnelerinin kişide düşmanca duyguların daha öne çıkmasına ve bu duygulara bilinçte kolayca ulaşılmasına yol açmaktadır.

Durumsal Belirleyiciler: Alkol ve Yüksek Sıcaklık

Alkol: Bilindiği üzere, alkollü içkiler saldırganlık da dahil olmak üzere toplum tarafından onaylanmayan davranışlar üzerindeki ketlemeleri gevşetmektedir. Cinayet, saldırı ve diğer suçlardan dolayı tutuklanan kişilerin % 75’inin yakalandıklarında alkollü olduğu bildirilmektedir. Diğer yandan deneysel çalışmalar da, alkol alan kişilerin almayanlara göre, tahriklere, şiddet içeren davranışlarla karşılık verdikleri görülmüştür. Alkol alan kişilerde saldırganlığın otomatik olarak arttığını söylemek pek mümkün değildir; aynı şekilde bütün alkol alan kişiler kavga çıkarmak için fırsat da kollamazlar. Daha ziyade çalışmalar, alkolün ketlemeyi gevşetici bir etkisi olduğunu, sosyal ketlemeleri azaltarak, davranışlarımız konusundaki özeni de azaltmamıza yol açtığını göstermektedir.

Yüksek Sıcaklık: Bazı laboratuvar çalışmaları sıcak havanın sadece belirli bir noktaya kadar saldırganlığı arttırdığını, ancak o noktadan sonra saldırganlığı arttırmayıp azalttığını göstermiştir. Ancak sıcaklıkla saldırganlık arasındaki bu ilişkiye ilişkin kanıtlar çok net değildir. Dolayısıyla, bu konuda kesin bir sonuca ulaşılamamıştır.

Fiziksel çevrenin sıcaklığı kadar kalabalık ve hava kirliliği gibi diğer durumsal etmenler de saldırganlığın ortaya çıkışını etkilemektedir. Hem insanlarda hem de hayvanlarda kalabalığın saldırgan davranışı arttırdığı bulunmuştur. Genel olarak hava kirliliğinin de saldırganlıkta artışa yol açtığı bildirilmektedir.

Kişisel Belirleyiciler: Kişilik ve Cinsiyet Farklılıkları

Kişilik: Saldırganlıkla ilişkili olduğu varsayılan kişilik özelliklerinden birisi sosyal onay ihtiyacıdır. Diğerlerinin onayını isteyen bireylerin reddedilme (itilme) korkusu nedeniyle saldırgan davranışlardan kaçınacakları tahmin edilmektedir.

Kişiliğin saldırganlığı etkilediğine ilişkin en çarpıcı bulgu, araştırmacıların yaptıkları çalışmalar sonunda A tipi kişilik adı verilen bir davranış biçiminin varlığını ortaya koymuş olmalarıdır. A tipi kişilik özellikleri göz önüne alındığında, bu özelliklere sahip olan kişilerin, B tipi kişiliği olanlara göre daha saldırgan oldukları kolayca tahmin edilebilir. Araştırmalar, yüksek düzeyde testeron hormonu (bir cinsiyet hormonu) ile A tipi kişilik özelliklerinin saldırgan davranışı ortaya çıkarmada önemli bir rol oynadıklarını göstermiştir. Son olarak, A tipi kişiliği olanların düşmanlık hisleriyle dolu oldukları için, araçsal saldırganlıktan çok düşmanca saldırganlık gösterdikleri belirtilmektedir.

Cinsiyet Farklılıkları: Cinsiyet açısından saldırganlıkta bir farklılık olup olmadığına ilişkin araştırma sonuçları, ilk bakışta erkeklerin kadınlardan daha saldırgan olduğunu doğrulamaktadır. Fakat biraz daha yakından bakınca, konunun daha karmaşık olduğu görülecektir:

  • Erkekler genel olarak kadınlardan hem daha fazla saldırgan davranış göstermekte ama hem de daha fazla saldırganlığın hedefi olmaktadırlar.
  • Erkekler tahrik söz konusu olmadığında kadınlardan daha fazla saldırgan davranış göstermektedirler.
  • Saldırganlık açısından iki cinsiyet arasındaki farklılık, saldırganlığın tipine göre değişmektedir. Araştırmalar sonucunda, erkeklerin direkt saldırganlığı (fiziksel saldırı, itme, hedefe bir şeyler atma vb.) kadınlara göre daha fazla gösterdikleri bulunmuştur. Kadınlar ise, dolaylı saldırganlığı erkeklerden daha fazla göstermektedirler. Son olarak cinsiyetler arası bu farklılığın erken yaşlarda ortaya çıktığı ve farklı kültürlerde gözlendiği de belirtilmektedir.

Saldırganlığı Azaltma

Arınma (Katarsis)

Saldırganlığa ilişkin yaklaşımları farklı da olsa, üç kuram da saldırgan bir eylemin, içsel olarak üretilen saldırganlık içgüdüsü veya dürtüsünü azaltmaya hizmet ettiğini ileri sürmektedir. Bu, arınma (katarsis) ilkesidir.

Genellikle içimizde biriken ya da bir kez harekete geçen öfke duygusunu ya da saldırganlığı, daha zararsız bir biçimde boşaltırsak, rahatlayacağımızı düşünürüz. Saldırganlığı görece zararsız yolla boşaltmak, daha sonra gösterilmesi olası saldırganlığı gerçekten de azaltır mı? Araştırma sonuçları, hem rekabetçi sporlar yapmanın hem de bu tür sporları izlemenin, saldırganlığı azaltmadığını, aksine arttırdığını göstermiştir.

Peki, saldırgan eylemlerimizi, öfkemizin kaynaklandığı kişiye yöneltirsek, daha sonraki saldırgan davranışlarımızda bir azalma olur mu? Laboratuvar deneyleri de gerçek yaşamda yapılan gözlemler de bu tür durumlarda saldırganlığın azalma yerine arttığını göstermiştir. Sonuç olarak arınma (katarsis) kavramı, araştırmalar tarafından desteklenmemiştir.

Cezalandırma

Ceza karmaşık bir olgudur; bir yandan saldırgan davranışın sıklığını azalttığı söylenebilir. Ama öte yandan, aşırı durumlarda cezanın kendisi kolayca saldırgan bir biçim alabileceğinden, aslında cezayı veren kişi, taklit edilecek bir saldırgan davranış için model oluşturuyor olabilir. Bu nokta, cezalandırılan özellikle çocuklar olduğunda büyük bir önem kazanmaktadır.

Cezanın veya misilleme tehdidin kısa bir süre için saldırgan davranışın ortaya çıkışını bastırdığı ve böylece saldırganlığı kontrol altına almada işe yaradığı düşünülebilirse de, uzun vadede etkili bir yöntem olduğu çok tartışmalıdır. Saldırgan oldukları için sık sık cezalandırılan, çoğunlukla da fiziksel yöntemlerle cezalandırılan çocukların, uzun vadede daha saldırgan hale geldikleri ileri sürülmektedir.

Saldırgan Olmayan Davranışların Model Alınması

Sosyal öğrenme kuramı, daha önce belirtildiği üzere, saldırgan modelleri gözlemenin, saldırgan davranışa yol açacağını ileri sürmektedir. Peki aynı öğrenme ilkesi gereğince, saldırgan olmayan modelleri gözlemek, saldırganlığı azaltmaya hizmet edebilir mi? Araştırma sonuçları, saldırgan olmayan modelleri izleyen çocukların daha sonraki saldırgan davranışlarında bir azalma olduğunu göstermiştir.

Sosyal Beceri Eğitimi

Pek çok insanın saldırgan davranış göstermesinin altında yatan en önemli nedenlerden biri, temel sosyal becerilere sahip olmamasıdır. İnsanlara, diğer insanlarla nasıl iletişimde bulunacakları ve nasıl iyi ilişkiler kurabilecekleri konusunda birtakım sosyal beceriler kazandırılırsa, kişiler arası ilişkilerde saldırgan davranışların azalması beklenebilir.

Her şeyden önce, yaşamı engellenme, kızgınlık, öfke, hayal kırıklığı vb. olumsuz duyguları hissetmeden sürdürmemizin olanaksız olduğu kabul edilmelidir. Bazı koşullar altında bu olumsuz duyguları yaşamanın yanlış olan hiçbir yanı yoktur; insan olmanın bir parçasıdır bu duygular. Esas probleme yol açan şey, bu duyguların saldırgan bir tarzda ifade edilmesidir. Hiçbirimiz öfkemizi ya da kızgınlığımızı saldırgan olmayan bir tarzda nasıl ifade edeceğimizi bilerek doğmuyoruz; ama bu bilgiyi sonradan kazanabiliriz. Temel iletişim becerilerini ve problem çözme becerilerini öğreten programlar mevcuttur ve bu programlar hem çocuklara hem de yetişkinlere bu becerileri hızlı bir biçimde kazandırabilmektedir.