Ünite 6: Sakatlık

Sakatlığı Adlandırmak

Sakatlığın adlandırılması konusunda tartışma ve anlaşmazlıklar hâlen devam etmektedir. Aslında bu pek de şaşırtıcı değildir; zira gerçekte dışlanmış diğer bütün grupların adlandırmasında olduğu gibi sakatlığa atfen kullanılan her terim arkasında ideolojik bir bagaj taşımaktadır. Biz bu ad tartışmasına sadece İngilizce ve Türkçede aşinayız ama diğer dillerde de parallel tartışmaların yapılıyor olması çok muhtemeldir. İngilizcede “ability” bir şey yapabilmek, “disability” ise bir şey yapma yetisinden mahrum olmak demektir. İngilizcede günlük dilde “yeti yitimleri olan insanları (people with impairments) sakat olarak nitelendirmek, bu insanların, bedensel ya da zihinsel açıdan “anormal” ölçüde “eksikliği” ya da “yetersizliği” olduğu için “normal” faaliyetlere katılamayan insan grubunun üyesi oldukları anlamına gelmektedir”. Thomas (2011) aslında sakat kişilerin yeti yitimlerinden dolayı değil, büyük ölçüde toplumun önlerine diktiği fiziksel ya da tutuma bağlı engeller yüzünden yaşamlarının sınırlandığının açık hâle geldiğini vurgular.

Türkçede sakatlığa atfen kullanılan üç terim sakatlık, “özürlülük” ve “engellilik”tir. “Özürlülük” teriminin sakat kişileri dışlayıcı/yaralayıcı anlamlarından dolayı artık kullanılmadığı vurgulanmalıdır. Sakat kişilerin, “sakatlık” ve “engellilik” terimlerinden hangisini kullanacakları kendilerini nasıl adlandırmak istediklerine bağlıdır. Sakat olmayan kişilerin sakat kişileri nasıl adlandıracağı ise yine sakat kişilerin kendilerini nasıl adlandırmak istediklerine bağlıdır.

Sakatlığa İlişkin Teorik Yaklaşımlar

Tıbbi Model

Sakatlığın tıbbi modeli, çok genel olarak, sakatlığın tıbbı ilgilendiren bir patoloji olarak görülmesini ve tamamen bireysel bir olgu şeklinde sınırlandırılmasını ifade eder. Tıbbi model sakatlığı bizatihi yeti yitimiyle bir tutar. Yani tıp için, bedenin eksik ya da işlevsiz bir parçaya sahip olması, sakat kişiyi toplum hayatına katılımdan soyutlayan bir durumdur. Tıp için her şey beden demektir; tarihsiz, toplumsal anlamları olmayan, salt biyolojik bir nesne olarak beden.

Tıbbi modelde öne çıkarılması gereken ilk nokta, sakatlığın bir patoloji/bir sapma ya da anormallik olarak görülmesidir. Böyle bir bakış açısı, bir normallik varsayımına, sakatlık bağlamında normalin sağlam beden olduğu varsayımına dayanır ve bir kez normal olan sağlam bedenli olarak tanımlanınca, zorunlu olarak sakatlık normalden ayrı, toplumun sağlam üyelerinden ayrı “anormal” başka bir kategoriyi oluşturmak durumundadır.

Sakatlık ve Kapitalizm : Sakatlığın tıbbileştirilerek dışlanmasının toplumsal tarihî genelde kapitalist üretim ilişkilerinin ortaya çıkmasıyla açıklanır. Bu alandaki öncü kuramcı Finkelstien kapitalizm öncesinde sakat kişilerin üretim sürecine büyük ölçüde katıldıklarını, talihsiz olarak görülseler bile toplumdan dışlanmadıklarını belirtir. Kır merkezli, iş birliğine dayalı çalışma yaşamından, kapitalizmin gelişimiyle bireysel ücretli işçi etrafında örgütlenmiş, kent merkezli, fabrikada üretimin yapıldığı çalışma yaşamına geçilmesiyle sakat kişiler üretim sürecinden dışlanmıştır.

Sakatlık ve Normalliğin İnşası : Sakatlığın “patolojik” dolayısıyla “anormal” olarak görülüp tıbbileştirilmesi, zorunlu olarak bir “normal” kategorisinin tanımlanmasını gerektirir. Sanılanın aksine, insan beden ve davranışlarına atfedilen “normal” ve ona bağlı olarak “anormal” terimleri sosyal dünyanın kendisinde olan değil, toplumların inşa ettiği ve doğallaştırdığı kategorilendirme sıfatlarıdır. Normalliğin neden daha önce değil de on dokuzuncu yüzyılda icat edildiği sorusunu Davis (2011) istatistik adı verilen bilgi dalının ortaya çıkmasına bağlar. “Ortalama” ve “norm” gibi kavramlar bu bilgi dalına aittir. Önceleri bilgiye dayalı devlet politikaları geliştirmek için işlevsel olan istatistik, sonradan sağlık ve hastalık verilerini değerlendirmek için kullanılmaya başlayınca, beden, istatistiğin konusu hâline geldi.

Bireyselcilik : Sakatlığın tıbbileştirilmesinde ele alınması gereken ikinci nokta, sakatlığın bireyin kendisine ve bedenine hapsedilen, toplumun geri kalanından yalıtılan bir olgu, kişisel bir trajedi olarak ele alınmasıdır. Sorun olan bireyin bedeninin bizatihi kendisi olunca, o sorunla yaşaması gereken de bireyin kendisidir. Bedendeki yeti yitimi (bedensel hasar/noksanlık) ile yeti yitimini yaşantılayan olarak sakat kimliğini eşitler. Örneğin yürüme yetisinin olmaması, yürüme yetisini yitirme ile ilgili bireyin yaşadığı tüm zorlukların nedeni olarak görülür. Sakatlık böyle görülünce sakatlığın ve sakatlıkla ilgili tüm yaşantıların sorumluluğu bireye yüklenir.

Sosyal Model : Sakatlığın sosyal modeli, sakatlığı politik mücadele konusu hâline getiren sakat hareketinin gündeme sokmuş olduğu bir sakatlık yaklaşımıdır. Sakat hareketi sakat kişilerin maruz kaldıkları baskı ve dışlamaya karşı çıkmış, sakatlığa yeni yaklaşım geliştirmiştir. Sakatlık sosyal modeli tıbbi modele karşı çıkmış, aşırı tıbbileştirilmiş ve bireyselci sakatlık anlayışını reddetmiştir. Huges ve Patterson’a (2011) göre “sakatlığın toplumsal olarak nasıl üretildiğine odaklanan sosyal model, sakatlık tartışmalarını biyotıbbın egemen olduğu gündemlerden siyaset ve yurttaşlık söylemlerine kaydırmayı başarmıştır.”. Shakespeare’e (2011) göre sakatlık sosyal modelinin dayandığı temel ikilikleri şunlardır: Yeti yitimi sakatlıktan ayrıdır, sosyal model ile tıbbi-bireysel model birbirini dışlayan yaklaşımlardır, sakatlar ve sakat olmayanlar iki ayrı grubu oluşturur.

Shakespeare (2011) sosyal modelin üç alandaki kazanımlarını şöyle özetler: Sosyal model sakat kişilerin toplumsal hareketini inşa etmede siyasi açıdan başarılı olmuştur. Sosyal model sakatların toplumda karşılaştığı ve ortadan kaldırılması gereken engelleri saptayarak, sakatların özgürleşmesi sürecinde araçsal olarak etkili olmuştur. Sakat kişilerin kolektif bir kimlik kurmasında ve bireysel özsaygılarını geliştirmede psikolojik olarak etkili olmuştur.

Sosyal Modelin Eleştirisi : Sosyal model ortaya atıldıktan kısa bir süre sonra eleştirilmeye başlanmıştır. Tüm eleştirilerin en temel noktası, sosyal modelin sakatlıkla yeti yitimi arasında bir ayrım yapması ve sakatlığa odaklanmasıdır. Sakatlık çalışmaları adı verilen alanda farklı teorik perspektifler, sosyal modeli, yeti yitimine dair kişisel deneyimi göz ardı ettiği için eleştirmişler ve yeti yitiminin doğası ve kavramsallaştırmasına ilişkin farklı görüşler öne sürmüşlerdir.

Sosyal modele yönelik başka bir eleştiri, sosyal modelin açıkça öne sürdüğü değil, ama sosyal modelde varlığı hissedilen, “engellerin olmadığı bir dünya ütopyasıdır”. Sakat kişilerin tüm hizmet ve mekânlara erişiminin sağlandığı bir dünya tasarısı değerli olmasına karşın, Shakespeare (2011), örneğin doğal dünyanın dağları ve bataklıklarının tekerlekli sandalyeliler için halâ geçilmez olduğunu belirtir.

Biyopsikososyal Model

Biyopsikososyal model WHO (Dünya Sağlık Örgütü) için hazırlanan bir sınıflandırma sistemi olan ICIDH’de ( Uluslararası Yeti Yitimi, Sakatlık ve Özürlülük Sınıflandırması ) cisimleşmiştir. O yüzden ICIDH içeriğine bakmak gereklidir. 1980’de yayınlanan ICIDH, biyotıp temelli sakatlık anlayışından uzaklaşma anlamında önemlidir. ICIDH’de özürlülük “belirli bir birey için yeti yitiminden ya da sakatlıktan kaynaklı olarak o bireyin -yaş, cinsiyet, toplumsal ve kültürel etkenlere bağlı- bir rolü normalde yerine getirmesini sınırlayan ya da engelleyen bir dezavantaj” olarak tanımlanmıştır.

Sakat Hareketi

Sakat hareketi yirminci yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan siyah, kadın, eşcinsel gruplarının yer aldığı yeni toplumsal hareketlerin bir parçasıdır. Hareket 1960’larda başlamış, 1980’lerin başında güçlenmiş ve küresel bir olgu hâline gelmiştir. 1998’de Sakatlar Enternasyoneli Beşinci Dünya Kongresi Meksika’da toplanmış ve toplantıya 78 ülkeyi temsilen yaklaşık 2000 delege katılmıştır. Sakat hareketi de diğer yeni toplumsal hareketler gibi siyasi mücadeleyi üç aşamada vermeye çalışır: İlk aşama, belli bir ihtiyacın siyasal statü kazanmasını sağlamaya çalışmaktır. Sakatlık bağlamında bu, sakatlığın bir siyasi mesele, sakatların hakları olduğunun anlatılmasıdır. İkinci aşama, ihtiyacın tanımı ve yorumlanması hakkındaki tartışmaları içerir. Üçüncü aşama ise, tanımlanan ihtiyacın karşılanması için çalışma yapılan aşamadır.

Sakat hareketinin amaçları şu şekilde özetlenebilir:

  • Sakat kişilerin dezavantajlı ve marjinalleştirilmiş bir topluluk olduğunun kamusal kabulü için uğraşmak.
  • Sakatlığın verili, nesnel bir durum olmadığı; tarihsel-toplumsal olarak inşa edildiğini göstermek ve bu bağlamda sakat kişilerin “sağlamcı” söylemleri tarafından ayrımcılığa ve dışlanmaya maruz kaldığını açık ve görünür hâle getirmek.
  • Sakat kişilerin toplumda dezavantajlı bir azınlık grubu oluşturduğu ve bu grup için istenen toplumsal değişimde bizatihi sakat kişilerin ön ayak olması.

Türkiye’de hak temelli sakatlık politikasını geliştirilmesinin önündeki belki de en büyük engel, sakatlığın toplumsal temsilidir. Bir felâket olarak görülen ve dolayısıyla acıma ve yardımla kuşatılan bu temsil, medya tarafından da yeniden üretilmektedir. Böyle bir algıyı sakatların da paylaştığı bir kültürel iklimde, sakat kişilerin olumlu bir sakat kimliği geliştirmesi ve hak mücadelesi vermesi oldukça zordur.

Sakatlık ve Sosyal Hizmetler

Sosyal hizmetlerde baskın olan sakatlık yaklaşımı tıbbi modele dayanmaktadır. Yani sosyal hizmetler tıbbi modele bağlı kalarak, sakatlığı fiziksel işlev sınırlaması ile özdeşleştiren “bireysel problem”, “patoloji” ve “işlevsizlik” olarak görmektedir. Böylece sakatlık, sosyal hizmetler için, sosyal ve kültürel çevre ile ilişkisi içinde değil de tıbbi olarak tedavi edilmesi/düzeltilmesi gereken bir “problem”dir.

Sakatlığa bakışı tıbbi model temelli de olsa, sosyal hizmetler fiziksel ve zihinsel sakatlıkla ilişkili olarak acı, keder, kayıp ve mahrumiyet duygularını da dikkate almıştır. Sakat kişiler, genellikle kendileri ve aileleri hayatta büyük değişiklikler ve krizler yaşamış, acı içinde insanlar olarak görülür. Böyle görülünce de, istemeseler de kişilerin sakatlıklarını kabul etmesini, var olan durumla uzlaşmalarını sağlamak sosyal hizmet müdahalesinin amacı olarak görülmüştür.

Sosyal hizmetler sakatlığı ekolojik ya da psiko-sosyal açıdan da ele almaktadır. Bu bakışta, tıbbi modeli; damgalama, mimari ve sosyal yapının sağlam bedenliler tarafından inşa edildiğine ilişkin farkındalığı içine alarak genişletmenin önemine dikkat çekilmektedir.

Sosyal Hizmetlerde Sakatlık Ayrımcılık Modeli

Bu model, sosyal hizmet uzmanlarına sakatlığa ilişkin bir kavramlaştırma yolu sunar. Bu, sosyal hizmet uzmanlarının çalışmalarının, toplumda sakatlığa bakışı değiştirmede rol oynayacak bir kavramlaştırmadır. Modelde, sakatlıkla ilişkili bozukluk/yeti yitimi değişmez bir nesnel gerçeklik olarak değil, bir toplumsal inşa olarak görülür. Modele göre, yeti yitimi, toplumdaki teori ve pratiklerin desteklediği inançlar aracılığıyla anlamlandırılır. Bu inançlar yoluyla fiziksel ve biyolojik yapı ve işlevlere ilişkin normatif beklentilerden sapmalar, sınırlayıcı ve dışlayıcı olarak tanımlanır.

Sakatlığa ilişkin ayrımcılık modeli, sosyal hizmet uzmanlarına bir teorik model ve uygulamalarını farklı bir biçimde yeniden yapılandırabilecekleri bir dizi pratik ilke önerir (May, 2005).

Bu model şu bileşenleri içerir:

  1. Ayrımcılık üreten sosyal rol ve görevlerin gerçekleştiği süreç
  2. Toplumun örgütlenme biçiminin sakat kişilere yönelik ayrımcı davranış üretmesi
  3. Yeti yitiminin trajedi ve düşük kaliteli bir yaşam anlamına gelmediğinin idrak edilmesi Sakat kişilerin ayrımcılık yaşayan bir azınlık olduğunun açık bir gerçek olması
  4. Sakat kişiler de dahil tüm insanların bağımsız yaşaması için çeşitli hizmetlere gereksinim duymaları
  5. Sakatlıkla ilgili politik düzenlemelerin ardındaki konuşulmayan varsayımların açığa çıkarılması
  6. İnsanların zamanla sağlamlıktan önünde sonunda sakatlığa doğru yol aldıkları, dolayısıyla herkesin kaçınılmaz olarak sakatlığı deneyimleyeceği bilgisi
  7. Sosyal politikaların dayandığı “normal” insan davranışının olduğu fikrinin reddedilmesi
  8. Sakat kişilere karşı ayrımcılığın her yere yayılmış olması.

Sakatlığa İlişkin Mitler ve Gerçekler

Mit: Sakat kişiler hastadır ya da onlarda ters giden bir şeyler vardır; bu yüzden tedavi edilmelidirler.

Gerçek : Sakatlığın olması ile hasta olmak aynı şeyler değildir. Sakatlık bulaşıcı değildir ve sakatlığı olan kişilerin tedaviye ihtiyacı yoktur.

Mit : Sakat kişilerin yaşam kaliteleri düşüktür ve bu kişiler sempatiyi, acımayı ve bağışı hak ederler.

Gerçek : Sakat kişilerin yaşam kaliteleri yaşam koşullarına, toplumsal etkinliklere ve sosyal ilişkilere ulaşabilir olmalarına ve topluma katkı yapma imkânlarına sahip olmalarına bağlıdır.

Mit : Sakat kişiler, sakatlıklarının üstesinden gelme konusunda ilham verici, cesur ve yüreklidirler.

Gerçek : Sakat kişiler işe giderken, sportif yarışmalarda rekabet ederken ya da hobileriyle ilgili faaliyetler yaparken sadece normal günlük yaşamlarını sürdürürler.

Mit : Sakat kişiler bakımevleri, rehabilitasyon merkezleri gibi koruyucu ortamlarda sakatlığı olan diğer kişilerle birlikte yaşamalıdır.

Gerçek : Sakat kişiler, kendi seçtikleri toplumsal ortamda, mümkün olduğu kadar bağımsız yaşama hakkına sahiptir.