Ünite 2: Sağlıkta Arz ve Talep

Giriş

Bireylerin ve birey isteklerini kurumsallaştıran devletlerin eğitim, sağlık, eğlence, ibadet, spor, beslenme, turizm, barınma, giyim, ulaşım, haberleşme vb. ihtiyaçlarına her zaman yetersiz ve kısıtlı olan mevcut parasal olanakları dağıtmak görevi vardır. Bir toplumda bireylerin yaşam sürelerindeki artışın sosyal değeri aşağıdaki şartlarda daha da yüksek hâle gelmektedir. Bu şartlar:

  • Toplumun nüfusu ne kadar çoksa
  • Toplumda kişi başına yıllık gelir ne kadar yüksekse
  • Toplumun mevcut sağlık düzeyi ne kadar iyiyse
  • İncelenen hastalık başlangıç yaşları çoğunlukta olan yaş grubuna ne kadar yakınsa

Toplum gittikçe büyüyorsa, kişi başına gelir gittikçe artıyorsa, sağlık düzeyleri yükseliyorsa ve toplumun çoğunluğu hastalık başlangıcı sayılacak yaşlara gelmişse sağlığın sosyal değeri artış gösterir.

1781 yılında Jeremy Bentham adlı bir İngiliz bilim adamı bir faaliyetin sağladığı yararı onun ürettiği insan mutluluğu olarak ölçmenin en doğru yol olduğunu düşündü. Mutluluğun hesaplanması için 12 ızdırap (duygusal ızdırap, aksiliklerden doğan ızdırap vb.) ve 14 haz (dostluk hazzı, refah hazzı vb.) faktörü önerdi. Bu hesaplamalar o günden bu yana uygulamaya geçirilmese bile bu fikir her zaman “bir gün olup kullanılabilme” potansiyelini taşımıştır.

Sağlık Ekonomisinde Temel Kavram ve Yaklaşımlar

Sağlık Ekonomisinde kişinin hayattan sağladığı fayda iki boyutta ele alınır. Bunlar yaşam süresinde uzama ve yaşamdan alınan zevkin artırılması yani yaşam kalitesinin artırılmasıdır. Bu ölçüm ve hesaplama çabaları göstermiştir ki, ülkeden ülkeye, aynı ülke içinde ise sosyal gruplardan gruplara önemli farklılıklar bulunmaktadır. Bu farklılık hem sağlığı algılayış ve onu koruyuş biçiminde, hem de sağlık için yapacağı ödemelerde razı olduğu parasal miktarlarda kendini belli eder.

Ekonomistler genellikle sağlığın düzeyini eğitim durumu ile açıklama eğilimindedir. Kişi eğitim aldıkça kendini geliştirmekte ve sağlık bilgisini daha iyi anlama ve kullanma becerisi göstermektedir. Buna karşılık, eğitim düzeyi düşük kişiler de sağlık risklerini tam kavrayamamakta, sağlıksız yaşam sürerek daha çok hastalanmakta ve erken ölmektedir. Epidemiyologlar ise sağlığın esas belirleyicisi olarak sosyoekonomik koşulları göstermektedir. Sağlığın durumunu düzeltmenin yolu olarak da sosyoekonomik düzeyin yükseltilmesinin şart olduğunu öne sürmektedir. Böylelikle toplumun eğitim düzeyi de zaten yükselmiş olacak ve mali dengeler daha hakkaniyete uygun kurulabilecektir.

İnsani Gelişmişlik Endeksi ile yapılan, yaşamın kalitesinin üç ana unsurunun (sağlık ve uzun ömür, bilgi ve gelir düzeyi) bütün toplum açısından tek bir skorla ifade edilmesidir. UNDP bu indeks ile elde ettiği skorları her yıl yayımlamaktadır. Ülkemiz ekonomik güç açısından dünyada ilk 20 ülke arasına giren ama insani gelişmişlik açısından ilk 85-90 arasında yer alan bir ülkedir. Ekonomik gücümüzü kalkınmışlığa daha fazla yöneltmemiz gerektiği bu ölçütlerden ortaya çıkmaktadır. Sağlık ve toplumun sağlıkla ilgili davranışları genel olarak 3 önemli etkenin rolü ile ortaya çıkar. Bu etkenler, ekonomik, tarihî/politik ve kültürel etkenlerdir.

Davranışsal Ekonomi Geleneksel ekonomik teori, kişilerin sağlık hizmeti ihtiyacına düştüğü zaman kendi akılcı yöntemleriyle en doğru seçeneği bulup tercih edeceğini varsayar. Ancak araştırmalar arttıkça kişilerin büyük çoğunlukla akılcı değil, aksine tercihlerinde akılcı olmayan seçenekleri benimseyebildikleri anlaşılmıştır. Genel olarak araştırmacılar bireylerin davranışlarını çözümlerken onların eğitim durumu, ekonomik düzeyi, mesleği, cinsiyeti, yaşı, ailede ciddi bir hastalık öyküsü olup olmadığı, medeni durumu gibi kişisel faktörleri ele almaktadır. Çünkü bu faktörler kişilerin sağlık ve sağlık hizmeti karşısında algılarını, tutumlarını ve davranışlarını belirleyen ana eksen üzerinde yer almaktadır.

Sağlık Okuryazarlığı Becerileri Hastalar karmaşık bilgilerle yüz yüze bırakılınca ve tedavi seçenekleriyle ilgili kararlar alınırken onamları istenince yetersiz kalabilmektedir. Bunun önüne geçmek için kendisine verilen malumatın inandırıcılığını ve geçerliliğini değerlendirebilmeli, risk ve yararları analiz edebilmeli, dozajları hesaplayabilmeli, test sonuçlarını yorumlayabilmeli, sağlık bilgilerini zihninde yerleştirebilmelidir. Bu becerilere bakıldığında entelektüel bir birikime ihtiyaç olduğu görülmektedir. 21. yüzyılın sağlık hizmeti anlayışı hizmet kullanıcılara geniş haklar tanırken bir yandan da sorumluluklar yüklemektedir. Klasik ekonomik teorinin varsaydığı akılcı tercihler yapan, sağlık okuryazarlığı yüksek bireylerden oluşan toplum belki de hiç ortaya çıkmayacak ve bir ideal olarak karşımızda duracaktır. Sağlık okuryazarlığı sağlık hizmetlerinin kullanımıyla ilgili ortaya çıkan toplum dinamiklerinin bir kısmını açıklayabilecek bilgi sağlamış durumdadır. Alanyazında ülkelerin sağlık harcamalarında görülen artışlar birkaç etkenin birleşiminden doğmaktadır. Bunlar: sağlığın fiyatının göreceli olarak artıyor olması, ülkelerin nüfuslarının artıyor olması, ülkelerin nüfuslarının yaşlanıyor olması ve sağlık hizmeti harcamalarında özellikle demografik olmayan nedenlerle görülen artışlardır (kişi başına sağlık hizmeti kullanım oranlarının artması ve teknolojideki yeniliklerin getirdiği maliyet artışları).

Talep Sağlık hizmeti talebi içinde büyük boyutlarda öznellik (kişiden kişiye değişme durumu) taşır. Yaşam beklentilerini asıl olarak belirleyen, böylece talebi de belirleyen üç etken bulunmaktadır. Birincisi, refah düzeyidir. Kişilerin ödeme gücü oldukça sağlığa harcayabildiği kadar harcama yapar. Ulusal sağlık harcamaları üzerinde etkili olan faktörler içinde etkisi en büyük olan budur. İkincisi, sosyal normlardır. Sosyal normlar refah ile ilişkili ama ondan ayrı olarak ele alınması gereken bir grubu oluşturmaktadır. Üçüncüsü, tüketici etkileridir. Eğer sağlık hizmeti kullanımının ekonomik yükü hizmeti kullanana yüklenirse talep azalır. Sayılan bu üç faktör arasında diğer ikisinden daha güçlü şekilde talebi etkileyen refahtır. Tüketici etkileri ve sosyal normlar ise birbirine denk kuvvetle talebi etkileyen diğer iki faktör olmaktadır.

Arz arzı etkileyen birinci faktör, tedavi edebilme yeteneği, yani teknolojidir. Arzı belirleyen faktörlerin ikincisi kapasitedir. Birçok ülkede sağlık hizmetleri hizmeti kullanan noktasında ya büyük oranda sübvanse edilen ya da tamamen ücretsiz olduğu için, bir hizmet türünün bulunup bulunmaması birçok kişinin o hizmeti almasını tek başına belirleyen faktör olmaktadır. Üçüncü olarak arzı belirleyen sunucu etkileridir. Hizmeti sunanlara ödeme biçimleri hizmetin ne miktarda sunulacağını belirleyenler arasındadır. Bütün sağlık hizmet sistemlerinin iki büyük amacı; sağlık hizmetini kullananların sağlık ve yaşam kalitesini iyileştirmek, sağlık hizmetlerine gerçek kaynak sağlayan kişilerin yaşam kalitesini iyileştirmektir. Bu bilgiye dayanarak denilebilir ki, hastaların burada iki rolü ortaya çıkmaktadır. Hem hizmet alarak kendi yaşam kalitesini yükseltmeye çalışan, hem de sisteme girdi olarak katılıp hizmet sunumuna kaynak sağlayan kişilerin yaşam kalitesini artıracak bir ödeme unsuru olarak yer almak.

Sağlık Hizmetlerinde Hakkaniyetin Önemi

Sağlık hizmetlerinin şekli ve modeli ne olursa olsun asla vazgeçilmemesi gereken üç temel ilkesi vardır. Bunlar hizmetlerin etkililiği, verimliliği ve hakkaniyettir. Hakkaniyet aşağıdaki üç boyut ile tanımlanabilmektedir:

  1. Eşit ihtiyaçlar durumunda mevcut hizmetlere eşit erişim hakkı: Değişik sosyal gruplar arasında benzer sağlık sorunları ortaya çıktığında her grubun hizmetlere erişimi benzer kolaylık içinde sağlanmalıdır.
  2. Eşit ihtiyaçlar durumunda eşit yararlanım hakkı: Hizmete olan ihtiyaç ölçüsünde sosyal grupların benzer şekilde hizmet kullanmasına engellerin ortadan kaldırılması gerekir. Ancak gruplar arasında farklılıkların niçin oluştuğu sorusu üzerinde de çalışmak gerekmektedir.
  3. Her hizmet alana eşit hizmet kalitesi: Hizmet kullanmaya başlayan her birey, mensup olduğu sosyal grupların statülerinden bağımsız olarak hizmet ihtiyacına göre belirlenmiş kalite koşullarını elde edebilmelidir.

Ülkeden ülkeye değişmekle birlikte genel olarak sosyal gruplara dikkat ederek hakkaniyet ilkesi gözetilmelidir. Bunlar arasında; coğrafi yerleşime göre, ekonomik düzeyine göre, eğitim düzeyine göre, cinsiyete göre, ırk, din, kabile, aşiret vb. ayrımlar varsa bu özelliklerine göre, toplumun savunmasız grupları arasında yer alma durumuna göre oluşmaktadır.

Sağlık Hizmetleri Pazarı

Kişilerin yaşamı sürdürebilmek için veya haz alabilmek için ihtiyaç duyduğu şeyler mal veya hizmet olabilir. Mal veya hizmete ürün denilirse, bu ürünü üreten ve ürüne ihtiyaç duyan olmak üzere iki taraf oluşmaktadır. Taraflardan biri eksikse ürün ya hiç üretilmez veya üretilirse de satılmaz.

Monopol; pazarda sadece bir satıcının olmasıdır. Burada satıcı fiyatı istediği düzeye çıkarma ve indirme gücünü elinde tutar. Oligopol; tüm şartları haiz bir pazarda birden fazla satıcının olması durumudur. Bu da rekabetten dolayı fiyatların düşmesine neden olacaktır.

Sağlık hizmeti talebi bireylerin veya toplumun ortaya koyduğu sağlık hizmeti beklentileri şeklinde tanımlanmaktadır.

Arz ve Sağlık Hizmeti Arzı ekonomide satıcıların mal veya hizmetleri kendilerine uygun fiyatlardan satmak istedikleri miktarı olarak tanımlanmaktadır. Teoriye göre, satılan mal veya hizmetin miktarı onun fiyatındaki artışla doğru orantılı artma eğilimindedir. Bir mal veya hizmetin fiyatı ne kadar yüksekse onu satmak isteyen o kadar çok satıcı olacaktır.

Sağlık Hizmetlerinde Esneklik, Arz ve Talep esneklik, arz ve talebi etkileyen faktörlerden fiyat ve gelirdeki değişikliklere arz ve talebin verdiği cevabın ölçüsüdür. En sık kullanılan ölçü Talebin Fiyat Esnekliğidir. Bu, talep edilen miktardaki orantısal değişikliğin fiyattaki orantısal değişikliğe oranıdır. Bir diğer esneklik ölçüsü ise “Talebin Gelir Esnekliği”dir. Gelir düzeyindeki artışlarla bir mal veya hizmete olan talebin artışını gösterir.

Sağlık Hizmetlerinde Sunucunun Kabarttığı ve Azalttığı Talep sağlıkla ilgili ihtiyaçlarını belirlerken ve buna yönelik hizmet alırken bireyler, sağlık profesyonellerinin bilgisine göre çok az düzeyde bilgi sahibi olduğundan ne tür hizmetin ne kar süre ve yoğunlukta ne sıklıkta alınacağı gibi kararlarda bizzat hizmeti sunan pozisyonundaki hekimlere ve bazı durumlarda diyetisyen, hemşire, fizyoterapist vb. diğer sağlık mesleği mensuplarına bağımlıdır.

Sağlık Hizmetlerinde Maliyet

Bir mal veya hizmetin maliyeti, onu elde etmek için elden çıkarılması gereken mal veya hizmetlerin veya kullanılan kaynakların tamamıdır. Ekonomistlere göre, bir mal veya hizmetin maliyeti kaçırılmış bir fırsattır ve her zaman bir alternatif maliyet ile birlikte ele alınmalıdır. Bir mal veya hizmetin üretiminin maliyetinden bahsederken sıklıkla toplam maliyetten bahsedilir. Bu sağlık hizmetinin üretiminde kullanılan tüm kaynakların (hem sabit hem de değişken) maliyetlerinin toplamıdır. Bu eşitlik, toplam maliyetin üretilen hizmetin miktarıyla artığını ifade etmektedir. Her bir ürün başına düşen birim maliyet, o üretimin ortalama maliyetidir. Ortalama maliyet; Ortalama maliyet = Toplam Maliyet / Üretilen Hizmetin Miktarı eşitliği ile bulunur. Sağlık hizmetleri gibi hizmet sektöründeki uygulamalarda çok sık rastlanan iki maliyet tipi vardır. Bunlar; doğrudan maliyetler ve dolaylı maliyetlerdir. Doğrudan maliyetler, bir hizmeti kullanmak için doğrudan karşılaşılan maliyetlerdir. Doğrudan sağlık hizmetini almak için gerekli olmayan fakat kullanıcıların karşılaştığı tüm maliyetler ise dolaylı maliyetlerdir.