Ünite 8: Sağlıkla İlgili Özel Durumlar ve Konular

Su Güvenliği ve Sağlığımız

Yerkürede kendine özgü yaşam formlarının var olmasını sağlayan en önemli özellik sudur. Dünyada bulunan su miktarı 1,4 milyar km3 kadardır. Bunun %97,5’i okyanus ve denizlerde tuzlu su olarak bulunmaktadır. Ancak %2,5’i (35,2 milyon km3) tatlı su formunda bulunmaktadır. İnsanlar tarafından içme ve kullanma suyu olarak kullanılabilecek tatlı suyun miktarı, var olanın %1’inden azdır. Ülkemizde tüketilebilir yüzey ve yer altı suyu potansiyeli, yılda ortalama toplam, 112 milyar m3’tür. Ülkemiz, bu anlamda “Su Sıkıntısı Olan” bir ülke olup, nüfus artışı ile birlikte kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı giderek azalmaktadır.

Su kaynaklarının, ülkenin her tarafına den- geli dağılmaması, iç ve dış göçler sonucu kentleşmenin ve kent nüfusunun artması, sanayileşme, kentleşmeye ve betonlaşmaya bağlı olarak, yağış sularının toprağa sızamaması, bazı sanayii kollarında şehir şebekesinden su kullanılması, ülkemizde, üretiminde su kullanan elektrik enerji sektörünün, elektrik gereksiniminin artmasına bağlı olarak su kullanımının artması, tarımda geleneksel sulama yöntemlerinin kullanılması ve su israfı gibi nedenle ülkemizde yaşanan su kıtlığının önemli nedenleri arasında yer almaktadır.

Ülkemizdeki su kirliliğinin nedenleri olarak ise sanayi ve evsel nitelikli atık su miktarının artması, sel ve taşkınlar, tarımsal ve hayvansal faaliyetlerde kimyasalların kullanılması, su arıtma sistemlerinin yetersiz olması, uygun şekilde toplanmayan evsel atıklar, suya doğal ve insani faaliyetler sonucunda radyoaktif maddelerin karışması gibi durumlar gösterilebilir.

Tüm dünyada görülen hastalıkların neredeyse yarısı temiz su yokluğundan ya da su kirliliğinden kaynaklanmaktadır. İshal gibi belirtileri olan, su ile bulaşan enfeksiysöz hastalıklar toplumun çoğunluğunu etkileyen ve kimi zaman da ölümcül olan hastalıklardandır. İshalli hastalıklardan korunmada kişisel temizlik ve beslenme önemli bir yer tutmaktadır.

İçinde; hastalık yapıcı mikrobiyolojik etkenler, kimyasal ve toksik maddeler ile radyoaktivite bulunmayan suya, “temiz su” denir. İçme ve kullanma sularının, sahip olması arzu edilen özellikleri şunlardır:

  • Su; kokusuz, renksiz, berrak ve içimi serinletici olmalıdır.
  • Su, hastalık yapan (patojen) mikroorganizma içermemelidir.
  • Suda, sağlığa zararlı kimyasal maddeler bulunmamalıdır.
  • Suyun içinde, vücut için gerekli mineraller yeter düzeyde olmalıdır.

Su kaynaklarının işlenerek içilmeye hazır hâle getirilmesinde çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Bunlar yöntemler süzme, flokülasyon, sedimentasyon, filtrasyon, havalandırma, dezenfeksiyon olarak adlandırılmaktadır.

İçme-kullanma suyunu dezenfeksiyon yöntemleri fiziksel ve kimyasal olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Fiziksel dezenfeksiyon işlemlerinde kaynatma, basınçlı ısı, ultraviyole radyasyon yöntemleri kullanılmaktadır. Kimyasal dezenfeksiyon işlemlerinde ise ozon ve klor ve klorlu bileşikler kullanılmaktadır. Bunların yanı sıra, evsel su arıtım cihazları da ülkemizde tercih edilen dezenfeksiyon yöntemleri arasında yer alır.

Hava Kirliliği ve Sağlık Üzerine Etkileri

Dünyadaki canlı formlarının varlığını sürdürebilmesi için gerekli olan atmosferin %78,1’ini azot, %20,95’ini oksijen, %0,9’unu argon, %0,033’ünü karbondioksit ve %0,003’ünü ise helyum, neon, metan, hidrojen, ksenon gibi gazlar oluşturmaktadır. Dünya Sağlı Örgütü hava kirliliğini havanın; herhangi bir kimyasal, fiziksel veya biyolojik etken tarafından doğal özelliklerinin değiştirilmesi, havanın bileşiminde olmayan maddelerin bulunması ve etkenlerin miktarlarının; olması gerekenden fazla olması sonucu, hava bileşimi dengesinin bozulması olarak tanımlamaktadır. Hava kirliliği; dış (açık) ortam ve iç (kapalı) ortam olmak üzere 2 bölümde incelenmektedir. Dış ortam kirliliği orman yangınları, organik madde çürümeleri, bitki polenleri, deniz ve göllerden çıkan su buharı ve gazlar gibi doğa kaynaklı olmakta ya da ısınma ve enerji üretme amaçlı kullanılan fosil yakıtlar, endüstriyel üretim ve faaliyetler gibi insan eliyle ortaya çıkmaktadır.

Dış ortam hava kirliliğinin hem ekonomik ve biyolojik etkileri hem de insan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri bulunmaktadır. Ekonomik etkiler fosil katı ve sıvı yakıtların tam olarak yan- maması, yeterli enerji elde edilememesi sonucu daha fazla yakıt kullanılması, daha fazla temizleyici kullanımı, kötü görüş mesafesine bağlı trafik kazaları, sera etkisi nedeniyle ekolojik dengenin bozulması gibi durumlarda görülmektedir. Asit yağmurlarının doğal bitki örtüsüne zarar vermesi, bitkisel flora yapısının değişmesi gibi sonuçlar ise dış ortam hava kirliliğinin biyolojik etkileri arasındadır.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünyada her 10 kişiden 9’u; kirli hava solumaktadır. Bunun sonucunda her yıl; 7 milyon insan, hava kirliliği nedeniyle meydana gelen sağlık sorunları sebebiyle ölmektedir. KOAH, akciğer kanseri, kap rahatsızıkları, D vitamini eksikliği, deri hastalıkları, motivasyon düşüklüğü gibi hastalıklara neden olabilmektedir.

Dış hava kirliliğini önleme ve etkilerinden korunmak için alınabilecek önlemler şu şekilde özetlenebilir:

  • Ulusal ve uluslararası iş birliği oluşturmak
  • Gerekli ısı ve enerji tüketimi ve ekonomisi konusunda bilinç geliştirmek,
  • Fosil yakıt tüketimini azaltmak ve alternatif enerji kaynaklarını (güneş, rüzgâr, vb.) kullanmak
  • Sanayilerin yerleşim bölgeleri, ısı ve enerji kullanım tür ve düzeylerini düzenlemek,
  • Yeşil alanların artırılmasını ve korunmasını sağlamak.

İç ortamlarda görülen hava kirliliğine mobilya ve mobilya boyaları, temizlik ve kişisel bakım ürünleri, biyosidal ürünler, fırın ve ocaklar, türün kullanımı gibi pek çok durum neden olabilmektedir. Bu tür kirliliğin önlenmesinde iç ortam havalandırmasının yapılması, tablet ve sprey gibi gereksiz kimyasallardan kaçınılması, mutfakta havalandırma sistemlerinin kurulması gibi önlemler etkili olabilmektedir.

Elektromanyetik Alanlar ve Sağlığımız

Elektrik akımının geçtiği her yere elektromanyetik alan adı verilmektedir. EMA kaynakları iki temel alanda incelenebilir: Birincisi; çok düşük frekanslı (50-60 Hz) olan elektrik enerjisinin üretim, iletim (yüksek ve orta gerilim), dağıtım (alçak-düşük gerilim) ve tüketimi sırasında meydana gelen çok düşük frekanslı EMA’dır (ÇDF-EMA, extremly low frequency: ELF). İkincisi ise yüksek frekanslı (?MHz) ve özellikle haberleşme sistemlerinden (cep telefonu ve baz istasyonları gibi mobil iletişim sistemleri, radyo-TV ile telsiz vericileri vb.) meydana gelen radyo frekans (RF) kaynaklı EMA’dır. ÇDF ve RF’in hem davranışları hem de ölçüm teknikleri ve yöntemleri birbirlerinden farklıdır. İnsan yaşamının elektriğe tamamen bağlı hâle gelmesi, özellikle 20. yy.dan itibaren haberleşmede yüksek frekanslı EMA’nın kullanılması bu bağımlılığı çok daha ileri boyutlara taşımıştır.

  • İnsan sağlığını önemli derece etkileyebilen EMA’nın etkilerinden korunmak için şu önlemler alınabilir:
  • Yüksek ve orta gerilim hatlarını yerleşim alanlarından uzak yerlerde kurmak,
  • Düşük yaşam alanlarında akım gücü düşük lambalar kullanmak,
  • Elektrikli cihazları uyku modunda bırakmamak cep telefonlarını şarja bağlı iken kullanmamak, dizüstü bilgisayarları diz ya da vücut üstünde çalıştırmamak,
  • Cep telefonu ile konuşma süresini kısa tutmak (6 dakikayı aşmamak), görüşmelerde kablolu kulaklık tercih etmek, çekim düzeyinin düşük olduğu yerlerde cep telefonu ile görüşme yapmaktan kaçınmak,
  • SAR değeri düşük olan ce telefonlarını tercih etmek.

Sağlığa zararlı canlılar (Vektörler ve Kemirgenler) ile Mücadele

Mikrobiyolojik ve zehirli hastalık etkenlerini ya ısırarak deri veya mukoza içine bırakan ya da vücutlarının dış kısmında bulunan hastalık etkenlerini, derinin veya besin maddelerinin üzerine bulaştıran omurgasız eklem bacaklılara (artropodlara) ve kemirgenlere “vektör” adı verilmektedir.

Vektörlerce insanlara bulaşabilen ve salgınlara bile neden olabilen hastalıklara örnekler şunlardır:

  • Sinekler: İshal, dizanteri, konjunktivit, tifo, kolera, parazitler
  • Sivrisinekler: Sıtma, ensefalit (beyin dokusunun viruslarca enfekte edilmesi).
  • Bit: Tifüs.
  • Pire: Veba, tifüs.
  • Kene: Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, Lyme hastalığı.
  • Kemirgenler: Fare ısırığı hastalığı, leptospirozis, salmonellozis, kuduz.

Kemirgenler ise, kemirmeye elverişli çene ve diş yapıları olan sincap, kunduz, fare, sıçan gibi hayvanlardır. Çok değişik iklim ve yaşama koşullarına uyum sağlayan kemirgenler, Antartika dışında tüm yeryüzünde bulunmaktadır.

Bu tür canlıların insan hayatı üzerinde olabilecek etkilerinden kaçınmak için aşağıdaki önlemler alınabilir:

  • Vektör ve kemirgenlerle mücadelede sadece kimyasal kullanımından kaçınmak; kültürel, fiziksel ve biyolojik yöntemleri ön planda tutmak
  • Konutları vektör ve kemirgenlerin yuva yapmalarına engel olacak şekilde tasarlamak, yalıtım teknolojileri kullanmak, havalandırma ve asansör boşluklarının kontrolünü yapmak; kanalizasyon, lağım ve atık su arıtım sistemlerinin sağlamlığı ve çalışma koşulları izlemek
  • Hedef zararlı canlıya yönelik olan biyosidaller (tercihen biyopestisitler) kullanmak, bu ürünler bilinçsizce kullanmaktan kaçınmak,

İş Sağlığı ve Çalışma Yaşamı

Çalışma hayatı fiziksel ve duygusal yönde hayatımıza olumlu katkılarda bulunsa da önemli sağlık sorunlarına da neden olabilmektedir. Bu sorunlar şu 4 başlık altında toplanabilir:

  1. Akut, diabetes gibi çalışan kişinin yeni gelişen, önceden var olan, işle doğrudan ilgili olmayan sağlık sorunları,
  2. Belirli bir süre çalışan bir iş ortamında bulunan etken veya etkenlere maruziyet sonucu oluşan, o mesleğe özgü mesleki hastalıklar
  3. Çalışılan işin hastalığın görülme sıklığını ve şiddetini artırması, daha erken dönemlerde ortaya çıkmasına neden olan işle ilişkili hastalıklar,
  4. Önceden planlanmamış kişisel yaralanmalara, maddi zarara ve üretimin durmasına sebep olan iş kazaları.

Bütün mesleklerde çalışanların bedensel, mental ve sosyal yönden iyilik hallerinin en üstün düzeyde tutulması, sürdürülmesi ve geliştirilmesi için “iş sağlığı” başlığı altında bazı çalışmalar yürütülmüştür. İş sağlığının amaçları şu şekilde özetlenebilir:

  1. Tüm mesleklerde; kamuda, özelde veya kendi adına çalışan tüm insanlarla ilgilenir.
  2. Çalışanların; DSÖ’nün sağlık tanımınına uygun olarak, bedensel, ruhsal ve sosyal açıdan tam iyi hâle gelmelerini ve bu düzeyleri sürdürebilmelerini amaçlar.
  3. Çalışma ortamında bulunan her türlü fiziksel, kimyasal, biyolojik, ergonomik ve psi- kososyal faktörlerden; çalışanların korunmasını sağlar.
  4. Çalışanların; sağlık için uyumlu bir ortamda çalışması için fizyolojik, bedensel ve psikolojik kapasitelerine uygun bir işe yerleştirilmesini ve bunun sürdürülmesini sağlar.
  5. Aynı şekilde uygun işe uygun insanın yerleştirilmesini planlar.
  6. İş ve insan arasındaki karşılıklı uyumun sağlanması ile sağlıklı bir çalışan ve çalışma ortamı oluşturur. Çalışanın; daha sağlıklı, verimli ve üretken bir insan olmasını sağlar.

Acil Durumlar ve Afetlerden Korunma

Afetler fiziksel, ekonomik, sosyal kayıplara ve çevresel bozulmalara neden olan, insan sağlığının bozulmasına, kayıplara ve ölümlere neden olan, sağlık hizmetleri gereksiniminin artmasına neden olan, olağan yaşamı ve insan faaliyetlerini durduran veya kesintiye uğratan, toplumun; yerel olanak ve kaynakları kullanarak üstesinden gelemeyeceği yani dış yardıma gereksinim duyulan olaydır. Afetler doğa kaynaklı (depremler, tsunami, ses ve su taşkınları, volkanik patlamalar, fırtına ve kasırgalar, göktaşı düşmesi ve çarpması vb.) ve insan eliyle (savaşlar ve terörizm, nükleer, salgın hastalıklar, kitlesel göçler ve sığınma, küresel iklim değişikliğine neden olma, vb.) olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

Afetlerin aşamaları ile ilgili değişik sınıflamalar söz konusudur. Bunlar dört aşamada incelenir:

  1. Sessiz dönem ve hazırlıklı olma
  2. Alarm ve olay anı yanıt dönemi
  3. İyileşme ve rehabilitasyon
  4. Normale dönüş ve yeniden inşa

Kazaları Önleme ve Korunma

Yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, sağlık sorunlarının varlığı, fizyolojik durumlar, çevresel koşullar, teknik yetersizlikler ve sorunlar, vb. risk faktörlerinden kaynaklanan kazalar tüm toplumların önemli sorunlarındandır. Konuyla ilgili bilicin geliştirilmesi ev ve iş yerlerinin kazaları önleyecek şekilde düzenlenmesi, özellikle iş yerlerinde gerekli sağlık ve güvenlik önlemleri almak büyük önem taşımaktadır.