Ünite 1: Sağlık ve Sağlıklı Yaşam Kavramı

Sağlığın Tanımı

Sağlığın pozitif anlamda en iyi tanımını Dünya Sağlık Örgütü 1948’de yapmıştır. Bu tanıma göre sağlık, “sadece hastalık ve sakatlığın olmaması değil, fiziksel, mental ve sosyal yönden tam bir iyilik hali” olarak ifade edilmektedir.

DSÖ’nün sağlık tanımının önemi, sağlığın fiziksel yönüne olduğu kadar, psikolojik ve sosyal boyutlarına da vurgu yapmasıdır. Diğer önemi de bu tanımın, statik bir durumdan daha çok, dinamik yani sağlığın gelişmeye açık bir kavram olduğunu vurgulamasıdır.

Çağdaş anlamda sağlık kavramı; sağlığın, herkesin temel hakkı olduğunu kabul eden, insani değerleri göz önüne alan, olumsuzluğu öncesinde bertaraf etmeye çalışan ve sağlığı, sürdürülebilir ekonomik ilerleme ve kalkınmanın temeli olarak gören bir anlayışa ulaşmıştır. Sağlık, “hastalık” kavramına göre daha fazla önem kazanmış; hastalıkların tedavisinden çok, hastalanmadan önce bireyleri/toplumu koruma ve sağlığın geliştirilmesi hedeflenmiş; sağlığı etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve kontrol altına alınması veya olumlu olanların desteklenmesi gerekliliği ön plana çıkmıştır.

Hukuksal açıdan da sağlık bir hak olarak tanımlanmaktadır. Sağlığın hak olarak tanımlanması, 20. yy’ın ortalarında, 2. Dünya Savaşı sonrasında görülmektedir. 10 Aralık 1948’de İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde sağlık hakkına yer verilmiştir: “Her bireyin gerek kendisi gerekse ailesi için, yiyecek, giyim, mesken, tıbbi bakım, gerekli sosyal hizmetler dâhil olmak üzere sağlığını ve refahını temin edecek uygun bir hayat seviyesine ve işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, ihtiyarlık veya geçim imkânlarından iradesi dışında mahrum bırakacak diğer hallerde güvenliğe hakkı vardır.” Buna paralel olarak da 1924 Anayasası’nın akabinde sağlık, 1961 ve 1982 Anayasası’nda temel haklar arasında tanımlanmıştır.

Sağlık hakkı, konusu yönünden “sosyal haklar” arasında sayılmaktadır. 1982 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler” bölümünde yer alan ve “Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması” başlığını taşıyan 56. maddesi sağlık hakkını düzenlemektedir. Sağlık hakkı, tarihsel gelişimi bakımından “ikinci kuşak haklar” arasında yer almaktadır. Birinci kuşakta yer alan haklar “korunma hakları”, ikinci kuşak haklar ise sosyal haklar, yani “yararlanma hakları ve siyasal haklara katılma hakları”dır. Sağlık hakkı, Anayasa’da, devlete verilen yükümlülüklere uygun olarak, Türk kamu hukukunda “pozitif statü hakları” içerisinde incelenmektedir. Böylece, kişinin temel insani ihtiyacı ilkesinden hareketle devletten talep etme/isteme hakkı doğmaktadır.

Korunan değer ve hak olan sağlık, yalnızca bozulduğu zaman düzeltilmesine yönelik hizmetin sunulmasını gerektiren bir değer değildir. Kişinin sağlıklı olması için özellikle tedavi edici sağlık hizmetlerinin sunulması değil, onun sağlığını az veya çok olumsuz yönde etkileyebilecek faktörün/etkenin/faaliyetin devlet eliyle yapılmaması veya üçüncü kişiler tarafından yapılmasına izin verilmemesi/önlenmesidir. Bu nedenle kişi sağlığına zararlı etkenlerden korunması için yapılması gerekenler, devletin yükümlülükleri ve asli görevleri arasındadır.

Devletin sağlıkla ilgili yükümlülüklerinden birisi de kişinin sağlığına kavuşmak için başvuracağı hizmeti seçmede, almada ve yararlanmayı sürdürmede, devletin engelleyici bir tutum içinde olmamasıdır. Devlet, bunu oluşturmakla yükümlüdür.

Sağlığı Etkileyen Faktörler

Sağlığı etkileyen etkenler, bireysel ve çevresel olmak üzere iki bölümde incelenebilir.

A. Bireysel Etkenler

  • Genetik Yapı
    Genlerde ve kromozomlarda görülen anomaliler ve mutasyonlar sonucu bazı hastalıklar ortaya çıkabilir. Genetik hastalıklar, genellikle vücuttaki tüm hücrelerde bulunan ve döllenme ile birlikte ortaya çıkan hastalıklardır. Bazı hastalıklarda da genetik yapı, ailede birilerinin bu hastalıkla karşı karşıya kalması sonucu yatkınlık veya riskin artışı olarak ortaya çıkar.
  • Yaş
    Bazı hastalıklar bebek ve çocuklarda, bazıları gençlerde, bazıları da yaşlılarda görülür. Yaşlılarda görülen birçok hastalığın klinik seyri ve şiddeti çocuk ve gençlerden daha ağır olabilir.
  • Cinsiyet
    Bazı hastalıklar her iki cinste de görülmekle birlikte, cinsiyete özel sağlık sorunları vardır.
  • Bağışıklık Sistemi
    İnsanlar doğduklarında annelerinden aldıkları bazı mikroorganizmalara karşı bazı savunma/bağışıklık maddeleri ile bunların neden oldukları hastalıklara karşı korunurlar. Sonra zamanla kendi bağışıklık sistemlerinin gelişmesi ile bu etkenlere karşı direnç geliştirebilirler. Mikroorganizmalarla karşılaşmadan vücuda aşı verilerek o mikroplara karşı bağışıklık sağlanmış olur. Bağışıklık sisteminin güçlü olması sonucu birçok mikrop ve bazı maddelerin neden olduğu sağlık sorunları o insanda gözükmeyebilir. Ancak bazı durumlarda bağışıklık sisteminin zayıflaması söz konusu olabilir. Bağışıklık sisteminin bozulması sonucu normalde az görülen veya hiç görülmeyen enfeksiyon hastalıkları oluşabilir. Hastalıkların süresi ve şiddeti artabilir.
  • Sağlık Öyküsü
    Kişilerin daha önce geçirdikleri hastalıklar veya hâlen devam eden hastalıklarının olması, yeni ortaya çıkan hastalıkların süresini ve şiddetini artırabilir.
  • Irk
    Bazı hastalıklar bazı ırklarda daha az, tersine bazılarında daha yüksek görülebilir.
  • Davranışsal Özellikler

    Fiziksel Aktivite
    Hemen her yaşta fiziksel aktivitenin olumlu birçok yanı vardır. Kas iskelet sistemi, dolaşım, solunum, gastrointestinal, boşaltım ve nörolojik için doğru, bilinçli ve sürekli yapılan fiziksel aktivitelerin olumlu etkileri söz konusudur. Tersine yapılmaması, düzensiz yapılması ve hatalı uygulamalar da yaşamsal sorunlara neden olabilir. Bugün, erişkinler için kabul edilen en önemli fiziksel aktiviteler, normal günlük aktivitenin dışında, haftada 3-4 defa, en az 45 dakika belirli bir tempoda düz yolda yürüyüş ve haftada 2-3 defa 30 dakikalık yüzmedir.

    Yeterli ve Dengeli Beslenme
    Büyüme ve gelişmenin sürdürülmesi ve tamamlanması, vücudun kendini yenilemesi için gereksinim duyulan enerjinin yeterli olarak alınması; bununla birlikte enerji veren maddelerin dışında vücudun çalışması için gerekli mineral, vitamin gibi maddelerin de bir denge içinde alınması zorunluluktur. Beslenme bozuklukları adı verilen bu geniş kavram, birçok sağlık sorununu beraberinde getirir.

    Sigara, Alkol, Bağımlılık Yapıcı Madde Kullanmama
    Sigara ve tütün mamullerinin sağlık üzerine olumsuz birçok etkileri vardır. Hatta bu hastalıklar ve sağlık sorunları sadece sigara ve tütün mamulleri kullananlarda değil, bu maddelerin etkisine maruz kalanlarda da görülür. Gençlerin bu nedenle sigara, nargile, puro, pipo gibi tütün mamullerinden uzak kalması, kendi ve aile sağlığı açısından bir zorunluluktur.

    Alkollü içeceklerin etkisi, kısa ve uzun vadede etkilerini gösterebilir. Kısa vadede, özellikle trafik başta olmak üzere ev ve iş kazalarına neden olabilmektedir. Uzun vadede ise alkole bağımlılık söz konusu olursa, başta karaciğer olmak üzere, kalp ve sinir sistemi bundan ciddi derecede olumsuz etkilenebilir. Son yıllarda önemli bir gündem maddesi ise özellikle gençlerin tehdit altında olduğu bağımlılık yapıcı maddelerin kullanılmasıdır. Bu maddelerin akut ve kronik etkileri, bilişsel fonksiyonlarda bozukluk, beslenme bozukluğu, dolaşım sistemi bozukluğu, nörolojik sistem bozuklukları, şok, koma ve ölümle sonuçlanabilir.

    Stres Yönetimi
    Çağımızın hastalığı olarak tanımlanan stres, kişide olan değil, kişiye olan ve dışarıdan gelen etkilerin sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Stres, vücut için ciddi bir savunma mekanizmasıdır. Stres yönetilemezse, tükenmeye neden olabilir. Bu durumda anksiyete, depresyon, hayattan lezzet alamama, işte çalışıyorsa işten doyum alamama, hatta tükenme söz konuşu olabilir. İlerleyen durumlarda intiharlara kadar giden tablo söz konusu olabilir. Oysa stres yönetilebilir.

  • Kendine Karşı Sorumlulukları

    Kişilerin sağlıklarının farkında olmaları, sağlıklarını bozacak ve hastalıklarını artıracak durumlardan kendi istek ve çabaları ile uzak kalma çabalarına “öz sorumluluk” denir.

B. Çevresel Etkenler

Kişinin bedeninin dışındaki, onu doğrudan veya dolaylı etkileyen her şeye “çevre” denir.

Çevre temel olarak dört bölümde incelenir:

  • Fiziksel Çevre
  • Kimyasal Çevre
  • Biyolojik Çevre
  • Sosyokültürel Çevre

Birbiri ile etkileşimi nedeniyle fiziksel ve kimyasal çevre birleştirilerek fizikokimyasal çevre de denir.

Fizikokimyasal Çevre

  • Maddelerin hem fiziksel hem de kimyasal etkilerinden dolayı insan sağlığını etkilemeleri söz konusudur.
  • İçme suları ile vücudumuza sadece su moleküllerini almayız. Kalsiyum, iyot, flor gibi yararlı maddeler yanında alüminyum, nikel, kurşun, arsenik, siyanür, cıva, kadmiyum gibi zararlı maddeleri de alabiliriz. Bu nedenle içme ve kullanma sularının sürekli ve kesintisiz olarak izlenmesi gerekir. Belediyeler de çeşmelerden sağlıklı, güvenli ve güvenilir su sağlamakla yükümlüdürler.
  • Hava kirliliği sadece gözümüzle gördüğümüz duman değil, gözümüzle göremediğimiz kükürtdioksit, nitrikoksit, aldehit, poliaromatik hidrokarbonlar gibi madde ve bileşikleri de içerir. Bu madde ve bileşikler; boğucu, öldürücü ve kanser yapıcı olabilirler. Hava kirliliğinden korunmanın en önemli yolu ormanların korunması ve artırılmasıdır.
  • Toprak hem jeolojik olarak var olan yapısındaki maddelerle hem de insani aktiviteler ve sanayileşme sonucu hava ve suyun kirlenmesi ile dolaylı olarak kirlenmektedir. Toprağın kirlenmesi, yüzeysel ve yer altı sularının, ayrıca topraktan beslenen tarımsal ve hayvansal ürün ve gıdaların da kirlenmesine neden olmaktadır. Günümüzde bazı yerlerde insani aktiviteler sonucu oluşan toprak kirliliği, uzun yıllar kalıcı olması nedeniyle korkulan boyutlara ulaşmaktadır.
  • Çağımızın bir diğer çevresel sorunu elektromanyetik alanlardır. Elektriğin termik, nükleer, hidrolojik kaynaklar yoluyla üretilmesi, kendi içerisinde kirlilik tanımları ile uyumlu sonuçlar doğurabilmektedir. Diğer taraftan elektriğin üretim, iletim, dağıtım ve kullanımı sırasında ortamda oluşan elektromanyetik alanın da sağlık üzerine etkileri tartışılmaktadır. Yapılan bilimsel çalışmaların, elektrik akımından kaynaklı elektromanyetik alanların masum olmadığını, IARC tarafından 2B yani insan için şüpheli kanserojen olarak tanımlandığını unutmamalıdır. Bir diğer elektromanyetik alan kaynakları ise haberleşme amaçlı kullanılan TV, radyo, telsiz vericileri, baz istasyonları ve cep telefonlarıdır. Bunların da oldukça yaygın ve bağımlılık hâline gelen kullanımları, birçok sağlık sorunu ile ilişkilendirilmektedir.

Biyolojik Çevre

Biyolojik çevrenin bileşenleri şunlardır:

  • Bitkiler
  • Hayvanlar
  • Mikroorganizmalar

Sosyokültürel Çevre

Toplumun yapısı ve kültürel özellikleri, bireylerin yaşam tarzlarını ve sağlığını olumlu ve olumsuz etkileyebilir. Kıtalar, ülkeler, hatta ülkelerin içindeki bölgesel ve hatta daha küçük yerleşim alanlarına kadar, hatta ailelere kadar kültürel ve sosyal yapıdaki farklılıklar, sağlık ve hastalık algısını ve çare arama davranışını etkileyebilmektedir.

Sosyokültürel çevre açısından sağlığı etkileyen faktörler şunlardır:

  • Meslek
  • İş
  • Ekonomik gelir
  • Sosyal sınıf
  • Eğitim
  • Mülkiyet
  • Etnik yapı
  • Din
  • Medeni durum
  • Toplumsal cinsiyet
  • Politik koşullar
  • Aile yapısı vb.

Sağlığın Ölçümü

Sağlık bireysel ve toplumsal düzeyde ölçülebilir bir kavramdır.

A. Bireysel Düzeyde Sağlık Göstergeleri

Günümüz sağlık hizmetleri sunumunda, kişilerin sağlıklarıyla ilgili olarak, objektif/somut ve standart bir şekilde ölçülüp değerlendirilmesini sağlayan yöntemler ve göstergeler vardır.

Antropometrik Ölçü ve Ölçütler

  • Boy: Kişinin başının en üstünden, topuğunun yerle temas ettiği mesafedir. Bebeklerde ölçümü yatarak, çocuk ve erişkinlerde ise ayakta, dik durumda yapılır. Boy uzunluğunun, bebeklikten itibaren ergenlik sonu-erişkinlik dönemine kadar belirli bir hızda artması gerekir. Erişkinlikte sabitken, 60-65’li yaşlardan itibaren yaşla birlikte gelişen omurga, bel, kalça ve diz eklemlerindeki bozukluklara bağlı olarak azalabilir. Çocuklar için geliştirilen yaşa göre boy grafiklerinde birim, percentil olarak değerlendirilir.
  • Ağırlık: Giysisiz veya ihmal edilebilir nitelikteki hafif giysilerle, baskül adı verilen araçlarla ölçümdür. Özellikle bebeklikte ve çocuklukta sürekli artması gereken ölçülerdendir. Artmasının durması veya gerileme, ciddi sağlık sorunlarının göstergesidir. Boyun değerlendirmesinde olduğu gibi çocuklarda, yaşa göre ağırlık grafik/ eğrileri ile incelenir.
  • Beden Kitle İndeksi: Ağırlığın, boyun karesine bölünmesi ile elde edilen bir değerlendirme ölçütüdür. Çocuklarda değerlendirirken cinsiyete özgü grafik / eğrileri vardır.
  • Baş Çevresi: Genelde elastik olmayan bir mezuranın, önde kaşların, yanda kulağın üzerinden, arkada da kafanın en çıkıntılı yeri olan oksiput çıkıntısından geçirilmesiyle ölçülür. Baş çevresinin, bebek ve çocukların büyümesine bağlı olarak belirli bir hızda artması gerekir. Artmaması veya aşırı artması sağlık sorunu olduğunu gösterebilir.
  • Kol Çevresi: Çocuklarda ölçülür. Üst koldan mezura ile ölçülür. Doğumdan 1 yaşına kadar artar ama 1-5 yaş arası değişim azdır. Standart değerin altında olması, kötü beslenme göstergesidir.
  • Göğüs Çevresi: Bebek ve çocuklarda, malnütrisyon taramasında kullanılır. Nefes vermenin sonunda, göğsün ortasından elastik olmayan mezura ile ölçülür.
  • Cilt Kıvrım Kalınlığı: Şişmanlığı ve zayıflığı, vücudun yağ durumunu tahmin etmek için kullanılır. Kumpas adı verilen cihazlarla genelde kolun arkasından veya sırttan ölçülür.
  • Bel Çevresi: En alt kaburga kemiği ile kalça/ leğen kemiğinin üst sınırı bulunur. Orta noktadan geçen çevre, elastik olmayan mezura ile ölçülür. Normal kişilerde göbek deliğinin üzerine dek gelebilir. Ancak kilolu/şişman kişilerde göbek deliği yanıltıcı olabilir.
  • Kalça Çevresi: Kalçanın en çıkıntılı noktasından öne doğru, yatay düzleme paralel bir ölçümdür.
  • Bel Çevresi/Kalça Çevresi Oranı: İki ölçümün oranıdır. Erkeklerde 1; kadınlarda 0,8’in üzerini geçmemelidir. Erkeklerde 1’i geçerse android, kadınlarda 0,8’i geçerse jinoid tipte obeziteden bahsedilir.

Biyolojik ve Fizyolojik Durumu Gösteren Analizler

Günümüz sağlık hizmetlerinin sunumunda, hastalıkların tanısının konulmasında, tanı konulduktan sonra uygulanan tedavinin başarısını incelemek için Biyokimya, Mikrobiyoloji, Sitoloji/Patoloji, Toksikoloji, Hematoloji, Tıbbi Genetik gibi laboratuvarlarda, aşağıdaki biyolojik materyallerden alınan numunelerin tahlil, tetkik ve analiz edilmesi gerekebilmektedir:

  • Kan
  • İdrar
  • Saç–Kıl
  • Tırnak
  • Gaita–Dışkı
  • Bronşiyal sıvı
  • Mide sıvısı
  • Gözyaşı
  • Tükürük
  • Semen – sperm
  • Beyin–Omurilik Sıvısı
  • Zar sıvıları
  • Hücre, doku ve organların sitolojik ve patolojik açıdan değerlendirilmesi

Ayrıca görüntüleme teknikleri ve elektrofizyolojik yöntemler de kullanılmaktadır:

  • Direkt radyolojik grafiler
  • Bilgisayarlı Tomografi
  • Manyetik Rezonans
  • Sintigrafi
  • Ultrasonografi
  • Elektrokardiyografi
  • Dopler
  • Elektrokardiyografi
  • Elektroensefalografi
  • Elektromiyelografi

Muayene sırasında sıklıkla kullanılan tekniklerden bazıları da şunlardır:

  • Kan basıncı ölçümü: Kanın damar çeperine yaptığı basıncın ölçülmesidir. Çocuklar ve erişkinler için sınır değerleri farklıdır. Ölçülen değerin, sınır değerlerden yüksek olmasına “hipertansiyon”; düşük olmasına “hipotansiyon” denir.
  • Nabız/kalp atımı: Kalp atımının atardamarlardan hissedilerek 1 dakika boyunca sayılmasıdır. Nabız sayının yüksek olmasına “taşikardi”, düşük olmasına “bradikardi” denir.
  • Solunum sayısı: Alınan ve verilen nefesin 1 dakika boyunca sayılmasıdır. Fazla olmasına “Takipne”, az olmasına “Bradipne” denir.
  • Vücut ısısı: Genelde 36,0-37,8 °C normal olarak kabul edilir. Yüksekliği “hipertermi” veya yaygın ismi ile “ateş veya ateş yükselmesi”, düşüklüğü “hipotermi” olarak adlandırılır.

B. Toplumsal Düzeyde Sağlık Düzeyi Göstergeleri

Toplumlar da bireyler gibi sağlık açısından değerlendirilebilir. Bu değerlendirme, o toplum için zamansal değişimin gösterilmesi şeklinde olabileceği gibi, toplumların, bölgelerin ve ülkelerin birbirleriyle karşılaştırılarak değerlendirilmesine de olanak sağlar.

Bir toplumda mevcut sosyal, ekonomik ve çevresel koşullar içerisinde, bir kuşağın doğumunda, kaç yıl yaşama şansının olduğunu gösteren “doğumda beklenen yaşam süresi ile o toplumda doğan bir kişinin ne kadar yaşayacağı tahmini yapılabilir ve diğer toplumlarla karşılaştırılması yapılabilir.

Doğum Ölçütleri

  • Kaba Doğum Hızı: Bir toplumda o yıl içinde meydana gelen canlı doğumların, o toplumun yıl ortası nüfusa bölümüdür.
  • Genel Doğurganlık Hızı: Bir yılda meydana gelen canlı doğum sayısının, o toplumdaki 15-49 yaş kadın sayısına bölünmesidir.
  • Yaşa Özel Doğurganlık Hızı: Bir toplumda, o yaş grubundaki kadınların canlı doğum sayısının, o toplumdaki o yaş grubu kadının yıl ortası sayısına bölünmesidir. Yaş grupları 15-19, 20-24, … 45- 49 yaş olarak gruplandırılır.
  • Tamamlanmış Doğurganlık Hızı: Doğurganlık çağının sonuna gelindiğinde gerçekte bir kadına düşen canlı doğum sayısıdır. Yani 45-49 yaş grubu kadınların, doğurdukları ortalama çocuk sayısıdır.
  • Toplam Doğurganlık Hızı: Yaşa özel doğum hızlarının toplanıp 5 ile çarpılmasıyla elde edilir.

Ölüm Ölçütleri

  • Kaba Ölüm Hızı: Bir toplumda o yıl içinde meydana gelen tüm ölümlerin, o toplumun yıl ortası nüfusa bölünmesidir.
  • Cinse Özel Ölüm Hızı: Bir toplumda o yıl içinde meydana gelen o cinsteki ölümlerin, o toplumdaki ve o cinsin yıl ortası nüfusa bölünmesidir.
  • Yaşa Özel Ölüm Hızı: Bir toplumda, o yıl içinde meydana gelen o yaş grubundaki ölümlerin, o toplumdaki o yaş grubunun yıl ortası sayısına bölünmesidir.
  • Yaşa–Cinsiyete Özel Ölüm Hızı: Bir toplumda, o yıl içinde meydana gelen o yaş grubu ve cinsteki ölümlerin, o toplumdaki o cins ve yaş grubunun yıl ortası nüfusa bölünmesidir.
  • Bebek Ölüm Hızı: Bir toplumda, o yıl içinde canlı doğup ilk yaşı içerisinde ölen bebek sayısının, o toplumda, o yıl meydana gelen canlı doğum sayısına bölünmesidir.
  • Yenidoğan Ölüm Hızı: Bir toplumda, o yıl içinde canlı doğup yenidoğan döneminde ölen bebek sayısının, o toplumda, o yıl meydana gelen canlı doğum sayısına bölünmesidir.
  • Beş Yaş Altı Çocuk Ölüm Hızı: Bir toplumda, canlı doğup 5 yaşına gelmeden ölen çocuk sayısının, o toplumda o yıl meydana gelen canlı doğum sayısına bölünmesidir.
  • Anne Ölüm Hızı: Bir toplumda; gebelik, doğum veya doğumdan sonraki altı hafta içinde, gebelik veya gebeliğin şiddetlendirdiği, tesadüfi olmayan nedenlerle meydana gelen kadın ölümlerinin, o toplumdaki aynı süredeki üreme çağındaki kadın sayısına bölünmesidir.
  • Gebeliğe Bağlı Ölüm Hızı: Bir toplumda; gebelik, doğum veya doğumdan sonraki 6 hafta içinde, gebelik veya gebeliğin şiddetlendirdiği ve tesadüfi nedenler sonucunda meydana gelen kadın ölümlerinin, o toplumdaki aynı süredeki üreme çağındaki kadın sayısına bölünmesidir.
  • Perinatal Ölüm Hızı: Anne sağlığı düzeyini, doğum öncesi ve doğum sonrası bakımın yeterli olup olmadığını, doğumun da sağlıklı koşullarda yapılıp yapılmadığını gösterir. Bir toplumda, o yıl içinde ölü doğan veya canlı doğup ilk yedi gün içinde ölen bebek sayısının, toplam ölü ve canlı doğum sayısına bölünmesidir.
  • Mortalite Hızı: O hastalık nedeniyle o yıl ölenlerin sayısının, o toplumda, o yıl içerisindeki toplam ölüm sayısına bölünmesidir.
  • Fatalite Hızı: O hastalık nedeniyle ölenlerin, o hastalığa yakalanan kişi sayısına bölünmesidir. Bu ölçüt, o hastalığın ne kadar öldürücü olduğunu gösterir.

Hastalık Ölçütleri

  • Prevalans: Bir hastalığın, o toplumdaki sıklığını tanımlar. O hastalığı olanların sayısının, o hastalık için risk altında olan nüfusa bölünmesidir.
  • İnsidans: O hastalığa, belirli bir süre içinde yakalanan/yeni tanı konulanların sayısının, risk altındaki nüfusa bölünmesiyle elde edilir.

Sağlıklı Olmada Sağlık Hizmetlerinden Yararlanma

Sağlık hizmetlerinde, kişileri önce sağlam iken korumak, buna karşın hastalanır ise erken ve uygun tedavi vermek ve gereğinde de rehabilite etmek diye tanımlanabilecek çağdaş sağlık anlayışı dönemine geçilmiştir.

Çağdaş sağlık hizmeti anlayışının ilkeleri şunlardır:

  • Kişinin yaşamı bir bütündür, sağlıklı ve hastalıklı dönemler diye birbirinden ayrılamaz. Kişinin hastalığı, sağlıklı dönem diye bilinen dönemdeki birikimlerin sonucudur.
  • Kişi ve çevresi bir bütündür ve birbirinden soyutlanamaz. Kişinin sağlığı, çevrenin, özellikle de sosyal çevrenin bir fonksiyonudur.
  • Sağlık hizmeti, hastadan çok, sağlama götürülen bir hizmettir ve koruma tedaviden daha önemlidir.
  • Bir toplumda en sık görülen, en çok öldüren, en çok sakat bırakan, en çok iş gücü kayıplarına yol açan, en çok sağlık harcamasına neden olan hastalık en önemli hastalıklardandır.
  • Hastalık, yalnızca o kişiyi ilgilendirmez; ailesinden başlayarak tüm toplumu ilgilendirir.
  • Sağlık hizmeti bir ekip hizmetidir. Ekibin tüm üyeleri değerlidir ve hepsinin rolü önemlidir.

Günümüzde sağlık hizmeti sunum ilkeleri güncellenmiştir:

  • Toplumsal Eşitlik: İnsan haklarında tanımlanan temel hakların en önemlilerinden birisi “Sağlık Hakkı”dır. Bu hak, doğuştan kazanılır. Hakkın kullanılabilmesi için kişilere, yaşadığı ve çalıştığı yerde sağlık hizmeti kesintisiz sunulmalıdır.
  • Yaşamın Bütünlüğü: İnsanın yaşamı, anne karnına düştükten ölünceye kadar bir bütündür. Sağlık hizmetleri bu bütünlüğü göz önüne alarak kesintisiz sunulmalıdır.
  • Çevreyle Bütünlük: İnsanın sağlığı, çevresel faktörlerden etkilenir. Bu nedenle sağlık sorunlarının önlenmesinde ve çözümünde çevresel faktörlerin belirlenmesi ve kontrol altına alınması bir zorunluluktur.
  • Toplumsal Etmenler: Çevrenin bir diğer bileşeni olan sosyokültürel çevre ve bunun bileşenleri olan kişinin eğitimi, mesleği, inançları, yaşam koşulları, ekonomik olanakları vb. ile sağlık arasında ciddi bir bağ vardır. Sağlık hizmetleri, bu etmenler göz önüne alınarak sunulmalıdır.
  • Hizmetin Boyutu: Sağlık hizmetleri, sadece sağlık hizmeti sunucuları tarafından verilebilecek hizmetler değildir. Diğer sektörlerin rolü ve sorumlulukları vardır.
  • Sağlığı Korumaya Öncelik Verilmesi: Sağlık hizmetleri sunumunda, koruyucu hizmetlere öncelik verilmesi gerekmektedir. Daha hastalık ve sağlık sorunları ortaya çıkmadan önce verilen hizmetler, daha kolay, daha insancıl, daha ucuz ve daha başarılıdır.
  • Risk Gruplarına Öncelik Verilmesi: Sağlık hizmetleri herkese eşit bir biçimde sunulmalıdır. Sağlık hizmeti gereksinimi daha fazla olan bebekler, çocuklar, kadınlar, işçiler, yaşlılar gibi risk gruplarına daha fazla hizmet verilmesi gerekir. Buna, sağlık hizmetlerinde hakkaniyet ilkesi denir.
  • Önemli Hastalıklara Öncelik Verilmesi: Çok görülen, çok öldüren, çok sakat bırakan, çok iş gücü ve ekonomik kayıplara neden olan sağlık sorunları/hastalıklar, halk sağlığı sorunudur. Bu sorunların saptanması ve kısıtlı kaynakların, bu sorunların kontrolünde ve çözümünde kullanılmasının sağlanması, halk sağlığının önemli çalışma alanlarındandır.
  • Entegre Hizmet: Sağlık hizmeti sunumlarının sağlığı geliştirici, koruyucu, tedavi ve rehabilite edici hizmetler olarak bir arada sunulması gerekir. Halk sağlığı da bu hizmetlerin bir arada sunulmasının plan ve politikalarını geliştirmede rol alır.
  • Sağlık Hizmetlerinin Ekip Olarak Sunulması: Sağlık hizmetleri sunumunda hekimin büyük rolü olmasına rağmen, tüm basamaklarda eğitim, nitelik ve görevleri birbirinden farklı sağlık personeline ve diğer personele gereksinim vardır. Bunlar olmadan ve birlikte çalışmadan sağlık hizmetleri sunulamaz. Ekipte yer alan her bir çalışanın rolü ve katkısı çok değerlidir.
  • Sağlık-Kalkınma İlişkisi: Bir toplumda sağlıklı bireylerin olması, o toplumda üretim ve kalkınmayı beraberinde getirir. Sağlıksız bireylerin üretime katkısı sınırlı olabileceği gibi, bu kişiler için yapılan sağlık harcamaları da ekonomik kaybın daha büyümesine neden olur.
  • Öz Sorumluluk: Kişiler kendi sağlıklarından sorumludur. Bunun geliştirilmesi için kişiler eğitilmeli ve bilinçlendirilmelidir.
  • Halkın Katılımının Sağlanması: Sağlık hizmetleri topluma sunulur. Toplumun sunulan hizmeti ve niteliğini bilmesi, hizmetin başarısını doğrudan etkiler. Sağlık hizmetlerinin planlanması ve sunumunda toplumun görüşünün alınması, sunumun toplum tarafından kabulünü, uygulanmasını ve başarıya ulaşmasını artıran bir yaklaşımdır.
  • Evrensellik: Sağlık sorunları artık tek bir toplumu veya ülkeyi ilgilendirmemektedir. Çevresel faktörlerin yanı sıra ulaşım olanaklarının gelişmesi, sağlık sorunlarının da ülkeler, kıtalar arası yayılımını kolaylaştırmaktadır. Bu nedenle sağlık hizmetleri sunumunda siyasi ve toplumsal farklılıklardan öte, iş birliği zorunludur. Bunun sağlanmasında halk sağlığının ciddi rolü vardır.
  • Koşullara Uygunluk: Bir toplumda veya ülkede fiziksel, kültürel, sosyal ve ekonomik yönden farklılıklar olabilir. Bu nedenle o topluma ve zamansal koşullara uygun sağlık hizmeti sunulmalıdır. Toplumun özelliklerinin ve koşullarının belirlenmesi ile hizmetin planlanması ve sunumunda, halk sağlığı anlayışı ve araştırmaları yol göstericidir.

Sağlık hizmetlerine gereksinim duyan kişilerin bu hizmetlerden yararlanması, sağlık hakkının temel bileşenidir. Günümüzde bu durum “Hasta Hakları” olarak tanımlanmış ve güvence altına alınmıştır.

“Hasta Hakları” kavramı, her ne kadar hekimlik mesleği kadar eski olup, etik ve deontolojik kurallar içerisinde yer alsa da kavramsal olarak ilk defa Amerika Hastaneler Birliği tarafından 1972’de tanımlanmış ve yayımlanmıştır. Bunu, 1981’de, Lizbon’daki Dünya Tabipler Birliğinin bildirgesi izlemiştir. Ardından hem dünyada hem ülkemizde hasta hakları kavramına en çok sahip çıkan meslek grubunun hekimler olduğu görülmüştür.

Sağlık Bakanlığınca 1998 yılında çıkartılan Hasta Hakları Yönetmeliği’nde, “hasta hakları; sağlık hizmetlerinden faydalanma ihtiyacı bulunan fertlerin, sırf insan olmaları sebebiyle sahip bulundukları ve T.C. Anayasası, milletlerarası antlaşmalar, kanunlar ve diğer mevzuat ile teminat altına alınmış olan haklar” diye tanımlanmıştır.

Günümüzde bu tanım, hastanın kaybettiği sağlığını en kısa zamanda, mümkün olabildiğince en yüksek seviyede, en konforlu ve saygın bir biçimde geri alabilmesi yanında, hastalığına karşın yaşam kalitesinin korunması ve insan onuruna yakışır biçimde ölebilmesi gibi kavramları da içine almıştır.

Hasta hakları başlığı altında tanımlanan, insanlığın ortak akıl ve vicdanının ürünü olan bu değerler/haklar şunlardır:

  • Sağlık hizmetlerinden yararlanma
  • Sağlığını koruyup geliştirebilme
  • Sağlık politikalarının oluşumuna katılım ve denetleme
  • Adalete ve hakkaniyete uygun faydalanma
  • Hastalığı/sağlık durumu ile ilgili bilgi isteme/bilgi alma
  • Hasta bilgilerinin korunması/gizliliğinin sağlanması
  • Kendisi ile ilgili tıbbi kayıt ve dokümanlarına ulaşma
  • Hizmetten, genel ve eşit olarak yararlanma
  • Hekimini ve sağlık kurumunu seçme ve değiştirme
  • Kendisine hizmet verecek/veren sağlık personelini tanıma, seçme ve değiştirme
  • Hastanın, öncelik hakkının, tıbbi ölçütlere dayalı ve objektif olarak belirlenmesini isteme
  • Çağdaş sağlık hizmeti olanaklarından yararlanma
  • Tıbbi gereklere uygun teşhis, tedavi ve bakım
  • Doğru teşhis ve tedavi olma
  • Tıbbi gereklilikler dışında müdahale yasağı
  • Tıbbi araştırmalardan korunma
  • Tıbbi özen gösterilmesi, saygı ve şefkat görme, özenli hizmet alma, moral destek alma
  • Kendisine yapılacak tüm tıbbi girişimler öncesinde aydınlatılma ve bu aydınlatmadan sonra onam verme
  • Hasta mahremiyetinin korunması
  • Tedaviyi reddetme
  • Güvenliğin sağlanması
  • İnsani özellikleri ve gereksinimleri düşünen, konfor içerisinde hizmet alma
  • Moral ve manevi destek alabilme, dinî inanış ve inançlarının gereklerini yerine getirebilme olanağını talep etme
  • İnsani değerlere saygı gösterilmesi ve ziyaret
  • Refakatçi bulundurma
  • Şikâyetçi olma ve zararının tazmin edilmesini isteme
  • Onurlu bir biçimde ölme

Bu haklar ülkemiz de dâhil, gelişmiş ülkelerde yasal güvence altına alınmıştır. Toplum ve toplum adına bu hizmetleri sunmakla yükümlü hükûmetler, hastanın sağlığına kavuşabilmesi için hukuksal, ekonomik, örgütsel yapılar ile sosyal güvence altında olanakları hazırlar, ona destek olur.

Bununla birlikte hasta haklarının kullanımı da bazı koşulları beraberinde getirmektedir:

  • Kişiler, hasta haklarının neler olduğunu bilmelidirler.
  • Bu hakları talep ederken saygı, nezaket ve hukuk kuralları çerçevesinde hareket edilmelidir. Hak istemi ve kullanımı için fiziksel, sözlü ve duygusal yönden karşısındakine zarar veren tartışma ve şiddet, kabul edilemez ve seçilecek bir yol olamaz.
  • Hak kullanımı, başkalarının haklarını gözetmekle başlar. Diğer hasta ve hasta yakınlarının, hekim ve sağlık personelinin hakları gözetilmeli, hatta ihlal edilmemelidir.
  • Hak isteminde, beklentiler açık olarak ortaya konulmalıdır.
  • Hasta, hastalığı ve sağlık durumu ile ilgili bilgiyi, öncelikli olarak kendi tanı ve tedavi sürecini yürüten hekiminden almalıdır.
  • Hasta yakını kavramı, tıbbi etik ve hukuk açısından önemlidir. Tıp ve hukuk, hasta yakınını, hastanın tanımladığı hâliyle kabul eder. Bu nedenle herkesin hasta yakını olması beklenemeyeceği gibi, hasta ile ilgili bilgi istemi, hasta hakları açısından bilginin gizliliği/mahremiyeti ile uyuşmamaktadır. Hasta yakınları bu nedenle sağlık personelini zorlamamalıdır.
  • Tanı ve tedavi amaçlı tıbbi girişimlerde; olası beklenen etkiler, yan etkiler, işlem yapılmazsa karşılaşılacak riskler, diğer yöntemler hakkında bilgi aldıktan ve tamamen aydınlandıktan sonra işlem için aydınlatılmış onam verilmelidir.
  • Hasta sağlığı ve hastalığının durumu ile ilgili tüm tıbbi bilgileri isteme ve elde etme hakkına sahiptir. Bu nedenle tıbbi kayıtların tutulması; hekim, hemşire ve ilgili diğer sağlık personeli için gerekli ve çok önemlidir.
  • Hasta ve hasta yakınları, hasta hakları ihlali olduğunu düşündükleri bir durum söz konusu ise sağlık kurumlarında yer alan hasta iletişim birimleri veya hastane yönetimlerine, bunların yazılı olarak iletilmesi gerekir. Gerekirse hukuksal anlamda diğer başvuru kanalları kullanılabilir. Yani sorunlar, hukuk kuralları içerisinde çözülmelidir. Kavga, tartışma, şiddet; kendi içinde haksızlıkları ve ciddi sorunları beraberinde getirir.

Hasta haklarının kullanılması hak olmakla birlikte, hastaların yükümlülükleri de söz konusudur. Bunlar:

  • Hastalar da hekim, hemşire ve sağlık personellerine karşı saygılı ve özenli davranmalıdırlar.
  • Hastalar, tanı ve tedavi sürecinde hekimlerine, hemşirelere ve ilgili diğer sağlık personeline karşı dürüst olmalıdırlar. Kendileri ile ilgili bilgileri gizlememeliler, içtenlik ve samimiyet içinde paylaşmalılar, yalan söylememeliler, yanıltıcı bilgiler vermemelidirler.
  • Hastalar, hekim ve sağlık çalışanlarına, kişisel gereksinimlerini/çıkarlarını gözeterek ve onların, meslek hukuk ve etik kurallarına uygun olmayan istemlerde bulunamazlar. Bunun için psikolojik, sosyal ve fiziksel baskı kuramazlar.
  • Hastalar ve hasta yakınları, sağlık hizmeti aldıkları sağlık kurumunun bina, eşya, cihaz, araç-gereç, malzemelere vb. zarar veremezler.
  • Hastalar, kendilerine verilen randevu tarih ve saatlerine uymalıdırlar.
  • Hastanın refakatçi ve ziyaretçileri, hastane kurallarına uymalıdırlar. Ayrıca hastanenin düzenine, temizlik ve hijyen özelliklerine dikkat etmeli, bozmamalıdırlar.
  • Hastalar, sağlık ve hastalıkları ile ilgili yeterince bilgi aldıklarında, kendilerine uygulanacak tedavilerle ilgili karar vermekten kaçınamazlar.
  • Hastalar, kendilerine anlatılan ve kabul ettikleri tedavi yöntemlerine ve ilaç kullanımlarına özen göstermelidirler.
  • Hastalar, verilen tedavileri kullanmak, yaptırmak istemeyebilir, reddedebilirler. Ancak bunu, bakımlarını üstlenen hekim, hemşire ve ilgili diğer sağlık çalışanından gizlememelidirler.
  • Hastalar, taburcu edilecek veya başka bir sağlık kurumuna nakledilecekse, gerekli işlemlerin yapılmasında görevlilere yardımcı olmalı ve gecikmeye neden olmamalıdırlar.
  • Hastanın her yakını/tanıdığı “hasta yakını” değildir. Hasta yakını olmayanların hasta hakkında bilgi alma talebi, tıbben ve hukuken uygun değildir. Hasta kimi yakını olarak gördüğünü belirtmedikçe hasta yakınlarının hekim ve sağlık çalışanlarından bilgi alma taleplerinde ısrarcı olmamaları gerekir.
  • Hasta ve hasta yakınlarının, sağlık kurumlarının park yasağı, kapalı ve izin verilmeyen açık alanlarında tütün/tütün mamulü kullanma, gürültü etme, cep telefonlarını uygunsuz kullanma, katı atıkları atık kutularına atma, tuvalet ve banyoların hijyen kurallarına uyma vb. ilgili tüm kurallarına uyması zorunludur.