Ünite 3: Sağlık Hizmetlerinin Sunumunda Sosyal Çalışma

Sağlık Hizmetlerinde Sosyal Çalışma ve Tarihi

Tıbbi sosyal çalışmanın temel amacı, ayakta ya da yatarak tedavi gören hastaların tıbbi tedaviden etkili bir şekilde yararlanmasına yardımcı olmaktır. Sağlık hizmetleri alanında görevli sosyal çalışmacı yapacağı çalışmalarda:

  • Öncelikle sağlığın bozulması üzerinde etkili olan sosyal ve bireysel şartları değerlendirmeye tabi tutar.
  • Müracaatçının sahip olduğu ve müdahale süresince başvurulabilecek destek kaynakları ortaya çıkarılmaya çalışılır
  • Günümüzde psikoloji konusundan bir şeyler bilmenin zorunluluk olduğunu söylemek mümkündür. Çünkü psikoloji, insan hayatının hemen her yönünü ilgilendirir.
  • Sağlıkta eşitsizliğinin birey ve topluluklar üzerindeki etkilerini göz önünde bulundurarak değerlendirme ve müdahalelerde bulunur.

Sağlık Hizmetlerinde Sosyal Çalışmanın Tarihi

Tıbbi alanda ilk kez bir sosyal çalışmacı 1895 yılında Londra’daki bir hastanede çalışmaya başlamıştır. Ancak tıbbi sosyal çalışma bugün bildiğimiz şekliyle ilk olarak modern hastanelerin de kurulduğu ABD’de, 19.yüzyılda uygulanmaya başlanmıştır.

Sosyal şartların sağlık üzerindeki etkisinin anlaşılmasıyla, ev ziyaretleri yapmak, bireylerin sosyal şartlarını ve hastalığa yol açan davranışlarını belirlemek, ayrıca ücretsiz hizmetlere ihtiyacı olan bireyleri tespit etmek üzere özel uzmanların çalışmasının gerekliliği ortaya çıkmıştır.

Psikoloji, pek çok bilim dalının faydalandığı disiplinlerden biridir. Psikolojiden en fazla istifade eden alan eğitimdir. Ruh ve beden arasındaki ilişkinin kuvvetinden dolayı hekimlerin de psikoloji bilimine olan ilgileri her geçen gün artmaktadır.

Sağlık hizmetlerinin sunumu ve sosyal çalışma alanı arasında bu birlikteliğin oluşmasında, bugün sağlık alanında genel kabul gören şu ilişkiler etkili olmuştur;

  • Sağlığı etkileyen faktörler, yalnızca bireysel değildir. Sağlık, toplumsal şartlar, kültür, eğitim ve inançlardan ciddi şekilde etkilenir.
  • Yoksullukla sağlık sorunları arasında doğrudan ve dolaylı ilişki vardır.
  • Bilgi eksikliği sebebiyle gelişmeyen veya yanlış geliştirilen sağlık davranışları sonucunda sağlık bozulabilmektedir. Dolayısıyla bireylerin sağlıkla ilgili davranışlar konusunda bilgilendirilmeleri gerekmektedir.

Tıbbi sosyal çalışma, 1970’li yıllarda tıp temelli yaklaşımın ekseninden çıkmaya başlamış ve George Engel ve John Romano isimli doktorlar tarafından geliştirilen “Biyo-psiko-sosyal” yaklaşım ağırlık kazanmaya başlamıştır. Bu yaklaşımın temel noktaları şunlardır;

  • Biyolojik, psikolojik ve sosyal süreçler, birbirleriyle süreğen bir ilişki, bir bütünlük içindedirler.
  • Nasıl biyolojik etkenlerin değerlendirilmesi için doğa bilimleri bilgisine sahip olunması gerekiyorsa, psikolojik ve sosyal etkenlerin sistematik şekilde değerlendirilmesi için ilgili sosyal bilimlerin kullanılması gereklidir.

Ülkemizde sosyal çalışma tıbbi alan içerisine girmeye 1950’li yıllarda başlamıştır. Psikiyatri alanında ilk sosyal çalışma uygulamaları İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi Enstitüsü’nün yaptığı çalışmalarda görülmektedir.

Türkiye’de 1961 yılında sosyal hizmet eğitimi veren ilk eğitimi olan Sosyal Hizmetler Akademisi kurulmuş ve bu tarihten sonra sosyal çalışmanın diğer alanları gibi tıbbi sosyal çalışmanın da gelişmesi başlamıştır.

Günümüzde ise tıbbi alanda çalışan sosyal çalışmacıların görev ve sorumlulukları, “Sağlık Hizmetlerinin Yürütülmesi Hakkında Sağlık Bakanlığı Yönergesinde belirtilmektedir.

Sosyal hizmet alanında 2011 yılında yürürlüğe giren “Tıbbi Sosyal Hizmet Uygulama Yönergesinin 12.maddesinde ise sağlık kuruluşlarında görevli sosyal çalışmacıların görev ve sorumluluk alanları belirtilmektedir.

Sağlık Alanında Sosyal Çalışmacıların Rolü

Tıbbi sosyal hizmet yaklaşımının yeni ortaya çıktığı ve ilk sonuçlarını verdiği dönemde, 1928 yılında yaşanan tecrübeler değerlendirilmiş ve bir rapor hazırlanmıştır. Bu raporda sosyal çalışmacıların sağlık alanında en fazla mesai harcadıkları konular ele alınmış ve sosyal çalışmanın tıp alanına yaptığı ve yapacağı katkılar aşağıdaki gibi değerlendirilmiştir:

  • Hastanın genel sağlık sorunlarının doğru anlaşılabilmesi için bilgi güvenliği sağlamak,
  • Sağlık sorunlarını hastanın anlayabileceği bir dilde kendisine, ailesine ve sosyal çevresine açıklanması,
  • Hastanın ve yakınlarının rahatlaması ve huzuru için gerekli düzenlemelerin yapılması.

Amerikan Tıbbi Çalışmacılar Sosyal Birliğinin 1934 tarihli raporunda ise tıp alanında sosyal çalışmanın amacı, hastalıkla sosyal eşitsizlik arasındaki ilişki üzerine yoğunlaşma olarak belirtilmiştir.

Günümüzde hastanelerde görev yapacak bir sosyal çalışmacının aşağıda belirtilen konularda bilgisinin olması beklenmektedir:

  • Temel tıbbi terminoloji (sık rastlanan hastalıkların isimleri, tedavi yaklaşımları ve ilaç bilgileri),
  • Hastalıklar hakkında genel bilgi,
  • Cinsel sağlık hakkında genel bilgi,
  • Bağımlılık, obezite gibi sağlığı etkileyecek davranışlara ilişkin bilgi
  • Depresyon, yas, kayıp, anksiyete gibi sık rastlanan psikolojik sorunlara ilişkin bilgi,
  • Yaşam süresi, davranış değişikliği ile ilgili temel kavram ve teoriler,
  • Ücretli ve ücretsiz sağlık hizmetleri,
  • Hasta hakları,
  • Özellikle göçmenler, yoksulluk içinde yaşayan bireyler ve dezavantajlı grupların sık karşılaştıkları sağlık sorunları ve bu sorunları ortaya çıkaran çevresel koşullar,
  • Müracaatçılara doğru bilgilendirme ve yönlendirme yapabilmek üzere yaşadığı çevrede yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları gibi farklı merkezlerin sağladığı imkânlara ilişkin bilgiler,
  • Psiko-sosyal ve manevi değerlendirme yöntem ve aşamaları,
  • Çocuklara, yaşlılara, kadınlara yönelik istismarın gösterecek ipuçlarını fark edebilme becerileri,
  • Travma, istismar mağduru olmak gibi kırılgan durumda olabilecek bireylerle sağlıklı iletişime geçebilme becerileri,
  • Hastanede sağlık ekibi tarafından da gerekli görülen hastaların psiko-sosyal incelemelerinin yapılması.

Sağlık hizmeti alanında hizmet veren sosyal çalışmacıların yoğun biçimde çalıştığı konular aşağıdaki gibidir:

  • Biyopsikososyal-manevi değerlendirme yaklaşımını sağlık hizmetlerine dâhil etmek.
  • Sosyal çalışma müdahalesinin her aşamasına müracaatçı ve ailesinin dâhil olmasını sağlamak.
  • Taburcu sonrası evde bakım alması gereken hastalara yönelik evde bakım imkânlarını araştırmak ve hastayı bu konuda bilgilendirmek.
  • Çocuklara, yaşlılara, engellilere ve diğer hassas bireylere yönelik istismar, ihmal, şiddeti tanımak.
  • Aile sistemi çalışmaları (tedavi ve hastalığa yönelik sorunlar, endişeler, aile ilişkilerinde bozulma, bakım verenlerle ilişkiler gibi) yapmak.
  • Taburcu sonrası bakım hizmetleri, maddi ve psikolojik destek kaynakları konusunda hasta ve yakınlarını bilgilendirmek.
  • Hasta, hastane yönetimi, hasta yakınları ve sağlık çalışanları arasında çıkabilecek sorunlara yönelik arabuluculuk hizmetleri sunmak.
  • Toplumdaki dezavantajlı gruplara yönelik savunuculuk çalışmaları yapmak.
  • Güçler perspektifini sağlık hizmetlerine dahil etmek.
  • Hasta ile sağlık personeli arasında iletişim köprüsü oluşturmak.
  • Önleyici sağlık hizmetleri, toplum sağlığı gibi çalışmaların yürütülmesine ilişkin olarak görevli olunan çevrede sorun ve ihtiyaç belirlenmesi konusunda çalışmalar yapmak.
  • Kültürel liyakat kazanarak farklı kültürler ve dillerden bireylerin daha etkin sağlık hizmeti alabilmesine yönelik çalışmalar yapmak.

Sağlık Kuruluşlarında Sosyal Çalışmacının Yeri

Sağlık kuruluşlarında görevli sosyal çalışmacıların, sağlık ekibinde yer alan diğer uzmanlarla görev dağılımı ve işbirliği konusunda dikkatli olması gerekmektedir.

Sosyal çalışmacılar sağlık kuruluşlarında diğer sağlık personeliyle çok-disiplinli, disiplinler arası ve disiplinler ötesi yaklaşımlarla görev yapmaktadırlar.

Hastanelerdeki sağlık ekipleri içinde yer alan uzmanların rolleriyle ilgili karmaşa ya da çatışma yaşayabildikleri bilinmektedir. Cleora Roberts (1989), doktorlar ve sosyal çalışmacıların sağlık ekibi içindeki rollerinin farklılıklarını gösteren 5 madde sıralamıştır. Bunlar;

  1. Doktorun hedefi hayat kurtarmak iken sosyal çalışmacının odak noktası yaşamın süresinden ziyade kalitesi üzerindedir.
  2. Doktorlar test sonuçları gibi nesnel verilere göre karar alırken sosyal çalışmacılar hastanın yaşadığı olaylara ilişkin geliştirdiği kişisel yorumlarını dikkate alır.
  3. Doktorlar sağlığı geliştirme ve mümkün olan en uzun yaşam süresine ulaşma hedefleriyle tedavi kararları alırken sosyal çalışmacılar, kişinin kendi belirlediği tedavi amaçlarını teşvik etme amacındadır.
  4. Sosyal çalışmacılar genellikle, hastalarının ruhsal sorunlarıyla uğraşma konusunda kendilerini doktorlardan daha rahat hissederler.
  5. Sağlık ekibi içinde doktor idareyi elinde tutmaya; sosyal çalışmacı ise ekiple işbirliği yapmaya eğilimlidir.

Sağlık Hizmeti Sosyal Çalışmalarında Müdahale

Sağlık alanında çalışan sosyal çalışmacılar için, müdahalelerinin hedef kitlesi ve hareket sahasını belirleyecek üç temel nokta bulunmaktadır. Bunlar; sağlık sorununu yaşayan bireyin kendisi, bireyin aile üyeleri ve bakım verenleridir.

Sağlık alanında verilen hizmetin niteliği, kişilerin ihtiyaçları ve sunulabilecek mevcut imkanlar tarafından belirlenecektir.

Sağlık alanındaki müdahaleler, 3 aşamada ele alınmaktadır. Bunlar; önleme, tedavi ve hastalık etkilerinin azaltılması olarak belirtilebilir.

Sosyal Çalışmanın Müdahale Alanlarından Yoksulluk ve Yoksulluğun Sağlık Üzerindeki Etkileri

Sağlık alanında görevli sosyal çalışmacıların farkında olması gereken temel noktaların başında, yoksulluğun birey ve toplulukların sağlığı üzerindeki etkileri gelmektedir. Yoksulluk ve buna bağlı oluşan şartların sağlık üzerindeki etkilerini gösteren çok sayıda araştırma bulunmaktadır. Bu araştırmalar şu sonuçları göstermektedir;

  • Yoksulluk, kronik hastalıklara yakalanma riskini arttırmaktadır.
  • Yoksulluk şartları içinde büyüyen çocukların zehirli maddelere temas etme, kötü çevre şartlarından etkilenme, şiddete maruz kalma riskleri daha yüksektir.
  • Yoksullukla, sağlığa zararlı davranış ve alışkanlıklar sergileme arasında bağlantı bulunmaktadır. (Sigara ve alkol tüketimi, şiddet davranışı sergileme gibi)

Yoksulluk ve sağlık arasındaki ilişkiyi açıklamak üzere başvurulabilecek en net göstergelerden biri ise ortalama yaşam süresidir.

Ülkeler arasında gelir düzeyi ve bireylerin sağlık durumları arasındaki ilişki yanı sıra ülkelerin kendi içindeki gelir farklılıklarının da bireylerin sağlık durumları üzerinde etkili olduğu görülmektedir.

Maddi olanaklar ve sağlık durumu, sadece sağlık hizmetlerine erişim faktöründen etkilenmez. Bireylerin gelir durumları kadar, bir ülke içinde mevcut gelirin ne şekilde dağıldığı ve devlet kaynaklarının vatandaşlar arası gelir eşitsizliğinin etkilerini hafifletmeye yönelik harcanıp harcanmadığı da eşit derecede önem arz etmektedir.

Halk Sağlığı İçinde Sosyal Çalışmanın Rolü

Sosyal çalışma, çevresel etkenlerin insan sağlığı üzerine etkisini fark ederek bu konuda çalışan ilk alanlardan biridir.

Halk sağlığı, sağlık üzerinde biyolojik etkenler yanında sosyal etkenlerin rolünü de ele alıyor olması ve önleyici çalışmalara yoğunlaşması sebebiyle pek çok noktada sosyal çalışmayla temas eden bir alandır.

Modern anlamda ilk halk sağlığı çalışmaları Avrupa’da başlamıştır. Zira sanayileşme çağı boyunca Avrupa’da değişen toplumsal yapı ile geleneksel yaşam şekilleri şehirlerde bir araya gelmiş; bu birlikteliğin sonuçları, kalabalığın iç içe yaşadığı ve altyapı yetersizliğinin hüküm sürdüğü şehirlerde net olarak ortaya çıkmıştır.

Sağlık Hizmeti Sunumunda Mültecilerle Çalışma

Sığınmacılar ve mültecilerle çalışırken kültürel anlamda liyakat sahibi olmak son derece önemlidir. Zira günümüzde, gerek iç, gerek dış göç kavramları, toplumları yoğun şekilde etkilemektedir. Dolayısıyla yalnızca tek bir kültür ya da dilde uzmanlaşmak mesleki yeterliliğin gerisinde kalınacağı anlamına gelecektir.

Sosyal çalışma içinde kültürel farklılıklara uyum sağlayabilme becerisi ise son derece önemlidir. “Kültürel liyakat” olarak isimlendirilen bu beceriye ilişkin bir tanımlama da, Kohli ve Faul (2010) tarafından yapılmıştır;

“Kültürel liyakat, kabiliyet ve becerilerin, farklılıklara saygı gösterilmesini sağlayacak ve farklı geçmişlerden gelen bireylerle etkili bir şekilde iletişim kurulabilmesini sağlayacak şekilde geliştirilmesidir”.

Kültürel liyakat temelli sorun çözmede hasta olan bireye odaklanmak yerine, bireyin dahil olduğu topluluğun tümüne genişletilebilecek yaklaşımlar geliştirmek faydalı olacaktır.

Sosyal çalışmacıların, Türkçe’ye tam hâkim olmayan ya da işitme kaybı, dil sorunları gibi sebeplerle dili etkin kullanamayan müracaatçılara ilişkin olarak da etkili iletişim becerileri geliştirmeleri önemli bir noktadır. Dil engeli sebebiyle de sağlık çalışanlarına kendilerini yeterince ifade edememe, söylenenleri gerektiği gibi anlamama şeklinde sorunların ortaya çıkma riski yüksektir. Bu tür engeller;

  • Sağlık sorununun eksik ya da yanlış anlaşılması.
  • İlaç kullanımı, ilaç kullanım süresi gibi konuların yanlış anlaşılması sonucu hatalı ilaç kullanımı gibi sağlığı olumsuz etkileyebilecek sorunlara yol açabilir.

Harvard Üniversitesi’nde Sosyal Tıp üzerine çalışmalar yapan Arthur Kleinman, sağlık alanında çalışan profesyonellerin “klinik kültürel liyakat” olarak adlandırdığı şartları taşımaları gerektiğini savunur. Kültürel liyakat sahibi bir sağlık alanı çalışanı;

  • Sağlık inanç ve davranışlarındaki toplumsal ve kültürel etkenlerin farkında olmalarının
  • Bu etkenlerin ailelerini nasıl etkilediğini bilmek ve bu etkenleri yönetmek için araç ve becerilere sahip olmalarının
  • Hastaları, sürece etkin olarak katılan ortaklar olabilecekleri şekilde güçlendirmek ve etnokültürel inançları, uygulamaları konusunda konuşup anlaşmalarının ‘şart’ olduğunu belirtir.