Ünite 8: Sağlık Ekonomisinde Hukuk ve Etik

Hukuk-Ekonomi İlişkisi

Ekonomik bir sistemin sağlıklı işleyebilmesi, ihtiyaçların karşılanmasına olduğu kadar, etkin bir hukuk sisteminin varlığına da bağlıdır. Ekonomik refah ve bunun topluma yayılmasında, hukuk ve ekonominin birbirlerini tamamlaması esastır. Hukukun ekonomi ile olan yakın ilişkisi, ekonomik yaşama uygun hukuk kurallarının varlığını gerektirmekle birlikte, özellikle sağlık alanında sadece ekonomik veri ve görüşlerden yola çıkarak hukuki düzenlemelerin yapılması mümkün değildir. Akademik açıdan ayrı alanlar olarak görülen hukuk ve ekonominin son dönemlerde hızla yakınlaştığı alanlardan birisi olan sağlık ekonomisinde de sağlık hizmetlerinin işleyişini, etik ve hukuk kurallarına göre değerlendirmenin önemi ortaya çıkmıştır.

Ekonomi ve hukukun toplumsal sorunlara bakış açısı farklıdır. Hukuk ve ekonomi izledikleri amaç doğrultusunda aynı konulara farklı şekilde yaklaşırlar. Hukukçu karşılaştığı sorunda hakkaniyete en uygun çözümü ararken, ekonomist en yararlı çözüm peşindedir. Ekonomi bir gözlem bilimidir ve konusu kıt olan kaynakların rasyonel kullanımına odaklanır.

Ekonomi ile hukuk arasındaki ikilemleri en iyi yansıtan alanlardan birisi sağlık hizmetleri alanıdır. Sağlık ve sağlık hizmetlerine özgü bazı özellikler, ekonomik kuralların diğer sektörlerde olduğu gibi sağlık sektörü için kullanılamayacağı ve bazı düzenlemelerin yapılması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Sağlık ekonomisi, sağlık ve ekonomi alanının kesişme noktasında yer almaktadır. Bu nedenle sağlık ekonomisi, ekonominin temel kavramları kadar, tıp hukuku ve etiğinin temel kavramlarının da bilinmesini gerektirir.

Tıp Hukuku ve Etiğinin Temel Kavramları

Tıp bilimi ve teknolojisinin gelişimi, sağlık hizmetleri ve tıbbi girişimlerin boyutlarında yaşanan yenilikler, sağlık hizmetleri ile ilgili faaliyetlerin “sektör” haline gelmesi, sağlık hizmetlerinin sağlanmasından sorumlu sağlık otoritelerinin özellikle mali bütçenin gerçekleştirilmesi ile ilgili sorumlulukları nedeniyle verebildikleri hatalı kararlar, günümüzde tıp hukuku ve etiği kavramını daha da önemli hale getirmiştir. Sağlık ekonomisinin karar alma süreçlerinde etkili olabilmesi, ekonomik olarak varılan sonuçların hukuk ve etik açısından kabul edilebilir olmasına bağlıdır. Bu durum, tıp hukuku ve etiğinin temel kavramlarının bilinmesini gerektirir.

Tıp Hukuku ve Etiği

Tıp ve hukuk, yüzyıllardır birbirini tamamlayan iki alan olarak kabul edilmektedir. Bunun nedeni, bunlardan birisinin insan yaşamını ve sağlığını, diğerinin ise temel hak ve özgürlükleri korumaya adanmış iki disiplin olmasıdır.

Tıp hukuku, sağlık hukukunun bir alt dalı olarak, sağlık hizmetlerinin uygulanmasından kaynaklanan; sağlık personelinin hak ve yükümlülükleri, yasal sorumlulukları, hasta hakları, ilaç hukuku, medikal (tıbbi cihaz ve malzeme) hukuk gibi konuları ele alan hukuk dalıdır. Sağlık hukuku daha geniş kapsamlı olup doğrudan tıbbi uygulamalar ile ilgili olmayan ve sağlık hizmetleriyle ilgili tüm faaliyetleri kapsadığı gibi, gıda güvenliği, çevrenin korunması, sağlığa zararlı tüm etmenlerin önlenmesi gibi konuları da içerir. Sağlık ve tıp hukuku disiplinler arası birer hukuk dalı olarak, anayasa hukuku, ceza hukuku, idare hukuku, medeni hukuk gibi hukukun tüm diğer alanları ile de ilişkilidir.

Etik, ahlakı da içeren daha geniş bir alanı ifade eder; değerlerin sorgulandığı, iyi-kötü kavramlarının eleştirisel değerlendirilmelerinin yapıldığı felsefenin bir alt alanıdır. Hukuk yaptırım ve sorumlulukları belirlerken, etik açık uçlu sorulara cevap bulmaya çalışır. Tıp etiği ise tıbbi uygulamalar sırasında ortaya çıkan değer sorunlarını inceler. Tıp etiği alanında, bir eylemin değerini hangi yaklaşıma göre sorgularsak sorgulayalım, evrensel olarak kabul görmüş dört temel ilkeye uygun davranılması gerektiği kabul edilmektedir. Tıp etiğinin temel ilkeleri şunlardır;

  • Zarar vermeme ilkesi
  • Yararlılık ilkesi
  • Özerkliğe saygı ilkesi
  • Adalet ilkesi

Sağlık Bakanlığının planlayıcı, düzenleyici ve denetleyici rolü sağlık ekonomisi açısından büyük önem taşır, ancak sağlık hizmetlerine erişim olanaklarının iyileştirilmesi için altyapı ve sağlık personeli ihtiyacının karşılanması, dağılımının dengelenmesi, erişimi kolaylaştıracak genel sağlık sigortası vd. düzenlemelerin yapılması sadece sağlık ekonomisinin konusu olmayıp tıp hukuku ve etiği açısından da üzerinde durulması gereken konulardır.

Tıbbi Müdahale ve Hukuka Uygunluk Şartları

Tıp, bilimsel ve teknolojik gelişmelere paralel olarak sürekli değişmekte ve gelişmektedir. Bu değişim ve gelişim karşısında tıbbi müdahaleler, yeni imkânlar ve umutlar sağlamakla birlikte, farklı hukuki ve etik sorunları da beraberinde getirmektedir. Bu durum karşısında tıbbi müdahalelerin hukuki sınırlarını belirlemek ve tıbbi müdahalenin kesin bir tanımını yapmak da kolay değildir.

Tıbbi müdahale, kişilerin bedensel, fiziksel veya psikolojik bir hastalığını, eksikliğini teşhis ve tedavi etmek, bu mümkün olmadığında hastalığını hafifletmek veya acılarını dindirmek yahut rahatsızlıktan korumak veya nüfus planlaması amaçlarıyla, tıp mesleğini icraya yasal olarak yetkili kimseler tarafından, tıp bilimince genel kabul görmüş ilke ve kurallara göre gerçekleştirilen en basit teşhis ve tedavi yöntemlerinden başlayarak en ağır cerrahi müdahalelere kadar uzanan her çeşit faaliyettir.

Tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek yetkili kişiler arasında hekimler ilk sırada yer alırlar. Hekimlerden sonra tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek yetkili kişiler ise hekim dışındaki diğer sağlık personelidir.

Sağlık hizmetlerinin temel konularından biri olan tıbbi müdahaleler, kişinin yaşama ve sağlık hakkı ile doğrudan bağlantılı olup söz konusu faaliyetler aslında vücut tamlığına bir saldırı niteliğinde görülmekle birlikte, belirli koşullar altında hukuk düzeni tarafından koruma altına alınmışlardır.

Yaşama ve Sağlık Hakkı

Tıbbi müdahaleler gerekli şartları taşıması halinde meşru olarak kabul edilmiş, hekimin kişinin yaşamını ve sağlığını korumak için yaptığı müdahalelere izin verilmiş ve hatta desteklenmiştir. Ancak bir tıbbi müdahalenin hukuka uygun kabul edilebilmesinin koşulları belirlenirken, bu koşullara uygun olmayan müdahaleler nedeniyle ilgilerin hangi hallerde sorumlu olacağı da hukuk tarafından belirlenmiştir.

Yaşama hakkı, kişinin sahip olduğu en temel hak olarak, ayrıca ve açıkça, birçok uluslararası ve ulusal düzenleme ile koruma altına alınmıştır. Anayasa’da temel hak ve özgürlükler arasında sayılan yaşama hakkı, niteliği itibarıyla dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez, kişiye sıkı surette bağlı bir haktır. Günümüzde sadece beden bütünlüğü değil, kişinin beden ve ruh tamlığı olarak tanımlanan “vücut tamlığı hakkı”, yaşam hakkı kadar önemli ve koruma gerektiren bir hak olarak kabul edilmiş ve aynı şekilde korunmuştur.

Kişilerin, sağlık haklarının kapsamı, modern sağlık hizmetlerinin sunuluşuna göre, “koruyucu sağlık hizmetlerinden yararlanma”, “tıbbi kaynaklara ulaşma” ve “sağlık hizmeti sağlayıcılarına karşı ileri sürülebilecek haklar” olarak daraltabilir veya “mümkün olan en yüksek sağlık standardına erişim” biçiminde genişletebilir.

Tıp Hukuku ve Etiği Açısından Sağlık Hizmetleri

Sağlık ve sağlık hizmetleri kavramı ekonomik, sosyal, hukuki yönüyle gerek sağlık ekonomisi gerek ise tıp hukuku ve etiğinin temel konularının başında gelmektedir.

Sağlık hizmetlerinin kullanımı bireysel bir tüketim gibi görünmekle birlikte, sağlıklı birey, bireysel refahını ve bununla birlikte toplumsal refaha olan katkısını da en üst düzeyde gerçekleştirebilme fırsatına kavuşabilmektedir.

Sağlık hizmeti kavramı, temelde bir kamu hizmeti olarak, sağlık bilimleri ve teknolojisi temelinde sağlığı korumaya ve gerektiğinde yeniden tesis etmeye yönelik örgütlenmiş hizmetlerdir. En geniş biçimiyle, toplumda sağlıklılık durumunu korumayı ve sağlık düzeyini geliştirmeyi amaç edinmiş hizmetlerdir.

Sağlık hizmetlerinin toplumsal hedefi öncelikle hastalıkların önlenmesi, hasta bireylerin tedavisi, engellilerin ve iş gücünü kaybedenlerin rehabilitasyonu ve sağlıklıların sağlık donanımını yükseltmeyi sağlamaktır.

Sağlık hizmetlerinin diğer hizmetlerden farklılığı gerek sağlık ekonomisi gerekse hukuk ve etik bakımından göz önüne alınması gereken bir unsurdur.

Sisteminin diğer önemli ögesi ise hastanın ihtiyaç duyduğu sağlık hizmetlerini verecek olan mesleki ögedir. Hekimler başta olmak üzere, hemşireler, sağlık memurları, diyetisyenler, eczacılar ve günümüzde sayısı giderek artan sağlık çalışanları, sağlık hizmetleri sisteminin mesleki ögesini oluşturmaktadır. Sağlık sistemi bileşenleri ve bunlar arasındaki ilişkiler, sağlık ekonomisi bakımından önemli olduğu gibi, tıp hukuku açısından hasta hekim arasındaki hukuki ilişki özel ve ayrı bir anlam taşımaktadır.

Sağlık Ekonomisi-Tıp Hukuku ve Etiği İlişkisi

Temel bir insan hakkı olan “sağlık hakkı”, her bireyin sağlığının korunması, ihtiyacı hâlinde tedavi edilmesi, bu konudaki tüm hizmet ve olanaklardan yaralanabilmesini gerektirir. Hasta, herhangi bir sağlık kuruluşuna başvurduğunda, sunulan sağlık hizmetinin standardının, tedavisini yüklenen hekim ve diğer sağlık çalışanlarının mesleki yeterliliklerinin kamu otoritesinin ruhsatı ve denetimleriyle garanti altına alınmış olunduğunu varsayar.

Kişilerin gelir düzeyinden bağımsız, asgari sağlık hizmetinden yararlanması gerektiği düşüncesi evrensel olarak kabul gören bir bakış açısıdır. Üretilen sağlık hizmetlerinden kimlerin yararlandığı ve yararlanması gerektiğinin belirlenmesinde ekonominin kriterleri kadar tıp etiği kriterleri de önem taşımaktadır. Aynı şekilde sağlık hizmetlerine erişimde, hizmetlerin fiyatının kullanımı etkilediği bilinen bir gerçek olmakla birlikte, maliyeti düşürmeye yönelik ekonomik kararlar ancak tıp hukuku ve etiğinin temel ilkeleri doğrultusunda uygulanabilir olacaktır.

Günümüzde, hekim, diğer sağlık çalışanları ve hasta arasındaki ilişkiler değişmiş, bireylerin hekim ve sağlık sistemine yönelik beklentileri farklılaşmıştır. Diğer yandan hatalı tıbbi uygulamaların ve bu konuda açılan davaların günden güne artması, sadece hekim hasta ilişkisini değil, sağlık politikalarına ilişkin tercihlerin de sorgulanması sonucunu doğurmuştur.

Sağlık ekonomisi ve tıp hukuku, sağlıkta aşırı talep, defansif tıp, sağlık hizmeti sunucuları ve hizmetin kullanıcıları arasındaki bilgi asimetrisi, sağlık hizmetlerinin fiyatlandırılması gibi konuları sonuçları bakımından birlikte ele almak durumundadır. Sağlık hizmetlerinin sunumu, sadece tıbbi unsurlar ekseninde değil; tıbba işlevsellik kazandıran ekonomik, sosyal ve hukuki pek çok boyut ile beraber gerçekleşmektedir. Tıbbın uygulanması esnasında meydana gelen her aksaklık, aynı zamanda pek çok boyutta etkisini göstermekte ve sağlık hizmetleri bileşenleri üzerinde ciddi sonuçlar yaratabilmektedir.

Hastayı ve hasta haklarını temel almayan her türlü yaklaşım, hekim ile hasta arasındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açacağı gibi, tıp hukuku ve etiğinin temel kriterlerinin ihlal edilmesi sonucunu doğuracaktır.