Ünite 4: Russell’ın Betimlemeler Kuramı

Giriş

Frege’nin anlam ile gönderme arasındaki ayrımı reddeder. Felsefe tarihine dil kuramı ve semantik kuram olarak geçmişse de bilgi kavramına dair önemli varsayımları bulunur. Klasikleşmiş iki makalesi vardır:

  • “On Denoting” (Gönderme Üzerine)
  • “Knowledge by Acquintance and Knowledge by Descriptioné” (Tanışıklık Yollu Bilgi ve Betimleme Yollu Bilgi)

Tanışıklık ve Betimleme Yollu Bilgi Ayrımı

Tanışıklık İlkesi: Önermeyi anlayabilmemiz için o önermenin her parçası ile doğrudan tanışık olmamız gerekir. “Doğrudan tanışıklık” bilgi üzerine bir kavramı dile getirir.

Russel’a göre sözcüklerin bir araya gelerek oluşturdukları bir tümceyi anlamak için çok özel türde bir bilgiye sahip olmamız gerekir. Bu bilgi türü “tanışıklık yollu” bilgidir. Bunu açıklamak için Russel bilgi üzerine daha genel bir ayrım yapar:

  • Şeylerin Bilgisi: Doğrudan tanışık olarak (bir şeyi dilin yardımına başvurmadan ve hiçbir kavram kullanmadan bilebiliyorsak) ve betimleme yollu bilgi (doğrudan tanışık olduğumuz şeylerin neler olduğu sorusuna yanıt vermeden betimleme yollu bilgiyi anlayamayız) ile bu bilgiye ulaşırız.
  • Doğruların Bilgisi: Doğru önermelerin (Ali 25 yaşında, Ali Eskişehir’i seviyor) bilgisidir. Doğruların bilgisine sahip olmak için önce şeylerin bilgisine sahip olunmalıdır.

Tanışıklık yollu bilginin, dünya hakkındaki tüm bilgimizin temelini oluşturmak dışında, çok önemi diğer bir işlevi bulunur: Bu sayede dil öğrenebiliyoruz.

Değişkenler ve Önermesel Fonksiyonlar

Russell bir terimin “anlamı” ile göndergesi arasında ayrım yapmaz. Ona göre anlam göndergedir. Yani bir terimin anlamı ile gönderme yaptığı şey aynı şeydir.

Bir tümcenin anlamı, yani o tümcenin dile getirdiği önerme zihnimizdeki duyu verileri ve tümellerden oluşmalıdır.

Tümeller bir fonksiyondur. Örneğin; sarı tümeli, “___sarıdır” yüklemine gönderme yaptığı bir fonksiyondur. Boşluğa farklı nesneler koyarak farklı önermeler elde ederiz. Herkes tarafından kavranabildikleri için dilin ortak yanını oluştururlar.

Russel yüklemlerin boşluklarını belirtmek için “değişken” kullanır. Basit özne/yüklem biçimindeki bir tümcenin öznesini çıkarıp yerine “x” harfini koyduğumuzda, dile getirdiğimiz şeye “önermesel fonksiyon” buradaki “x” harfine de “değişken” denir. “Önermesel fonksiyon” , “tümel”, “kavram” terimlerinin üçü de aynı şeye gönderme yapar.

Bir önermesel fonksiyonun boşluğunu bir nesne ile doldurduğumuzda doğru ya da yanlış olabilecek bir önerme elde ederiz. Örneğin; “x bir filozoftur” teriminin gönderme yaptığı önermesel fonksiyonun boşluğuna Sokrates’i koyduğumuzda doğru bir önerme, Bethoven’ı koyduğumuzda yanlış bir önerme ortaya çıkar.

Bazen bir önermesel fonksiyonu kullanarak belirli bir insan ya da nesne hakkında değil daha genel bir düşünce ifade etmek isteriz. Örneğin; Sokrates gibi belirli bir filozof hakkında bir şey söylemek yerine tüm filozoflar hakkında da düşünce üretebiliriz.

Tek değişkenli önermesel fonksiyonlar nesnelere özellik yüklememizi sağlarlar. Örneğin; “x sarıdır” yüklemini tümce içinde kullanarak nesnelere sarılık özelliğini yükleriz.

Önermesel fonksiyonlar birden çok değişkene de sahip olabilirler. Örneğin; “Ali, Ayşe ile Ahmet’in evliliği sonucunda dünyaya geldi” tümcesinde ise üç değişkenli bir önermesel fonksiyon bulunur.

Belirli ve Belirsiz Betimlemeler

Betimleme kavramı Russel’ın felsefesinde önemli bir yer tutar. Onun dil kuramı günümüzde Betimlemeler Kuramı olarak anılmaktadır.

Russell’a göre kavram ve dil kullanımı olmadan doğrudan tanışıklık yoluyla bilebileceğimiz iki tür şey vardır:

  • Birincisi, dış dünyadan nesnelerin duyu organlarımız aracılığıyla zihnimizde bıraktığı izler, ya da Russell’ın deyimiyle, duyu verileri;
  • İkincisi ise hepimizin ortaklaşa kavrayabildiği kavramlardır.

Hepimizin ortaklaşa anlayabileceği önermelerin oluşmasını sağlayan parçalar doğrudan tanışık olduğumuz şeyler olmalıdır. Ona göre bir terimi “anlamak” demek onun göndergesi ile doğrudan tanışık olmaktır. Russel’ın Betimlemeler Kuramı bu düşünceyi temel alır.

Zihnimiz dışındaki tüm dünya hakkındaki bilgimiz dolaylıdır ve Russell’a göre bu tür bilgiyi edinmek her durumda dilsel bir çabayı gerektirir.

Öznel duyu verilerinden yola çıkarak tümeller ile tanışık hale geliriz. Duyu verileri her insan için farklı olan öznel şeyler iken, tümeller hepimiz için ortak olan ve her birimizin kavradığı şeylerdir. Eğer tümeller olmasaydı ortak bir dile sahip olmamız da, dil yoluyla birbirimizi anlamamız da, iletişim kurmamız da olanaklı olmazdı.

Dil sayesinde doğrudan tanışıklık yoluyla bilebildiğimiz tümelleri kullanarak doğrudan bilemediğimiz dünya üzerine düşünebilir ve bunlar üzerine konuşabilir hale geliyoruz.

Dil aracılığıyla bildiklerimiz cinsinden bilmediklerimizi betimleyebiliyoruz. Bunu yapmanın iki yolu vardır:

  1. Betimleme genel bir yapıda ise ve tek bir nesneyi betimliyorsa buna “Belirsiz Betimleme” denir. İçinde bu tür betimlemelerin geçtiği türde tümceler varlık yargılarıdır. Belirsiz betimlemelerin olduğu bir tümcenin dile getirdiği önermenin tüm parçaları kavramlardan oluşur. Biz de bu kavramlarla doğrudan tanışık ise o önermeyi kavrarız.
  2. Eğer tek bir nesnenin betimlemesini yapıyorsak bu türe de “Belirli Betimleme” denir. Belirsiz betimlemelerin aksine belirli betimlemeleri karşılayan “belirli” bir nesne vardır.

Özel Adlar

Russell iki tür özel ad arasında kuramı açısından çok önemli olan bir ayrım yapar:

  • Gündelik dilde sıklıkla kullandığımız insan adları, yer adları, nesne adları türünde olan “olağan” özel ad;
  • Bunlar dışında kalan başka tür özel ad “mantıksal” özel ad.

Bir tümce içinde geçen olağan bir özel ad eğer dış dünyanın bir nesnesine gönderme yapsaydı bu tümceyi kavramamız olanaklı olmazdı. Örneğin; Aristoteles adının anlamını kavramak için onunla tanışık olmamız gerekirdi. Ama değiliz, olamayız da. Bu durumda içinde Aristoteles geçen tümceyi duyduğunuzda onu anlamamız, yani tümcenin dile getirdiği önermeyi kavramamız olanaklı olmazdı. Onun hakkında “tanışık yollu” bilgi sahibi değiliz ama tümceyi yine de anlıyoruz. Böyle bir uslamlama sonucunda Russell bir tümce içinde olağan özel adların gönderme yaptıkları bir dış nesne olmadığı sonucuna varır.

Bir özel ad gerçekte bir betimlemenin kısaltmasıdır ya da diğer bir deyişle bir örtük betimlemedir.

Bu tür adlar hiçbir koşulda doğrudan gönderme yapmazlar; hep bir tekil betimleme içerirler ve ancak bu betimlemede geçen kavramlarla tanışık olmamız durumunda bu özel adların geçtiği bir tümceyi kavrayabiliriz.

Gönderimsiz Terimler

Özne konumunda geçen bir terimin göndergesinin olmadığı bir tümce Russell’a göre anlamsız olmak zorunda değildir. Gönderimsiz bir terimi barındıran bir tümcenin dil felsefesi açısından oluşturduğu problemi klasikleşmiş olan örneği ile şöyle ortaya koyar. Fransa bir krallık olmadığına göre,

(1) “Fransa’nın şu andaki kralı keldir.”

tümcesi doğru bir önerme ifade etmez. Bu tümcenin özne konumunda bulunan “Fransa’nın şu andaki kralı” teriminin gönderme yaptığı bir insan yoktur. Bu durumda mantık yasaları gereği,

(2) “Fransa’nın şu andaki kralı kel değildir.”

tümcesinin doğru bir önerme ifade etmesi gerekirdi. Ancak, görünüşe bakılırsa, yine ortada kel olmayan bir kral olmadığına göre bu önermenin de doğru olduğunu söyleyemeyiz.

Her anlamlı cümlenin doğu ya da yanlış bir önerme ifade ettiğini kabul edersek, bu iki tümce de doğru olmadıklarına göre her ikisi de yanlış olmalıdırlar. Bu iki tümce birbirinin mantıksal karşıtıdır.

Mantık yasalarına göre bir tümce yanlış ise o tümcenin mantıksal karşıtının doğru olması gerekirdi. (2) sayılı tümce (1) sayılı tümcenin mantıksal karşıtı ise her ikisinin de yanlış bir önerme dile getirmesini; Russell (2) sayılı tümcede saptadığı sentaktiklik anlamdan yola çıkarak, Betimlemeler Kuramı’nın da yardımıyla gönderimsiz terimler problemini çözer.

Ona göre (1) sayılı tümce yanlış bir önerme getirir. (2) saylı tümce ise değilleme eklemin tümcenin en başına getirdiğimizde doğru bir önerme dile getirir. Bu sayede hiçbir mantık yasası da çiğnenmiş olmaz. Diğer yandan her anlamlı tümce doğru ya da yanlış bir şey söyler ilkesinden de ödün vermemiş oluruz.

Varlık Tümceleri

Russell’a göre varlık ya da yokluk tümceleri görünüşte basit özne/yüklem formunda görünmelerine karşın, derin sentaksları çok farklıdır. Bunun nedeni varlık yükleminin olağan bir yüklem olmamasıdır.

“Ejderha yoktur” dediğimizde tümcenin gerçek mantıksal öznesi “var olmayan” bir hayvan olan ejderha değil, ejderha kavramdır. Söylenen şey bir hayvan türüne dair değil de bir kavrama dairdir. “Ejderha yoktur” diyerek ejderha kavramının “boş” olduğunu, yani bu kavramın hiçbir nesneye uygulanamayacağını söylemiş oluruz. Bu şekilde geleneksel yokluk problemine tamamen dil felsefesi içinde bir çözüm getirir.

Eşgöndergeli Terimlerin Yer Değiştirmesi Problemi

Eşgöndergeli terimlerin yer değiştirmesi problemine getirdiği çözümü kendi örneği üzerinden alalım. İngiltere kralı IV. George dönemin ünlü yazarı Sir Walter Scott, “Waverlyé” başlığını taşıyan bir roman yazar. Ancak yazar adı olarak kendi adını koymaz.

Kral bu romanı Scott’ın yazıp yazmadığını merak eder. Bu durumda şu tümce doğrudur:

(3) IV. Geroge Waverly’nin yazarının Scott olup olmadığını merak ediyor.

Bu tümce içinde geçen “Waverly’nin yazarı” terimi Scott’a gönderme yapar. Bu durumda tümce içinde bu FEL49U-DİL FELSEFESİ Ünite 4: Russell’ın Betimlemeler Kuramı 3 terimin yerine doğrudan “Scott” adını koyduğumuzda şu tümceyi elde ederiz:

(4) IV. George Scott’ın, Scott olup olmadığını merak ediyor.

Kralın Scott’ın kardeşiyle özdeş olup olmadığını merak etmediğini varsayarsak bu tümce doğru olmaz. Yani eşgöndergeli iki terimin yer değiştirmesi sonucu doğru olan bir tümceden yanlış bir tümceye varmış oluruz.

Bu iki terim eşgöndergeli değildir.“Waverly’nin yazarı” belirli betimlemesi bir insana doğrudan gönderme yapamaz. Bu betimlemeyi çözümlediğimizde sadece kavramlardan oluşan genel bir önerme elde ederiz. Diğer yandan “Scott” adı da son çözümlemede bir belirli betimlemeye dönüşmek zorundadır. Bu betimleme de her ne olursa olsun doğrudan bir insana gönderme yapan bir unsur içermez. Kısaca tümcemizde geçen “Waverly’nin yazarı” ve “Scott” terimleri gerçekte gönderme yapan terimler değildir. Russell’ın Betimlemeler Kuramı’nı kullanarak yaptığımız çözümlemede bu sonuca varmış oluruz. Yani her ne kadar Scott ile Waverly’nin yazarı aynı kişi olsa da, (3) numaralı tümce içinde geçen “Scott” ve “Waverly’nin yazarı” terimleri gönderme yapan türde terimler olmadıkları için “eşgöndergeli” de olamazlar. Bu şekilde Russell probleme kendi kuramı çerçevesinde bir çözüm getirmiş olur.