Ünite 2: Roma Hukuku

Roma Hukuku ve Önemi

Roma devletinin kuruluş tarihi olan MÖ 753 tarihinden itibaren Iustiniaunus’un ölüm tarihi olan MS 565 tarihine kadarki süreçte uygulanan hukuka Roma Hukuku adı verilir. Roma hukuku 2216 yıl uygulanmış bir hukuk sistemidir. Çok uzun bir süre uygulanmış olması sebebiyle farklı siyasi yapılarda şekillenmiş olan Roma Hukuku, özel hukukun bu rejim değişikliklerinden en az etkilenen alan olması sebebiyle özel hukuk alanında gelişmiştir.

Roma Devletinin Siyasi Dönemleri

Roma devletinin siyasi tarihi bugün İtalya’nın başkenti olan Roma şehrinin MÖ 753 yılında kurulması ile başlamaktadır.

Kuruluş tarihinden Doğu Roma İmparatorluğunun sona erdiği tarihi olan 1453 yılına kadar yaklaşık iki bin iki yüz yıllık bir süreye yayılan Roma’nın siyasi tarihi farklı dönemlere ayrılmaktadır. Bazı karakteristik öneme sahip olaylar dikkate alınarak Roma devletinin siyasi dönemleri belirlenmektedir. Bunlar:

  • Krallık Dönemi (MÖ 753 – MÖ 509)
  • Cumhuriyet Dönemi (MÖ 509 – MÖ 27)
  • İlk İmparatorluk Dönemi (Principatus) (MÖ 27 – MS 284)
  • Son İmparatorluk Dönemi (Dominatus) (MS 284 – MS 565)

Roma devletinin siyasi dönemlerinin tamamında devlete hakim olan organlar; magistra, halk meclisleri ve senatustur.

Krallık döneminde tek magistralık devlete hakim ve etkin iken Cumhuriyet döneminde halk meclisleri etkisini artırmış ve senatus istişarî bir organ olmakla birlikte güçlenmiştir. İlk İmparatorluk Döneminde ise princeps adı verilen magistra yetkilerini halk meclisi ve senatus karşısında arttırmış, Son İmparatorluk Döneminde ise bu organlar tamamen sembolik hale gelmiş ve devlet tamamen imparatorun yönetimi altında mutlakıyet idaresine girmiştir.

Krallık dönemi : MÖ VII. yüzyılın ortalarında Etrüskler’in Roma bölgesini ele geçirmesiyle, burada yaşayan kabileleri yönetimleri altına alarak kurdukları krallık dönemidir.

Rex adı verilen kral; siyasi, askerî, dinî ve yargısal tüm güçleri elinde toplayarak devleti mutlakıyetle yönetmekteydi. Kral şehrin yönetimi ile ilgili idari ve siyasi birçok yetkiye sahipti. Roma’nın tek magistrası olan kral hayatı boyunca yönetimde kalır ve ölmeden önce yerine gelecek kralı belirlerdi. Kralın kendisinden sonra gelecek kişiyi belirlemeden ölmesi halinde, yeni kral belirleninceye kadar senatus üyeleri sırayla interrex (aradaki kral) olarak görev yaparlardı.

Roma devletinin temelini aile yapısı oluşturmaktadır. Aile yapısı aile babası ve aile evladı adı verilen aile üyelerinden oluşmaktaydı. Aile babasının ölümüyle aile erkek evlat sayısınca yeni aileye bölünürdü. Ailelerin genişlemesiyle ve ortak kökten gelen çeşitli ailelerin ortaya çıkışı ile oluşan bu birliklere de gens adı verilmekteydi. Genslerin başında dini, askeri ve yargısal yetkileri olan bir şef bulunurdu ve birbirine yakın coğrafyadaki gensler sosyal, ekonomik ve askeri sebeplerle birleşerek curiaları oluştururdu. Roma’da halk meclisi patriciuslar, plebler ve clientler olmak üzere üç ayrı sınıfa ayrılmaktaydı. Gens mensuplarına gentiles ya da patricii adı verilmekteydi. Roma yurttaşı sayılanlar, vergi mükellefi olanlar, askerlik yapmak mecburiyetinde olanlar ve oy hakkına sahip olanlar sadece patriciilerdi. Plebler, nüfusun en kalabalık kısmını oluşturuyordu. Çoğunlukla çiftçilik ve zanaat ile uğraşan bu kesim Roma yurttaşı olmadıkları için asker olamıyor, oy kullanamıyor, yüksek memurluklara gelemiyor ve patriciilerle evlenemiyorlardı.

Roma devleti idari olarak üç tribusa, her tribus on curiaya ve her curia da on gense ayrılmaktaydı. Toplamda 30 curiadan meydana gelen birliğe Comitia Curiata adı verilmekteydi. Sadece patriciilerin katılabildiği curialar oy çokluğu ile karar almaktaydı. Bir kararın çıkabilmesi için 16 curianın oyunun alınması gerekmekteydi. Diğer bir sınıf olan clientler ise ekonomik yönden patriciilere bağlı olup çoğunlukla onlara ait arazilerde çalışırlardı ve Krallık Döneminin sonlarına doğru pleblere karışarak ortadan kaybolmuşlardır.

Latince yaş anlamındaki senis ve yaşlı anlamındaki senior kelimesinden türetilmiş olan senatus, yaşlılar kurulu veya ihtiyar heyeti anlamına gelmektedir. Yaşları sebebiyle hayat tecrübelerinden yararlanılabilecek kişilerden oluşan bu kurul üyeleri kral tarafından seçilmekteydi. Kurul sadece patriciilerden oluşuyordu.

Cumhuriyet Dönemi : Son kral Terquinus Superbus senatus ve Comitia Curiatayı dikkate almadan tamamen keyfi ve baskıcı bir yönetim anlayışı benimseyince patricii sınıfı Etrüsk kökenli bu krala karşı bir isyan başlatmıştır. Bu isyan sonunda kral devrilmiş ve yerine cumhuriyet adı verilen bir rejim kurulmuştur. Bu dönemdeki en önemli fark, Krallık Döneminde tek olan magistranın sayısının artması ve görev süresinin sınırlandırılmasıdır. Krallık Döneminde krala ait olan emir verme yetkisi (imperium) Cumhuriyet Döneminde consul adı verilen ve sürekli olarak görev yapan magistraya geçmiştir.

Cumhuriyet Döneminin Krallık Döneminden en önemli farkı, magistra sayısının fazla oluşudur. Gerek devlet başkanlığı gerekse diğer magistralık makamlarında genellikle iki tane magistra görev yapardı. Birinin aldığı karar tek başına yeterli olmamakla birlikte bu kararı beğenmezse intercessio adı verilen veto yetkisi kullanılır ve karar ortadan kaldırılır. Magistralıklara ilişkin diğer bir özellik de görev sürelerinin censorlar hariç bir yılla sınırlandırılmasıdır.

Krallık rejiminin yıkılmasından hemen sonra, kralın yerine geçmek üzere birbirine denk iki magistranın görev yaptığı en büyük magistralık makamı consuldür. İktidarda kalıcılığı önlemek için consullerin görev süresi bir yılla sınırlandırılmıştır.

İç ve dış tehlikelere maruz kalındığında ve kriz zamanlarında consullerden birisi diğerini en fazla altı aylığına dictator ilan eder, sürenin sonunda veya ilan eden consulün görev süresi bitince dictatorün de bu sıfatı sona ererdi.

Praetor consullerden sonraki en önemli magistradır. Consullerin savaşlarda orduyu kumanda etmeleri sebebiyle diğer bir isimleri de önde giden anlamında “praetor”du. Daha sonra bu isim sadece hukuk işleri ile ilgilenen yeni magistraya verildi. Zaman içerisinde consuller ceza davalarına bakarken, preatorlar özel hukuk ilişkilerinden doğan davalara bakmaya başlamışlardır.

Consullerin görevlerinin hafifletilmesi amacıyla ihdas edilen magistralıklardan biri de censorluktur. Census denilen bir işlemle yurttaşlar sayılır, askerî, siyasi, idari, ekonomik ve sosyolojik açıdan listeler hazırlanırdı. Censorlar nüfusun demografik yapısının haritasını çıkarmaktaydılar. Patriciilerden seçilen censorlar iki taneydi ve beş yıllığına göreve gelirlerdi.

Cumhuriyet döneminin başlarında tüm komşuları ile savaş halinde olan Roma, savaşı kaybettiğinde şehrin dışında olan pleblere ait arazileri kaybediyor ve kazanılan savaşlarda da elde edilen topraklar pleblere ganimet olarak da dağıtılmıyordu. Bunun üzerine pleblerin yeni bir devlet kurmasını engellemek isteyen patriciiler, pleblerle bir anlaşma yaparak yeni bir devletin kurulmasına engel oldular. Bunun üzerine plebler devlet içerisinde müstakil bir gurup gibi kabul edildi ve kendilerine Tribunus plebis adı verilen bir başkan atanmıştır.

Quaestorluk Cumhuriyet Döneminde ortaya çıkmış bir magistralıktır. Consullerce seçilen quaestorlar onların yardımcılarıydılar, onlara vekaleten cezai ve mali işlere bakarlardır. Pleblerin elde ettiği en güçlü magistralık quaestorluktu.

Praetorluk ile beraber öncelikle patriciilerden olmak üzere consullerin görevlerini hafifletmek amacıyla iki tane küçük magistralık makamı oluşturuldu. İmperium yetkisine sahip olmayan bu magistraya aedilis curulis adı verilmiştir.

Krallık döneminde patriciilerin katıldığı Comitia curiataya Cumhuriyet döneminde pleblerin de katılabildiği yeni bir halk meclisi eklendi.

İlk dönemlerde sayısı 100 civarında üyesi olan senatus Cumhuriyet dönemi ile birlikte 300 üyeye ulaşmıştır. Bu dönemde senatus censorlar tarafından belirlenmiştir.

İlk İmparatorluk Dönemi : Cumhuriyet Döneminde sınırların genişlemesi devletin yönetimini zorlaştırdı. Roma’nın zenginleşmesi ve büyümesi de İmparatorluk idaresi yönünde ekonomik, sosyal ve siyasi sorunların yaşanmasına sebep oldu. Yaşanan çatışmalar sonucunda Imperator unvanını alan Octavius, Roma’da hem emir verme hem de orduyu yönetme yetkisine sahip oldu. Bu durum daha sonra bir numaralı vatandaş anlamına gelen princeps adında yeni bir magistralığın ortaya çıkmasına sebep oldu.

Senatus princepsi, tribunus potestası ve preconsul imperiumu vererek seçer ve halk meclisi de bu seçimi onaylardı. Princepslik babadan oğula geçmezdi. Magistralıkların kaldırılmadığı imparatorluk dönemde princepsin yetkileri teker teker magistralara verilen yetkilerin toplamından fazlaydı. Bu dönemde devletin iki hazinesi vardı. Fiscus adını taşıyan hazine eyaletlerden elde edilen vergilerden besleniyor ve princepsin yönetim giderlerini karşılıyordu. Aerarium adı verilen hazine ise devlet malı sayılırdı ve doğrudan senatus ve halk için kullanılırdı. Princepsin bu yetkileri ve artan gücü karşısında magistralıkların içi boşalmaya, yetkileri memurlara devredilmeye ve sembolik birer şeref makamı haline dönüşmeye başladılar.

Bu dönemde halk meclislerinin rolü oldukça azalmış, Cumhuriyet Döneminden itibaren Roma yurttaşlığını kazananların sayısı oldukça artmıştı. Nispi temsil sistemini bilmemeleri sebebiyle meclislerin toplanması ve karar alması neredeyse imkânsız hale gelmişti. Magistraları seçme yetkisi kısa bir süre sonra senatusa geçti ve bir süre sonrada yargı yetkilerini de kaybettiler.

Dönemin başlarından itibaren halk meclislerinin zayıflaması ve imparator Augustus’un da aldığı tedbirler senatusun itibarını yükseltti. Bu dönemde senatusun yetkileri zamanla zayıflamış, tüm yetkiler princepsin elinde toplanmaya başlamış ve mutlakıyete doğru bir gidiş başlamıştır.

Son İmparatorluk Dönemi : Principatus döneminde savaşlar olmadığı için kölelik durağanlaşmış, İtalya yarımadası zeytinlik ve bahçelik haline gelmiştir. İmparator Caracalla MS 212 yılında herkesi Roma yurttaşı ilan edince devletin düzeni bozulmaya ve Romalılık fikri yerini eyaletçilik fikrine bırakmaya başladı. İmparatorun zayıflaması ve yerine geçecek kişiyi belirleyemez hale gelmesinin sonucunda ordunun imparator üzerindeki etkisi artmış, her birlik kendi imparatorunu ilan etmeye başlamıştı. Barbar denilen yabancıların Roma’ya saldırması sonucunda her eyalet kendisini princepsten emir almadan bağımsız olarak savunmaya başladı. Bu da yaklaşık 50 yıl süren bir kargaşaya sebep oldu. MS 284 yılında Diocletianus birliğini sağladığı devletin başına geçerek tam bir mutlakiyet yönetimi kurdu ve devletin merkezini de doğuya taşıdı. Bu dönemde devlet organı olarak sadece imparator vardı ve onun iradesi kanun olarak kabul ediliyordu. Senatus ve magistra adları sadece şeref unvanı haline geldi ve Praetor ise sadece oyunlara bakan ve devlet bütçesini kullanmayan bir kişi haline dönüştü.

Roma Hukukunun Dönemleri

Roma Hukukunun dönemleri Eski Hukuk Dönemi, Klasik Hukuk Dönemi ve Klasik Sonrası Hukuk Dönemi şeklinde belirtilebilir.

Eski Hukuk Dönemi : MÖ 753’ten başlayıp MÖ 150 yılına dek süren dönemdir. Bu dönemde Roma yurttaşlarına quirites adı verilmekteydi. Daha sonra devlet (civitas) terimi kullanılmaya başlandı ve yurttaş anlamında da cives sözü kullanıldı. Buna bağlı olarak “cives”lerin hukukuna “Ius civile” dendi. Ius civile başlangıçta Romalıların örf ve adetlerinden oluşuyordu. Bu hukuk toplumda tekrarlanarak yapılan uygulamaların yerleşmesi ve başka türlü hareket edilmesinin mümkün olmadığı bilincin ortaya çıkmasıyla meydana gelmiştir. Bu dönemde dinî yaşam önemli olduğundan Romanın ilk hukukçuları rahiplerdi. Gelenekleri iyi bilen, ilim ve otorite sahibi olan rahipler, dinin etkisini de kullanarak hukuku şekillendirmişlerdi. Sorulara verdikleri cevaplar ve farklı yollarla yeni hukuki işlem tipleri ve yargılama kuralları ortaya çıkardılar, yorumlarıyla hukukun şekillenmesine katkı yaptılar. Ömür boyu görev yapan rahiplerin bilgilerini sadece sonraki rahibe aktarmaları ve rahiplerin de patriciiler olması sebebiyle hukuk patriciilerin elindeydi. Yaşanan olumsuzlar sonuncunda mevcut magistralıklar lağvedildi ve kanunları yapmakla görevli ve consul yetkisine haiz on kişilik bir hükümet kuruldu. Decemviri adı verilen ve sadece patriciilerden oluşan bu hükümet on levha tutarında kanun yaptı. Halk meclisine sunulan bu kanunlar kabul edildi ve daha sonraki yıl iki levha tutarında daha kanun yapıldı. Oniki Levha Kanunlarının temel özelliği eski örf ve adetlerden oluşmasıdır. Yabancı hukukların etkisinin neredeyse olmadı bu kanunlarda, özel bir felsefe ya da ideoloji de yoktur.

Klasik Hukuk Dönemi : esas itibarıyla Cumhuriyet Döneminin son 150 yılı ile İlk İmparatorluk Döneminin tamamını kapsayan devrin adıdır. Bu dönemde Roma hukukunun kapalı ve tarıma dayalı ekonomik ilişkileri düzenleyen katı, şekle bağlı ve gelenekçi kuralları yetmemiş ve yeni çıkışlar aranmıştır. Çok fazla genişlemiş devlette halk meclislerini toplayıp kararlar almaktaki güçlük de bunu kolaylaştırmıştır. Bunun sonucunda MÖ 367 yılında çıkarılan bir kanunla hiyerarşik olarak consullerin altında yer alan ve önde giden anlamına gelen praetor adıyla yeni bir magistralık oluşturulmuştur. Praetorların görevi milli bir hukuk olan Roma Hukukunu Romalılara uygulamaktır. Roma Hukukunun gelişmesinde çok önemli bir yere sahip olan praetorlar, ius civilenin karşısında ius praetorium adı verilen bir hukukun da oluşmasını sağlamışlardır. Hukukçu olan praetorlar doğrudan hukuka katkıda bulunurlarken, hukukçu olmayanlar hukukçu danışmanlarına müracaat ederek hukukun gelişmesine katkı sağlamışlardır. Kanun koyma yetkileri olmayan praetorların oluşturduğu hukukun yürürlük kaynağı, göreve geldiklerinde yayınladıkları beyannamelerdir (edictum).

Sadece Roma yurttaşlarına uygulanan ius civilenin yanında yabancılar için praetor peregrinus tarafından getirilen kurallardan ve çözümlerden oluşan yabancılar hukuku anlamında ius gentium adı verilen bir hukuk alanı daha ortaya çıkmıştır. Pax Romana olarak adlandırılan dönemde Roma’nın hem siyasi, hem ekonomik, hem de kültürel olarak güçlenmesi, etkisini hukuk alanında da göstermiştir. Klasik olarak nitelendirilebilecek pek çok hukuk eseri ortaya çıkmıştır.

Klasik Sonrası Hukuk Dönemi : İmparator Diocletianus ile başlayan ve Son İmparatorluk Dönemine rastlayan bu dönemde Roma imparatorluğunda görülen siyasi, iktisadi ve sosyal sıkıntılar etkisini hukuk alanında da göstermiştir. Klasik dönem hukukçularının faaliyetleri sona ermiştir. Tam anlamıyla bir mutlakiyet idaresinin olduğu bu dönemde artık hukuk imparatorun iradesinden ibarettir. Bu dönemde de hukukçular vardır, ancak imparatorun hizmetinde ve etkisinde kalmışlardır.

Roma Hukuku açısından bu dönemdeki diğer bir olay da MS 212 yılında İmparator Caracalla tarafından tüm Roma halkına yurttaşlık hakkının verilmesidir. İyi niyetle ve birleştirici bir düşünce ile yapılan bu uygulama, Roma Hukukuna olumsuz olarak yansımıştır. Çünkü Roma hukuku artık tüm ülkeye uygulanmak zorundadır.

MS 527 yılında tahta geçen ve İmparatorluğu eski gücüne ulaştırmayı düşünen Iustinianus, eskiden Roma’ya bağlı olan ülkeleri tekrar hâkimiyet altına almak için savaşlara başlamış ve başarılı olmuştur. Bu zamanda toplumsal ve ekonomik sorunlara uygun çözümler getirmek için bin yıldır uygulanmayan Kodifikasyon uygulamasına tekrar geçilmiştir. Uygulama için adalet bakanı başkanlığında avukat, memur ve profesörlerden oluşan bir kurul ile çalışmalara başlanmış ve siyasi birliğin ve hukuk birliğinin sağlanması amacını taşıyan bu çalışma altı yılda tamamlanmıştır. Kazuistik sayılabilecek bu derleme esasında bir kanun kitabı olarak düşünülmüştür. Iustinianus bu derleme ile ulaşmak istediği hedefe ulaşamamış, Roma İmparatorluğu eski gücüne tekrar kavuşamamıştır.

Daha önce de emirnamelerden oluşan derlemeler olmakla birlikte bunların hem eskimiş hem de eksik olmaları imparatoru böyle bir çalışmaya itmiştir. Iustinianus, metinlerdeki görüş ayrılıklarını gidermekte yol gösterecek 50 karar yayınlamıştı. Derlemenin ilk kaleme alınan bölümü, Hadrianus’tan Iustinianus’a kadar olan sürede çıkarılmış imparator emirnamelerini ihtiva etmektedir ve bu sebeple Codex adını almıştır. Bu kararlar günümüze kadar gelememiştir. Hazırlanan ilk Codex yürürlüğe girince, o zamana kadar yürürlükte olan tüm imparator emirnameleri yürürlükten kalkmıştır. Codex oniki kitaptan oluşmaktadır. Kitaplar fasıllara, fasıllar da ilgili emirname ve kanunlara ayrılmaktadır.

MS 530 yılında Iustinianus, yine Adalet bakanı Tribonianus’u görevlendirerek onun başkanlığında 17 kişilik bir kurul oluşturdu. İçerisinde profesörler, avukatlar ve yüksek dereceli memurların da yer aldığı bu kurul, klasik dönem hukukçularının eserlerini incelemek, zamanın ihtiyaçlarına çözüm olabilecek olanları almak, işe yaramayanları ve eskiyenleri ayıklamak, çelişkileri ortadan kaldırmak ve bu amaçla da gerekli her türlü değişikliği yapmak yetkisiyle işe başlamıştır. Kendilerine derleyici anlamında compilatores adı verilen bu hukukçular, MS ilk üç yüzyılda yaşamış Salvius, Iulianus, Celsus, Marcellus, Papinianus, Paulus gibi çok değerli hukukçuların eserlerinden özenle seçtikleri paragrafları 50 kitap halinde birleştirmişlerdir. Böylece Iustinianus derlemesinin hukuk bilimi ve hukuk tarihi açısından en değerli bölümü olan Digesta ortaya çıkmıştır. Kanun gücünde olmasına rağmen kanun gibi kullanılmaya elverişsiz olan Digesta, belli olaylar hakkında verilmiş somut kararları kapsayan kazuistik bir eser niteliğindedir.

Digesta hazırlanmasına rağmen MS 533 yılında Institutiones ile birlikte yürürlüğe girmiştir. İmparator yeni başlayan hukuk öğrencileri için hukuk kurumlarını amaçlayan Institutiones ile klasik dönem hukukçularının eserlerinden oluşturulan Digesta’yı birbirini tamamlayan tek eser olarak görmüştür. Digestanın hazırlanmasından sonra Iustinianus, birisi Costantinopolis diğeri de Beyrut hukuk mektebinden iki profesörü yeni başlayan hukuk öğrencilerine hukuk öğretimi için bir kitap hazırlamakla görevlendirmiş ve hazırlanan esere institutiones verildi. İnstitutiones de Digesta gibi toplama bir eserdir.

Novellae, tamamen uygulamaya yönelik kanunlardan oluşmaktadır ve öğretimle herhangi bir ilişkisi yoktur. Bu bölüm Iustinianus’un ölümünden çok uzun zaman sonra Orta Çağda Corpus Iuris Civilis’e eklenmiştir.

Corpus Iurıs Civilis’in ölümünden sonra Corpus Iurıs Civilis’in bölümlerini açıklamaya yönelik şerhler yazılmaya başlanmıştır. Doğuda Roma Hukuku nispeten gelişmeye devam etmekle birlikte, Batı da Iustinianus’un ölümünden sonra tamamen ortadan kalkmıştır. XI. yüzyıldan itibaren Roma Hukukunun gelişimi ve modern hukukları etkileme süreci üç ana başlık altında ele alınabilir. Bunlar; XI. ve XV. yüzyıllar arası skolastik doktrin, XV. ve XVI. yüzyıllarda hümanist doktrin ve özellikle XVII. yüzyıldan itibaren müşterek hukuk dönemi, tabii hukuk okulu ve tarihçi okuldur.

Skolastik Doktrin : İtalya’nın Pisa şehri kitaplığında bir el yazma Digesta nüshasının bulunmasıyla başlamıştır. Kilisenin de etkisiyle Roma Hukuku araştırmaları, bulunan Digesta el yazması üzerinde yoğunlaşmış; din alanında İncil’in dogma kabul edilmesinin yanında aynı şekilde Digesta da hukuk alanında neredeyse dogmalaşmıştır. XIII. yüzyılın ortasından sonra Bologna hukuk mektebinde Glossatorlar gibi açıklama temeli üzerine çalışan bir akım ortaya çıkmıştır. Kendilerine sonraki şerhçiler anlamında Postglossatorlar veya Commentatorlar adı verilen bu araştırmacılar, Digesta glossalarını şerh etmişlerdir. Avrupa’nın pek çok yerinde açılan Bologna’dakine benzer hukuk mektepleri ortak bir Roma hukuku kültürünün oluşmasına katkı sağlamışlardır.

Hümanist Doktrin : XVI. yüzyılda Rönesansın genel eğilimi sonucunda Yunan ve Latin edebiyatından etkilenen akım ile ortaya çıkmıştır. Bu akım taraftarları, hem Iustinianus’a hem de Glossatorlar ve Postglossatorlar karşı çıkıyorlardı. Onlara göre, hukuk bir milletin kendi içerisinden çıkmalıydı. Bu amaçla hukukun kaynağına inilmeli ve serbest bir düşünce ile hukuk araştırılmalıydı. Bu akımın etkisiyle hümanist hukukçular Corpus Iuris Civilis’i tarihçi ve dilci gözüyle yeniden incelediler ve interpolatioları dil kurallarından hareketle tespit ettiler.

Roma Hukukunun İktibası, Tabii Hukuk Doktrini ve Tarihçi Hukuk Doktrini : Avrupa ülkelerindeki hâkimler karşılaştıkları olayları kendi örf ve adetlerine göre ve mahallî hukuklarına göre çözmeye çalışıyorlar, bir çözüm bulamazlarsa Roma Hukukuna başvuruyorlardı. Roma Hukuku ile ilgili yapılan zengin araştırmalar da çözüm bulmayı kolaylaştırınca Roma Hukuku Avrupa’da ortak hukuk haline gelmişti. İşte Roma Hukukunun bu şekilde Avrupa’ya kendiliğinden yayılmasına Roma Hukukunun iktibası adı verilir. Dağınık haldeki Avrupa uygulamaları karşısında Roma Hukuku, Tabii Hukuk Okulunu karşısında bulmuştur. Alman milletlerini Roma hukukunun etkisinden kurtarıp milli bir hukuk altında birleştirme fikri sonucunda Tarihçi Hukuk Okulu ortaya çıkmıştır. Avrupa’daki kanunlaştırma hareketlerinin tamamlanmasından sonra Almanya’da Roma Hukuku doğrudan uygulanma özelliğini kaybetmiştir.

Yunan Hukuku

Yunan Hukuku denildiğinde akla Yunanlılara ait kurum ve prensipler gelmemektedir. Bunun sebebi Yunanlıların siteler halinde örgütlenmiş olmaları ve tüm Yunanlıları kapsayan Roma Devleti gibi bir devletin olmayışıdır. Atina’da gerek fiziki küçüklük ve gerekse sitenin ömrünün kısa olması özel hukukun gelişimine engel olmuştur. Kanunların ve mahkeme kararlarının yazılı olmaması, Halk meclislerinin özel hukuk alanında kanun yapmaktan çekinmesi ve site nüfusunun az olması gibi sebepler Atina özel hukukunun oluşmasının önündeki başlıca engeller arasında yer alır. Atina’nın demokratik yapısı Halk Meclisi (eklesia), Beşyüzler meclisi (Bule), Arhontlar ve Stratejler ile Aeropaj Meclisinden oluşmaktaydı.

Halk meclisi askerlik yapma hakkına sahip olan halkın tamamından oluşur ve bir meydanda toplanarak kanunları yaparlardı. On Tribu’ya ayrılmış sitenin her Tribu’sundan kura ile seçilen elli kişinin oluşturduğu meclise de Beşyüzler Meclisi denilmekteydi. Aristokratik dönemden kalan Arhontlar dokuz kişiden oluşmaktaydı. Stratejler ise askeri işlerle uğraşıyorlardı. Aeropaj meclisi ise asillerden oluşmaktaydı ve ileriki dönemlerde sadece yargı işlerine bakan bir meclis haline gelmiştir. Atina halkı başlıca üç sınıfa bölünmüştür: Doğumla ya da halk meclisi kararıyla bu hakkı kazanmış olan vatandaşlar, Aeropaj meclisinin kararı ile ve bir vatandaşın himayesinde Atina’da ikamet edebilen yabancılar yani Metekler ve köleler.