Ünite 8 : Rehabilitasyon

Tanımlar

Dünya sağlık örgütüne göre, sağlık; sadece hastalık ya da güçsüzlük değil kişinin aynı zamanda bedensel, ruhsal ve sosyolojik açıdan da tam olarak iyi olması demektir. Hastalık hali ise çeşitli patolojik etmenlerin ortaya çıkma halidir.

İnsanlığın amacı toplumdaki her bir bireyin insan hakları çerçevesinde mümkün olabilecek en iyi düzeyde sağlıklı koşullarda yaşamasını sağlamaktır. Bu nedenle rehabilitasyon çeşitli faktörler (kaza, bulaşı…vb) sonucu sağlığını kaybetmiş bireyleri topluma tedavi veya uyum ile kazandırmak, sağlıklarını kaybetmemelerini sağlamak için vardır. Rehabilitasyon; fizyolojik veya anatomik yetersizlikleri veya çevreye uyum sorunu olan kişinin fiziksel, psikolojik, sosyal, mesleki ve eğitsel potansiyelini en üst düzeye çıkarmak olarak tanımlanır.

Dünya Sağlık Örgütü özürlülüğün tanımı ve bir ortak dilinin olması için 1980 yılında Bozukluk, Özürlülük ve Engelliliğin Uluslararası Sınıflandırması (International Classification of Impairments, Disabilities, and Handicaps-ICIDH)’nı kullanıma sundu. Fakat bazı aksaklıklar ve eksiklikler nedeni ile Mayıs 2001 de Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) özürlülüğün tanımlanması bununla ilgili terimlerin kullanılmasında yeni bir model olan İşlevsellik, Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırılması [International Classification of Functioning, Disability and Health (ICF)], özürlülüğü; aktivite limitasyonu olarak, engellilik; katılım kısıtlılığı olarak ifade eder. Bu sınıflandırma sağlık ve sağlıkla ilgili durumların, sonuçlarının ve belirleyicilerinin anlaşılmasına bir temel hazırlamak, bilgi sistemleri için sistematik kodlama şemaları sağlamak ve disiplinler arası standart bir dil oluşturmaktır.

ICIDH ve ICD kapsamında özürlülük dereceleri farklı olabilir:

Bozukluk/Yetersizlik: Doğuştan ya da sonradan vücut yapısı ya da fonksiyonlarında anlamlı sapma ya da kayıp ve organ seviyesinde bozuklukları kapsar.

Özürlülük/Yetiyitimi/Sakatlık/Aktivite limitasyonu: Bozukluk(lar) nedeni ile fonksiyonel aktivitenin sınırlanması ve katılımın kısıtlanmasıdır. Bir aktivitenin normal insan için kabul edilen şekilde yapılamamasıdır.

Engellilik/Katılım kısıtlılığı: Bozukluk ya da özür nedeni ile çeşitli faktörlere bağlı olarak normal rolün yerine getirilememesi, kısıtlanmasıdır.

Yaşam kalitesi: DSÖ ye göre bireyin içinde bulunduğu tüm faktörlerine bağlı olarak hayatta kendi durumunu algılama biçimidir. Yaşam kalitesini oluşturan faktörler insan haklarının, sosyal ve toplumsal aktivitelerin bir yansımasıdır.

Sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi: bireyin fiziksel ruhsal ve sosyal halinin medikal bir durumdan etkilenme derecesini ifade eder. Bu yaşam kalitesi çok yönlüdür ve her bireye göre değişir.

Özürlülüğün Nedenleri

Özürlülükler neden oldukları kaynaklara göre sınıflandırılır.

Doğuştan gelen: Genetik bozukluklar, akraba evliliği, gebelik sırasındaki travmalar… vb. gibi kaçınılamaz önlenemez olmayan anne ve babaya bağlı durumlardır.

Doğum sırasında kazanılan: Kötü ve yetersiz koşullarda gerçekleştirilen doğumlar, travmalar, hastalıklar… vb. nedeniyle.

Doğum sonrasında: Her türlü kazalar, doğal afetler, savaşlar… vb. nedeniyle.

Bu nedenlerin birçoğu gelişen tıp teknolojisi sayesinde önlenebilirken toplumun bilinçlendirilmesi ve gerek önlemlerin alınması, en önemlisi de insan haklarına verilen değer arttırılmasıyla da özürlülük bir kader olmaktan çıkar.

Özür Türleri

Görme özürlüler, işitme özürlüler, dil ve konuşma özürlüler, ortopedik özürlüler, zihinsel özürlüler, ruhsal ve duygusal özürlüler ve süreğen hastalığı olan özürlülerdir.

Özürlerin Nedenlerine Göre Sınıflandırılması

Fiziksel Özürler: kas – iskelet, sinir ve damar sistemi gibi fiziksel fonksiyon kaybı nedeni ile oluşur. Dil ve konuşma bozuklukları da görülür.

Duyusal özürler: Görme, işitme gibi duyuların yetersizliği ile çevrenin bir kısmının ya da tamamının algılanamamasıdır. İşaret dili, işitme cihazı ya da görme özürlüleri alfabesi ile iletişim kurarlar.

Algısal ve ruhsal bozuklar nedeni ile oluşan özürler: psikolojik sosyal ve fiziksel alanlardaki yetersizlik zihinsel, ruhsal ve duygusal fonksiyon yitimine bağlıdır.

Süreğen hastalıklar nedeni ile oluşan özürler: Doğuştan veya sonradan olan kalıcı hastalıklar stres ve çevre faktörleri gibi nedenlerle özür oluşturabilirler.

Dünyada ve Türkiye’de Özürlülük Oranları

DSÖ’ye göre gelişmiş ülkelerde nüfusun %10’u, gelişmekte olan ülkelerde ise nüfusun %12’si özürlüdür. Buna göre tüm dünyada 500 milyon civarında özürlü olduğu tahmin edilmektedir.2002 yılında Devlet İstatistik Enstitüsü ve Özürlüler İdaresi Dairesi ile yapılan araştırmaya göre Türkiye nüfusu 68.622.559 iken özürlü sayısı 1.722.305 olduğu tespit edilmiştir. Bu da nüfusumuzun %12.29’udur. Doğumla beraber gelen özürlülük daha azken yaşlılıkta artmaktadır. Çocuklukta ve gençlikte ise özürlülüğe daha az rastlanmaktadır.

Rehabilitasyonun ve Özürlülük Haklarının Tarihsel Gelişimi

Ahlaki model: İlk ve en eski modeldir. Özürlülüğü ahlaki çöküntü kaynaklı, özürlülerin bedenlerinde şeytan ve kötü ruhların egemen olduğuna inanılmıştır. 21.yy kadar varlığını korumuştur.

Medikal model: Aydınlanma çağındaki gelişmelerle ortaya çıkmıştır ve patolojik sınırlıdır. Kişiden çok özürlülüğe odaklı olmasına rağmen pek çok olanak sunmuştur. Model de tüm özürlü kişilerin yeteneklerinin sınırlı olduğunu varsaymış ve aşırı koruyucu-kollayıcı tutum sergilemiştir. Özürlüler potansiyellerini ortaya koyamamış sorunları artmaya devam etmiştir.

Sosyal model: 1970’li yıllardan itibaren gelişmiş batılı ülkelerde ve Amerika’da Özürlülük Hakları Hareketinin oluşması ve büyümesi ile ortaya çıkmıştır. Modele göre engelli kişi yoktur, engellenmiş kişi vardır. Bu engeli yaratan çevresel, fiziksel, mekânsal koşullar ve toplumsal tutumlardır.

En temel hukuki düzenleme 9 Aralık 1975 tarihinde Genel Kurulun 3447 Sayılı kararıyla ilan edilen Birleşmiş Milletler Özürlü Kişilerin Hakları Beyannamesi’dir. Beyanname özürlü kişilerin haklarının korunması için ulusal ve uluslararası eğilimin önemini vurgulamaktır ve 13 maddeden oluşur. Bu beyannameye dayanarak Birleşmiş Milletler ve Birleşmiş Milletlerin uzmanlık örgütlerin 1980’li yıllarda konuyu ele almışlar, DSÖ 1980 yılında ICIDH’yi yayınlamıştır. Birleşmiş Milletler 1981 yılını “Uluslararası Engelliler Yılı” olarak ilan etmiştir. 1982 yılında da yetiyitimlerinin önlenmesi ve rehabilitasyonu amaçlanan “Dünya Eylem Programı” kabul edilmiştir. Ardından 1983 yılında Uluslararası Çalışma Örgütü’nün hazırladığı “Sakatların Mesleki Rehabilitasyonu ve İstihdam Hakkında Sözleşme” kabul edilmiştir.

Bu çalışmalar Dünya’da büyük yankı uyandırmıştır. ABD’de 1990 yılında Özürlülükleri Olan Amerikalılar Kanunu yürürlüğe girmiştir. 1994 yılında Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi engellilere ilişkin ayrımcılığa vurgu yapan yorum yayınlayarak sorunu temel insan hakları sözleşmeleri çerçevesine taşımıştır. Avrupa Topluluğu bünyesinde tüm özürlü kuruluşlarını içeren organizasyon olan “Avrupa Özürlülük Forumu” diğer bir gelişmedir. Türkiye’de ise Özürlüler İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan 5378 sayılı “Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” 1 Temmuz 2005 Tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu kanun hem özürlü kişileri hem de ailelerini kapsamaktadır. Türkiye’de özürlü işçi çalıştırmakla ilgili yasal düzenleme 4857 sayılı İş Kanunun 30. maddesidir. Buna göre özürlü işçi çalıştırma oranı Bakanlar Kurulunun 2005/9077 sayılı kararı ile 01.01.2006 tarihinden geçerli olmak üzere iş yeri eğer kamu ise %4, özel sektör ise %3 olarak belirlenmiştir. Birleşmiş Milletler Özürlü Bireylerin Hakları Beyannamesi ise TBMM’nde 3 Aralık 2008 tarihinde kabul edilmiş ve sözleşmeye taraf olunmuştur.

Rehabilitasyon

Rehabilitasyon; Kişinin yaşamın tüm alanlarına katılım sağlamak ve fonksiyonlarını engelleyecek tüm durumları yada engellenmiş tüm fonksiyonları düzeltmek için farklı alanlardaki uzmanlar tarafından yapılan çabaların tümünü kapsar. Rehabilitasyon kişiyi bütün olarak ele alır. Ekip çalışmasını gerektirir ve özürlü ekibin temel parçasıdır. Önleme, tedavi, uzun süreli bakım ve takibi kapsayan süreklilik isteyen bir uygulamadır. DSÖ, Sakatlık Önleme ve Rehabilitasyon Raporu’nda kabul ettiği ilkeler: rehabilitasyon amacı özürlüleri çevreye uyum için eğitmek, sosyal entegrasyonları için mevcut çevrede ve toplumda düzenlemeler yapmak olan sakatlılık ve engelliliğin etkisini sakat ve engellilerin çevreye uyumsuzluğunu azaltma çabalarının tümüdür. Uygulamada istenilen amaca ulaşılması için birçok disiplinin bir arada çalışma gerekliliği yanında özürlü kişilerin yaşadıkları toplum ve aileleri de görev almalıdır.

Tıbbi Rehabilitasyon

Kişinin sağlığını farklı şekilde tehdit eden özürlülük durumunu, fizyolojik, anatomik ve çevresel kısıtlamaların elverdiği ölçüde en aza indirmeye ve hatta mümkünde ortadan kaldırmaya yönelik tedavi uygulamalarını içerir. Özürlülerin fiziksel kapasitesini en üst dereceye çıkartarak kişinin günlük yaşamda maksimum fonksiyonel bağımsızlık düzeyine ulaşmasını amaçlayan birçok disiplinlerin katılımını ve disiplinler arası işbirliğini gerekli olduğu rehabilitasyondur. Hastalık türüne göre rehabilitasyon girişimi adlandırılır.

Hastalıklara göre uygulanan bazı tıbbi rehabilitasyon girişimleri:

  • Beyin ve omurilik yaralanması olan hastaların rehabilitasyonu; çeşitli kazalar ve yaralanmalar sonucu beyin ve omurilikte hasarlar gerçekleşebilir. Bu hasarlar düzelebilir hafiften başlayıp çok ağır fiziksel kayıp (duyu kayıplar, tam yada kısmi felçler) tabloları olarak karşımıza çıkabilir. Rehabilitasyon çalışmaları hastanın tedavi süreciyle birlikte başlar ve hastanın durumu stabil olduktan sonra da devam eder. Bu süreçte ikincil komplikasyonlarda ortaya çıkabilir, bu durum göz ardı edilmemelidir. Burada amaç musküler kuvveti arttırmak, denge koordinasyonu ve bilişsel fonksiyonları temel yaşam aktivitelerini gelişmektir.
  • Ortopedik rehabilitasyon; çeşitli kaza, yaralanmalar ve hastalıklar sonucu hareket sistemini kısıtlanmış kişilere uygulanır. Tedavide genellikle egzersizlerden ve fizik tedavi ajanlarından yararlanılır. bu rehabilitasyon iş yeri ergonomisi de içerir.
  • Romatizmal hastalıkların rehabilitasyonu; hastalığın nedeni tam belli olmamakla beraber kişinin genetiği ile alakalı olduğu düşünülmektedir. Amaç oluşan ağrıları ilaçsız azaltmak, fonksiyonların geliştirilmesi ve mümkünse geri kazanımı ve ayrıca da yeni fonksiyon kayıplarının oluşmasını önlemektir.
  • El rehabilitasyonu; çeşitli kaza, yaralanmalar ve hastalıklar sonucu el ve kollarda oluşan fonksiyon kayıplarına uygulanır. Amaç kişinin günlük aktivitelerini geri kazanmasının yanında iş yaşamına geri dönmesi ve uyum sağlamasıdır.
  • Kardiyo-pulmoner rehabilitasyon; her türlü kalp ve akciğer hastalıkları sonucu oluşan riskleri ve ortaya çıkan fonksiyon kayıplarını minimuma indirmek ve eğer mümkünse organ aktivite kapasitesini arttırmak amacıyla uygulanır.
  • Nörolojik rehabilitasyon; beyin damar hastalıkları ve sinir yaralanmaları sonucunda hastaya özel tedavi yöntemi belirlenip uygulanmasıdır. Amaç, komplikasyonları önlemek ve kişinin yaşam kalitesini arttırmaktır. Tedavi sırasında denge egzersizleri ve aynı zamanda elektriksel uyarılar da kullanılır.
  • Pediatrik rehabilitasyon; çocukluk döneminde ortaya çıkan her türlü hastalık, kaza ve yaralanmalar sonucu oluşan fonksiyonel kayıpların geri kazanımı, uyumu ve temel yaşam aktivitelerinin sağlanmasını içerir.
  • Sporcularda rehabilitasyon; sporcularda aktivite esnasında yada sonrasında ortaya çıkan kaza, yaralanma ve hastalıklarda oluşan fonksiyonel olumsuzlukların ve kayıpların geri kazanımıdır. Sporcunun sadece eski fonksiyonlarını geri kazanması değil kondisyonunun daha da arttırılması diğer önemli husustur.
  • Kanser rehabilitasyonu; günümüzde geliştirilen farklı tedavi seçenekleri ve erken tanı ile kanser hastalarının hayatta kalma süreleri arttırılmaya çalışılırken hastalarda ortaya çıkarak yaşam kalitelerini azaltan fiziksel ve ruhsal sorunların giderilmesidir.
  • Yanık rehabilitasyonu; ısı, ışın, elektrik veya kimyasal maddelere maruz kalma sonucu deri ve dokularda ortaya çıkan hasarların giderilmesi, kaybedilen fonksiyonların geri kazanılması ve estetik görüntü değişiminin hasta tarafından kabullenilmesidir.
  • İşitme-konuşma ve görme bozukluklarında rehabilitasyon; kişinin doğuştan yada sonradan (kaza, hastalık ile) kaybedilen işitme konuşma ve görme fonksiyonlarının geri kazanımı yada topluma var olduğu şekilde uyum sağlamasıdır. Özürlü kişinin tedavisi mümkün değilse çeşitli cihazlarla organ fonksiyonu geliştirilerek yaşam kalitesi arttırılır.
  • Kadın sağlığında rehabilitasyon; gebelik yada doğum esnasında ortaya çıkan mekanik değişiklikler ve fonksiyon kayıplarının giderilmesi kadının hamileliği ve anne olmaya hazırlanmasıdır. Bu tarz rehabilitasyon kadının meme ve rahim ağzı kanserleri, menopoz, idrara ve dışkı kaçırma sorunlarına da çözüm aranır. Ayrıca doğum öncesi ve sonrası için egzersizler ile ağrısız ve hasarsız doğum amaçlanır.
  • Geriatrik rehabilitasyon; yaşlanma ile kaçınılmaz olarak ortaya çıkan fizyolojik değişikliklerin, fonksiyon bozuklukları ve kayıplarının azaltılması ile yaşam kalitesinin daha iyi hale getirilmesidir. Özellikle bilişsel yetersizlik, ağrı, denge bozuklukları, idrar kaçırma, depresyon-uyku bozuklukları ve çeşitli enfeksiyonlar en sık karşılaşılan problemlerdir.
  • Ampütasyonda rehabilitasyon; kaza yada hastalık nedeniyle kol veya bacaklarında kayıp yaşayan hastalara daha iyi yaşam kalitesi ve var olan duruma uyum sağlaması için uygulanır. Ampütasyon kaza yada hastalık nedeniyle kol veya bacağın belli bir seviyeden kesilmesidir. Kesilen yerden geri kalan kol veya bacak kısmına güdük denir. Protez ise güdük kısmına takılan ve kaybedilen kol yada bacağın yerine işlev gören yapay alettir. Rehabilitasyona cerrahi girişim yapılmadan başlanır ve hastaya süreç hakkında bilgi verilir.

Psikososyal Rehabilitasyon

Kişinin özürlülük hali nedeni ile yıpranan psikolojik durumlarının düzeltilmesi, topluma mümkün olan en iyi şekilde geri kazandırılması amacıyla uygulanır. Ayrıca özürlünün olay nedeniyle yaşadığı travmalar-oluşan duygular (aşağılık duygusu, özürlülük ikilemi, normal davranışları yüceltme, suçlanma ve grup stereotipi davranışlar) fiziksel, duyusal, algısal ve ruhsal fonksiyonlarında bozukluklar meydana gelebilir. Psikososyal tüm bu alanları kapsar ve rehabilitasyonu da bunların iyileştirilmesini amaçlar.

Uygulamada özre değil bireye odaklanılarak değişim, umut ve iyileşmeye olanak sağlayan bir yol izlenir. Kişi için hastaneye yatırılmadan toplumsal ve bireysel yaşamdan koparılmadan farmakolojik tedavi, engelleri aşmasını sağlayacak becerilerle donanması amaçlanır. Bu sosyal hizmet uygulamaları özürlü bireyler ve aileleri ile, özürlü grupları ve aileleri ile, özürlü bireyler ve ailelerine yönelik toplum düzeyinde olmak üzere üç boyutta yürütülür. Bu sosyal destek türleri; özürlülerin sevildiklerini hissettiren duygusal sosyal destek, kendisine nasıl yardım edeceğini öğreten bilgisel sosyal destek, nakdi yardımları içeren elle tutulur sosyal destek, kendinin ve ailesinin benzer kişi ve ailelerle tanıştıran özürlü grupları ve aileleri ile sosyal hizmet uygulamaları (destek grupları, etkileşim grupları, eğitici gruplar, toplumsallaşma grupları olmak üzere dört çeşittir.) ve son olarak kendini ve ailesini toplumla içselleştiren özürlüler ve ailelerine yönelik toplum düzeyinde sosyal hizmet uygulamaları şeklindedir.

Mesleki Rehabilitasyon

Özürlü bireyin kendi fiziksel ve ruhsal koşullarına uygun maksimum verim sağladığı, bunu yaparken de bireyin mutlu olduğu, toplumla iç içe ve kendine güvenir hale gelmesini sağlayacak mesleki danışmanlık, eğitim, uygun iş alanına seçilerek işe yerleştirilmesini ve işe tam uyum sağlayana kadar gözlenmesi hizmetlerini sunar. En önemli nokta kişinin kendini kanıtlayacak şekilde, daha verimli ve sürekli çalışmasını sağlayacak işi bulmasıdır. Bu mesleki rehabilitasyon süreci; özürlü kişiyi değerlendirme, iş arama becerileri eğitimi, iş analizi, işe yerleştirme ve iş takibini içermektedir. Tüm bunlar sırayla aşama halinde gerçekleştirilir, her bir aşama çok önemlidir ve birbiriyle bağlantılıdır.

Toplum Temelli Rehabilitasyon

DSÖ tarafından ortaya konan ve sosyal modele dayanan bir rehabilitasyon türüdür. Özürlü bireylerin toplumsal düzeyde ele alınarak onların rehabilitasyonunu, sosyal uyumunu ve fırsat eşitliğini sağlayan bir stratejidir. Ayrıca toplumda özürlülüğü önlenmesi amacıyla, özüre neden olan tüm risk faktörlerinin engellenmesi veya azaltılması da temel hedeflerinden biridir. Bunun için düzenli olarak toplum taramaları yapılmalı tehlike arz eden koşullar ortamdan kaldırılmalı veya yenilenmelidir. Programların planlanması, uygulanması ve değerlendirilmesinde toplum sorumludur.