Ünite 5: Reformun Zaferi

İngiltere’nin Yükselişi

Tudor Hanedanından VIII. Henry’nin hükümdarlığı sırasında mezhep değiştirmesi ve Anglikan kilisesinin kurulmasıyla İngiltere’de uzun sürecek mezhep savaşları başlamıştı. VIII. Henry’nin ölümünden sonra tahta geçen oğlunun çocuk yaşta ölümü 1553’te kralın kızlarına taht yolunu açmıştı. Böylelikle İngiltere tarihinde ilk kadın hükümdar olan I. Mary tahta geçer. Babasının aksine Katolikliğe sıkı sıkı bağlı olan I. Mary Roma kilisesinin himayesini yeniden talep etmek adına İspanya Kralı II. Filipe ile evlenir.

Kraliçe, İspanyayla kurduğu ittifakla beraber Fransa’ya savaş açtı. Ancak bu savaş sonunda İngilizler toprak kaybettiler. Kraliçenin yönetimi yüzünden İngiltere’de isyanlar çıktı ve mezhep savaşları başladı. Kraliçe hükümdarlığı süresinde binlerce Protestanı öldürttü bu katliamlardan dolayı kraliçenin adı tarihte “Kanlı Mary” olarak geçer.

Hükümdarlığının beşinci yılında ölmesi üzerine bu sefer tahta VIII. Henry’nin Protestan kızı I. Elizabeth geçti. 1558’de tahta geçen Elizabeth İngiltere’yi yeni bir döneme soktu. Elizabeth Protestan olmakla beraber Katoliklere de yaşama hakkı tanıdı. Elizabeth, yükselen Habsburg tehdidini fark edince Osmanlı İmparatorluğu, Fransa ve Hollanda’yla birlikte hareket etti. Bu dönemde İngiltere’de mutlak monarşi kendini hissettirmeye başladı. Çocuğu ve eşi olmadığı için Bakire Kraliçe olarak adlandırılan Elizabeth halk arasında Hz. Meryem’in yeni halefi olarak görüldü.

Elizabeth’in İskoçya’nın Katolik Kraliçesini öldürtmesiyle İskoçya’da Protestanlık yayılmaya başladı. Ayrıca Elizabeth döneminde İngiltere, siyasi ve ekonomik açıdan büyüdü. Royal Exchange ve İngiliz Doğu Hindistan Kumpanyası kuruldu. Böylelikle İngilizlerin dünya ticaretine açılmasında önemli bir adım atılmış oldu. İngiltere’nin dünya ticaretinde büyüdüğünü fark eden II. Felipe, bu durumun Katolik dünya için de bir tehdit olduğunu görerek İngiltere’ye karşı savaş açtı. Ancak İngiliz Deniz Kuvvetlerinin en başarılı isimlerinden olan Sir Francis Drake’in de içinde bulunduğu donanma savaşında İspanyolların yenilmez armada olarak adlandırılan donanması mağlup edilmiştir.

İspanya’yla olan bu çekişme İngiltere’de Katoliklere karşı sert uygulamalara neden oldu. Böylelikle İngiltere’de Katolikliğin etkisi iyice zayıfladı. Kraliçe Elizabeth’in saltanatının otuz yılı başarılarla dolu olmasına rağmen son on beş yılı kötü geçti. Bu dönemde tarımda yaşanan felaketler, deniz aşırı kolonileşme faaliyetlerindeki aksamalar ve halk üzerinde uygulanan ağır vergilerle birlikte efsane Kraliçe eleştirilmeye başlandı. Kraliçe Elizabeth’in ölümüyle ve hiç çocuğunun olmamasından dolayı İskoçya’yı yöneten I. James tahta geçti. Böylelikle Tudor Hanedanı yerine Stuart Hanedanı dönemi başladı.

James’in şahsında birleşen İskoçya ve İngiltere tahtları, yüzyıl süren bir muhalefete karşın bir daha ayrılmayacaklardır. 1707’deki birleşme yasasıyla, bu iki devletin adı Büyük Britanya olarak anılacaktır.

James kral olduktan sonra mutlak hükümdar olmaya çalıştı. Onun bu tutumu İngiltere’de büyük sorunlara sebep oldu. Katolikler I. James’in hükümdar olmasıyla ümitlenmişlerdi, yeni kral Katolik bir annenin oğluydu. Ancak I. James Protestanlık fikirlerini benimsemişti. Katolikler durumun iyice kötüye gittiğini görünce krala bir suikast yaparak İngiltere yönetimini değiştirmeye kalktılar. Bu amaçla 1605’te komplocu Guy Fawkes ve diğer komplocuların planladığı bir suikast girişiminde bulunuldu. Günümüzde maskesiyle tanınan Guy Fawkes’un amacı, Parlamento binasının altına yerleştirdiği patlayıcılarla 5 Kasım’daki toplantıda kralı öldürmekti. Başarısız olan bu komployla beraber Guy Fawkes ve arkadaşları 1605 yılında idam edildiler. Barut komplosundan sonra hayat Katolikler için daha da zorlaştı. Anglikan ayinlerine katılmayanlar cezalandırıldı. Bu suikast 1606 yılında Parlamento kararıyla şükran günü olarak kabul edildi.

İngiltere 1625’te Hollanda’ya destek vermek amacıyla İspanya’yla savaşmaktaydı. Fransa’yla İngiltere’nin ilişkileri 1626’ya kadar olumlu seyrederken bir anda bozuldu. Bu ilişkilerin bozulmasında:

  1. Kral Charles ile evlenen Katolik Fransız Kraliçenin personelinin Fransa’ya geri gönderilmesi;
  2. Fransa’nın İngiltere’de savaş halinde olan İspanya’yla gizli barış yapması;
  3. Amerika’daki Quebec sınır tartışması etkili olmuştur.

Bu anlaşmazlıklardan çıkan savaş sonucunda İngiltere ile Fransa 1629 Nisan’ında Suza Anlaşmasını imzaladı.

1641-1652 yılları arasında İngiltere’de parlamento ile Krallık arasında, yoğun savaşlar ve tartışmalar yaşanmıştır. Parlamento, I. James’ten önceki hükümdarlar zamanında saygı gören bir kurumken, I. James, kendisini sıkıntıya sokmasınlar diye uzun süre Parlamentoyu toplamadı. I. James’in ölümünden sonra tahta geçen oğlu I. Charles da babasının izinden giderek Parlamentoyu toplamadı. Mutlak krallık yetkilerine sahip olmak isteyen I. Charles, Parlamento’nun onaylamadığı kararlar almaya başlayınca Krala karşı baş kaldıran gruplar oldu. Böylelikle Parlamentoyla Kral arasındaki güç çekişmesine din kavgaları da eklendi.

Hristiyanlığın en öz halini savunan gruplara Püritenler denilmekteydi. Her türlü hiyerarşiye karşı olan bu grup, Kral’ın dini kurumlara olan müdahalesine karşı çıkıyordu. Kralın dini danışmanı başpiskoposun Püritenlere karşı uyguladığı sert tepkiler, Püritenlerin ülkeyi terk ederek başka ülkelere göç etmelerine neden olmuştur.

Kral, İskoçya’da Anglikanlığı dayatınca, İskoçlar 1638’de ayaklandılar. İskoç Covenantı ilan ederek I. James ve I. Charles dönemindeki tüm yenilikleri reddettiklerini açıkladılar. Kral, İskoçlarla savaşında başarısız oldu ve 18 Haziran 1639’da Belvick anlaşmasını imzaladı. Bu anlaşmayla İskoçlar kendi parlamentolarını ve kendi kilise meclislerini toplama hakkı kazandı. Kral dış siyasette başarısız olması üzerine Magna Carta’nın bir tür yenilenmesi olan Hukuk Bildirisini kabul etti.

Bu yenilgiyi hazmedemeyen Kral I. Charles, bu gelişmeler üzerine, dağılmasından on bir yıl sonra 1640’da Parlamento’yu topladı. Kısa Parlamento adı verilen bu süreçte Parlamento, İskoçya’yla savaşı desteklemek yerine Kralın ve hükümetinin yönetim tarzından duyulan şikayetleri dile getirdi. Kral, üç hafta sonra Parlamentoyu feshetti. Aynı yıl, İskoçlarla savaş tekrar patlak verince, İngiltere mağlup oldu ve savaşın sonunda 1640’da, Ripon Anlaşması imzalayarak İskoçlarla ateşkes yaptı. Kral, alınan bu mağlubiyetler ve parasızlık üzerine 1640 Kasım’ında Uzun Parlamento olarak da adlandırılan parlamentoyu tekrar toplantıya çağırdı. Parlamenterler krala karşı bir hamle yapamadan Katolik İrlandalılar ayaklanıp binlerce İngiliz’i öldürdüler. Bunun üzerine I. Charles İrlanda seferi için Parlamento’dan para istedi. Toplanacak parayla kurulacak yeni ordunun kendisine karşı kullanılmasından çekinen Parlamento Kral’a doğrudan uyarı niteliğindeki Grant Remonstrance’ı 1641’de ilan etti. Parlamento bununla da kalmayarak, Kralın yetkisindeki piskoposların görevden alınmasına karar verince, Kral 4 Ocak 1642’de meclisi bastı. Bu davranışıyla halktan da büyük bir tepki görünce Parlamentoya karşı bir şey yapamayacağını anlayarak Kral 1642’nin Ocak ayında Londra’dan ayrıldı.

Parlamento’yu Püritenler, İskoçlar ve İngiltere’nin güneyi desteklerken, Kuzey ve Orta kesim soylular, Katolikler ve Anglikanlar Kralın yanında yer almıştı. İlk büyük çarpışma 23 Ekim 1642’de Edgehill’de gerçekleşti ancak bir sonuç alınamadı. Parlamentocular, İskoç Parlamentosuyla ittifak anlaşması yaparak Kralı iki ateş altında bıraktılar. Parlamento ordusu Kralın ordusunu I. Newberry muharebesinde mağlup etti. 1644 yılı İngiliz İç Savaşı için dönüm noktası oldu. Bu dönemde Oliver Cromwell lider figürü olarak öne çıktı. Cromwell ve Fairfax komutasındaki yeni model ordu 14 Haziran 1645’te Naseby’de Kralın ordusuna karşı büyük bir zafer kazandı. Bu zaferle birlikte Uzun Parlamento dönemi sona erdi ve kralın idam edilmesiyle cumhuriyete geçiş sayılacak kanunları geçirerek monarşiyi ilga edildi.

İngilizler’in Amerika’daki ilerleyişi ile ilgili olarak, İspanya Kralı II. Felipe, Atlantik’ten ve Yeni Dünya’dan Protestanları uzak tutmayı hedeflemişti. Kraliçe Elizabeth ise devlet desteği ile yeni şirketler kurulmasını ve yeni yerleşim merkezlerine insanların iskanını desteklemişti. Kraliçe Elizabeth döneminin önemli denizci ve kaşiflerinden Walter R. Aleigh komutasında koloni, Kraliçe Elizabeth’in hiç evlenmemiş olmasına istinaden

Bakire Diyarı anlamında Virginia olarak adlandırılan bölgeye geldiler. Ancak iskan girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı. 1588’de İngiliz zaferi, İspanyol İmparatorluğunun bütün gücünü kırmış, İngiltere’nin Atlantik’te yayılma şansını arttırmıştı.

Kraliçe’den sonra I. James de bu koloni çalışmalarını destekledi. Bu anlamda da Virginia (London) Company ve Plymouth Company adında iki anonim şirket kuruldu. Virginia Company’nin gönderdiği keşif ekibi, Virginia’ya gönderildi ve 14 Mayıs 1607’de bugünkü James nehrinin yakınında Kral I. James’in onuruna bu ilk koloniye James Fort adı verildi. Koloni kurulduktan sonra göçmenler büyük zorluklar çektiler ancak İngiliz denizci John Smith ve İngilizlerin hizmetine giren Pocahontas isimli kadının yardımı sayesinde koloni bölgede tutunmayı başardı. Bölgede tütünün bulunması koloniyi ekonomik alanda kendi kendini finanse edebilir hale getirmişti. Nihayet 1619’da artık bir istihkamdan öte bir yerleşim merkezi olan James Fort işlevine uygun bir şekilde James Town adını almıştı. Günümüzde kutlanan Şükran Günü 1620’de oluşturulan ve New England bölgesinde iyi hasada verilen şükürle alakalıdır.

17. yüzyıl başlarında İngiltere’de Püritenler üzerindeki baskılar artınca, radikal bir Püriten grubu olan Separatistler (ayrılıkçılar), Amerika Kıtasına yani Yeni Dünyaya giderek orada şanslarını denemeye karar verdiler. Ancak Virginia yerine, Cape Cot körfezinde Plymouth’da karaya çıktılar ve bu bölgeye yerleştiler. Amerika’daki New England ve Amerika’nın kuruluşuna Püritenler çok önemli bir etkiye sahiptirler.

Fransa’da Mezhep Savaşları

Kalvinizm ilk kez I. Fransuva’nın iktidarı sırasında Fransa’da etkisini göstermişti. Huguenotlar, 16. yüzyılda Fransa’da Reform hareketleri sırasında ortaya çıkan Protestanların ismidir. Sertlik yanlılarına rağmen I. Fransuva, Huguenot olarak adlandırılan Fransız Protestanlara karşı daha hoşgörülü bir politika izledi. Ancak Protestanların Katolik inancını aşağılamaları üzerine, Kral, Protestanlara karşı sert tedbirler aldı.

Fransuva’yı takip eden II. Henri döneminde, Protestanlığın yükselişi tehdit olarak algılandı. Bu amaçla Chateaubriant Fermanı’nı ilan ederek, Protestanları cezalandırılacağını belirtti.

II. Fransuva döneminde bu kutuplaşma daha da arttı, ondan sonra çocuk yaşta tahta geçen IX. Charles’ın vasiliğini üstlenen annesi Kraliçe Catherine de Medicis, ülkede gerilimi düşürmek için Protestanlara toleranslı davranılmasını öngören Saint Germain Fermanı’nı 1562’de yayınladı. Bunun üzerine ayaklanan Katolikler, Vassy’de birçok Protestan’ı katlettiler. Vassy Katliamı, Fransa’da mezhep savaşlarının başlangıcı oldu.

1567’ye kadar Huguenotlar ile Katolikler arasında fazla bir çatışma olmadı. Ancak İspanya Kralı II. Felipe’nin mücadeleye dahil olmasıyla Protestanlar yeniden ayaklandılar. Saint Demis muharebesinde Protestanlar kaybetmesine rağmen karşı tarafa büyük zarar verdiler. IX. Charles, savaşı durdurmak amacıyla 1568’de Protestanlar Longjumeau Anlaşması’nı imzaladı.

Anlaşma uygulanmayınca savaş yeniden patlak verdi ve milletler arası bir mücadeleye dönüştü. 1570’de imzalanan Saint Germain Antlaşması ile taraflar arasında geçici bir barış sağlandı.

1572’de ülkedeki Huguenot’ların liderlerinden Navarra Kralı Henry’le Kral IX. Charles’ın kızkardeşi Prenses Margerit’in evlenmesine karar verildi. Ancak Fransız Parlamento’su bu evlilikten rahatsızdı. Ayrıca, düğünden dört gün sonra 22 Ağustos’ta Amiral Coligny’e suikast girişiminde bulunulunca, gerilim arttı. Kraliçe Catherine Medicis gizli bir toplantıyla Huguenot liderlerine saldırı kararı aldırdı. 24 Ağustos günü Paris’in kapılarını kapatarak katliamı başlattı. Paris’teki katliam diğer şehirlere de yayıldı. Navarra’lı Henry katliamdan Katolik olduğunu açıklayarak kurtulmuştur. Navarra uzun süre Paris’te gözaltında bulunduktan sonra bir fırsatını bulup kendi memleketine kaçtı ve mücadelesine kaldığı yerden devam etti. Bu katliamdan sonra Protestanların Katolikler karşısında hiçbir güvenliği kalmadı. IX. Charles savaşa son vermek için Boulogne Fermanı’nı ilan ederek Protestanlara bazı dini özgürlükler tanıdı. Ancak III. Henry’nin sert tutumundan dolayı Huguenotların iki kez ayaklanması üzerine önce Mon Sieur barışı sonrasında Prutya Fermanı ile barışı temin etti.

III. Henry’den sonra tahta Kalvinist Prens Navarralı Henry’nin geçmesi gerekiyordu. Kralın Protestanlara karşı tepkisini yetersiz görülmesi üzerine, Fransız tahtına geçme planları yapan Henry de Guise 12 Mayıs 1588’de Paris’te yönetime hakim oldu. Bu olaydan sonra Kral III. Henry, Guise kardeşleri bir suikastla öldürttü. Bu suikast Parlamento’da ciddi gerginlikler yarattı. Kral III. Henry’le Navarralı Henry yaşanan gerginlikler üzerine Paris’i kuşattılar. Bu kuşatma sırasında III. Henry’nin öldürülmesinin ardından Navarralı Henry, Fransa tacını aldı. IV. Henry (Navarralı Henry) savaş ve siyasetle birçok şehri otoritesi altına alarak Temmuz 1593’te Katolik olduğunu ilan etti. Kralın bazı kesimlere güven vermeyen açıklamasına rağmen, IV. Henry 27 Şubat 1594’te taç giydi ve aynı yılın 22 Martında Paris’e bir direnişle karşılaşmadan girdi.

Mezhep değiştirmesine rağmen Kralın Katoliklere karşı tutumu değişmedi. IV. Henry 1598’de Nantes Fermanı ilan ederek, Protestanlara dini özgürlük temin etti. IV. Henry döneminde ekonomi bir düzene sokuldu, merkezi otorite tekrar güçlendirildi ve İntendant adı verilen sistem sayesinde asalet sahibi mülki idareciler vasıtasıyla devletin taşradaki denetim gücü arttı.

Kral IV. Henry’nin ölümünden sonra yerine dokuz yaşındaki oğlu XIII. Louis tahta geçti. Ancak Louis, ehliyetini kazanmamasından dolayı, vasiliğini annesi Mary de Medici üstlendi. Devlet içindeki etkisi az olan Mary de Medici Kardinal Richelieu’ya destek verdi. Böylelikle hem Kardinalin hem de Medici’nin devlet içindeki gücü artmış oldu. Fransa Kralı XIII. Louis Nantes Fermanın öngördüğü özgürlükleri uygulamada ısrarcı değildi. Bu yüzden de Huguenotlar üç kez isyan etti ve bu isyanlar sonucunda 1622’de Mont Pelier 1626’da Paris Anlaşması, 1627’de Alais Anlaşması ile Huguenotlar dini ve kültürel haklar elde etmeyi başardılar.

Kardinal Richelieu XIII. Louis tarafından başbakanlığa getirilmesiyle Protestanlara yönelik sert tedbirler almaya başlamıştır. Kardinal, Protestanların Fransa içindeki siyasi güçlerini bitirmiştir. Ayrıca Kardinal, Otuz Yıl Savaşlarını ülkesi için bir fırsat olarak kullandı.

Habsburglar Altın Çağı

Bu dönem İspanya tarihinde İmparatorluk Çağı olarak bilinir. 1519’da tahta çıkan Şarlken bütün Avrupa’yı Habsburg Hanedanı çatısı altında birleştirmeyi hedeflemişti. Osmanlı ile mücadele halinde olan Avusturya ise Zitvatorog Anlaşması ile Osmanlı ile uzun bir barış dönemine girdi. Ülkede Protestanların ayaklanmasıyla, ülkeyi Otuz Yıl Savaşlarına sürükleyecek süreç başladı.

İspanya’da ise ikinci Felipe İtalya’daki savaşları bitirmek için Fransızlarla anlaşmaya gitti. Yine bu dönemde Osmanlılara karşı oluşturulan Kutsal İttifak’ta önderlik konumunda yer aldı. İkinci Felipe’nin yerine tahta geçen oğlu III. Felipe karşı reform yanlısı tutumunu devam ettirdi. III. Felipe döneminde İspanya büyük bir sosyal ve ekonomik darboğazın içine girmişti. IV. Felipe’nin iktidarı yılları ise İspanya’nın altın yıllarının sonuydu. IV. Felipe Otuz Yıl Savaşlarında Protestanlara karşı savaşını devam ettirdi. Bu savaş sonunda İspanyollar mağlup oldu.

İspanya’nın hakimiyeti altındaki Portekiz’de ise ülke bir kargaşanın içine sokulmuştu, ülkede otorite boşluğu vardı. Bu durumu fırsat bilen II. Felipe Portekiz ve İspanya Krallıklarını birleştirerek dünyanın iki sömürgeci devleti birleşmiş oldu.

Hollanda’nın (Flemenk) Doğuşu

Flandre şehrinde Protestanlığın yayılması durdurulamayınca, Hollanda’nın çıkmasına zemin hazırlandı. Daha sonra, 1566 yılına kadar Birleşik Eyalet olarak bilinen Hollanda’da İspanya’ya karşı sivil direniş başladı. 1568’de başlayan Hollanda’nın özgürlük mücadelesi 1648’de Vestfalia anlaşmasıyla Hollanda’nın tam bağımsızlığını kazanmasıyla sonuçlandı. Bu döneme Seksen Yıl savaşları denir.

Hollandalılar 1590’dan itibaren Hindistan ve Atlantik’e yönelmeye başladılar. Ürettikleri gemiler Hollandalılara okyanuslarda büyük bir üstünlük sağladı. Otuz Yıl Savaşlarına katılan Hollanda İspanya ile Münster Anlaşması imzaladı ve bağımsızlığına resmen kavuştu.

Kuzey Avrupa Devletleri

İskandinav devletlerinin tarihte büyük rol oynayanları İsveç ve Danimarka’dır. Bu iki devlet yüzyıllar boyunca bağımsız olarak mücadele etmişlerdir. Nüfuslarının azlığından dolayı ancak Kuzey Almanya, Pomeranya ve Baltık gibi yakın coğrafyalarda söz sahibi olabilmişlerdir. 1397’de İsveç, Norveç ve Danimarka’nın ortak çıkarları doğrultusunda, kendi siyasi varlıklarının sona erdirmeden oluşturdukları Kalmar Birliği özellikle Kuzey Alman devletlerinin oluşturduğu Hansa Birliğinin ticari gücüne ve Alman siyasi nüfuzuna alternatif bir oluşumdur.

Danimarka ile İsveç arasında yaşanan gerginlikler arasında Stockholm Kan Banyosu adı verilen olay, 1563- 1570 Kuzey Savaşları’nı doğuran Danimarka Kralı’nın arma sorunu sayılabilir. Yedi Yıl Savaşları sonucunda imzalanan Stettin Anlaşması ile Danimarka’nın Kalmar Birliği gibi kendisinin asli güç olduğu bir yapılanmayı İsveç’e kabul ettiremeyeceğini anladı. Yine de Danimarka’nın İskandinavya’nın en güçlü devleti olduğu ortaya çıkmıştı.

Danimarka ile İsveç arasında bölge hakimiyeti yüzünden 1611 yılında yeni bir savaş çıktı. İngiltere’nin arabuluculuğuyla 1613’te Knared Anlaşması imzalandı.

Otuz Yıl Savaşları

Bohemyalılar (Çekler), gerek milli gerek de dini sebeplerden dolayı Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu’na karşı isyan etmişlerdir. Bu isyanlar bütün kıtaya yayılarak Avrupa genelinde mezhep kaynaklı bir kamplaşma başlattı. Katolik devletler Kutsal RomaCermen İmparatorluğunun yanında yer alarak Ligayı oluştururken, Protestanlar ise Union adı verilen siyasi birliği meydana getirdiler. Yaşanan gelişmelerden sonra Protestanlık ve Katolik orduları 1631 Eylül’ünde karşı karşıya geldiler. Daha sonraki süreçlerde savaş mezhep savaşı karakterini kaybetmiş milletler arası yapılan siyasi çıkar elde etme savaşları haline gelmişti.

24 Kasım 1648’de tüm devletlerin katılımıyla imzalanan Vestfalia Anlaşmasıyla Otuz Yıl Savaşları sona erdi. Bu anlaşma Napolyon sonrasında Avrupa’nın yapısının belirlendiği 1815 Viyana Anlaşmasına kadar Avrupa kamu hukukunun temeli oldu.

Avrupa Tarihinde Değişim ve Gelişmeler

15. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren ateşli silahların etkin bir şekilde kullanılmasıyla Avrupa’da askeri devrim başlamış oldu. Ateşli silahlarla birlikte feodal sistem çöktü. Orduların yapıları değişti. Kullanılan silahlar sayesinde kuşatmalar daha kısa sürede başarıyla sonuçlandı. 17. yüzyıl sonu ve 18. yüzyılda daha dengeli bir askeri gelişim yaşanmış ve Fransız İhtilaline kadar Avrupa genelinde profesyonel ordu kullanılmıştır.

16. yüzyılda başlayan ve Fransız İhtilaline kadar süren Katolik Kiliselerinin yenilenmesi ve Protestan hareketiyle aldığı darbeyi tedavi etmesi sürecine Karşı Reform ya da Katolik Reformu denilir. Özellikle Cizvitler, Karşı Reform yapılmasında önemli rol oynadılar. Karşı Reformun cevap aradığı iki temel soru vardı:

  1. Ortaya çıkan bölünmeler nasıl önlenecekti?
  2. Protestanlar, Kalvinciler ve Anabaptistlerin insanları Katolik inancından uzaklaştırmaları nasıl engellenecekti?

Karşı Reformun dönüm noktası İmparator Şarlken’in Roma İmparatorluğunu ele geçirmesiyle oldu. Şarlken, artan gerilime son vermeyi ve daha da önemlisi Türk tehlikesi karşısında Avrupa’da birlik oluşturmayı hedefliyordu. Bu anlamda Trento Konsili toplandı. Burada alınan kararlar resmen onaylanarak Karşı Reform sürecinde kullanıldı.

Avrupa tarihinde meydana gelen bir diğer önemli meseleyse, Papa XIII. Gregorius Takvimidir. Papa Gregorius’un uygulamaya soktuğu günümüzde kullanılan takvimdir.

1500 ile 1600 yılları arasında Avrupa nüfusunda yeniden bir artış ve toparlanma oldu. 16. yüzyılda Kara Ölüm vebanın etkisi azaldı ancak 17. yüzyılda vebanın etkisi artınca nüfus tekrar azalmaya başladı. 16. Yüzyılda nüfus artışı işgücünün ve asker kaynağının artması olarak görülüyor ve teşvik ediliyordu. Nüfus artışı Avrupa ekonomisinde iyileşmelere de sebep oldu. 16. Yüzyılda Avrupa’da artan nüfus birtakım sıkıntılara yol açtı, bunlar:

  1. Tahıl ve hububat fiyatlarındaki artış;
  2. Tarım alanı açmak için ormanlık alanların tahribatı;
  3. Isınma sıkıntısı ve artan odun fiyatları;
  4. Aşırı vergi talebidir

17. yüzyılda nüfusun azalmasında salgın hastalıklar kadar uzun süren savaşlar da etkili olmuştur.