Ünite 8: Para ve Fiyatlar

Para ve Fiyatlar

Para ile fiyatlar arasındaki ilişkinin anlatılması, parasal iktisadın önemli bir ilgi alanını oluşturmaktadır. Fiyat istikrarının sağlanması, temel ekonomi politikası amaçlarındandır. Ekonomik birimlerin tüketim, tasarruf, yatırım gibi konularda verecekleri kararlarda fiyatlar genel düzeyi belirleyici güce sahiptir. Para ve ekonomi arasındaki ilişkilerin sonuçları fiyatlar genel düzeyi ve milli hasıla düzeyi üzerinde ortaya çıkmaktadır.

Fiyatlar genel düzeyi ve fiyat endeksi : Fiyatlar genel düzeyi, bir ekonomide piyasada alım satıma konu olan mal ve hizmetlerin, belirli bir dönemdeki otalama fiyatlarına verilen isimdir. Ekonomideki mal ve hizmetlerin mutlak fiyatlarının ağırlıklı ortalamasıdır.

Fiyat endeksleri paranın değerinin nasıl değiştiğini gösteren ortalama fiyatlara ilişkin göstergedir. Bir ekonomide fiyat endeksleri:

  • Ekonomik yapının belirlenmesi,
  • Ekonomik kararlar alınması,
  • Kişilerin satın alma gücünün tespiti,
  • Ücret ve maaşların belirlenmesi,
  • Konjonktüre ilişkin tespitler,
  • Geleceğe dönük kararlar alınması için önemlidir.

Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE): Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından hesaplanan Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE), belirli bir zaman aralığında hanehalklarının tüketim harcamalarında yer alan mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki değişmeleri göstermektedir.

Bu endeksin temel amacı: piyasada tüketime konu olan mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki değişimi ölçerek enflasyon oranını hesaplamaktır.

Enflasyon, enflasyon oranı ile ölçülür. Enflasyon oranı fiyatlar genel düzeyinde cari dönemde meydana gelen artış ile önceki dönem fiyatlar genel düzeyi arasındaki oranın 100 ile çarpımına eşittir.

Üretici Fiyatları Endeksi (ÜFE): TÜİK tarafından hesaplanan Üretici Fiyatları Endeksi (ÜFE) , belirli bir referans döneminde ülke ekonomisinde üretimi yapılan ürünlerin yurtiçine yönelik üretici fiyatlarını zaman içinde karşılaştırarak fiyat değişikliklerini gösteren fiyat endeksidir.

Para ve toplam talep: Paranın toplam talebi ne ölçüde etkilediği konusunda Klasik görüş paranın toplam talep üzerinde doğrudan etkisine vurgu yaparken Keynesyen görüş dolaylı mekanizmalarla etkilediğini savunur.

Bir ekonomide para miktarı ile fiyatlar arasında nasıl bir ilişki olduğu incelenirken toplam arz ve toplam talep analizinden yararlanılır. Ekonomide fiyatlar genel düzeyinin seviyesi toplam arz ve toplam talep analizi ile belirlenir.

Toplam arz ve toplam talep eşitliğinde denge milli gelir düzeyi tanımlanır. Fiyatlar genel düzeyinde bir değişim olması için toplam arz ve/veya toplam talep eğrisinin yer değiştirmesi gerekmektedir.

Keynes’e göre toplam talepteki bir değişme fiyatlar genel düzeyinin değişmesine neden olur. Para arzındaki bir artış, toplam talebi artırarak toplam talep eğrisinin sağa kaymasına sebep olur. Toplam talep eğrisi sağa kayınca fiyatlar genel düzeyi yükselir.

Monetarist iktisada göre toplam talep eğrisini etkileyen tek faktör paradır.

Para gerek Keynesyen iktisatta gerekse de Monetarist iktisatta toplam talebi etkileyen makroekonomik bir değişkendir.

Para arzındaki değişimin fiyatlar üzerinde yaratacağı etki, para arzı değişiminin şiddetine ve toplam arz eğrisinin şekline (eğimine) bağlıdır.

Para ve Fiyat İstikrarsızlığı

Bir ekonomideki mal ve hizmetlerin fiyatları değişme eğilimi içindedir. Fiyatlar genel düzeyindeki sürekli artış enflasyon olarak adlandırılırken, fiyatlar genel düzeyindeki sürekli azalmalar deflasyon olarak adlandırılmaktadır.

Para ve enflasyon : Enflasyon, belirli bir zaman aralığında ortalama mal ve hizmet fiyatlarındaki sürekli artış eğilimidir.

Enflasyon, fiyat istikrarının bozulma çeşitlerinden birisi olduğu gibi satın alma gücünün düşmesi anlamına gelir.

Enflasyonun nedenleri: Fiyatlar genel düzeyinin artmasının nedeni ya artan toplam talep ya azalan toplam arz ya da her ikisinin birlikte gerçekleşmesidir. Bir ekonomide sürekli enflasyon yaşanıyor ise bunun ana nedeni toplam talebin toplam arzdan fazla olmasıdır. Toplam talebi ve toplam arzı değiştirebilecek gelişmeler aşağıdadır.

  • Kamu harcamalarının kamu gelirlerinden fazla olması,
  • Kamu kesimi açığı dışında sisteme çıkan paranın toplam talep üzerindeki etkisi,

Kamu harcamalarının artması, vergi gelirlerinin azalması veya harcamaları telafi edecek düzeyde olmaması toplam talebin artmasına ve fiyatlarda artışa neden olacaktır. Kamu açığının enflasyona sebep olması için bu açığın para basılarak finanse edilmesi gerekmektedir.

Parasal bir genişleme bankalara daha fazla kredi verme olanağı sunar. Bu olanağın bankalarca kullanıldığını düşünürsek kredi arzının artması iç talepte bir artışa yol açacaktır. İkinci olarak parasal genişleme yerli paranın değer kaybetmesine ve ihracatın artmasına yol açar. Bu da toplam talebin artmasına neden olur. Toplam talep parasal genişlemeden etkilenmektedir.

Parasal genişlemenin nedenleri: Merkez Bankası para politikası araçlarını kullanarak uzun dönemde enflasyon ve döviz kuru gibi nominal değişkenleri etkileyebilmekte iken istihdam ve gayrisafi milli hasıla gibi reel değişkenlerin büyüme oranını etkileyememektedir. Kısa dönemde para politikası reel ve nominal değişkenler üzerinde etkiye sahiptir.

Para otoritesinin sürekli parasal genişlemeye gitmesinin iki temel nedeni; ekonomik canlanma ile istihdamı arttırma isteği ve bütçe açıklarıdır.

Para arzının artmasıyla başlangıçta artan karlarla birlikte ekonomik canlanma ve istihdam artışı, enflasyon artışı ile gerçekleşir. Büyümedeki bu olumlu etki kısa süre sonra yerini sürekli enflasyona bırakır. Uzun dönemde de genişlemeci politikalar ekonomik büyümeyi değil enflasyonu arttırır.

Bütçe açıklarının sürekli olarak para arzı artışıyla kapatılmaya çalışılması yüksek enflasyona neden olabilir. Bu tip enflasyona hiperenflasyon denir

Hiperenflasyon: bir ekonomide aylık fiyat artış hızının %50 ve üzerinde olduğu enflasyon türüdür.

Enflasyonun maliyeti: Enflasyonun yarattığı belirsizlik ekonomik birimlerin uzun vadeli tüketim tasarruf ve yatırım kararlarından kaçınmalarına ve ekonomik birimlerin birikimlerini enflasyondan korumak için döviz, altın, gayrimenkul gibi alanlara yöneltmelerine neden olur. Ayrıca yatırımcının kendini korumak adına, fazladan bir getiri talep etmesine ve dolayısıyla reel faizlerin yükselmesine yol açar. Enflasyon, kredi piyasasında uzun vadeli kredi alabilme olanaklarını sınırlandırır. Ülkeye giren yabancı sermayenin kısa vadeli olmasına yol açar. Gelir dağılımının bozulmasına neden olur.

Enflasyonla ilgili yanlış ve yetersiz görüşler: Yüksek fiyat düzeyleri enflasyon ile karıştırılmamalıdır. Yüksek bir fiyat istikrar kazanmışsa bu durumun enflasyonla bir ilgisi yoktur.

Enflasyon, ekonomik birimlerin satın alma güçlerinin azalması biçiminde düşünülmektedir. Ekonomik birimlerin gelirleri de fiyatlar oranında artarsa enflasyondan bahsedilemeyeceği şeklinde bir yorum yapılabilmesine olanak vermektedir. Ancak bu düşünce tarzı enflasyonun sadece bir açıdan etkisini göz önüne aldığı için yanlıştır. Çünkü gelirler fiyatlar oranında artsa bile, ekonomik istikrarsızlık yine ortadan kalkmayacaktır. Örneğin ekonomik birimler yine para şeklinde tasarruf yapmak istemeyeceklerdir.

Enflasyonun parasal genişleme şeklinde tanımlanması da yetersiz görüşlerdendir. Parasal genişlemenin enflasyona yol açtığı şeklinde yorum yapabilmek için talep tarafına da bakmak gereklidir. Para arzı arttığında aynı zamanda para talebi de artmışsa parasal genişleme toplam harcamaları arttırmayabilir. Ekonomide bir mal veya hizmet üretildiğinde aynı zamanda bir gelir yaratılmaktadır. Dolayısıyla para miktarı bu ek üretim yani ekonomik büyüme kadar arttırılır ise fiyatlar genel düzeyi üzerinde bir etki yaratılmaz.

Para arzı artmadığı halde paranın dolaşım hızının artması harcamaları arttırabilir. Bu görüşün eksik tarafı, sadece para miktarındaki atışın enflasyona yol açıyor olduğunu kabul etmesidir. Parasal genişlemenin dışındaki etkenlerde enflasyonunu nedenini oluşturur.

Fiyat artışlarının enflasyon olarak kabul edilmesi için sürekli artışlar şeklinde olması gerekmektedir.

Para ve deflasyon: Deflasyon fiyatlar genel düzeyinin düşmesidir. Bir ekonomide deflasyonist bir süreç yaşanırken ekonomik belirsizlikler artar, kaynak dağılımı bozulur ve büyümenin sağlıksız olduğu görülebilir.

Deflasyonun nedenleri: Arz ve talep şokları deflasyona neden olabilir. Negatif talep şoklarında mal ve hizmet talebinin düşmesi, fiyatların düşmesine sebep olurken, pozitif arz şoklarında çıktıdaki artış, fiyatları düşürür. Şokun kaynağı ne olursa olsun, bu borçlulardan alacaklılara gelirin yeniden dağıtılmasına yol açar.

Deflasyonun belirleyicileri: Aşırı derecede sıkı para politikası veya varlık fiyatı balonu (Bir ekonomide gayrimenkul ya da varlık piyasalarında enflasyon oranının üzerinde gerçekleşen aşırı fiyat artışlarının olmasıdır) patlaması şiddetli negatif talep şoku yaratarak toplam talep eğrisinin sol aşağıya kaymasına neden olur. Ekonomi deflasyonist bölgeye itilmiş olur, üretim miktarı düşer, fiyatların artış hızı negatif düzeyde gerçekleşir.

Bir diğer açıdan; teknolojik yenilik ve verimlilik artışı, ticaretin serbestleştirilmesi sonucu oluşan kazançlar veya uzun vadeli siyasi ve ekonomik istikrarın artacağı beklentileri de dahil olmak üzere çeşitli faktörlere bağlı olarak ortaya çıkan pozitif arz şokları toplam arz eğrisini sağ aşağıya kaydırarak üretim miktarını artırırken fiyatları düşürür.

Fiyatların düşmeye başladığı ekonomide deflasyonist bir ortamda para politikası etkinliğini kaybeder. Bu durum ekonominin likidite tuzağına (faiz oranlarının sıfır ya da sıfıra yakın olması durumunda para talebinin sonsuz ya da sonsuza yakın olduğu ekonomik ortamdır) düşmesi anlamına gelir. Sonuç olarak fazla fonlar yeni yatırımlara dönüşmeyebilir.

Beklentilerin rolü deflasyonun kalıcılığı açısından önemlidir. Bir kez cari fiyat ve seviyesi düşmeye başlarsa beklenen fiyat seviyesi de düşmeye başlayabilir ve ekonomik aktivite daha da yavaşlar. Böylelikle, fiyatlardaki düşüşlerin, gelecekteki fiyat düşmesi ile ilgili beklentileri güçlendirmesiyle bir deflasyonist spiral oluşabilir.

Deflasyonun maliyeti: Deflasyonist bir sürecin neden olabileceği bazı olumsuzluklar şunlardır: Ekonomide ücretlerin katılığı söz konusu ise fiyatların düşmesi reel ücretleri arttıracak, kar marjını düşürecek ve istihdamın düşmesine yol açacaktır.

Deflasyon hem finansal sistemin sağlıklı işleyebilmesine hem de ekonominin istikrarına zarara vermektedir. Beklenmeyen deflasyon borç-deflasyon ve kredi çöküşü gibi olumsuz mekanizmalar yoluyla finansal aracılık işlevini olumsuz etkileyebilir.

Borç deflasyon mekanizması durumu, beklenmedik deflasyon borcun reel değerinde bir artış yarattığı için, borçlulardan alacaklılara bir gelir transferi olmasıdır. Çünkü deflasyon nominal olarak sözleşmeli ödenmemiş borçların reel değerini yükseltmektedir. Borçluların kredi verenlere göre harcama eğilimleri daha yüksek olduğu için böyle bir gelir transferi toplam talepte bir düşüşe neden olabilecektir.

Kredi çöküşü mekanizması durumunda ise borçlu ekonomik birimlerin, borçlarının değerinin artması ve düşen fiyatlar nedeniyle satış gelirlerindeki azalma sebebiyle firmaların net değerleri düşecektir. Bu durum sorunlu kredilerde artışa sebep olabilecektir. Bu durumda sermaye tabanı aşınmış olan ekonomik birimler ve bunlarla ticari ilişkide bulunan ekonomik birimler, iş yaparken risk alma konusunda ihtiyatlı davranırlar ve bu da ekonomik aktivitede bir düşüşe yol açar.

Deflasyonun bir diğer olumsuz etkisi de nominal faizler üzerinde düşürücü bir etki yaratılamamasıdır. Düşük bir nominal faiz oranı, ekonomi deflasyonist baskı ile yüz yüze geldiğinde merkez bankasına faizleri daha düşük seviyeye getirmesi için çok küçük bir manevra alanı bırakır. Bu durumda artan deflasyonist baskı reel faiz oranlarında bir artış beklentisinin ortaya çıkmasına ve böylece daha büyük ekonomik istikrarsızlıklara yol açabilir.