Ünite 4: Para ve Finansal Sistem

Para

Para Kavramı

İktisatçıların tanımına göre, mal ve hizmetlerin değişiminde satıcıların da düzenli olarak kabul edecekleri varlıklar para olarak kabul görür. Dolayısıyla para, bir değişim aracı, bir değer biriktirme aracı ve hesap birimi olarak işlev gören her şey olabilir. Para,

  • Mal ve hizmet alıp satma amacıyla kullanıldığında değişim aracı,
  • Gelecekte kullanmak için bir yerlerde tuttuğumuzda değer biriktirme aracı,
  • Bir mal veya hizmetin değerini ölçmek için kullandığımızda hesap birimi olarak işlev görür.

Paranın yukarıda bahsettiğimiz işlevlerini yerine getirebilmesi için bazı özelliklere sahip olmasını bekleriz. Bu özellikler taşınabilirlik, dayanıklılık, bölünebilirlik, kabul edilebilirlik ve istikrardır.

  • Paranın kolay taşınabilir olması lazım. Gün içerisinde pek çok yere uğrar, sürekli para kullanırız. Cüzdanımızın arasına sıkıştırdığımız nakitler ya da cebimize koyduğumuz bozukluklar bizi çok yormaz.
  • Para, elden ele sürekli dolaşım hâlinde olmaya karşı dayanıklı olmalıdır.
  • Paranın bölünebilir olması işlevini artırır. Mal ve hizmet fiyatlarının çokluğunu göz önünde bulundurursak paranın daha küçük birimlere ayrılabilmesi gerektiğini anlarız.
  • Para herkes tarafından kabul görmelidir. Fırıncı tezgâhından ekmeği alıp, parayı uzattığınızda fırıncının yüzünüze bile bakmadan parayı çekmecesine atması ve hızlıca diğer müşteriyle ilgilenmesi, verdiğiniz parayı bildiğini, ödeme için kabul ettiğini gösterir. Aynı işlemi Arjantin pezosuyla yaparsanız işler farklı olacaktır.
  • Paranın istikrarlı olması da gereklidir. İstikrar ile paranın satın alma gücünün değişmemesi, daha doğrusu, çok hızlı değişmemesi kastedilir. Bunun enflasyonla ilişkili bir durum olduğunu belirtelim. Cebinizde kalan son 1 TL ile artık çay içemiyorsanız söz konusu 1 TL’nin satın alma gücü düşmüş demektir.

Paranın Evrimi

Paranın gerçek değeri de olan bir mal olarak kullanıldığı bir dönem vardır. Bu paraya emtia para adı verilir. Gerçek değerle, paranın para olarak kullanılmadığında bile bir değere sahip olmasını kastediyoruz. Madeni para olarak basılan altın ve gümüş emtia paraya örnektir. Altın, sanayi ve mücevherat yapımında da kullanılabildiği için gerçek bir değeri vardır. Geçmiş dönemlerde altın veya gümüş, taşıması, ölçmesi ve gerçekliğinin ayırt edilmesi kolay olduğu için para olarak yaygın bir şekilde kullanılmıştır.

Emtia paranın kullanımının zor olduğu durumlar da vardır. Sonuçta altın yüksek yoğunluğa sahip bir madendir. Bu nedenle büyük miktarlarda ödeme gereken işlemlerde altını taşımak maliyetliydi. Bu sorunu çözmek için sarraflar, emanet aldıkları altın karşılığında makbuz kesmeye başladılar. Bu makbuzlar da ödeme aracı olarak kullanıldı. Böylece temsili para ortaya çıktı. Ödemeler, bu makbuzlarla gerçekleştirilebilir ve istenildiğinde altına dönüştürülebilirdi. Uzun bir süre kullanılan temsili paralar kâğıt para fikrine de zemin hazırladı.

Günümüzde de kullandığımız kâğıt paralar, esasen bir nevi temsili paradır. Üzerinde yazan değer, paranın ödeme gücünü temsil eder. Bu paraya ödeme garantisi veren bir kanun vardır. Para, devlet tarafından basılır ve düzenlenir. Bu nedenle de itibari para olarak adlandırılır. Küçük bir renkli kâğıda ödeme gücünü ya da itibarını veren üzerinde yazan kanun, yani devlettir.

Ekonomide Para

Ekonomide dolaşımda olan para miktarına para stoğu diyoruz. Para stoğu pek çok ekonomik değişken üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir. Bu etkiden dolayı dolaşımdaki paranın kontrol edilmesi gereklidir.

Merkez bankasının, para arzının tamamını kontrol edebilmesi için paranın ne şekilde kullanıldığını bilmesi gerekir. Bunun için merkez bankası para arzı tanımları kullanır. Dar tanımlıdan geniş tanımlıya doğru farklı para arzı tanımları vardır. En geniş tanımlı para arzı bize ekonomideki toplam para stoğunu verir. Dar tanımlı para arzı likiditesi en yüksek varlıkları içerir. Para arzı tanımı genişledikçe likiditesi düşük olan varlıklar para arzı tanımına dâhil olur.

M0, en dar tanımlı para arzıdır ve bankalar dışında tutulan parayı gösterir. Dolaşımdaki nakit paraların toplamından banka kasalarında bulunan nakit paraların düşülmesiyle elde edilir. Dolaşımdaki nakit paralar, TCMB tarafından dolaşıma çıkarılmış banknotlar (emisyon hacmi) ve Darphane tarafından dolaşıma çıkarılmış madeni paraların toplamıdır.

M0 para arzına vadesiz mevduatları da eklediğimizde, M1 para arzını elde ederiz. M1, dar tanımlı para arzıdır. Modern ekonomilerde para banknot, madeni para ve vadesiz mevduat için kullanılan bir tanım hâline gelmiştir. Bunun nedeni, teknolojik ilerlemeler sayesinde vadesiz mevduatların da ödemelerde sıklıkla kullanılabilir hâle gelmesidir. Banka kartı, bankamatikler, internet şubeleri gibi kolaylıklar buna örnek gösterilebilir. Yabancı para (YP) vadesiz mevduatlar da tanım içerisine dâhil edilir çünkü her birim yabancı paranın TL karşılığı var.

M2 para arzına likiditesi daha düşük olan vadeli mevduatlar dâhil edilir. Vadeli mevduatların likiditesinin düşük olmasının nedeni, vade süresince kullanılamıyor olmalarıdır. Yine hem TL hem de yabancı para (YP) vadeli mevduatların toplamına bakılır.

En geniş tanımlı para arzı M3’tür. M2’ye repo, para piyasası fonları ve ihraç edilen menkul kıymetler gibi likiditesi daha düşük yatırım araçları eklenir. Bu yatırım araçları birer finansal varlıktır ve aslında para olarak tutulur.

Dolaşımdaki paranın kontrolünden sorumlu bir kuruma ihtiyaç duyulur. Bütün ekonomilerde bu işi merkez bankaları yapar. Merkez bankası, para arzını kontrol etme fonksiyonunu bankacılık sistemi üzerinden gerçekleştirir. Bu nedenle bir sonraki bölümde bankacılık sisteminin rolüne bakacağız.

Parasal Sistem

Parasal sistem, ekonomide paranın dolaşımını yöneten ve kolaylaştıran bir organizasyon yapısı anlamında kullanılır. Parasal sistemde bu süreci merkez bankası ve bankalar sağlamaktadır. Merkez bankasının görevi parayı basmak(dolaşıma sokmak) ve ekonomideki para miktarını kontrol etmektir. Bu görevini bankacılık sistemi üzerinden gerçekleştirir. Bankacılık sistemi krediler üzerinden para yaratılma sürecine katkı sağlar. Parasal değişkenler olarak faiz oranı, mevduat oranı ve enflasyon oranını örnek verebiliriz. Parasal sistemin etkinliği ve eğilimi parasal değişkenler gözlemlenerek takip edilmektedir.

Para Arzı ve Bankacılık Sistemi

Merkez Bankası, açık piyasa işlemlerini kullanarak para arzını kontrol eder. Fakat bu para arzını belirleyen tek faktör değil. Bankacılık sisteminin de önemli bir rolü var. Bu nedenle, önce bankacılık sisteminin nasıl çalıştığını anlamalıyız.

Bankanın en önemli fon kaynağı mevduatlardır. Mevduatlar vadeli ya da vadesiz olarak ikiye ayrılır. Vadeli mevduatlara bankanın ödediği bir faiz bulunmaktadır. Bu faiz, vadeye göre değişir. Ayrıca faizin düzeyini etkileyen iktisadi faktörler de var. Bu faktörlerin başında merkez bankasının politika faizi gelir. Merkez bankası politika faizi üzerinden ekonomideki geçerli faiz haddini etkileyebilir.

Bankanın farklı vadelere göre farklı faiz oranı uygulaması paranın zaman değeriyle ilgilidir. Vade uzadıkça faiz oranı ve mevduatın getirisi artar. Tasarruf sahipleri bunu dikkate alarak paralarını değerlendirmek ister ve bankaya yatırır.

Vadeli ve vadesiz mevduatın temel farkı, birinin faiz getirisi, diğerinin işlem kolaylığı sağlamasıdır. Bankalar açısından temel farksa vadeli mevduatların belirli bir süre (kısmen öngörülebilir bir süre) bankanın yükümlülüklerinde durmasıdır. Bunun önemi, bankanın bu fon kaynağını kullanarak ticari bir kazanç elde etmesiyle ilgilidir. Banka bu fonu kredi olarak işletmelere ya da kişilere kullandırarak faiz getirisi, menkul kıymet satın alarak sermaye kazancı elde eder. Bu, bankanın fon kullanım tercihine göre değişir, diyebiliriz. Bankalar fon bulmak için yurt içinden, yurt dışından ve merkez bankasından borçlanabilir. Bunlar da mevduat dışı kaynaklar olarak bilançonun pasifinde yer alır.

Bankanın aktiflerinde rezervleri de yer alır. Rezervler ikiye ayrılır: Serbest rezervler ve zorunlu rezervler. Serbest rezervlerin ne kadar olacağına banka karar verir. Buna likidite yönetimi adı verilir. Ani mevduat çekişlerini karşılamak için belirli bir kısım para boşta tutulur. Zorunlu rezervlerse merkez bankasında tutulan miktardır. Bankalar kendilerine yatırılan mevduatın belli bir kısmını, acil durumlar için bir tedbir olarak merkez bankasında tutmak zorundadır. Bu tedbiri kendileri değil merkez bankası alıyor.

Son olarak bankanın özkaynaklarından bahsedelim. Özkaynaklar banka ortaklarının parasıdır. Bilançonun pasifinde yer alır, çünkü o da fon kaynağıdır. Ödenmeyen ya da batan krediler neticesinde ve menkul kıymet zararları ortaya çıkınca banka ortakları bunu cepten, yani öz kaynaklardan karşılar.

Bankalar ve Para Yaratılma Süreci

Bu bölümde bankaların para arzı üzerindeki etkilerini inceliyoruz. Bu etkiyi analiz etmek için başlangıçta bankaların olmadığı bir dünya düşünelim. Böyle bir dünyada paramızı nakit olarak tutuyoruz. Toplam nakit miktarının da 1000 TL olduğunu varsayalım. O hâlde para arzı da 1000 TL’dir.

Diyelim ki bir banka açıldı. Bu bankanın adı A Bankası olsun. A Bankası emanetçi bir kurum. Yani mevduat kabul ediyor, fakat kredi kullandırmıyor. Bankanın tek amacı, emanetçilerin paralarını güvenli bir şekilde saklamak. Birisi bankaya para yatırdığında bu parayı çek ödemeleri için, bankamatik kartı ödemeleri için kullanabilir. İstediği zaman da parayı çekebilir. Bu tür bankacılık için rezerv bankacılığı tanımı kullanılır. Böyle bir ekonomide bütün mevduatlar rezerv olarak tutulduğundan %100 rezerv bankacılığı sistemi de diyebiliriz.

Banka bilançosunu nasıl kullanacağımızı biliyoruz. Bilançonun sağ kısmında yer alan yükümlülükler, bir bankanın fon kaynaklarını gösterir. Biz burada tek bir fon kaynağı olarak mevduatları alıyoruz. Bilançonun sol kısmında yer alan bankanın aktifleri, fonların nasıl kullanıldığını gösterir demiştik. Banka, aktiflerinin bir kısmını zorunlu olarak ve tercihen rezerv olarak tutar. Önemli bir kısmını ise kredi olarak kullandırır.

Bu ekonomideki para arzının şimdiye kadarki gelişimine tekrar bakalım. A Bankası açılmadan önce, para arzı nakit olarak tutulan 1000 TL’ye eşitti. Banka açıldıktan sonra kişiler paralarını bankaya mevduat olarak yatırdılar. Para arzı vadeli yine mevduatların toplamı olan 1000 TL’ye eşit. Sonuçta elde tutulan nakit, mevduat olarak bankaya yatırıldı. Bunun sonucunda da para arzında bir değişim gerçekleşmedi. O hâlde şunu söyleyebiliriz: Bankalar kendilerine yatırılan mevduatın tamamını rezerv olarak tutarsa bu durum para arzını etkilemiyor.

A bankasının yapmış olduğu %100 rezerv bankacılığının gerçekte olması gereken bankacılıktan uzak olduğunu biliyoruz. Bankadan beklenen, fonların bir kısmını kredi olarak kullandırması. Sonuçta kullandırdığı kredilerden bir faiz getirisi ve kâr elde edecek. Diğer taraftan ev almak, fabrika kurmak ya da evlenmek için kredi kullanmak isteyen birileri de var. O hâlde fonların bir kısmı kredi olarak kullandırılabilir. Neden tamamı değil? Çünkü mevduat sahipleri paralarını çekmek istediğinde bunları karşılayacak bir rezerv tutulması gerekli. Bankanın ne kadar rezerv tutacağını yeni gelen fon akımlarına göre ayarlamaya çalıştığını varsayalım. Bu durumda mevduatların belirli bir kısmını rezerv olarak tutacak. Şimdi artık kısmi rezerv bankacılığı sistemine geçildiğini söyleyebiliriz.

Bankanın toplam mevduatlarının rezerv olarak tutulan kısmı bize rezerv oranını verir. Bu oran kurumsal düzenlemeler ve banka politikası sonucu belirlenir. Kurumsal düzenlemeler içerisinde merkez bankasının rolü önemlidir. Merkez Bankası, bankaların kendilerine yatırılan mevduatların ne kadarlık kısmını rezerv olarak tutmaları gerektiğini belirleme gücüne sahiptir. Bankaların zorunlu rezervleri böyle oluşur. Merkez bankası zorunlu rezerv oranını belirleyerek bunu sağlar. Örneğin zorunlu rezerv oranının %7 olarak belirlenmesi durumunda, bankalar kendilerine yatırılan her 100 TL mevduatın 7 TL’sini merkez bankasında tutar. Bankalar bu yasal sınırın üzerinde de rezerv tutmak isteyebilir. Bunu nakit sıkışıklığı yaşamamak için tercih edebilirler.

Ekonomideki para arzını tekrar gözden geçirelim. A Bankası kredi kullandırmadan önce para arzı, vadesiz mevduatların toplamı olan 1000 TL’ye eşitti. Banka mevduatların bir kısmını kredi olarak vermeye başlayınca para arzı da artış gösterdi. Vadeli mevduatların toplamı hâlâ 1000 TL fakat kredi kullananların elinde 900 TL nakit para bulunuyor. Yeni durumda, para arzı yükselmiş oldu: 900 TL + 1000 TL = 1900 TL. Bankalar rezervlerinde mevduatların bir kısmını tuttuklarında, bankacılık sistemi para yaratıyor. Buna kaydi para adı verilir.

Kaydi para yaratılması sürecinin başındayız. 900 TL sistemden tekrar ekonomiye harcanmak üzere kazandırıldı ama para yaratılması burada bitmedi. Bu nedenle analizimizi geliştirmeye devam ediyoruz. A Bankasından 900 TL’yi borçlananın tek bir kişi olduğunu varsayalım. Bu kişi, parayı bankadan çektikten sonra gidip başka birinden bir mal satın alsın. Malı satan, eline geçen parayı B Bankasındaki mevduat hesabına yatırsın. B Bankası da mevduatın %10’unu rezerv olarak ayırıp kalan kısmı kredi olarak kullandırsın.

B Bankası kendisine yatırılan 900 TL mevduatın 90 TL’sini rezerv olarak tutuyor. 810 TL’sini ise kredi olarak kullandırdı. Bu, B Bankasının 810 TL ilave para yaratması demek. Yine aynı basit varsayımla devam edelim: Bu kredi de başka biri tarafından kullanıldı ve bir diğer kişinin ürettiği bir mal ya da hizmet için harcandı. O kişi de elde ettiği gelirin tamamını C Bankasında bulunan vadesiz mevduat hesabına yatırdı. C Bankası, kendisine yatırılan paranın %10’unu rezerv olarak ayırdıktan sonra, kalanını kredi olarak kullandırdı.

C Bankası, kendisine yatırılan 810 TL mevduatın 81 TL’sini rezerv olarak ayırdıktan sonra, kalan 729 TL’yi kredi olarak kullandırıyor. C Bankası da 729 TL ilave para yaratmış oldu. Bu süreç böyle devam eder. Her seferinde para mevduat olarak yatırılır ve kredi olarak kullandırılır. Tabi bu süreç bir yerde sona erecek. Sonsuz miktarda para yaratılması gibi bir durum söz konusu değil. Peki, bu süreç sonunda ne kadar para yaratılacak?

Bütün bu süreç sonunda 1000 TL’lik rezervin 10000 TL para yaratmış olduğunu görüyoruz. Bankacılık sisteminin her bir TL rezervle yarattığı paranın miktarı para çarpanı olarak adlandırılır. Örneğimizdeki hayali ekonomide rezerv miktarının 10 katı kadar bir para yaratıldığına göre, para çarpanı da 10 oluyor.

Para çarpanının büyüklüğünü belirleyen nedir? Para çarpanı rezerv oranının tersi olduğuna göre cevabı da vermiş oluyoruz. Örneğin rezerv oranı %20 olmuş olsaydı, rezervin 5 katı kadar para yaratılacaktı. Ya da %5 olmuş olsaydı, rezervin 20 katı kadar para yaratılacaktı. Zaten rezerv oranı ile para çarpanı arasında ters yönlü bir ilişki olduğunu matematiksel olarak görebiliyoruz. Bunu iktisadi olarak şöyle açıklarız: Rezerv oranı arttıkça bankaların mevduatları krediye dönüştürme imkânı azalır. Sonuç olarak bankalar daha az para yaratır.

Merkez Bankası ve Para Arzı

Bankacılık sistemi kısmi-rezerv bankacılığı yoluyla para yarattığına göre, merkez bankası dolaylı bir şekilde bankalar üzerinden para arzını kontrol edebilir. Merkez Bankası para arzını değiştirmeye karar verdiğinde, bunun bankacılık sistemi aracılığıyla nasıl gerçekleşeceğini dikkate almalıdır. Merkez Bankası, elindeki araçlarından hangisini seçeceğiyle ilgili bir karar veriyor. Bu araçlardan bazılarıyla rezervlerin miktarını etkiler. Bazılarıyla da rezerv oranını ve bu şekilde para çarpanını etkiler.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının da bir bilançosu, hatta birden fazla bilançosu var. Çünkü TCMB bir anonim şirkettir. Dolayısıyla her işletme gibi bir bilançoya sahiptir ve her yıl kâr-zarar açıklar. Bunun dışında bir de analitik bilanço var. Analitik bilançonun temel amacı TCMB’nin önemli yükümlülüklerinin nasıl yaratıldığını ve TCMB ile kamu ve bankacılık kesimleri arasındaki ilişkileri göstermektir. Analitik bilanço parasal gelişmeleri takip edebilmeye yarıyor.

Bilançonun varlıklar kısmında yer alan Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) Hazinenin ihraç ettiği tahvil ve bonoları gösterir. Merkez Bankasının açık piyasa işlemlerinde kullanacağı tahvil ve bonolardır bunlar. Bankacılık sektörüne açılan nakit kredilerinin diğer adı reeskont kredileridir. Yani Merkez Bankası bankalara likiditeye ihtiyaç duyduklarında kredi kullandırabilir.

Yükümlülükler kısmında yer alan emisyon, dolaşımdaki nakit paranın toplamından oluşur. Bankalar mevduatınınsa iki alt kalemi var. Bunlardan ilki bankaların topladıkları mevduatlar karşılığında Merkez Bankasında tutmak zorunda oldukları zorunlu karşılıklardır. Bunlara Bankaların Merkez Bankasında bulunan zorunlu rezervleri de diyebiliriz. Bankaların ihtiyat amacıyla ve birbirleriyle yapacağı işlemler için ayırdıkları serbest rezervleri de bankalar mevduatı olarak tutulur. Burada zorunlu ve serbest rezervlerin karşılığı olan mevduatın TCMB’nin bankacılık sistemine olan yükümlülüğü olduğunu söyleyebiliriz. Dolaşımdaki paralarsa ekonomiye, yani bize olan yükümlülüğü ifade eder.

Dolaşımdaki nakit (C) ve banka rezervlerinin (R) toplamı parasal tabanı (B) oluşturuyor:

B = C + R

Banka rezervlerinin zorunlu rezervler (RR) ile serbest rezervlerin (ER) toplamından oluştuğunu hatırlayalım. Merkez Bankasının parasal taban yaratması para arzı sürecinin bir parçasıdır. Arz edilen parasal taban ekonomik birimler tarafından nakit, bankalar tarafından rezerv olarak tutulur.

Merkez Bankasının Rezerv Miktarı Üzerindeki Etkileri

Merkez Bankasının para arzını değiştirmek için kullandığı ilk yöntem, rezervlerin miktarını değiştirmektir. Merkez Bankası, bankacılık sisteminin rezerv miktarını açık piyasa işlemleriyle ya da bankalara kredi vererek değiştirebilir. Sırayla bu araçların nasıl kullanıldığına bakalım.

Açık Piyasa İşlemleri: Merkez Bankası devlet tahvillerini alıp satarak açık piyasa işlemlerini yürütür. Alım satım işlemi bankalarla Merkez Bankası arasında yapılır. Para arzını artırmak isteyen Merkez Bankası, bankalararası piyasada bankalardan tahvil alımı yapar. Tahvillerin bankaların varlıkları arasında yer aldığını belirtelim. Bu işlemin karşılığında bankaların Merkez Bankasında bulunan mevduatları, tahvil değeri ne kadarsa o kadar artar. Merkez Bankası almış olduğu tahvilin değeri kadar parayı, bankaların Merkez Bankasında bulunan mevduat hesabına aktarmış olur. Bankacılık sisteminin Merkez Bankasında bulunan mevduatları serbest rezerv kapsamında değerlendirilir. Yani bankaların rezerv miktarı açık piyasa alım tutarı kadar artar. Rezerv miktarının artması, para çarpanı üzerinden para arzının da artmasına etki eder.

Merkez Bankası para arzını azaltmak istediğinde bankalara tahvil satar. Bu durumda bankaların varlıklarındaki tahvil artar. Bankaların bu tahvillerin değeri kadar bir parayı ödemeleri, Merkez Bankasında bulunan mevduat hesaplarından aynı miktarda bir azalma anlamına gelir. Bankacılık sisteminin Merkez Bankasında bulunan mevduatının azalması, serbest rezervlerin de azalmasına neden olur. Yani bankaların rezerv miktarı açık piyasa satım tutarı kadar azalır. Rezerv miktarının azalması para çarpanı üzerinden para arzının da azalmasına etki eder.

Reeskont Kredileri: Merkez Bankası, rezerv borçlanmasıyla bankaların rezervlerinin miktarını artırabilir. Merkez Bankasının bankacılık sistemine kredi vererek rezerv aktarması reeskont kredileri aracılığıyla gerçekleşir. Bu kredilere uygulanan faiz oranı da reeskont oranı olarak adlandırılır. Bankalar hızlı mevduat çıkışı, kredi talebinde beklenmeyen artış gibi beklenmeyen durumlarda rezerv ihtiyacı içerisine girebilir. Böyle durumlarda Merkez Bankasının bankacılık sistemine rezerv yaratmak ve aktarmak gibi önemli bir sorumluluğu bulunuyor. Merkez Bankasının vereceği krediler, bankacılık sisteminin rezerv ihtiyacını karşılamak amacıyla verildiğinden çok kısa vadeye sahiptir.

Merkez Bankası reeskont oranını değiştirerek para arzını etkiler. Reeskont oranını yükselterek bankaların rezerv borçlanmalarının azalmasına neden olur. Böylece, bankacılık sistemindeki rezerv miktarı ve para arzı azalır. Merkez Bankasının reeskont oranını düşürmesi ise bankaların reeskont borçlanmasını artırır. Bu da rezerv miktarının ve para arzının artmasına etki eder.

Zorunlu Karşılıklar: Bankacılık sisteminin rezervleri serbest ve zorunlu rezervlerin toplamından oluşur. Serbest rezervler bankaların kendi tercihlerine göre belirlenirken zorunlu rezervleri belirleyen, Merkez Bankasının politika kararlarıdır. Bankalar kendilerine yatırılan her bir mevduatın Merkez Bankasınca belirlenen kısmını Merkez Bankasında tutar. Bunun nedeni sistemin düzenli çalışması için acil durumlarda Merkez Bankasında bir miktar para tutulmasıdır. Bu uygulama, beklenmedik mevduat çekilişlerine karşı sigorta işlevi görür.

Zorunlu rezerv oranı artınca para çarpanı azalır. Bu, para arzının da azalması demektir. Zorunlu rezerv oranının azalmasıysa para çarpanının ve para arzının azalmasına neden olur. Merkez Bankası bu oran üzerinden bankalara yatırılan her birim mevduatın krediye dönen kısmını etkilemiş olur.

Para Piyasası Dengesi ve Nominal Faiz Oranı

Para piyasasında da diğer tüm piyasalarda olduğu gibi, arz ve talebin birbirini karşıladığı noktada bir denge fiyat ortaya çıkar. Bu piyasanın denge fiyatı ya da paranın fiyatı, faiz oranıdır.

İlk olarak para talebine bakacağız. Ekonomik birimlerin para talebi, servetlerinin ne kadarını likit olarak tutmak istediklerini gösterir.

Para talebini belirleyen üç temel faktör vardır:

  • Faiz oranı (i) para talebini negatif etkiler. Faiz oranı yükseldikçe elde para tutmanın fırsat maliyeti artar. Bu nedenle ekonomik birimler daha az para tutmak ister ve para talebi azalır.
  • Reel gelir (Y) para talebini pozitif etkiler. Ekonominin toplam üretimi ya da toplam gelirinin artması harcama isteklerinin de artması demektir ve bu, para talebini artırır.
  • Fiyat düzeyinin artması, yani enflasyon, para talebini artırır. Her ay yapmış olduğunuz düzenli market harcamanızın miktarı değişmese bile ödediğiniz fiyatın artması yanınızda daha fazla para bulundurmanızı gerektirir.

Para piyasası dengesi para arzı ve para talebi eğrilerinin kesiştiği noktada gerçekleşiyor. Denge para miktarı, Merkez Bankasının belirlediği para arzına bağlıdır. Ekonomik birimlerin para talebini belirleyen faiz oranı da denge faiz oranı oluyor.

Merkez Bankası, bankacılık sistemi üzerinden para arzını kontrol eder. Bunun için hangi araçları, nasıl kullandığını açıklamıştık. Elindeki en etkili araç açık piyasa işlemleridir. Açık piyasa işlemiyle bankalardan tahvil alarak tahvil değeri kadar parayı bankaların rezervlerine aktarır. Böylece para arzını artırır. Çok sık olmamakla birlikte diğer iki aracı da para arzını artırmak için kullanabilir. Bankacılık sistemi likidite sıkışıklığı yaşadığında reeskont kredileri yoluyla bankalara rezerv aktarabilir. Zorunlu karşılık oranlarını düşürmesi de bankaların daha az rezerv tutmalarını sağlar. Böylece bankaların kredi kullandırma imkânı artmış olur.

Para Arzı ve Enflasyon

Uzun dönemde ekonominin dolaşımdaki para miktarı ile fiyatlar genel düzeyi arasında yakın bir ilişki vardır. Kısa dönemde enflasyona neden olan başka faktörler olsa da uzun dönemde temel neden, uzun süreli yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde para miktarındaki hızlı artıştır. Para arzının ekonominin toplam üretimi ya da geliriyle uyumlu bir şekilde artırılması gerekir. Merkez Bankası ekonomideki para miktarını bu nedenle kontrol etmeye çalışır. Para arzı, üretimdeki artıştan daha fazla artırılırsa harcamaları daha fazla artırır. Harcamalar, üretim artışıyla karşılanamadığı için üretim faktörleri ile mal ve hizmet fiyatları yükselir.

Ekonomideki reel gelir artışıyla birlikte dolaşımdaki paranın miktarının da artması gerekir. Çünkü artan gelir ve harcamalar para talebini artıracaktır. Fakat dolaşımdaki paranın gerekenden fazla olması, harcamaların daha fazla artmasına ve fiyatların yükselmesine neden olur. Merkez Bankası neden para artırır ve bunu nasıl yapar? Merkez Bankasının bilançosunu incelerken aktifinde yer alan hazine tahvil ve bonolarından bahsettik. Merkez Bankası açık piyasa işlemlerinde aktif bir şekilde bu tahvil ve bonoları alıp satıyordu. Bu işlemleri, ikincil piyasa denilen, tahvillerin alınıp satıldığı piyasada gerçekleştirir. Merkez Bankası, bu borçlanma araçlarını para basarak birincil piyasadan doğrudan alabilir. Böylece üstü kapalı olarak kamunun açıklarını finanse etmiş olur. Bu şekilde bir finansman yönteminin sonucuysa yüksek enflasyon olur.

Enflasyon ve Faiz Oranları

Ekonominin reel olarak büyümesi üretimin artmasını ifade eder. Fakat para miktarının artması üretim yerine harcamaları artırdığı için enflasyona neden olmuştur. Bu ilkenin en önemli çıkarımlarından biri paranın faiz oranı üzerindeki etkisiyle ilgilidir.

Para, enflasyon ve faiz oranı arasındaki ilişkiyi anlamak için reel faiz oranı ve nominal faiz oranı arasındaki farkı tekrar hatırlayalım. Nominal faiz oranı piyasada geçerli olan faiz oranıdır. Örneğin bir bankada bir yıl vadeli mevduatınıza uygulanan faiz oranı nominal faiz oranıdır. Paranızın bir yıl sonunda ne kadarlık bir getirisi olacağını nominal faiz oranı gösterir. Fakat bu bir yılda paranızın satın alma gücü aynı kalmaz ve enflasyon oranında geriler. Reel faiz oranı enflasyonu dikkate alarak nominal faiz oranını düzeltir, diyebiliriz. Bunu da tasarruflarınızın satın alma gücünün ne kadar artacağını göstererek yapar. Basit bir şekilde reel faiz oranını, nominal faiz oranından enflasyon oranını çıkararak buluruz:

Reel faiz oranı = Nominal faiz oranı – Enflasyon oranı

Örneğin bankadaki bir yıl mevduatınız için uygulanan faiz oranı %12 olsun. Bir yılın sonunda enflasyon %8 olarak gerçekleşmişse reel faiz oranı %4 olur. Bir taraftan tasarruf ederek bankaya yatırdığınız paranız size getiri sağlarken diğer taraftan mal ve hizmet fiyatları artıyor. Gerçek manada ne kadar bir getiri elde edeceğiniz reel faiz oranına bağlıdır.

Ekonomide Faiz Oranları

Paranın zaman değerini gösteren faiz ile bir finansal varlığın getirisini gösteren faiz kavram olarak farklıdır. Bununla birlikte bir ekonomide birden fazla sayıda denge faiz oranı bulunur. Örneğin bankada bulunan mevduata ödenen faiz ile bankadan kullanılan krediye ödenen faiz farklıdır. Devlet tahvili ile özel kesim tahvilinin faizi hem birbirlerinden hem de diğer faizlerden farklılaşır. Kredi kartına ödenen faiz oranı farklıdır. Merkez Bankasının politika faizi olan bir hafta vadeli repo işlemlerine uygulanan faiz oranı ile gösterge tahvilin faiz oranı farklıdır.

Bankacılık sisteminin vadeli mevduat sahiplerine ödediği faizin adı mevduat faizidir. Bankalar miktara ve vadeye göre değişen oranlarda faiz oranı teklif ederler.

Bankalar farklı kesimlere kredi kullandırır. Bireysel ve kurumsal müşterilere açılan kredileri ticari krediler, kobi kredileri, konut kredileri, taşıt kredileri ve ihtiyaç kredileri olarak sınıflandırabiliriz. Her bir kredinin faiz oranı farklıdır. Bu faiz oranları kredinin kullanım şekline, miktarına ve büyüklüğüne göre değişir.

Piyasa faizlerine dair konuşmak istediğimizde referans kabul edilen bir faiz oranı vardır. Buna gösterge faiz adı verilir. Ekonominin gidişatına göre değişen gösterge faiz oranı tahvil piyasasında yatırımcıların davranışlarına göre belirlenir.