Ünite 6: Para Talebi ve Para Piyasasında Denge

Giriş

Para talebini, ekonomik birimlerin farklı amaçlarla ellerinde bulundurmak istedikleri nakit para veya ödeme aracı olarak kullanabileceğimiz para benzeri diğer varlıkların toplamı olarak tanımlayabiliriz. Bu bölümde ekonomik birimlerin ellerinde para bulundurmalarının sebeplerinin neler olduğunu ve paranın temel işlevleri ile talep edilen para miktarı arasında nasıl bir ilişki olduğunu açıklamaya çalışacağız.

İşlem Amaçlı Para Talebi Teorileri

İşlem amaçlı para talebi teorilerine klasik iktisat görüşünün para talebinin miktar teorisini açıklayarak başlayacağız. Ardından Kenesyen görüşe sahip iki iktisatçının William Baurnol ve James Tobin’in birbirinden bağımsız olarak geliştirmelerine karşın ekonomi yazınında Baurnol ve Tobin’in nakit yönetimi modeli olarak bilinen yaklaşımı inceleyeceğiz.

Klasik Para Talebi Teorisi : Para talebini belirleyen temel faktörün gelir olduğunu kabul eder. Fisher ve Cambridge yaklaşımları olmak üzere iki farklı yaklaşım vardır.

Fisher Yaklaşımı : Paranın dolaşım hızı (Bir ekonomide varolan para miktarının, üretilen toplam mal ve hizmetleri satın almak için belirli bir süre içinde ortalama kaç defa el değiştirdiğini gösteren değişkendir) adını verdiği değişkeni içeren para talebi teorisini geliştirmiştir.

Paranın değişim denklemi; para miktarı ile dolaşım hızının çarpılması sonucu elde edilen değerin ekonomideki toplam harcamalar düzeyine eşit olması gerektiğini ifade eden bir özdeşliktir.

M x V = P x Y

M: Para Miktarı V: Dolaşım Hızı

P: Fiyatlar Genel Düzeyi Y: Üretim Düzeyi

Fisher para talebi denklemi:

M d = 1/V x P.T

Fisher yaklaşımında para talebi sadece harcamalar ile ilişkilendirilmiştir. Gelir düzeyinin bir fonksiyonu olarak kabul edilmiştir. Faiz oranlarının ise para talebi üzerinde bir etkisi bulunmamaktadır.

Klasik iktisatçılar paranın miktar teorisini kullanarak fiyatlardaki değişimleri açıklamaktadırlar. Bu yaklaşıma göre para arzındaki artış oransal ve doğru yönlü olarak fiyatlara yansıyacaktır.

Miktar teorisi ve enflasyon:

% ?DP = %?DM – % ?DY

Para arzı reel GSMH’nın büyüme oranından hızlı artarsa enflasyona neden olacaktır.

Cambridge Yaklaşımı: Ekonomik birimlerin ellerinde para tutmak istemelerinin iki temel nedeni; paranın değişim aracı olması ve paranın servet biriktirme amacıyla kullanılmasıdır.

M d = k x P x Y

Cambridge’nin k’sı ekonomik birimlerin nominal gelirlerinden nakit olarak bulundurdukları miktarın oranını gösterir. Dolaşım hızının tersine eşittir.

k = 1 / V

Fisher ve Cambridge yaklaşımlarını birbirinden ayıran en temel nokta, Cambridge yaklaşımının birimlerin tercihlerini vurgulaması ve faiz oranlarının para talebi üzerindeki etkisini tamamen yok saymamasıdır.

Baumol ve Tobin’in Nakit Yönetimi Modeli: Bu yaklaşımda, para tutmanın faydası rahatlık ve kolaylıktır. Bireyler günlük harcamalarında kullanmak için para tutarlar. Bu rahatlığın maliyeti ise kaybedilen faiz geliridir. Baumol ve Tobin’in geliştirdiği model ekonomik birimlerin bu fayda ve maliyetler arasında nasıl tercih yaptıklarını açıklamaya çalışmaktadır. Bu yaklaşımın kendisinden daha önce gelen diğer işlem teorilerinden en önemli farkı, ekonomik birimlerin işlemlerinde kullanmak için talep ettikleri para miktarının sadece gelir düzeylerinden değil aynı zamanda faiz oranlarının seviyesinden de etkilendiğini ortaya koymasıdır.

Ekonomik birimler gelirlerinin bir kısmını nakit olarak tutacak, bir kısmını da faiz getiren finansal varlıklara yatıracaktır. Bu kararı verirken etkili olan faktörler;

  • ATM’ye giderken harcadığı zaman ve paraya bağlı olarak oluşan maliyet
  • Harcamaların miktarı
  • Parayı çaldırma veya kaybetme ihtimali
  • Elde para tutmanın fırsat maliyeti (Kaybedilen faiz)

Maliyet = ATM ye gitme maliyeti + Fırsat maliyeti

Portföy Tercihi Amaçlı Para Talebi Teorileri

Ekonomik birimler değer saklama amacıyla elde tutmak istedikleri para miktarına, para ile para dışındaki varlıkların elde tutulmasının fayda ve maliyetine bağlı olarak karar vereceklerdir.

Portföy Tercihini Belirleyen Faktörler;

  1. Servet
  2. Beklenen getiri
  3. Likidite
  4. Risk

Keynes Para Talebi Teorisi: Likidite Tercihleri Teorisi: Keynes ekonomik birimlerin üç amaçla para talebinde bulunduklarını varsaymaktadır.

  • Paranın işlem amacıyla talebi
  • Paranın ihtiyat (önlem) amacıyla talebi
  • Paranın spekülasyon amacıyla talebi

Keynes’in para talebi denklemi şu şekildedir.

M d / P = f (Y, i)

Y: Reel para talebi gelir i: faiz oranı

  • Gelir düzeyi yükseldikçe para talebi artar.
  • Faiz oranı yükseldikçe para talebi azalır.

Keynes dolaşım hızının sabit olmadığını, faiz oranlarına bağlı olarak değiştiğini savunmuştur.

Modern Miktar Teorisi: Friedman analizinde herhangi bir finansal varlığın talebini belirleyen faktörlerle para talebini belirleyen faktörlerin aynı olduğunu savunmuştur. Friedman’ın teorisi geniş tanımlı para arzı olan M2 üzerine kurulmuştur.

M d /P = f (Y*, (i – iM ),(?e – iM))

M d /P: Talep edilen reel para miktarı

Y*: Sürekli gelir

i M : Finansal varlıkların beklenen getirisi iM: Paradan beklenen getiri

?e: beklenen enflasyona bağlı reel varlıklardan beklenen getiri

Sürekli gelir: Uzun dönemde beklenen ortalama gelir veya

gelecekte beklenen toplam gelirin bugünkü değeridir.

Sürekli gelir artar ise para talebi artar. Para dışındaki varlıkların nispi getirisi artar ise para talebi azalır.

Friedman’ın ve Keynes’in Teorileri Arasındaki Farklar:

  • Friedman, paraya alternatif teşkil eden diğer alternatifleri de para talebi fonksiyonuna dahil ederek genel ekonominin işleyişinde birden fazla faiz oranının önem taşıdığını kabul etmektedir. Keynes ise paranın dışındaki aktiflerin hepsini tahvil kategorisi altında toplamıştır.
  • Bir diğer nokta ise Friedman’ın arsa bina gibi reel varlıkları da para talebi fonksiyonuna dahil etmesidir. Friedman’ın teorisinde, ekonomik birimler ellerinde ne kadar para tutacağına karar verirken reel varlıkların getirilerini de göz önünde bulundururlar.
  • Friedman kendi yaklaşımı ile Keynes ‘in likidite tercihi teorisi arasındaki temel farklardan birinin paranın getirisine yönelik yaklaşımlardır. Keynes paranın getirisinin sıfır olduğunu kabul etmiştir. Buna karşı Friedman’ın analizinde elde para tutmanın getirisi pozitiftir ve bu getiriyi belirleyen iki faktörden söz edilebilir.

Bunlardan faiz yükseldiği zaman paranın getirisi de artar. İkinci olarak bireylerin paralarını para arzına dahil edilen mevduat hesaplarında tutmaları için bankalar birçok farklı hizmet geliştirmişlerdir. Sunulan hizmetlerin artmasına bağlı olarak paranın getirisi de artacaktır. Keynes’in para talebine getirdiği en önemli yeniliklerden biri faiz oranları ile para talebi arasındaki negatif yönlü ilişkiyi ortaya koymasıdır. Friedman yaklaşımı ise bu etkinin oldukça küçük olduğunu savunmaktadır.

Para Talebi Fonksiyonu

Para talebi miktarını etkileyen faktörleri bir araya getirerek elde tutulmak istenen para miktarının belirleyenlerini gösteren para talebi eşitliğine ulaşırız.

M d /P = f ( Y, S, i-iM)

Bu eşitlik, talep edilen reel para miktarının, Md gelirin Y, ödemeler teknolojisi faktörlerinin S ve para ile para dışındaki varlıkların beklenen getirilerinin bir fonksiyonu olduğunu ifade etmektedir.

Para Talebi Eğrisi : Para talebi fonksiyonunu kullanarak talep edilen reel para miktarı ile faiz oranı arasındaki ilişkiyi gösteren para talebi eğrisini elde edebiliriz.

Para Piyasasında Denge: Para politikası değişikliklerinin ekonomi üzerinde yaratacağı etkilerin anlaşılmasında ilk adım, para piyasasında dengeni nasıl oluştuğunun anlaşılmasıdır. Denge, para arzı ve para talebinin birbirine eşit olduğu noktada gerçekleşir. Peki para arzı nasıl belirlenir?

Dar tanımlı para arzı olarak bilinen M1 para arzı tanımı dolaşımdaki para C ve vadesiz mevduatların D toplamından oluşurken geniş tanımlı para arzı olarak tanımlanan M2 para stoku M1 para arzına mevduat bankalarındaki, katılım bankalarındaki ve TC Merkez bankasındaki vadeli mevduatların eklenmesiyle bulunur.

Bir ekonomideki para arzı miktarı; merkez bankaları, bankacılık sistemi ve birikimlerini bankalarda mevduat olarak tutmayı tercih eden mevduat sahiplerinin kararları sonucunda oluşur.

Para arzının belirlenmesi sürecinde iki temel ekonomik faktör Merkez Bankası ve Bankacılık Sistemidir. Para arzını belirleyen iki temel değişken Parasal taban ve para çarpanıdır.

Merkez Bankası ve Para Arzının Kontrolü : Merkez Bankası para arzı üzerinde etkili olabilmek için parasal tabanı kullanır. Para arzını arttırmak istiyorsa parasal tabanın miktarını arttıracak, para arzını azaltmak içinse parasal tabanın miktarını azaltacaktır.

Parasal taban (MB), dolaşımdaki para miktarı (C) ile bankaların rezervlerinin (R) toplamından oluşur. Dolaşımdaki para, aynı zamanda para arzı tanımının da bir bileşenidir. Bankaların rezervleri ise zorunlu karşılıklar ile serbest rezervlerin toplamından oluşur. Merkez Bankasının parasal arzı üzerinde etkili olmak için başvurabileceği iki yöntem vardır: Açık piyasa işlemleri (Merkez Bankasının tahvil ve bono piyasasından kamu kesimi kağıtlarını alıp satmasıdır) ve reeskont kredileri ( Merkez Bankalarının, bankacılık sistemine kredi vererek rezerv aktarmasıdır).

Merkez bankasını açık piyasa işlemleri üzerinde kontrolü daha büyüktür. Bunun temelinde işlem miktarının tamamen merkez bankası insiyatifinde olması ve günün her saatinde değişik yöntemlerle kullanılabilmesi dolasıyla esnek olması yer almaktadır.

Bankaların Para Arzı Üzerindeki Etkileri: Merkez Bankası para arzını etkileyen faktörlerden sadece biridir. Diğer önemli faktör ise bankacılık sektörüdür. Bankalar mevduat toplayıp bu mevduatı krediye dönüştürmektedir. Kredi olarak verilen tutar, ekonomilerde harcamalarda kullanılmakta ve ardından tekrar bankacılık sistemine tekrar mevduat olarak geri dönmektedir. Bankalar kredi verirken aynı zamanda para yaratırlar. Yaratılan bu paraya kaydi para veya banka parası denilmektedir. Bu kaydi paranın miktarını hesaplamada kaydi para çarpanı veya mevduat çarpanı kullanılır.

Para Piyasasında Denge ve Faiz Oranının Belirlenimi

Para arzı ve talebi birlikte para piyasasında dengeyi oluşturarak ekonominin önemli fiyatlarından biri olan faiz oranını belirler.

Bir ekonomide denge faiz oranı para piyasasında para arzı ile para talebinin birbirine eşit olduğu noktada belirlenmektedir. Faiz oranlarının, denge faiz oranlarının üstüne çıkarsa insanların ellerinde tuttukları para miktarı, bu faiz oranından tutmak isteyecekleri para miktarından fazla olacaktır. Ekonomik birimler, tutmak istedikleri miktarların üstünde olan parayla diğer finansal varlıkların alımına yönelecektir. Diğer finansal varlıkların talebinde yaşanan artış bu varlıkların fiyatlarını yükseltecektir. Benzer şekilde faiz oranı denge faiz oranının altına düşerse piyasada bulunan para arzı, elde tutulmak istenen para talebini karşılayamayacaktır. Ekonomik birimler para taleplerini karşılamak için ellerindeki finansal varlıkları satmaya çalışacaklardır. Finansal varlık piyasasında arz artışına bağlı olarak fiyatlar düşecek ve faiz oranı yükselmeye başlayacaktır. Faiz oranı yükselince para talebi azalacaktır. Para talebindeki bu azalma para talebi ve para arzı eşitleninceye kadar devam edecektir.

Para arzı eğrisi, para tutmayı etkileyen diğer bütün faktörler sabitken, para arzı ile faiz oranı arasındaki ilişkiyi gösterir. Para arzı eğrisi bu ilişkiyi yansıtacak şekilde pozitif eğimlidir.

Merkez bankası, yürüttüğü açık piyasa işlemleri ve bankacılık sistemine kullandırttığı reeskont kredileri aracılığıyla para arzı üzerinde etkili olmaktadır.