Ünite 3: Özel Olarak Korunması Gereken Grupları-I (Çocuklar-Gençler-Yaşlılar)

Çocuklar ve Çocukların Çalışma Yaşamında Korunması

Çocuk kavramı ülkelere, ülkelerin gelişmişlik düzeyine, kültürlerine ve zamana göre farklı şekilde tanımlanabilir. Uluslararası hukuktaki genel olarak çocuk 18 yaşın altındaki birey olarak tanımlanmaktadır. Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde; daha erken yaşta reşit olma durumu hariç 18 yaşına kadar her insan çocuk olarak kabul edilmiştir. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO), çocuk işçiliğinin en kötü çalışma biçimlerini ortadan kaldırmayı amaçlayan 18 yaşın altındaki bireyleri çocuk olarak kabul etmiştir. Çocuk işçi kavramı konusunda da genel kabul görmüş bir tanım söz konusu değildir. Çocuk işçi yaş koşulu dikkate alınmakta, ancak tanım yapılırken farklı yaş koşulu benimsenmektedir. Çocuk işçi kavramı da ülkelere, ülkelerin gelişmişlik düzeyine, kültürel yapısına ve zamana göre değişebilmektedir. ILO’nun farklı dönemlerdeki sözleşmelerinde farklı çalışma yaşı belirlenmiş ve aile işleri dışında genel olarak asgari çalışma yaşı ilk olarak 14, daha sonra 15 olarak tespit edilmiş, bu yaşın altındakiler çocuk işçi kabul edilmiştir. Türkiye’de 4857 sayılı İş Kanunu’nda çocuk işçi tanımı yapılmamış ancak 15 yaşını doldurmayan çocukların çalıştırılmaları yasaklanmış 14 yaşını doldurmuş ve ilköğretimini tamamlamış çocukların gelişimlerine ve eğitimlerine devam ediyorlarsa eğitimlerine zarar vermeyecek hafif işlerde çalıştırılabilecekleri düzenlenmiştir. Kanuna göre çıkartılan Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkındaki Yönetmelikte ise çocuk işçi 14 yaşını bitirmiş, 15 yaşını doldurmamış ve ilköğretimini tamamlamış kişi olarak tanımlanmıştır.

Çocuk işçiliğinin tarihi gelişimi her döneme özgü farklılıklar göstermektedir. Tarihin ilk dönemlerinde çocuklar ailelerine yardımcı olmuş, tarım döneminde, tarımda, aile ve akrabaları yanında, kölelik sistemin geçerli olduğu dönemlerde köle olarak çalıştırılmışlardır. Sanayi Devrimi ile birlikte çocuklar, işçi statüsünde çalışma yaşamına girmişlerdir. Bu dönemde dokuma fabrikaları ve maden ocaklarında çocuk istismarı inanılmaz boyutlara ulaşmıştır. Çok küçük yaştaki çocukların çok kötü koşullarda, çok düşük ücretle, çok uzun süre, ağır ve tehlikeli tüm işlerde yoğun biçimde çalıştırılmaları insani nedenlerle tepkilere neden olmuştur. Ayrıca ülkenin geleceği açısından sağlıksız nesillerin yetişmesi buna bağlı olarak gelecekte nitelikli işgücü sıkıntısı çekileceği endişesi çocuk çalıştırılmasına devlet müdahalesini gerekli kılmıştır. Bu doğrultuda kadın, çocuk ve gençleri korumaya yönelik ilk hukuki düzenlemeler İngiltere’den başlamak üzere diğer ülkelerde de yapılmaya başlanmıştır. Bu düzenlemelerle belli bir yaşın altındaki çocukların maden ocaklarında, dokuma fabrikalarında çalıştırılmaları ile gece çalıştırılmaları yasaklanmış, günlük çalışma süreleri düşürülmüştür. 19. yüzyılın sonlarında başta İngiltere olmak üzere diğer ülkelerde çocuklara yönelik zorunlu eğitim uygulamaları başlamış, zorunlu eğitim süresi zaman içinde yükseltilmiştir Çocuklara yönelik ulusal düzenlemeler yanında ilk olarak 1890 Berlin Konferansı’nda çocukların çalıştırılma yaşı, çalışma süreleri ve iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin dilek niteliğinde kararlar alınmıştır. Bu çalışmaların yanında, II. Dünya Savaşı’ndan sonra özellikle gelişmiş ülkelerde ailelerin gelir seviyesinin yükselmesi, eğitim olanaklarının artması gibi nedenlerle çocuk işçiliğinde belirgin bir azalma sağlanabilmiştir. Ancak küreselleşme, 1980’li yıllardan itibaren izlenen neo-liberal politikalar ve bunların yarattığı olumsuz koşullar çocuk işçiliğinde yeniden artışa yol açmıştır. Bu nedenle günümüzde sadece devlet tarafından hukuki düzenlemelerin yapılması, bunların uygulanması için gerekli mekanizmaların oluşturulması yeterli olmamakta, çocuk işçiliğinin ortadan kaldırılabilmesi için nedenlerinin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Devlet yanında şirketlerin de sosyal sorumluluklarını kabul etmeleri, temel çalışma koşullarına atıfta bulunan Şirket Davranış Kodları nı gönüllü olarak benimsemeleri, Sosyal Sorumluluk 8000 Standardı nı ve Sosyal Etiketleme sistemini uygulamaları, kamuoyunun, sendikaların bu konuda şirketlere baskı yapmaları çocuk işçiliğinin önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

Çocuk işçiliğinin nedenleri çeşitlidir ve her biri diğerinin hem nedeni hem de sonucu olduğundan çocuk işçiliği konusunda kısır bir döngü ortaya çıkmaktadır. Araştırmalara göre çocuk işçiliğinin ana nedeni yoksulluktur. Ayrıca eğitim çocuk işçiliğinin önemli nedenlerinden biridir. Eğitimin içerik olarak tatmin edici olmaması, eğitimin maliyeti ve erişilebilirliğinin zorluğu, ailelerin bilinçsizliği, eğitimli işgücünde görülen yüksek işsizlik oranı gibi nedenler çocukların çalışma yaşamına girmelerine neden olmaktadır. Ailelerin çocukları üretim ve sosyal güvenlik aracı olarak görmeleri, çocukları işe alıştırma, küçük yaşta sorumluluk bilinci verme düşünceleri, çocukları ücretsiz aile işçisi olarak kullanma alışkanlıkları ailelerin eğitim ve gelir düzeyi çocukların özellikle gelişmekte olan ülkelerde çalıştırılmalarında önemli rol oynamaktadır.

Çocuk işçilerin karşılaştıkları riskler iş kazası ve meslek hastalıkları riskini artırmaktadır. Tüm sektörlerde, evde, sokakta, kayıt dışı, küçük işletmelerde, düşük ücretle, uzun süre, her türlü sosyal güvenlikten uzak bir şekilde çalıştırılmakta bunun sonucunda çok sayıda risk ve tehlikeyle karşı karşıya kalmaktadırlar. Çalışma ortamının, yapılan işin çocuklara uygun olmaması çocukların fiziksel sağlığını tehdit etmektedir. Ayrıca çocuklar çalıştıkları işyerlerinde yoğun bir şiddet görmektedirler. Sokakta çalışan çocuklar için ise sokak başlı başına ciddi bir risk oluşturmaktadır. Yetersiz beslenme, yaptıkları işlerin özelliği nedeniyle (atık madde toplama, boyacılık gibi) karşı karşıya kaldıkları sağlık ve güvenlik riskleri bu çocukların önemli sorunudur. Ayrıca sokak çetelerine girebilmekte, madde bağımlısı olabilmektedirler. Çocukların çalıştırılmaları fiziksel gelişimleri yanında ruhsal gelişimlerini de olumsuz yönde etkilemekte, çocuklar çok önemli psikolojik sorunlarla karşı karşıya kalmaktadırlar.

Çocuk işçileri korumaya yönelik sosyal politikalar geçmişten günümüze belli alanlarda toplanmaktadır.

Çocuk işçilerin çalışma yaşamında korunması gereken alanlar şu şekilde sıralanabilir;

  • En az çalıştırılma yaşının belirlenmesi,
  • Çalıştırılan işler açısından çocukların korunması: Bu amaçla yer altında, su altında, ağır ve tehlikeli işlerde veya çocuğun sağlığı ve ahlaki gelişimini olumsuz yönde etkileyecek her türlü işte çocukların çalıştırılmalarının ya- saklanması,
  • Çalışma süresi açısından korunması: Bu amaçla gece çalışma ve fazla çalışmanın yasaklanması,
  • Dinlenme süreleri açısından korunması: Bu amaçla ara dinlenme, yıllık ücretli izin ve hafta tatili ile ilgili özel düzenlemeler yapılması,
  • İşe alınırken ve işin devamı süresince sağlık kontrolünden geçirme zorunluluğu,
  • Çocukların öğrenim hakkının korunması,
  • Çocukların işyerinde şiddet ve tacize karşı korunması,
  • Çocukların her türlü sömürüye karşı korunması

Çocuk işçilere yönelik uluslararası düzenlemeler uzun zamandır yapılmaktadır. BM’nin konu ile ilgili farklı tarihlerde kabul edilmiş önemli belgeleri bulunmaktadır. ILO uluslararası örgütler içinde kuruluşundan bu yana çocukların çalışma yaşamında korunması konusunda en fazla çalışma yapan örgüttür. Örgüt Anayasası’nın başlangıç bölümünde konu ile ilgili bir düzenleme yer almaktadır. Örgüt başlangıçta en az çalışma yaşı ile ilgili sektörel sözleşmeler kabul etmiştir. Örgüt 1992 yılında dünyada, çocukların çalışmasına yönelik ilk uluslararası çalışma olan Çocuk İşçiliğinin Sona Erdirilmesi Uluslararası Programı’nı (IPEC) başlatmıştır. 87 ülkede uygulanan projenin uzun vadeli hedefi, çocukların çalıştırılmasına son verilmesi, kısa ve orta vadeli hedefi ise çocukların korunması ve çalışma koşullarının iyileştirilmesidir.

Türkiye’de çocuk işçilere yönelik düzenlemeler ilk 1921 yılında kabul edilen 151 sayılı Ereğli Havzai Fahmiyesi Maden Amelesinin Hukukuna Mütealik Kanun’dur. 1961 Anayasası’na kadar konu ile ilgili başta 8.6.1936 tarih ve 3308 sayılı İş Kanunu olmak üzere çeşitli kanunlarda düzenlemeler yapılmıştır. 1982 Anayasası’nın 10.maddesinde herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu belirtilmiştir. 7.5.2010 tarih ve 5982 sayılı Kanun’la 10.maddeye eklenen fıkra ile çocuklar için alınacak tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı sayılamayacağı hükme bağlanmıştır. Bu kanunlardan 4857 sayılı İş Kanunu’nun 71. maddesi çalıştırma yaşı ve çocukları çalıştırma yasağını düzenlemiştir. Bu madde ile 15 yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılmaları yasaklanmıştır. Ancak 14 yaşını doldurmuş ve ilköğretimini tamamlamış olan çocukların, bedensel, zihinsel ve ahlaki gelişimlerine ve eğitimlerine devam edenlerin de okullarına devamını engellemeyecek, hafif işlerde çalıştırılmalarına izin verilmiştir. Ev hizmetlerinde, tarım sektöründe ailesine yardım amacıyla mevsimlik olarak çalışan çocuklarla, çıraklar çocuk işçi olmalarına rağmen işçi statüsü dışında kaldıklarından 4857 sayılı İş Kanunu’nun tanıdığı haklardan yararlanamamaktadırlar. Çıraklarla ilgili olarak 1977 yılında 2089 sayılı Çırak Kalfa ve Ustalık Kanunu çıkarılmış, 1986 yılında bunun yerine 3308 sayılı Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanunu yürürlüğe girmiştir. 2001 yılında 4702 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle 3308 sayılı Kanun, Mesleki Eğitim Kanunu adını almıştır.

Gençler ve Gençlerin Çalışma Yaşamında Korunması

Gençlik insan yaşamının çocukluktan sonraki evresi, çocukluktan yetişkinliğe geçiş aşamasıdır. Genelde insan yaşamının en verimli, en önemli evresi olarak kabul edilir. Çocuk gibi henüz evrensel olarak kabul edilmiş bir genç ve gençlik tanımı bulunmamaktadır. Genel bir tanım yapılamasa da çocukluk dönemi ile gençlik döneminin birbirlerinden ayrılmasında genelde demografik faktör/ yaş faktörü kullanılmaktadır. Genç işçi kavramı, ise alt sınır genellikle zorunlu eğitim yaşının sona erdiği yaş kabul edilmekte, üst sınır ise değişebilmektedir. Ancak BM ve Avrupa ülkelerinin büyük bölümünde 15-24 yaş grubunda olanlar genç olarak kabul edilmektedir.

Gençlerin istihdamı , büyük bir önem taşımaktadır. Çalışma yaşamında 18 yaşın altındakilerin korunması ve 18 yaşın üzerindeki gençlerin çalışma yaşamına girmesi önemlidir. ILO’nun 2013 yılında yayınladığı Gençler İçin Küresel İstihdam Eğilimleri Raporu’na göre; 2012 yılında 15-24 yaş arasındaki gençlerin 668.1’i işgücüne dahil olup ancak 595.2 milyonu istihdam edilebilmektedir. Gençler işsizlik sorunları uzun yıllardır devam etmektedir. Genç nüfusun işgücüne katılım oranı %48.5, istihdam oranı ise %43.4’dür. Gençler arasında kayıt dışı çalışma yaygındır . İnsana yaraşır işe (decent work) geçiş yavaş ve zor olmaktadır. Gençler tüm ülkelerde genellikle ortalama ücretin altında çalışmaktadırlar. Dünyada gençler arasında işsizlik oranı coğrafi farklılıklar göstermekle birlikte 2012 itibariyle %12.4 düzeyindedir. En yüksek işsizlik oranı %28.3 ile Ortadoğu ve %23.7 ile Kuzey Afrika; en düşük işsizlik oranı %9.5 ile Doğu Asya, %9.3 ile Güney Asya bölgelerindedir. Gençlerin iş bulamamaları veya insana yaraşır bir işten mahrum olmaları gençler açısından yoksulluk, davranış bozuklukları, toplumdan dışlanma, suça yönelme gibi sorunlar yaratırken, ülke ekonomisi ve geleceği açısından da ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.

Genç işsizlik sorununun çözümüne yönelik politikalar uluslararası örgütler tarafından başlatılmıştır. Bunlar arasında ILO tarafından yürütülen Gençlik İstihdam Programı (Youth Employment Programme) ile Gençlik İstihdam Ağı (Youth Employment Network-YEN) sayılabilir. Dünyada ulusal düzeyde gençlerin istihdamı ile ilgili birbiri ile bağlantılı iki politika yürütülmektedir. Genç işsizliğin nedenlerini ortadan kaldırmayı amaçlayan bu politikalar; eğitim politikaları ile aktif işgücü piyasası politikalarıdır. Bu politikalar gençlerin iş yaşamına daha fazla katılmalarını sağlamayı, gençlerin iş yaşamına katılmaları sonucunda ortaya çıkacak sorunlara karşı önlemler almayı amaçlamaktadır. Bu politikalar arasında doğrudan kamu işleri yaratma programları, genç işçi istihdamına yönelik işverene sağlanan teşvikler, işgücü piyasasına yönelik eğitim programları, gençler arasında girişimciliğin özendirilmesi, rehberlik ve danışmanlık hizmetleri, işe yerleştirme hizmetleri ve sosyal tarafların katılımının sağlanması sayılabilir.

Doğrudan kamu işleri yaratma programları: Uzun süreli işsizlere yönelik olarak geliştirilmiş programlardır. Birçok ülkede gençlerin çalışma hayatı ile ilişki kurmaları ve bir deneyim kazanmalarını sağlamak amacıyla tamamlayıcı bir politika olarak kullanılmaktadır.

Genç işçi istihdamına yönelik işverene sağlanan teşvikler: Bu teşvikler işverenin işgücü maliyetini azaltarak genç işçi talebini arttırmayı amaçlamaktadır.

İşgücü piyasasına yönelik eğitim programları: Bu programlar mesleki ve teknik eğitimi kapsayan programlardan oluşmaktadır.

Gençler arasında girişimciliğin özendirilmesi: Bu yöntemle gençlerin kendi işlerini kurmaları amaçlanmaktadır.

Rehberlik ve danışmanlık hizmetleri: Gençlere, işgücü piyasasına girmeden önce ve sonra bilgi sahibi olmalarını sağlamak amacıyla rehberlik ve danışmanlık hizmetleri verilmektedir.

İşe yerleştirme hizmetleri: Bu hizmetler kamu istihdam kurumları veya özel istihdam büroları tarafından verilmektedir.

Sosyal tarafların katılımının sağlanması: Bazı gelişmiş ülkelerde işçi ve işveren örgütlerinin işgücü piyasası ve istihdam politikalarının oluşturulması sürecine formel olarak katılmaları söz konusudur.

Gençlere yönelik aktif işgücü politikalarının tümü genç işsizliğin çözümünde aynı ölçüde etkili olamamaktadır. Genç nüfus açısından diğer ülkelere göre önemli bir potansiyele sahip olan Türkiye’de gençlerin istihdam ve işsizlik sorunu çok büyük boyutlardadır. Gençlerin işsizlik oranı da yetişkinlerin iki katı düzeyindedir. Bu olumsuz tablonun ortaya çıkmasında birbiri ile bağlantılı birçok neden rol oynamaktadır. Bunların başında istihdam artışı sağlamaya yönelik bir ekonomik büyümenin sağlanamaması gelmektedir. Diğer nedenler arasında genç nüfusun fazla olması, kırdan kente göç gibi nüfusa bağlı nedenler eğitime ayrılan payın düşük olması, eğitim sisteminin merkezi olması, genel ve mesleki eğitimin işgücü piyasasının nitelik taleplerine cevap verememesi, meslek liselerinin yetersizliği gibi eğitim sisteminden kaynaklanan nedenler.

Yaşlılar ve Yaşlıların Çalışma Yaşamında Korunması

Yaşlılık kavramı , çocuk ve genç kavramı gibi çok yönlü bir kavramdır. Yaşlılık kavramı toplumlara, kişilere ve zamana göre değişebilmektedir. İklim, çevre, beslenme, yapılan işin niteliği, yaşam şekli, cinsiyet, kalıtım, kültürel özellikler genel bir yaşlılık tanımının yapılmasını güçleştirmektedir. Yaşlılık, çocuk ve genç kavramı gibi biyolojik, fizyolojik, psikolojik, sosyolojik ve kronolojik boyutları olan çok yönlü bir kavramdır. Biyolojik yaşlılık , zamana bağlı olarak insan vücudunun yapı ve fonksiyonlarında meydana gelen değişiklikleri ifade etmektedir. Fizyolojik Yaşlılık , değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkan kişisel ve davranışsal özelliklerdir. Fonksiyonel yaşlılık , aynı yaşta kişilerle karşılaştırıldığında, kişilerin fiziksel görünüş, hareketlilik, dayanıklılık, koordinasyon, düşünsel kapasite gibi gözlenebilir özelliklerine göre belirlenen yaşlılıktır. Krolonojik yaşlılık , kişinin doğumundan itibaren geçen zamana göre bir yıllık birimler esas alınarak yapılan yaşlılık tanımıdır. Sosyal yaşlılık , kültürel yapıya ve sosyal özelliklere göre toplumlara göre değişen, toplumun diğer üyeleri tarafından ve kişilerin kendilerine yükledikleri sosyal rol ve beklentilerdir. Duygusal yaşlılık , kişinin kendini yaşlı hissetmesine bağlı olarak yaşam görüşü ve şeklinin değişmesidir. Bu yaşlılık kavramları arasında kronolojik yaşlılık diğerlerine göre kullanılması kolay, objektif ve somut bir gösterge olduğu için yaşlılığın tanımlanmasında daha fazla tercih edilmektedir. Gerontolog lar (yaşlılık hastalıkları uzmanı) tarafından da 65 yaş üstü yaşlı olarak tanımlanmaktadır. Yaşlıların sorunları ; sağlık sorunları, ekonomik sorunlar, psikolojik sorunlar ve sosyo-kültürel sorunlar şeklinde gruplanabilmektedir. En önemli sorunlarının başında sağlık sorunları gelmektedir. Yaşlılar gençlere göre daha fazla hastalanmakta ve sağlık giderlerinin artmasına, yaşam kalitelerinin düşmesine neden olmaktadır. Ekonomik sorunlar yaşlıların büyük bölümünün ana sorununu oluşturmakta ve artan sağlık sorunlarına bağlı gider artışı yaşlıları olumsuz etkilemektedir.

Yaşlılara yönelik sosyal politikalar geçmişi oldukça yenidir. Dünya nüfusu içinde yaşlıların oranının ve yaşlıların sorunlarının artması ile birlikte önem kazan- maya başlamıştır. Yaşlılara yönelik sosyal politikaların oluşturulmasında; yaşlıların dünya nüfusu içinde oranının artmasının yanı sıra geleneksel aile yapısından, çekirdek veya tek ebeveynli aile yapısına geçişin özellikle gelişmiş ülkelerden yaşlıların bakım sorununu beraberinde getirmesi, II. Dünya Savaşı sonrası Keynezyen politikalar çerçevesinde benimsenen “sosyal devlet ilkesinin” gereklerini yerine getirme zorunluluğu, insani nedenler önemli rol oynamıştır. Uluslararası düzenlemeler , ise 20. yüzyılda başlamıştır. BM, WHO, Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), ILO, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği gibi örgütler bu konu ile ilgili olarak çeşitli belge, ilke ve programlar oluşturmuşlardır. Ancak bu uluslararası örgütlerin yaşlıların korunması ile ilgili çalışmaları özel olarak korunması gereken diğer gruplara oranla daha sınırlı düzeydedir.

Dünyada yaşlılara yönelik sosyal politikalar, ülkelerin ekonomik ve sosyo-kültürel yapılarına göre farklılık göstermektedir. Üretken, başarılı ve bağımsız bir yaşlanma ana hedeftir. Yaşlılara yönelik politik ulusal sosyal politikaların kapsamı ülkelere göre değişmekle birlikte sosyal sigortaların kapsamı içinde yaşlılık sigortası , bakım sigortası gibi uygulamalar yer almaktadır. Bunlardan yaşlılık sigortası yaşlılara yönelik sosyal politika uygulamalarının en yaygın olanıdır. Yaşlılık sigortasından sağlanan en önemli güvence yaşlılık aylığı bağlanmasıdır. 100 milyon yaşlı ise günde bir doların altında gelire sahiptir. Bu durumda olan yaşlıların korunması için özellikle gelişmiş ülkelerde kamu sosyal güvenlik harcamaları kapsamında çok çeşitli düzenlemeler yapılmaktadır. Kurumsal Bakım hizmetleri yaşlılara sunulan hizmetlerden bir diğeridir. Kurumsal bakım hizmetleri; huzurevi , yaşlı bakımevi, sokak yaşlıları yardım evi, yaşlılara diğerlerine göre daha fazla kişisel özgürlük sağlayan yaşlı apartmanları, yaşlı köyleri gibi kurumlar aracılığıyla verilmektedir. Ancak günümüzde gelişmiş ülkeler huzurevi, bakımevi gibi kurumsal bakım hizmetlerinin yaşlılar üzerinde sosyal izolasyon, duygusal çöküntü, depresyon, yabancılaşma gibi olumsuz etkiler yaratması, yaşlı istismarının artışına yol açması, işletme maliyetlerinin yüksek olması nedeniyle toplum temelli bakım modellerine yönelmeye başlamışlardır. Evde bakım hizmetleri ile bakıma gereksinim duyan yaşlıların kendi evleri veya çevrelerinde bağımsız olarak yaşamlarını sürdürmeleri hedeflenerek, yaşam kalitelerinin artırılması amaçlanmaktadır. Evde bakım hizmetleri kapsamına evde yardım, evde takip hizmetleri, ev sağlık hizmetleri, süreli bakım, evlere yemek servisi, evlere bakım onarım hizmetleri gibi hizmetler girmektedir. Gelişmiş ülkelerde gündüz kendisini bakacak durumda olmayan yaşlılara gündüz saatleri içinde bakım ve destek hizmeti sunan günlük merkezi, günlük bakım merkezi, günlük hastane, gündüz hastaneleri gibi adlara sahip merkezler hizmet vermektedir.

Türkiye’de yaşlılara yönelik sosyal politikalar henüz gelişmiş ülkelerdeki boyutlara ulaşamamıştır. Türkiye yaşlanma sürecinin hızlı bir şekilde gerçekleşeceği ülkelerden biridir. 2008-2040 yılları arasında yaşlı nüfusun %201 oranında artacağı tahmin edilmektedir. Yapılan tahminlere göre Türkiye’de 2050 yılında 65 yaş ve üstü nüfusun toplam nüfus içindeki oranı %17.31’e yükselecektir. Ancak bu konuda önemli ilerlemeler sağlanmıştır. Türkiye’de yaşlılık sigortası yaşlılara yönelik sosyal politika uygulamalarının başında gelmektedir. Yaşlılık aylığına ek olarak 170’i aşan kurum ve kuruluş tamamlayıcı sosyal güvenlik kurumu olarak üyelerine ek garantiler sağlamaktadırlar. Tamamlayıcı sosyal güvenlik hizmeti veren diğer bir kurum 28.3.2001 tarih ve 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu ile oluşturulan Bireysel Emeklilik Şirketleri’dir. Bu şirketlere 18 yaşın üzerindeki kişiler istedikleri takdirde kayıt olabilmekte, en az 10 yıl prim ödemek ve 56 yaşını doldurmak koşuluyla emeklilik hakkı kazanmakta, toptan ödeme veya aylık olarak birikmiş tasarruflarını alabilmektedirler. Türkiye’de yaşlılık aylığının düşük olması, erken emeklilik uygulamaları ve psikolojik nedenlerle yaşlıların önemli bir bölümü emekli olduktan sonra yeniden çalışma yaşamına dönmektedir. Bu durumda olan yaşlıların korunması için bazı hukuki düzenlemeler yapılmıştır. Bunlardan 1.7.1976 tarih ve 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkındaki Kanun ile 65 yaşını doldurmuş, hiçbir gelire sahip olmayan, muhtaçlığını kanıtlayan, Türk vatandaşlarına hayatta kaldıkları süre içinde aylık bağlanmaktadır. Sosyal hizmetleri planlama, programlama ve yürütme görevini devletin doğrudan üstlenmesi 1963 yılında Sağlık Sosyal Yardım Bakanlığına bağlı Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğü’nün kurulması ile gerçekleşmiştir. 1982 Anayasası’nın 61. maddesi Sosyal Hizmetler alanına giren grupları açık bir şekilde belirlemiş, korumaya, bakıma, yardıma ve rehabilitasyona muhtaç çocuk, sakat ve yaşlılara öncelik tanıyarak, devletin bu alanda gerekli teşkilat ve tesisleri kurması veya kurdurması hükmünü getirmiştir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesinde yaşlı ve özürlülerle ilgili olarak Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü oluşturulmuştur. 2828 sayılı Kanun’un öngördüğü esaslar doğrultusunda yaşlılara yönelik hizmetler;

  • Huzurevleri ile Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezleri Yönetmeliği,
  • Özel Huzurevleri ile Huzurevi Yaşlı Bakım Merkezleri Yönetmeliği,
  • Kamu Kurum ve Kuruluşları Bünyesinde açılacak Huzurevlerinin kuruluş ve işleyiş Esasları Hakkında Yönetmelik
  • Yaşlı Hizmet Merkezlerinde Sunulacak Gündüzlü Bakım ile Evde Bakım Hizmetleri Hakkında Yönetmelik olmak üzere 4 yönetmelik çerçevesinde yürütülmektedir.

Kendi evlerinde yaşamlarını sürdüren yaşlılara yönelik gündüzlü bakım hizmeti modeli olarak uygulanan Yaşlı Dayanışma Merkezleri ise başarılı olmadığından, organize edilerek Yaşlı Hizmet Merkezi olarak yeniden açılmıştır.