Ünite 5: Özel Olarak Korunması Gereken Gruplar-III (Kadınlar)

Dünya’da ve Türkiye’de Kadınların Çalışma Yaşamına Girişi ve Günümüzdeki Konumu

Kadınlar tarihin her aşamasında dönemin özelliklerine uygun olarak farklı statülerde çalışma yaşamında yer almışlardır. İlkel toplumlarda kadınlar fizyolojik özelliklerine bağlı olarak bitki toplama, çocuk bakımı, dokuma, çeşitli ev aletlerinin yapımı ile uğraşmış, erkekler avcılık görevini üstlenmişlerdir. Yerleşik düzene geçilmesi ile birlikte toplumların ekonomik, sosyal ve siyasi yapısında köklü değişiklikler olmuş, yerleşim merkezlerinin kurulması sonucu mübadele ekonomisi doğmuş, ticaret başlamış, üretim araçları çeşitlenmiş, tarımsal faaliyetler artmış, yeni işkolları ortaya çıkmıştır. Bu olumlu gelişmelere karşılık insanlar, doğa ve birbirleri ile egemenlik savaşına girilmiş, fiziksel güç ve üstünlük ön plana çıkmış, bu durum kadın erkek ilişkilerine de yansımıştır. Erkekler fiziksel güç gerektiren işlerle uğraşırken, kadınlar aktif üretim sürecinden evlerine çelişmişlerdir. Anaerkil aile düzeni yerini ataerkil aile düzenine bırakmıştır. Kölelik döneminde kölelerin büyük bir bölümünü kadınlar oluşturmuş, X. İle XV. Yüzyıllar arasında geçerli olan feodal dönemde kadınlar tarım sektöründe ve ev işlerinde çalıştırılmışlardır. Kadınların ücretli işçi statüsünde çalışmaları, XVIII. Yüzyılın ikinci yarsında Sanayi Devrimi ile birlikte başlamıştır. Bu dönemde kadınların çalışma yaşamına girmelerinde, aile gelirinin yetersizliğinden kaynaklanan ekonomik nedenler, gelişen teknoloji, kadınların tüm ülkelerde sanayileşmenin ilk başladığı sektör olan dokuma sektöründe erkeklere göre daha başarılı, daha uysal ve daha az ücretle çalışmaya razı olmaları etkili olmuştur. Sanayi Devrimi sonrasında kadınlar tekstil ve dokuma işkolları başta olmak üzere birçok işkolunda çok ağır koşullar altında çalışmak zorunda kalmıştır. Bu durum toplumda düzen ve birliğin bozulmasına, ahlaki çatışmalara neden olmuş yoğun tepkiler üzerine, İngiltere’de kadınların çalışma yaşamında özel olarak korunmaları ile ilgili ilk hukuki düzenlemeler yapılmıştır. XIX. Yüzyılın sonunda ise metalürji, araba, kimya gibi sektörlerdeki gelişmeler kadın işgücü kullanımını geçmişe oranla büyük ölçüde sınırlandırmıştır. Ancak XIX. Yüzyılın son çeyreğinde kadınların analık nedeniyle korunmalarına yönelik düzenlemeler de yapılmaya başlanmıştır. Örneğin Almanya’da sosyal sigortalar kapsamında analık sigortası, İsviçre’de analık halinde kadın işçilere izin verilmesi konusunda hukuki düzenlemeler yapılmış, bu tür politikalar XX. Yüzyılın başında diğer ülkelerde de yaygınlaşmaya başlamıştır. I. Dünya Savaşı yıllarında kadınlar erkeklerin boş bıraktıkları yerleri doldurmuş, onların hakim oldukları sektörlerde çalışmaya başlamışlardır. II. Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemde gelişmiş ülkelerde kamu ve hizmet sektörünün gelişmesi, demografik gelişmeler, eğitim olanaklarının artması, çekirdek ailenin yaygınlaşması evlenme oranlarındaki azalma, boşanma oranlarındaki artış, toplumun kadının çalışmasına bakış açısının değişmesi, çocuk, yaşlı ve engelli bakım hizmetlerinde sağlanan gelişmeler, kadının ev işlerini kolaylaştıran ve azaltan teknolojik gelişmeler, üretim ve hizmet sektöründe kullanılan ve üretimi basitleştirip kolaylaştıran yeni teknolojiler gibi nedenlerle kadının işgücüne katılımı artmıştır. Küreselleşme, özellikle 80’li yıllar ve sonrasında uygulanan neo-liberal politikalar, bunlarla bağlantılı esnekleştirme uygulamaları ise kadınların üretim sürecine daha fazla ancak daha kötü koşullarda katılmalarına neden olmuştur. Kadınlar halen gelişmekte olan ülkelerde çok uluslu şirketlerin ucuz emeğini oluşturmakta giderek artan uluslararası kaçak işgücü göçü içinde yer alan göçmen kadınlar göç ettikleri ülkelerde sanayi ve hizmet sektöründe kayıt dışı çalışmaktadırlar. Küreselleşme kadın ile erkek ve kadınlar arasındaki eşitsizliği daha da arttırmaktadır. Kadınlar ücretli, kendi hesabına çalışan veya ücretsiz aile yardımcısı olarak çalışma yaşamında yer almaktadır. Dünya genelinde 2012 yılı ILO verilerine göre istihdam edilen kadınlar içinde kendi hesabına çalışanlarla ücretsiz aile yardımcılarının oranı %50.4 ile yüksek bir düzeydedir. Bu oran kadın istihdamının yarısından fazlasını oluşturmaktadır. Gelişmiş ülkelerde standart dışı çalışma şekilleri gelişmekte olan ülkelerde iş ve sosyal güvenlik kanunlarının koruması örgütlenme ve toplu pazarlık hakkının kapsamı dışında kalan kayıt dışı çalışma kadınlar arasında yaygındır. Kayıt dışı çalışmanın yaygın olmasında eğitim yetersizliği, kadınların gelirlerinin ekonomik destek olarak görülmesi, kayıt dışı işlerin aile üyeleri ile birlikte yapılması, bu tür işlere ulaşma kolaylığı ve cinsiyete dayalı işbölümü gibi nedenler önemle rol oynamaktadır.

Türkiye’de Kadınların Çalışma Yaşamına Girişi ve Günümüzdeki Konumu

İslâmiyet’in kabul edilmesinde önce Türk kadını toplumda önemli bir role sahip olmuş, ticaretle uğraşmış, toplumsal yaşama ve üretime katışmış ve devlet yönetiminde söz sahibi olmuştur. Özellikle Osmanlı Devleti’nin kurulmasıyla yerleşik yaşama geçen kadın daha pasif roller almış ve statüsü değişmiştir. Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan XVI. Yüzyıla kadar kadınların toplumsal gelenek ve görenekler çerçevesinde konumunun korunduğu ve dokuma gibi geleneksel alanlarda ailenin geçimine katkıda bulunduğu görülmektedir. Tarım kesiminde ise kadın yüzyıllarca ücretsiz aile yardımcısı olarak çalışmış, geçici tarım işçileri arasında az sayıda da olsa kadınlar da yer almışlardır. XVI. Yüzyıldan Tazminat’a (1839) kadar geçen dönemde yapılan tüm düzenlemeler ise kadınların kapanmalarında, sosyal hayattan soyutlanmalarına yönelik olmuştur. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında erkeklerin savaşa gitmeleri nedeniyle işgücü açığı ortaya çıkmış, Avrupa’da olduğu gibi bu açık kadınlarla karşılanmış, kadınlar kamuda memur olarak, daha önce çalışmadıkları işlerde ve hizmet sektöründe işçi olarak çalışmaya başlamışlardır. İşgücü gereksinimini karşılamak amacıyla 1915 yılında Osmanlı Ticaret Nezareti kadınlar iç bir çeşit zorunlu hizmet konumunu kabul etmiştir. Kadınlar Kurtuluş Savaşı’nda aktif olarak görev almış, bu durum kadınların toplum içindeki konumunu yükseltmiştir. Savaş sonrası işgücü açığının kapatılmasında yine kadınlardan yararlanılmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında kadın-erkek eşitliğine yönelik olarak eğitim, medeni ve siyasi haklar alanında gelişmiş ülkelerden de ileri düzeyde hukuki düzenlemeler yapılmış bu düzenlemeler kadının çalışma yaşamına girişinde önemli rol oynamıştır. Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranı Türkiye İstatistik Kurumu 2012 verilerine göre %29.5^tir. Bu oran ile Türkiye Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü ve AB19 ülkeleri dikkate alındığında en düşük kadın işgücü katılım oranına sahip ülkedir. Hatta oran Ortadoğu’da tarihsel olarak kadının işgücüne katılım oranının düşük olduğu İran, Suriye, Libya ve Kuveyt gibi ülkelerden bile düşük düzeydedir. Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranının düşük olmasında, din, gelenekler, aile içinde kadına yüklenin rol, kadının eğitim düzeyinin düşük olması, ailenin gelir düzeyi, çocuk, özürlü ve yaşlı bakımı ile ilgili kamusal hizmetlerin yetersizliği, işyerlerinde yaşanan ayrımcı uygulamalar önemli rol oynamaktadır. Kadınların en fazla istihdam edildikleri sektör tarım ve hizmet sektörü olup, bu sektördeki iş alanlarından bazıları kadınlar için uygun olan alanlar olarak toplumsal kabul görmüştür.

Çalışma Yaşamında Kadına Yönelik Cinsiyet Ayrımcılığı

Kadının çalışma yaşamına katılması çok kolay olmadığı gibi çalışma yaşamında da kadın; aile eğitim, siyaset hukuk, sağlık ve diğer alanlarda karşılaştıkları gibi cinsiyete dayalı ayrımcılıkla karşı karşıya kalmaktadır. Kadına karşı ayrımcılık; Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi ile “kadınların medeni durumlarına bakılmaksızın, kadınerkek eşitliğine dayalı olarak siyasi, ekonomik, kültürel, medeni ve diğer alanlardaki insan hakları ve temel özgürlüklerin tanınması, kullanılması, bunlardan yararlanılmasını engelleyen, ortadan kaldıran, cinsiyete bağlı olarak yapılan herhangi bir ayrım, mahrumiyet ve kısıtlama” şeklinde tanımlanmıştır. Cinsiyet ayrımcılığının biçim ve derecesi çalışılan işyerinin büyüklüğüne, kamu veya özel sektör olmasına, yapılan işe bağlı olarak değişebilmektedir. Cinsiyet ayrımcılığı bir taraftan kadının işgücüne katılımını olumsuz yönde etkilemekte, diğer taraftan işten soğumasına ve çalışma yaşamından çekilmesine neden olmaktadır.

Eğitim ve Meslek Seçiminde Ayrımcılık: Toplumun kadın ve erkeği, cinsiyeti nedeniyle ayrı statülere yerleştirdiği ve beklentilerini bu yönde konumlandırdığı görülmektedir. Toplumda görülmektedir. Toplumda kadınlardan öncelikle iyi bir eş ve anne olmaları beklendiği için özellikle gelişmekte olan ülkelerde kadınlar temel ve mesleki eğitim olanaklarında erkeklere göre daha az yararlanmaktadırlar. Kız çocukları eğitimin maliyeti ve geleneksel nedenlerle genelde zorunlu eğitim aşamasından sonra okutulmamaktadır.

İşe Alınma ve İş Sırasında Ayrımcılık: Kadınlar işe alınırken dolaylı ve dolaysız olarak ayrımcılıkla karşı karşıya kalabilmektedir. Bazı araştırma sonuçlarına göre ayrımcılık, en belirgin şekilde işe alınma sırasında ortaya çıkmaktadır. İşe alım sürecinde işverenler adaylar hakkında fazla bilgi sahibi olmadıkları için bu aşamada önyargılar daha fazla devreye girmekte böylece ayrımcı davranışlar oluşturmaktadır. Buna göre, işe alınma sırasında kadın ve erkekler farklı kriterle göre değerlendirilmekte, mülakatlarda genelde kadınlara erkeklere sorulmayan özel yaşamları (çocuk, evlilik planları gibi) ile ilgili sorular sorulmaktadır.

İşe girdikten sonra da kadınlar eğitim düzeyi ve deneyim yetersizliği evlenme veya doğum nedeniyle işlerinden ayrılmaları veya ara vermeleri, buna bağlı olarak vasıf kaybına uğramaları gibi nedenlerle işlerinde yeterli yükselme olanaklarına sahip olanaklarına sahip olamamaktadırlar. İş için erkeklerle aynı eğitim ve deneyime sahip olan, onlarla eşit verimde çalışan kadınlar bile günümüzde işlerinde yükselme aşamasında cam tavan olarak bilinen engelle karşı karşıya kalmaktadırlar.

Kadın-erkek arasında cinsiyete dayalı ücret farklılıkları tüm dünyada önemli bir sorundur. Bu farklılık; “kadının fizyolojik özellikleri, toplum içindeki rol dağılımı, kadınerkek işçi ayrımı, kadının eğitim düzeyinin düşüklüğü, çalışma yaşamında kısa kalması veya ara vermesi, kadın emeğinin ekonomik yönden değersiz kabul edilmesi, çalışma şekli, kadınlar arasında sınıfsal dayanışmanın zayıf olması gibi çeşitli nedenlerden kaynaklanmaktadır.

İşyerlerindeki tutum ve davranışlarda ayrımcılık, kadının çalışma yaşamında karşılaştığı önemli bir sorundur. Kadınların işyerinde önemli görevlere getirildikleri zaman daha sık denetlenmesi, erkeklerin istemedikleri bir kadın çalışanla işbirliği yapmaktan kaçınmaları, performans derecelendirmede kadına farklı davranılması, mesleki eğitim için erkeklerin seçilmesi bu tür ayrımcılığa örnek oluşturmaktadır.

Cinsel taciz çalışma yaşamında kadınların karşılaştıkları en önemli sorunlardan biridir. Cinsel taciz, yaşı, medeni durumu, fiziksel görünüşü, geçmişi veya mesleki konumu önemli olmaksızın tüm kadınları etkilemektedir.

İş ilişkisinin sonra ermesi sırasında ayrımcılık: iş ilişkisinin sona ermesi aşamasında da kadınlar ayrımcılıkla karşı karşıya kalmaktadırlar. Ekonomik kriz döneminde ve işletmeden işçi çıkarılması gerektiğinde işten ilk çıkarılan genelde kadınlar olmaktadır.

İş-Aile Çatışması ve Yarattığı Sorunlar

Kadınlar özellikle gelişmekte olan ülkelerde, öncelikle eş ve anne olarak görüldüğünde, kadının çalışması nedeniyle aile sorumluluklarını aksatması ailesi tarafından, iş yaşamında aile sorumluluklarının kadının işinin önüne geçmesi işveren tarafından hoş karşılanmamaktadır. Bu nedenle, çalışan kadının ev ve iş sorumluluklarını dengelemesi büyük önem taşımaktadır. Bu durum ise kadının ağır rol yüklenmesine neden olmaktadır. Cinsiyetçi işbölümü nedeniyle ev işleri ile çocuk, yaşlı ve engelli bakımının kadına kalması, kadının hem işten hem de evlilikten aldığı doyumun azalmasına, birçok ruhsal ve fiziksel sorunla karşı karşıya kalmasına yol açmaktadır.

Kadınların Çalışma Yaşamında Korunmasına Yönelik Sosyal Politikalar

Kadınların Çalışma Yaşamında Korunması Gereken Alanlar: Kadınların fizyolojik farklılıkları nedeniyle korunması amacıyla tüm ülkelerde kanunlarla kadınların yer altı ve su altında yapılan işlerde çalıştırılmaları yasaklanmakta, sanayiye ait işlerde gece çalıştırılmaları belli kurallara bağlanmakta, çalışabilecekleri ağır ve tehlikeli işlerle ilgili sınırlandırmalar getirilmektedir.

Kadınların analık durumunda korunmaları ile ilgili olarak doğum öncesi ve sonrasına yönelik özel düzenlemeler yapılmaktadır. Doğum öncesi koruma ile ilgili düzenlemeler arasında, hamilelik süresince kadınlara belli aralıklarla iş süresinden sayılmak üzere periyodik sağlık kontrolleri, gerekiyorsa tedavileri için ücretli izin verilmesi, doğumdan önce belirlenecek belli bir süre boyunca hamile kadınların sağlığına zarar verecek işlerde çalıştırılmaması veya yaptığı işin geçici bir süre için değiştirilmesi, doğumdan belli bir süre önce gece çalıştırılmasının yasaklanması doğumdan önce ve sonra ülkelere göre değişen süreler boyunca hiç çalıştırılmaması yer almaktadır. Doğum sonrası koruma ile ilgili düzenlemeler arasında ise emzikli kadınların belli bir süre boyunca sağlığına zarar verecek işlerde çalıştırılmaması veya işinin geçici olarak değiştirilmesi, belli bir süre gece çalıştırılmaması, fazla çalışmasının yasaklanması, kadının isteğine bağlı olarak işine dönebilme hakkı saklı kalmak koşuluyla ülkelere göre değişen belli bir süre için ücretsiz izin verilmesi. Günümüzde AB düzeyinde ve Birlik ülkelerinde bu politikalara ek olarak kadınların geleneksel sorumluluklarının bir ölçüde azalmasına ve işgücü piyasası ile uyumlaştırılmasına yönelik politikalar uygulanmaktadır.

Kadınların Çalışma Yaşamında Korunmasına Yönelik Uluslararası Düzenlemeler

Uluslararası örgütler içinde Birleşmiş Milletler kadın sorunların en etkin şekilde ele alan örgüttür. Örgüt kadın sorunlarına evrensel bir çözüm getirmek amacıyla Ekonomik ve Sosyal Konsey çatısı altında 1947 yılında Kadın Statüsü Komisyonu kurmuştur. Bunu daha sonra kurulan enstitü ve fonlar izlemiştir. 1975 yılından beri de Dünya Kadın Konferansları düzenlenmektedir.

Örgütün yapmış olduğu düzenlemelerden, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi “kadınlara sosyal, ekonomik, kültürel, siyasi haklar ve temel özgürlüklerin tanınmasını, bu hakların korunması ve bu hakları engelleyen cinsiyete dayalı ayrımların ortadan kaldırılmasını, kadın ve erkekler arasında hak ve fırsat eşitliği sağlanmasını öngören temel bir belgedir. AB’de çalışma yaşamında kadın-erkek eşitliği ile ilk düzenleme 1957 tarihli Roma Antlaşması’nın 119. Maddesi ücretle sınırlı olarak yapılmış, bu madde ile kadın ve erkekler arasında aynı iş için ücret konusunda ayrım yapılmaması öngörülmüştür.

Türkiye’de Kadınların Çalışma Yaşamında Korunmasına Yönelik Düzenlemeler

Türkiye’de kadın işçileri korumaya yönelik ilk düzenleme 14.4.1930 tarih 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu ile yapılmıştır. 1936 tarihli 3008 sayılı İş Kanunu’nda kadın işçileri korunmaya yönelik geniş kapsamlı düzenlemelere yer verilmiş, analık sigortası ile ilgili düzenlemeler II. Dünya Savaşı sonrası gerçekleştirilmiştir. 1962 Anayasası sonrası çıkarılan 12.81967 tarih ve 931 sayılı İş Kanunu ile onun şekil yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesinden sonra çıkarılan 25.8.1971 tarih ve 1475 sayılı İş Kanunu’nda kadın işçileri korumaya yönelik ayrıntılı düzenlemeler yer almaktadır. 1982 Anayasası’nın 10. Maddesinde “Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasal görüş, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” denilerek eşitlik konusunda genel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Ancak 7.5.2004 tarihinde 5170 sayılı kanunla bu maddeye “kadın ve erkek eşit haklara sahiptir. Devlet bu eşitliğin yaşama geçirilmesini sağlamakla yükümlüdür” fıkrası eklenmiştir. 7.5.2010 tarih ve 5982 sayılı Kanun’la da “bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı yorumlanamaz” ek cümlesi ile kadınlara karşı olumlu/pozitif ayrımcılık öngörülmüştür.