Ünite 5: Osmanlı-Yunan Savaşı ve Balkanlarda Sorunlar

Osmanlı-Yunan Savaşı ve Girit Sorunu

Londra protokolünden sonra Yunanistan’ın batılı güçlerin kontrolünde olması ve 1860’larda anayasasına girmiş olan “Büyük Yunan Ülküsü” ile oluşan milliyetçilik düşünceleri sonucu, Batılı devletlerin Yunanistan vasıtası ile Osmanlı Devleti ve toprakları üzerinde siyaset yapma imkânı doğmuştu.

1878 Berlin konferansı esnasında İngiltere’nin Yunanistan’dan yana olması ve 20 Kasım 1878’de Halepa fermanı ile Girit adasına verilen muhtariyetler, hem adadaki Rumları cesaretlendirmiş, hem de Yunanistan’ın ada ile birleşme arzusunu körüklemiştir. Yunan milliyetçilerinin oluşturduğu “Etnik-i Eterya” gibi örgütlerin de desteğiyle bölgede olaylar durulmamış, adada yaşayan Müslümanlar üzerinde baskılar artmıştı. Asayişin olmaması Müslümanları göç etmeye zorlamıştır. Valinin istifası üzerine, olaylar Kandiye’den, Resmo’ya oradan da Hanya’ya ulaşınca batılı devletler adadaki vatandaşlarını tahliye ettiler.

Adadaki durumun kontrolden çıktığını anlayan Osmanlı Devleti yaklaşık bin kişilik bir kuvveti adaya ilave askeri güç olarak gönderdi. Girit olaylarına müdahil olmak için bahane arayan Yunanistan, Ada’nın Estiye şehrindeki Türkleri kurtarmak için adaya gelen gemiye ateş açtı. Bu gidişin fiili bir savaşa dönüşeceğini kestiren batılı devletler özellikle Fransızlar, elçileri vasıtası ile engellemeye çalışsalar da Osmanlı Devleti’nin de adaya asker ve yardım göndermiştir. Birkaç gün içinde adadaki Yunan askeri sayısı binlerle ifade edilir hale geldi. Yunan generalin adada ilerlemesi ve icraatlarda bulunması üzerine Rus, Fransız, İtalyan ve Avusturyalı askerler tarafından Girit işgal edildi. İşgalci ülkelerin amacı, yenilmesi muhtemel Yunanistan’a arka çıkmak ve Girit’teki Türkleri bir dış göçe zorlamaktı. Öyle ki, adada silah toplama esnasında sadece Müslümanlardan silah toplanıyordu

Girit olayları üzerine Avrupa devletleri Yunanistan’a şöyle bir nota vermişlerdi:

  1. Girit adası hiçbir şekilde Yunanistan’a terk edilemez.
  2. Girit’in idaresi için Osmanlı Devleti bir tür muhtariyet sağlayacaktır.

Bu bildiriye Yunan hükümeti, kamuoyu baskısı yüzünden ret cevabı verdi.

Dömeke Meydan Savaşı

Yunanlıların harekete geçerek Teselya sınırında ihlal ve tahrik eylemlerine de başvurmasıyla 13 Nisan 1897 tarihinde Osmanlı Devleti tarafından Yunanistan’a savaş ilan edildi. Ancak Osmanlı Devleti’nin faaliyet gösteren Yunan uyruklu tüccarların sınır dışı edilmesi konusundaki kararı Yunan ekonomisi ve İngilizlerin çıkarına ters düştüğü için İngiltere, bu tüccarları bir gecede kendi vatandaşlığına geçirdi. 18 Nisan’da savaşın başladığı uluslararası siyaset Osmanlı Devleti’nin lehineydi.

Rusya’nın desteğini alan Yunanistan barışı bozan taraftı. Dömeke’ye kadar ilerleyen ve meydan muharebesine dönüşen bu savaşta Müşir Ethem Paşa önderliğinde Osmanlı ordusu bariz bir zafer kazandı (17 Mayıs 1897). Avrupalı devletlerin de araya girmesiyle 20 Mayıs 1897’de ateşkes anlaşması imzalandı.

Bu harbin Osmanlı Devleti açısından birçok önemli neticeleri olmuştur. En başta Osmanlı Devleti kendi topraklarını savaşarak muhafaza edeceği hissini hem kendi toplumuna hem de üçüncü devletlere göstermiş oldu. Kısmen “hasta adam” imajı ortadan kalktı. Osmanlı Devleti’nin savaş başlamadan önce gösterdiği diplomasi başarılı oldu. Ancak ateşkes sonrası masa başında aynı başarı sağlanamadı. Batılı devletlerin Yunanistan’a ne denli sahip çıktıklarını Osmanlı Devleti masada görmüş oldu. Zira savaş esnasında elde ettiği yerleri iade etmek zorunda kaldı. Buna ilaveten, Girit’in elden çıkmasına da ramak kalmıştı. Girit yüzünden çıkan bu savaşın sonunda imzalanan antlaşmada (İstanbul Konferansı), Girit ile ilgili hiç bir madde yoktu. Bu, Yunanistan’ı açıkça koruma anlamına geliyordu. Yunanistan, Osmanlı Devleti’ne savaş tazminatı ödemeyi kabul etti. Alınan savaş tazminatı, Osmanlı Devleti’nin harcadığının beşte üçü kadardı. Yunanistan, büyük devletlerin Osmanlı Devleti’ne baskısıyla, büyük bir darbe yemekten kolayca kurtulmuştu.

Girit Sorunu

Girit adasındaki çeşitli safhalarda ele alacak olursak;

  • Birinci safha Halepa antlaşmasına kadar geçen dönem. Bu dönem Yunanistan’ın bağımsızlığını kazandığı tarihten itibarendi.
  • İkinci safha ise 1876 Halepa fermanından, Osmanlı Devleti tarafından sözleşmenin yenilenip geliştirilmesine kadar geçen süredir.
  • Üçüncü safha ise Halepa fermanındaki maddelerin icraya konulup Girit Rumları ve Yunanistan’ın “istediğimizi aldık veya alıyoruz” düşüncesi ile Osmanlı-Yunan savaşının çıkışına sebep olan gelişmelerin yaşandığı 1896 yılına kadar geçen süredir.
  • Dördüncü dönem ise, General Vassos kumandasında adaya Yunanların asker çıkarmasıdır. Bu dönemde Girit’e muhtariyet verilip, adadan Osmanlı askerleri çıkartıldı. Osmanlı devletinin savaşı kazanmasına rağmen Avrupalı devletlerin de yanlı tutumuyla kazanç sağlayamamıştır.
  • Beşinci safha ise, “Bağımsız Girit adası” ilanına geçiştir. Bu dönemde toprak sınırları olarak Osmanlı Devleti’nde görünse bile Yunan bir prensin genel valilik yapmıştır. Adanın Yunanistan’a katılma isteği olsa bile zayıf Yunan hükümetleri yeni bir Osmanlı-Yunan savaşını göze alamadıkları için bu dönem diğer dönemlere nazaran uzun sürdü.
  • Son safha ise, Balkan savaşları sonrası adanın Yunanistan’a terkine kadar geçen dönemdir. Bu dönemde adada kalan Türk Müslüman halk zor koşullar altında kalmıştır. Girit Sorununun başından itibaren orada yaşayan Müslüman baskı ve şiddet arttıkça ahali göçe zorlandı. Uluslararası bir boyut alan Girit sorunu, adanın 30 Mayıs 1913 tarihinde imzalanan Londra Antlaşması’na göre Yunanistan’a ilhak edilmesiyle sona erdi.

Balkanlardaki Diğer Sorunlar

Makedonya, coğrafi açıdan önemli denilebilecek bir bölgedir. Balkanların merkezinde olması ve etnik çeşitlilikten kaynaklanan sebeplerle oldukça hassas bir pozisyondadır. Osmanlı Devleti Makedonya topraklarına birçok açıdan önem veriyordu. Makedonya’nın ekonomik durumu, coğrafi konumunun da sağladığı avantajla oldukça iyiydi. Tarımsal verimlilik, ticaret ve sanayiyi de peşinde sürüklediği için Osmanlı coğrafyasının diğer bölgelerine göre öne çıkıyordu. Tarıma dayalı ürünleri, tüketim alanları ve pazar bölgelerine taşımak için mesafe yakınlığı avantajı yanında, yolların kalitesi elverişli ve müsaitti. Ancak güvenlik sorunları bölgenin gelişimini olumsuz yönde etkiliyordu. Özellikle çeteler, Müslüman tarım ve ticaretini sindirmek için planlı faaliyetlerde bulunuyorlardı.

Osmanlı Devleti’nin güç kaybı ve XIX. yüzyıldan itibaren artan savaşlar, Avrupa tarihinde kısaca “Doğu Sorunu” olarak adlandırılmakta idi. Ancak gerçekte sorun Osmanlı topraklarının nasıl paylaşılacağı idi. Bunun en belirgin özelliği de Makedonya’da görülmekteydi. Daha önce Balkanlarda Sırbistan, Yunanistan ve Bulgaristan’ın bağımsızlığını kazanması, yine aynı devletlerce burada yayılmacı emeller beslenmesine sebep olmuştur.

Avrupalı güçlerin her biri Makedonya ile kendi çıkarları çerçevesinde ilgileniyordu. Bu ülkelerden biri olan İngiltere, bölge ile siyasi ve ekonomik çıkarları doğrultusunda ilgileniyordu. Fransa, ulusçuluk akımlarının doğduğu ülke olarak Osmanlı toprakları ve özellikle Balkanlar’daki dengenin diğer önemli bir parçasıydı. Rusya ise, savaşı ve din kozunu (özellikle Ortodoksluğu) en çok kullanan kuzeydeki temel güçtü. AvusturyaMacaristan ise, Makedonya’yı doğal genişleme alanı olarak görmesi yanında, Osmanlı gibi çok uluslu olması nedeniyle bölgeyle yakından ilgilenmekteydi. Doğu Rumeli, Ermeni ve Girit olayları Makedonya’yı doğrudan etkiledi. Makedonya’da gelişen hadiselerden dolayı bazı tedbirler alması üzerine Osmanlı Devleti Avrupalı devletler tarafından uyarıldı. Kaçınılmaz olarak bu uyarı, bölgedeki ayrılıkçı çete ve isyancıları körükleyen bir etki yapmaktaydı.

Osmanlı Devleti’nce Makedonya bölgesine uygulanacak reform paketi, Avrupalı devletleri pek de memnun etmemişti. “ Viyana Reform Programı ” diye adlandırılan Rusya ve Avusturya yeni bir program ileri sürmüştü.21 Şubat 1903’te sunulan bu programla Avrupalı devletlerin müdahale hakkı doğmuştur. Bu ıslahatların içinde; Osmanlı Devleti’nin askeri müdahalesine yönelik belirli sınırlamalar getiriyordu:

  • Avrupa devletlerinin denetiminde bir genel müfettiş atanması,
  • Genel af ilanı,
  • Polis ve jandarmanın yabancı uzmanlar tarafından eğitimi,
  • Asayiş kuvvetlerinin ve kır bekçilerinin Müslüman ve Hıristiyanların nüfus oranına göre tayini gibi maddeleri içeriyordu. Fakat bölgede istikrarı sağlamak isteyen II. Abdülhamid bu tasarıyı kabul etmiştir. Fakat yine de olaylar yatışmayıp, bölgede birçok ayaklanmalar yaşanmıştır.

Makedonya sorunu Avrupa diplomasisinde öncelikli bir konu olmuştur. 1903 yılı Eylül ayı sonlarında Rus Çarı II. Nikola ve Avusturya Macaristan İmparatoru Franz Josef, Viyana yakınlarındaki Mürzsteg kentinde buluşarak aralarında olmayan İngiltere, Fransa ve İtalya’nın da bölgesel çıkarlarını gözeten bir antlaşmaya imza attılar. Çok yönlü çıkarları yansıtan, siyasi ve askeri açılardan vesayetler içeren ve çok sayıda muğlak ifadeleri barındıran bu antlaşma bölgenin Osmanlı Devleti’nden ayrılması için bütün gayretlerin ortaya konduğu bir antlaşmadır.

Rumeli Genel Müfettişliği görevinde altı yıl kalan Hüseyin Hilmi Paşa (1855-1923), kariyerinin en parlak başarılarını buradaki hizmet yıllarında kazandı. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Rumeli Müfettişliği kaldırıldığı için Hüseyin Hilmi Paşa’nın görevi de bitti.

Osmanlı Devleti’nin iç siyasî gelişmeleri, ayrılıkçı unsurların giderek büyümesi, gelişen isyanlar ve Balkan Savaşları ise, bölgede Osmanlı hâkimiyetinin sonunu getirmiştir.