Ünite 1: Osmanlı Beyliği’nin Kuruluşu

Batı Anadolu Uç Bölgesinin Doğuşu

1071 yılında Anadolu’nun kapılarının Türklere açılmasıyla birlikte Türk akınları başlamıştır. Bizanslılar kendilerini doğudan gelen akınlara karşı korumak için Balkanlara geçmek isterken yakaladıkları Türk boylarını uç bölgesi denen sınır bölgelerine yerleştirmişlerdir. Uç, genel anlamda rakip devletler, özel anlamda ise Bizans sınırında oluşan, dini unsurlarla örülü küçük siyasi-askeri yapı ve bununla oluşan yaşam tarzıdır. Selçuklu Devleti’nin dağılmasıyla birlikte halk, baskılar sonucu gruplar halinde batıya doğru göç etmeye başlamıştır. Bu boylardan bazıları Babaî İsyanı denilen Anadolu Selçukluları döneminde 1240 yılında gayri sünnî tasavvufî hareketin lideri Baba İlyas tarafından çıkarılan isyana katılmıştır. Bu boyların onlara manevi güç sağlayan dini önderleri bulunuyordu ve onlar cihat-gaza prensibi ile hareket ediyorlardı. Cihat-Gaza, din için yapılan savaş ve Osmanlılarda bir fetih ideoloji haline gelen terimdir. Uç denilen kesimde bir yandan geleneksel olarak hayat tarzlarını sürdüren, öte yandan yine kendi anlayışlarıyla şekillendirdikleri dini motifleri manevi idealle süsleyen, Bizans topraklarına akınlar yaparak elde edilen ganimeti siyasi kudret için gerekli olan iktisadi gücün kaynağı haline getiren yeni siyasi yapılanmalar ortaya çıkmıştır. Bu topluluklar sanatkârlar, çiftçiler, tacirler gibi unsurları barındırdığından, siyasi bir yapı kısa sürede oluşturulabilmiştir. 13. y.y. sonlarında müstakil ve yarı müstakil hale gelecek olan Karamanoğulları üstün bir mevki kazanmıştır. Karamanoğulları: 1256-1474 yılları arasında Konya, Niğde, Karaman, İç İli, Taşili ve Alanya yörelerinde hüküm süren Türk beyliğidir. Diğer beylikler üzerinde üstünlük iddiasında bulunarak Osmanlı beyliği ile devamlı rekabet halinde olmuşlardır. Kendilerini Selçukluların varisi olarak görmüşlerdir. Bunun dışında Germiyanoğulları ve Candaroğulları da bu dönemde göze çarpan önemli figürler oluşlardır. Bu dönemde Osmanlılar da yavaş yavaş siyasi şartların ve jeopolitik durumun kendisine sağladığı avantajlarla yükselmeye ve dikkat çekmeye başladı. Bulundukları alan Selçuklu Sultanı İzzeddin Keykavus’a bağlı Türkmen liderlerinin hükmü altındaki askeri nitelikleri öne çıkan kalabalık Türkmen boylarının yerleştiği yerdi. II. İzzeddin Keykâvus, Anadolu Selçuklu sultanı, II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in büyük oğlu olup Moğolları Anadolu’dan çıkarmak için Türkmen gruplarına dayalı olarak mücadele etti. 1246- 1249 arasında tek başına, 1249-1262 arasında ise kardeşi IV. Kılıçaslan ile birlikte hüküm sürdü. 1260’lı yıllarda Keykavus’un Bizans’a sığınışı, oradan Kırım’a sevki, ona bağlı Türkmen gruplarının buralarda toplanmasına vesile olmuştu.

İlk Osmanlılar

Malazgirt Meydan Muharebesi’nin ardından Türkmen/Oğuz boylarının Anadolu’ya göçleri ile Anadolu toprakları hızlı bir Türkleşme sürecine girmiştir. Bu ifade sadece İslam dinini kabul etmeyi içermemekte, etnik olarak da geçerliliğini göstermektedir. Osmanlı kronikleri dışında Bizans kaynakları da Osmanlı tarihinin nasıl başladığını, bu imparatorluğu kuran hanedanın kökenini de açıklamada eksikliklere sahiptir. Kronik, döneminde kaleme alınmış olan ve olayları zaman dilimini dikkate alarak anlatan tarihler anlamında kullanılmıştır. Osmanlı kronikleri/tarihleri XV. yüzyılın ortalarından itibaren daha düzenli olarak tutulmaya başlanmıştır. Osmanlı tarihinin bu safhası farklı kaynaklardan karşılaştırmalar yapılarak aydınlatılmaya çalışılmaktadır.

Osmanlı Beyliği’nin Kuruluşu ve Osman Bey

Tarihi şahsiyet olarak çağdaş bir Bizans kaynağında adı geçen Osman Bey’in dışında onun ataları, bulunduğu yere gelişi, beyliğin teşekkülü konusunda net bilgiler yoktur. Bazı tarihçiler Osman Bey’in atalarının çıkış noktasını Mahan’a yani İran’ın güneyinde bulunan Kirman eyaletinde yer alan şehre bağlarken bir kısmı da Ahlat’a yani Van Gölü’nün batı kıyısında yer alan ve günümüzde Bitlis’e bağlı olan ilçeye bağlar. Ahlat, hem Harezm bölgesinden hem de daha önce buralara gelmiş olan Türkmen topluluklarının iskânına sahne olmuştur. Harezm bölgesi, Özbekistan-Kazakistan sınırında bulunan Aral gölünün güneyinde uzanan topraklardır. Burada kurulan Türk-İslam devletine de Harezmşahlar denir. 1097-1231 yıllarına kadar hüküm sürmüş bu devletin son büyük hükümdarı Celaleddin Harezmşah olup Cengiz Han’a karşı yaptığı mücadele ile tanınır.

Osmanlıların ataları Ertuğrul Bey liderliğinde AnkaraKaracadağ yoluyla Söğüt’e gelmişlerdir. İlk Osmanlılardan tespit edilebilen ve üzerlerinde belirli bir mutabakat oluşan üç sima; Gündüz Alp-Ertuğrul ve Osman Bey’dir. Bu dönemin tek çağdaş tarih kitabında Osmanlılardan bir tek Osman Bey’in adı geçer ve bu da Osman Bey’in tarihi bir şahsiyet olduğunu anlamamızı sağlar. Osman Bey’in tarihi bir şahsiyet olarak Kayı boyuna mensup olduğuna Osmanlı kaynakları ittifak etmektedir. Kayı boyu, tarihî geleneğe göre Osmanlı hanedanının bağlı olduğuna inanılan 24 Oğuz boyundan biridir. Bu boyun diğer boylara göre üstün olduğu iddiası ileri sürülmüştür. 15. ve 16. asra ait tahrir defterlerine yansıyan bilgiler, Osmanlıların ortaya çıktığı ana coğrafyada (Bursa-Eskişehir-Bolu hattı) Kayıların açık izlerini gösterir. Tahrir defteri, Osmanlı mali sisteminde vergiye esas olan varlıkların sayımı yapılarak düzenlenen defterleridir. Bunlarda şehir ve köylerin adları, buralarda yaşayan vergi mükellefi erkek nüfusun isimleri, vergi kaynaklarının dökümü kaydedilir. Bu defterler Osmanlı sosyal ve ekonomik tarihini aydınlatan çok önemli tarihi belgelerdir. Osman Bey’in ilk teşkilatın Türkmen boy sisteminin bir yansımasıdır. Parçalara ayrılan boylar “bölük” denilen savaşçı grupları oluşturmuştur. Divan, bölük, tir, küçük askeri bölgeleri ifade eder. Zamanla bu bölgeler coğrafi bir bütün sayılarak küçük idari birim olarak kabul edilmiş; nahiye, vilâyet gibi adlarla da anılmıştır. Tir kelimesi Farsça olup Türkçe ok demektir ve boy teşkilatlanmasını ifade eder. Osman Bey, başarılı bir komutan olarak kendini halkına ve daha sonra diğer komutanlara kabul ettirerek, onun etrafında toplanmalarına neden olmuştur. Osmanlıların Eskişehir’den Bursa hattına kadar uzanan ve biraz kuzey yönüne kayan sahada faaliyet göstermeye başlaması, Osmanlı kaynaklarında daha ziyade Selçuklu Sultanı Alaeddin ile Ertuğrul yahut Osman’ın bu bölgedeki müşterek askeri harekatıyla irtibatlandırılır. Karacahisar’ın fethi Osmanlı tarihlerinde devletin ortaya çıkışının ve Selçuklu Sultanı ile olan bağın temeli, dönüm noktası olarak ele alınır. Eskişehir yakınlarında önemli bir kale/şehir durumunda olan Karacahisar, Osmanlı tarih geleneğinde Osmanlı Beyliği’nin Anadolu’da ilk ele geçirdiği ve bağımsızlığını ilan ettiği yer olarak gösterilir.

Osmanlı Beyliği’nin Kuruluş Yıllarında Anadolu’da Siyasi Ortam

Özellikle 1243’teki Kösedağ savaşından sonra Anadolu Selçuklu Devleti’nin parçalanmaya başlamasıyla, ülke ikiye ayrıldı ve İznik dolayına gelen Türkmenlerin bir kısmı sınır boylarında kaldı, bir bölümü Rumeli’ye geçirildi. Bu olay Osmanlıların hangi güçlere dayandıklarını açıklamaktadır. Moğolların giderek artan baskıları sonucu karmaşıklaşan bir ortamda 1299-1301 yıllarında hem Osman Bey hem de diğer uç beyleri özellikle Bizans sınırlarında akınlarını daha da sıklaştırdı. Osman Bey bu yeni oluşan siyasi ve sosyal ortamdan istifade etti. Bizanslılar Türklere karşı harekete geçmek için asker bulmakta çok zorlandığı bir devrede, 1302 yılı başında Moğolların önünden Tuna’dan aşağı kaçan ve aileleriyle birlikte sayıları 15.000’i bulan Alan guruplarından istifade etmek ve onları Batı Anadolu’da Türklere karşı savaşmak için kullanmak istediler. Alanlar, Bizans ordusunda paralı asker olarak hizmet gören, İskitSarmat kökenli Kafkas halklarındandır. 1302 baharında imparatorun oğlu IX. Mikael Manisa bölgesinde Türklerle yaptığı mücadeleye katılan Alanlar, daha sonra 1302 Temmuzunda Sakarya ırmağı boyunda uzanan sınırın savunmasına yardım etmek üzere görevlendirildiler ve bu bölgede muhtemelen Osman Bey’in de dâhil bulunduğu Türkler tarafından geri püskürtüldüler.

Osmanlı Beyliği’nin İlk Siyasi-Askeri Faaliyetleri

Osman Bey’in dayandığı değişik kökenden savaşçı grupları onun henüz belirginleşen siyasi kimliğinin oluşmasında önemli rol oynamıştır. Bafeus savaşı sonrası Osmanlı Beyliği’nin bir siyasi teşekkül haline geldiği genel olarak kabul edilmektedir. Osman Bey Bafeus savaşı sırasında ve sonrasında civarındaki Bizanslı feodal beylerle amansız bir mücadeleye girmek yerine onlarla genellikle iyi geçinip bölgedeki durumunu kuvvetlendirdi. Bafeus savaşından sonra Osman Bey, Melangeia’yı ele geçirerek burayı hareket üssü yaptı. Melangeia’nın Yenişehir olabileceği üzerinde durulmuştur. Ancak son araştırmalarda Pamukova’nın üst kesimindeki Paşalar mevkiinde bulunduğu iddia edilir. Osman Bey Sakarya’dan Boğaz’a ve kuzeyde Karadeniz kıyısına kadar çok geniş bir bölgenin kontrolünü ele geçirmiştir. Bu dönemle ilgili tarihi kaynaklar az ve güvenilmez olmakla birlikte Âşıkpaşazade’nin tarihinin içinde yer alan ve ilk dönemlere ait en önemli kaynak olan Yahşi Fakih Menakıbnamesi, Osman Bey’in bölgedeki faaliyetleri hakkında nispeten ayrıntılı bilgiler verir. Bu eser Orhan Bey’in imamının oğlu tarafından kaleme alınmış olup orijinal nüshası henüz bulunmamıştır. Fakat bunun bilgilerini Âşıkpaşazade eserine almış gözükmektedir. Kısaca Osman Bey 1285’te aşiretiyle Söğüt-Domaniç arasında faaliyet göstermektedir. 1285- 1299 arasında Göynük, Gölpazarı, Bilecik, Yarhisar, Yenişehir, İnegöl’de hâkimiyet kurmuştur. Osman Bey’in 1324’te vefatı, oğlu Orhan’ın iki sene sonra Bursa’nın fethiyle Osmanlı Beyliği’nin teşekkül aşaması tamamlanmış oldu. Bursa’nın fethinden sonra İznik ablukasına hız verildi. Orhan Bey, Bizans ordusunu bugünkü Gebze dolaylarındaki Pelekanon’da mağlup ederek Bizans İmparatorluğunu haraçgüzarı haline getirmiştir. Haraç vermekle yükümlü Osmanlı tebaası olan gayri müslimler için kullanılan haraçgüzar tabiri daha geniş olarak Osmanlı Devleti’nin hakimiyetini kabul eden ve her yıl belirli bir vergi ödeyen hıristiyan beylik, devlet ve ülkeleri ifade eder.

Osmanlıların Anadolu Beylikleri İçindeki Konumu

Osmanlıların, diğer Türkmen beylikleri arasında ayrı bir önemi vardır. 1317’de Anadolu’ya idareci olarak gönderilen Timurtaş’ın sebep olduğu karışıklık Anadolu üzerindeki İlhanlı gücünü esaslı bir şekilde sarstı ve bu sayede bütün diğer uç beyleri gibi Osmanlılar da oldukça rahatladı. Osman Bey’in bir siyasi oluşumun lideri haline gelişinden Orhan Bey’in Bursa’yı alışına kadar geçen süre içinde ilk ilişkilerin yakın çevredeki Çobanoğulları, Bolu yöresindeki küçük beylikler, Germiyanoğulları ve Karesi beyliği ile olduğu söylenebilir. Orhan Bey’in Bursa’yı alışından sonra bir taraftan Marmara sahillerine bir taraftan Gelibolu yarımadasına ulaşma yolunda, diğer taraftan da yakın bölgelerdeki Türkmen beyliklerine yönelik yeni bir siyasi anlayışın oluştuğu görülmektedir. Osmanlı Beyliği ilişkileri sonucu öğrendiği gaza anlayışını benimsedi. Fakat bu anlayış katı bir sürekli savaş değil, daha yumuşak bir tarzda Osmanlı idaresine meylettirmek anlamındaki, istimalet denilen bir uygulamayla kendisini gösterdi. İstimalet, Osmanlıların, fethettikleri bölgelerdeki gayrimüslim ahaliyi kendi yönetimlerine çabuk ısındırabilmek için himaye etmek, dinî serbestiyet vermek ve vergi muafiyeti tanımak gibi uyguladıkları politikayı ifade eder. Orhan Bey’in kazandığı şöhret, komşu beyliklerin alt yapılarının kazanılmasında etkili olmuştur. Balıkesir merkezli Bergama’ya ve Ege denizine ulaşan bir coğrafyada yer alan Karesi ilinin ilhakını kaynaklar, beyinin ölümü üzerine beyliğin ikiye parçalanmasına, hanedan mensuplarının bir mücadele içine girmeleri ve bu mücadeleden Osmanlıların yararlanmasına bağlarlar. 1345-1346’da Karesi ili tamamıyla Osmanlı idaresi altına girmiştir. İl/el tabiri bugünkü idari anlamında değil daha çok bölge, vilayet anlamında kullanılır. İbn Battuta bizzat ziyaret ettiği Anadolu beylikleri hakkında bilgi verirken Orhan Bey’i Türkmen beylerinin ulusu olarak anar, sürekli hareket halinde olan kuvvetli bir askeri gücünün olduğunu bildirir. İbn Battuta, Fas’ın Tanca şehrinde doğan ve 1325 yılında seyahate çıkarak dünyanın pek çok yerini dolaşan meşhur seyyahtır. Kaleme aldığı Seyahatnamesi özellikle Anadolu beylikleri hakkında çok değerli bilgiler verir. İbn Fazlullah el-Ömeri de Osmanlıların Hıristiyanlara karşı savaşarak şöhret kazandıklarını aktarmıştır. El-Ömeri, Mısır’da Memlükler döneminde eserini kaleme almış olup seyyah değildir. Anadolu hakkındaki bilgileri iki sözlü kaynaktan aktarmıştır. 1350’li yıllardan itibaren Osmanlılar bir taraftan Bursa-İznik merkezli olarak güneye Batı Anadolu yönüne, diğer taraftan Kastamonu bölgesine ve Bolu istikametinde Ankara’ya uzanan kesimde önemli bir alanı nüfuzu altında bulunduran bir beylik olarak ön plana çıkmıştır. En doğuda Ankara’ya daha Orhan Bey döneminde oldukça erken bir tarihte uzanılmış olması (1354), Orta Anadolu’ya yönelik Osmanlı hedefinin ilk önemli müjdecisidir.