Ünite 1: Ortadoğu Tarihine Giriş

Ortadoğu Tarihine Giriş

Ortadoğu tanımı coğrafi bir tanım olmayıp siyasi bir tanımdır. Ortadoğu kavramı din olarak Müslüman kuşağı, etnik olarak da çoğunlukla Arap, Fars ve Türk nüfusunun yaşadığı bölgeleri ifade etmektedir. Elbette bu etnik kimlikler arasında Berberî, Kürt, Çerkez vs. gibi guruplar da bulunmaktadır. Bu coğrafyada Müslüman olmayan kuşağı temsil eden ülke İsrail iken farklı etnik kökeni temsil eden ülke ise Pakistan’dır.

Bölge jeopolitik açıdan da ayrı bir öneme sahiptir. Jeopolitik; coğrafya ve tarihin belirlediği ilişkilerdir. Devletlerin dış politika davranışlarını, ülkelerin coğrafi konumu, fiziki çevresi, sahip olduğu kaynaklar, geçiş yolları vs. ile ilişkilendiren yaklaşımdır. Kısaca bir bölgenin coğrafyası ve orada gelişen tarih, o bölgenin jeopolitiğini belirleyen dinamiklerdir. Bu kavram ilk defa İsveçli Kjellen (1864-1922) tarafından kullanıldı ve Halford MacKinder (1860-1947) tarafından geliştirildi.

Yahudilik, Hristiyanlık, İslamiyet gibi semavi dinlerin doğduğu yer olması, bu dinlerin kutsal mekanlarının burada bulunması, şehirleşmenin ilk defa bu coğrafyada ortaya çıkmış olması, kara, deniz ve hava yolu olarak birçok bölgeyi birbirine bağlıyor olması bu önemi arttırmaktadır. Bölge de tek başına Arap dünyası, dünya enerji kaynağının %60’tan fazlasına sahipken, İslam dünyası ele alındığında bu oran %75’i geçmektedir. Bu durum Ortadoğu’nun önemini arttırmakla beraber bölgeyi bir çatışma haline de çevirmektedir.

Ortadoğu’yu anlayabilmek için iki önemli husus bulunmaktadır:

  • İç Dinamikler
  • Dış Dinamikler

İç Dinamikler: Arap yarımadası ve Suriye çöllerinde yaşayan halk, kuraklıktan dolayı oldukça zor bir hayata mecburdu ve insanlar göçebe (bedevi) bir hayat sürmek zorundaydılar. Elverişli vahaların bulunduğu Uman, Orta ve Doğu Arabistan’da ise yerleşik (Hazari) hayatın gelişmesi mümkündü.

Bedevi: Çöllerde hayatlarını göçebe olarak geçiren guruplardır. En temel bağları kan (aile/akraba) bağıdır. Ailelerin oluşturduğu kabile en üst siyasi yapılarıdır. Basit bir hayat sürerler, fakat katı geleneksel kurallara sahiptirler. İhtiyaç duymadıkça meskûn mahallere gelmezler. Yerleşik hayata ve ziraata karşıdırlar. Mümkün olduğunca, bağlı bulundukları devletin kontrolünden uzak yaşamayı tercih ederler.

Hazari: Bedevilerin aksine çöllerdeki vahalarda yerleşik hayatı benimsemiş guruplardır. Kan bağı ve kabile bağları konusunda bedeviler gibi olmakla birlikte bunlar ziraat ve ticaret ile uğraşırlar. En büyük sorunları bedevilerin yaptıkları yağmalardır. Bu yağmadan kurtulabilmek için bedevilere “ihave” adıyla bir “kardeşlik vergisi” öderler.

Dış Dinamikler: Bölge İslam’dan önce iki büyük İmparatorluğun etkisi altındaydı:

  • Roma ve
  • Sasani İmparatorluğu.

Ancak bu güçler bölgenin geleceği üzerinde etkide bulunabilecek güçte değillerdi. İslamiyet’in kabul edilmesi, Hz. Muhammet’in önderliği, halife dönemi bölgenin şekillenmesinde önemli bir yere sahiptir. Hz. Osman döneminde başlayan iç karışıklıklar Hz. Ali döneminde de devam etmiş ve bölgede başka bir dönemin başlangıcı olmuştur. Hz. Ali ve Muaviye arasında yaşanan çekişmeler sırasında en net davranışı hariciler sergilemiştir.

Hariciler; Hz. Ali ve Muaviye arasında çıkan ihtilafta, iki tarafın hakeme başvurmasını reddeden guruplara verilen isimdir. Zamanla bir inanç biçimine dönüştü. Hz. Peygamber soyuna (Seyyidlere) bağlılıkları olmakla birlikte Şiilikten farklı bir doktrin geliştirdiler. Özellikle Kuzey Afrika’da İslamın yayılmasında etkili oldular. Bugün daha ziyade Uman ve kısmen Libya’da (Cebel Nefusa’da) varlıklarını İbadilik adı altında sürdürmektedirler.

Bölgede devlet merkezini Şam’a taşıyan Emeviler ardından merkezi Bağdat’a taşıyan Abbasiler ortaya çıkmış ve bölgenin kaderi üzerinde söz hakkına sahip olmuşlardır.

Ortadoğu Tarihinde Türkler ve Osmanlı Barışı

Selçuklular ve Memlüklüler

Emevilerin son dönemlerinde, Abbasî ihtilalinde etkin olan Türkler Ortadoğu’da varlıklarını hissettirmeye başladılar. Selçuklular ve Memlüklüler coğrafyada kendilerini göstererek bölge tarihinde Türklerin yerini, İslam’ın gücünü göstermiştir.

Osmanlı Barışı(Pax Ottomana)

İstanbul’un fethinden sonra Müslüman dünyasının güç merkezi konusunda rekabet başlamış ve merkez İstanbul olmuştur. Osmanlı Devleti batıda doğal sınırlarına ulaştıktan sonra doğuya yöneldi. Osmanlı Devleti giderek Arap coğrafyasında hakimiyetini genişletti ve sonuçta 17. ve 18. yüzyıllarda Osmanlı Barışı egemen oldu. 18. yüzyıldan itibaren yerel gelirlerin bu idarenin aynen sürdürülmesine yetmemesi idareye mahalli güçlerin karıştırılmasına yol açtı. Bu durum merkezden kopuşları beraberinde getirdi. Bu süreç bölge halkının Avrupai düşünce ile tanışmasına yol açtı. Batı’dan yükselen etnik ve dini milliyetçilikler Osmanlıya karşı hoşnutsuzluğa yol açtı.

Yirminci yüzyılın başında Balkanlardan geri çekilmek zorunda kalan Osmanlı Devleti buna rağmen dünyanın en büyük güçlerinden biriydi. Jeopolitik konumu, petrol yataklarına sahip olması da diğer emperyalist ülkelerin Osmanlı devleti üzerinde plan yapmalarına neden oluyordu. Birinci dünya savaşı öncesinde ülkenin Arap coğrafyasını kapsayan güney bölümünün bir kısmı fiilen işgal altında olsa bile, büyük bölümü hala Osmanlı egemenliğindeydi.

Ortadoğu kavramını ve bugünkü Ortadoğu’yu meydana getiren süreç birinci dünya savaşıdır. Savaş Avrupalı Devletler arasındaki rekabete dayalı gibi olsa da hedef Osmanlı egemenliğindeki topraklardı. İngilizler ve Fransızlar arasındaki Sykes-Picot Antlaşması ile bu toprakları aralarında paylaştılar. Bu paylaşım İngiliz sınırlarında yer alan Filistin bölgesinde yeni bir siyasi alan oluşturdu. Burada bulunan kutsal mekanlar göz önüne alınarak Filistin’in uluslararası bölge olması kararlaştırıldı. Filistin de “Yahudi Yurdu”nun kurulması vaadi bugün de yaşanan Arap-İsrail sorununa yol açtı.

Manda Yönetimleri

Birinci dünya savaşı sonrasında değişen güç dengeleri sonucunda Osmanlı Devletinden koparılan Arap halklarının galip devletlerin mandası altına girmesi benimsendi. Bu durum İngilizler ve Fransızlar ile Amerikalıları karşı karşıya getirdi. Bu süreçteki tartışmalar manda himayesini resmileştiren San-Remo Konferansının alt yapısını oluşturdu. Suriye ve Lübnan Fransız, Irak ve Filistin İngiliz mandasına bırakıldı. Türkiye’nin durumu Sevr ile çizilecekti ancak Milli Mücadele bu anlaşmayı boşa çıkardı.

Etnik-Dini Yapı ve Çatışma Alanları

Etnik Yapı

Ortadoğu coğrafyası zengin etnik çeşitliliğe sahiptir. İslam’ın bu coğrafyadaki gücü Arapça ile yayılmış olması burada yaşayan halklar arasında bir bağın kurulmasını sağlamıştır. Bölgede Arapçadan sonra en çok konuşulan dil Türkçedir. Ayrıca bölgede Farsça ve Kürtçe de konuşulmaktadır. Farklı etnik kimliklerin birbiri ile olan yakınlaşmaları din üzerinden şekillenmektedir. Bu nedenle azınlık tanımı batılıların tanımına uymamaktadır.

Soğuk Savaş: Başını ABD’nin çektiği Batı Bloğu ile Sovyetler Birliği’nin çektiği Doğu Bloğu arasında, 1947 ile 1991 yılları arasında süren uluslar arası siyasi, ideolojik ve askeri gerilim dönemi.

Azınlık: Bir ülkeden çoğunluğun içinde yaşayan ve etnik kökeni, dili, kültürü ve dini bakımından büyük kesimden ayrılan daha küçük gruplara verilen isimdir.

Bölgede bulunan etnik gruplar;

  1. Türkler,
  2. Kürtler,
  3. Çerkezler,
  4. Farslar ve
  5. Araplardır.

Dini Çeşitlilik

Gerek semavi gerekse semavi olmayan dinler bu coğrafyada ortaya çıktı ve günümüze kadar ulaştı, bu nedenle dini çeşitlilik oldukça fazladır. Bölgede çoğunluğun bağlı olduğu din İslam’dır. Daha sonra ise Hıristiyanlık ve Yahudilik gelmektedir.

Bölgede çeşitli dinlerden hareketle yeni inanç şekli olarak heteredoks gruplar da ortaya çıkmıştır. Bu gruplar arasında;

  • Yezidilik,
  • Zerdüştlük/Zoroastrianizm ve
  • Sabiilik vardır.

Yezidilik: Kökü Emeviler zamanına kadar indirilen ve İslam ile putperest inançların karışımından meydana gelen bir dindir. Melek Taus diye isimlendirdikleri Şeytan’a tapmaları ile tanınmışlardır. Suriye’de ortaya çıkmasına rağmen Kuzeybatı Irak’ta Sincar dağlarında Kürtler arasında gelişmiştir. Bugün ağırlıklı olarak Irak’ta yaşamakta olup yeni Irak anayasasında da kabul edilen etno-dini bir gruptur.

Zerdüştlük/Zoroastrianizm: Monoteist bir inanç biçimi olup Zerdüşt’ün öğretilerini içermektedir. Sasaniler döneminde etkin olan bu inanç sistemi bugün İran’da Yezd ve Kirman bölgesi ile Gabariler arasında yaşamaktadır. Pek çoğu Hindistan’a göç ederek Parsi topluluğunu oluşturdular. Kutsal kitapları Zend Avesta’dır.

Sabiilik: Aydınlık ile karanlık arasındaki dualizme dayandırdıkları inanç sistemlerinde, maddi evrenin dolayısıyla bedenin de kötü olduğuna inanırlar. Ruhun beden hapishanesinde olduğunu kabul ederler. Genellikle İran’ın Ahvaz ve Hurremşehr bölgesi ile Irak’ta Ammara, Bağdat ve Basra gibi bölgelerde yaşamaktadırlar. Mandiler olarak da tanınırlar.

Diğer Sorunlar ve Çatışma Alanları

Bölge Jeopolitik önemi ve sahip olduğu petrol kaynakları açısından tarih boyunca güç savaşlarının ve çatışmaların merkezi konumunda olmuştur.

Sınırlar: Birinci Dünya Savaşından sonra ortaya çıkan yeni devletler ve sınırlar yapay özellik taşımaktadır. Bugün Yemen-Suudi Arabistan, Irak-Kuveyt, Irak-İran, Kuzey-Güney Sudan, Birleşik Arap Emirlikleri-İran, Cezayir-Fas gibi ülkeler arasında çözüm bekleyen bir dizi sınır problemleri bulunmaktadır.

Milliyetçilik: Arapça konuşan ve kendini Arap hisseden grupların birleştirilmesi milliyetçilerin temel isteğidir. Bölgede kurumsal olarak panarabizmi (bütün Arapları birleştirme fikri) temsil eden Arap Birliği Teşkilatı, Bölgesel Birliği temsil eden Mağrıb Birliği (içinde Arap olmayan üyeler de var) zengin Körfez Ülkelerini temsil eden Körfez İşbirliği Teşkilatı gibi kuruluşlar kuruldu. Bu kuruluşlar arasındaki fikir ayrılıklar çatışmalara neden oldu. Bölgede giderek artan mezhep çatışmaları da yeni sorunların ortaya çıkmasına neden oldu.

Filistin Sorunu ve Arap-İsrail Çatışması: Ortadoğunun en canlı sorunudur. Dünya barışını da yakından ilgilendirmektedir.

Arap-İsrail Çatışmasının Kronolojisi şöyle sıralanabilir:

  • 1882 Filistin’e düzenli Yahudi göçlerinin başlaması
  • 1885 Siyonizm kavramının ortaya çıkışı
  • 1896 Theodor Herzl “Yahudi Devleti” kitabını yayımladı.
  • 1897 Birinci Siyonizm Kongresi
  • 1917 İsrail Devleti’nin kuruluşunu hazırlayan Balfour Deklarasyonu
  • 1920 Filistin’de İngiliz mandasının kurulması
  • 1936-39 Siyonist göçlere ve İngiliz mandasına karşı Arap ayaklanmaları
  • 1937-38 İngiliz komisyonunun Filistin’i ikiye bölme önerilerinin ortaya çıkması
  • 1939-45 II. Dünya Savaşı ve Yahudilerin Avrupa’da katliama uğramaları
  • 1946 Kudüs’te Yahudi militanlarının 91 kişinin ölümü ile sonuçlanan terör eylemi
  • 1947 Filistin meselesinin İngilizler tarafından BM’ye taşınması ve taksim planı
  • 1948 İsrail Devletinin ilan edilmesi
  • 1949 İsrail’in BM üyesi olması
  • 1964 Filistin Kurtuluş Örgütü’nün kuruluşu
  • 1967 Altı Gün Savaşları: İsrail’in Doğu Kudüs, Batı Şeria, Golan Tepeleri ve Gazze’yi işgal etmesi

Kaynakların Kullanımı: Bölgenin petrol bakımından zengin olması bazı çekişmelere yol açmaktadır. Gelir kaynaklarının büyük bir bölümü silahlanmaya harcanmaktadır. Su kaynakları bakımından fakir olması bu coğrafyanın diğer bir sorunudur. Türkiye, Suriye ve Irak arasında Dicle ve Fırat nehirlerinin suyunun kullanımı ile ilgili tartışmalar yaşanırken, İsrail önemli nehir kaynaklarına (Batı Şeria ve Golan) ve yeraltı sularına sahip olduğu için avantajlı durumdadır.

Arap Baharı : 2010 yılında Tunus’ta başlamış olup Yemen, Mısır, Libya ve Suriye’yi etkilemiş olan halk hareketidir. Ekonomik adaletsizlik, baskı ve sosyal adaletsizliklere karşı doğmuştur.