Ünite 2: Ortadoğu Tarihi’nde Haşimiler: Irak ve Ürdün

Ortadoğu Tarihi’nde Haşimiler

Haşimiler X. yüzyıldan XX. yüzyılın ilk çeyreğine kadar (1924) Mekke’nin yönetimini elinde bulunduran emirlerle, I. Dünya Savaşı’ndan sonra bir müddet Hicaz, Suriye, Irak ve halen Ürdün’de hüküm süren kralların mensup olduğu ailenin adıdır. Hz. Muhammed’in torunları olan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in soyundan gelen şerif ve seyyidler uzun zaman Mekke’yi yönettiler. Ancak X. yüzyıldan itibaren ise sadece Hz. Hasan’ın soyundan gelenler burayı yönettiler ve günümüze kadar da Hicaz ve Ortadoğu tarihinde önemli rol oynadılar.

Osmanlı sultanları Mekke-Medine ve hac yollarının olduğu bölgeyle hep yakından ilgilenmiştir. Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı Osmanlı topraklarına katması üzerine (1517), Mekke emiri Şerif Berekat bir heyet yollayarak Osmanlı hakimiyetini benimsediğini belirtti. Yavuz sultan Selim bunun üzerine Şerif Berekat’a Mekke emirliğini bırakmış ve pek çok altın ve hediye göndermiştir. Bu tarihten itibaren Mekke ve Medine’de hutbe Osmanlı padişahı adına okutulmuştur. Osmanlı sultanı en güçlü Müslüman lider olması sebebiyle halifelik görevini de üstlenmiş oluyordu.

Osmanlı devleti Haşimilere peygamber soyundan geldikleri için hep sayılı davranmış, aynı zamanda onları da Mekke emiri yaparak hem protokolde önemli bir yer vermiş hem de bölgeyi kontrol altında tutmada bir araç olarak kullanmıştır. Kendi içlerindeki ailevi tartışmalara çok müdahale etmemiş, geleneksel yöntemlerle sorunların çözümünü kabul etmiştir. Aileler arasındaki tartışmalarda daha güçlü ve bedeviler üzerinde daha nüfuzlu olan aileden yana olarak, emirliği o aileye vermiştir.

II. Meşrutiyet’ten sonra ansızın ölen Mekke emirinin yerine atanan Şerif Hüseyin b. Ali ise diğerlerinden farklı olarak çok hırslı bir kişilikti ve ittihatçıların tüm yurtta uyguladıkları standart anayasa ve merkezileşme politikalarından rahatsızlık duyuyordu. Çünkü bu standart yasalar ile Mekke emiri olarak ayrıcalıklı durumunu kaybetmişti. Özellikle 1914’te Vehip Bey’in Hicaz valisi olarak atanması ile Şerif Hüseyin’in rahatsızlığı iyice arttı. Çünkü Mekke Cidde üzerinden yönetilmekteydi ve Vehip Bey neredeyse Şerif Hüseyin’i yok sayarak hareket ediyordu.

I. Dünya Savaşı’nda Hicaz Bölgesi (Cidde-MekkeMedine ve civarı) üzerinde birtakım hesapları olan İngilizler Şerif Hüseyin’in isyan girişimini desteklediler. Şerif Hüseyin İngilizlerin desteği ile hilafeti Osmanlı’dan alınarak Haşimi ailesine verilmesini ve büyük bir Arap imparatorluğu kurmayı amaçlıyordu. 27 Haziran 19162da başlayan isyan T. Edward Lawrence gibi İngiliz ajanlarının da desteğiyle Osmanlı lojistik merkezlerine ciddi kayıplar verdirdi. Hicaz demiryolu da sabotaj eylemleri ile işlevsiz hale gelince, Osmanlı’nın bölge savunması ciddi darbe aldı.

Osmanlı askerlerinin Medine’den çekilmesi üzerine Hicaz’da kontrolü tamamen sağlayan Şerif Hüseyin kendisini Arap ülkeleri kralı ilan etmiş, fakat İtilaf devletleri onu sadece Hicaz kralı olarak tanımışlardır. Savaştan sonra da bu durum değişmeyince Şerif Hüseyin büyük hayal kırıklığına uğramış ve Hicaz Haşimi Krallığı ile yetinmiştir. 1924’te Türkiye’nin hilafeti kaldırması üzerine Şerif Hüseyin kendisini halife ilan etmiş, fakat muhaliflerinin tepkisiyle karşılaşmıştır. Muhaliflerinden Necid Emiri Abdülaziz b. Suud önce Mekke’yi ve sonra bütün Hicaz’ı ele geçirerek, Hicaz Haşimi Krallığı’na (1916-1925) son vermiştir.

Şerif Hüseyin’in oğlu olan ve Şam’ı alan Faysal; savaştan sonra toplanan Paris Barış Konferansı’na (1919) bütün Arapların temsilcisi olma iddiasıyla katılmış, fakat yalnızca Hicaz temsilcisi olarak kabul edilmiştir. Faysal ilk defa burada İngilizlerin kendisini kandırdığını anlamış ve bu tarihten sonra Mustafa Kemal’e işgalcilere karşı birlikte hareket etmeyi önermiştir. Fakat bu mümkün olmamıştır.

Konferans sonrası Emir Faysal Suriye’ye dönerek, Filistin ve Lübnan’ı da içine alan bölgede Büyük Suriye Kralı ilan edildi. Fakat bu durum 1920’de toplanan San Remo Konferansı’nda reddedilerek, Suriye ve Lübnan Fransız mandasına bırakıldı. İki taraf arasında yaşanan Meyselun Savaşı’ndan sonra Fransızlar Şam’ı işgal ederek ikinci Haşimi Krallığın da son vermiştir. Ancak İngilizlerin desteği ile Faysal 1921’de Irak’ta ve kardeşi Abdullah Ürdün’de kral edildiğinde yeni Haşimi Krallıkları kurulmuştur.

Tanımlanamayan Ülke: Irak

Irak, Arap yarımadasının kuzeydoğusunda yer alır. Topraklarının yaklaşık %40’ını çöller oluştursa da önemli petrol rezervleri ve tarım potansiyeline sahiptir. Önemli su kaynakları olan Fırat ve Dicle’den özellikle Fırat’ın Türkiye ve Suriye üzerinden Irak’a ulaşması su konusunda dışarıya bağımlı olmasına yola açmıştır.

Irak da diğer Ortadoğu ülkelerinde olduğu etnik ve dini çeşitliliğe sahip bir ülkedir. Arap, Kürt ve Türk etnik unsurlarının dışında daha ziyade dini farklılıkları ifade eden Keldani, Süryani, Ermeni, Musevi, Sabii (Mandei) ve Yezidiler bulunmaktadır. Sağlıklı bir nüfus sayımı olmamakla birlikte Şii nüfus Sünni nüfustan fazladır.

Gerçekte tarihi Irak bugünkü Irak’ın güney kesimidir. Ancak I. Dünya Savaşı sonrasında yapılan düzenlemelerle Irak ismi, Osmanlı Devleti’nin Musul, Bağdat ve Basra vilayetlerine verilmiştir.

Tarihçiler Osmanlı Devleti’nin Irak’taki varlığını üç devreye ayırırlar:

  • Doğrudan idarenin sürdüğü 1534-1704 dönemi,
  • Kölemen valilerin idaresindeki 1704-1831 dönemi,
  • Doğrudan Osmanlı idaresinin ikinci dönemi olan 1831-1923.

Osmanlı Devleti bedevileri yerleşik hayata geçirmek için yoğun faaliyetlerde bulunmuş ve Irak’ın imarı için pek çok çalışma yapmıştır. Diğer taraftan Basra bölgesindeki uluslararası rekabetin artmasıyla da Osmanlı Devleti’nin dikkati bölgeye daha çok çekilmiştir. Bölgede zengin petrol yataklarının bulunduğunun anlaşılması ile özellikle İngilizler bölgedeki nüfuzunu artırmaya, Osmanlı Devleti de buna karşı koymaya çalışmıştır.

I. Dünya Savaşı’nın başlamasının akabinde Londra’daki en önemli gündem Irak’ın geleceğiydi. Osmanlı Devleti’nin Kasım 1914’te savaşa girmesiyle de İngiltere fiili olarak Irak’ın işgaline başlamıştır. 1916 ortalarından itibaren Bağdat’a doğru harekete geçen İngiltere, Mart 1917’de Bağdat’ı işgal eti. Bu arada İngiltere müttefiklerini yaptıkları gizli anlaşmalarla Irak’ta (Musul hariç) manda yönetimi kurmaya ikna etmişti. Musul’da ise Fransa’nın gözü vardı.

Bölgede İngiliz mandası resmen 1920 San Remo Konferansından sonra kuruldu. Fakat kurulacak mandanın şekli ve Irak’ın idari taksimatı üzerinde İngiltere ile müttefikleri arasında yoğun tartışmalar yaşandı. İngiltere’nin temel arzusu Irak’ın bölünmesiydi. Bu isteğin temel sebebi Musul’un yeniden Türkiye’ye geçme ihtimaliydi. Irak halkının büyük bölümü geleceklerini Osmanlı devleti ile görüyorlardı ve bu isteklerini hem İstanbul hükümetine hem de Ankara’da oluşan BMM’ye ilettiler.

San Remo Konferansı sonrasında yaşananlar Irak’ın idaresinin çok da kolay olmayacağını İngilizlere göstermiştir. Şii bölgelerini teskin etmek için bölgenin ileri gelenlerine görevler verildi ancak Kerbela Necef’te başlayan ayaklanma iki ay kadar sürdü. Bu ayaklanmanın nedenleri Şii müçtehit Ayetullah Şirazi’nin “Müslüman olmayan bir hükümete bağlılığı isteyenlerin kafir olacağı” fetvasının yanında vergilerin üç katına çıkarılmış olması, İngilizlerin bölgedeki uygulamaları, işlerde yerli halk yerine Hintlilerin istihdam edilmesi sayılabilir. Aşiretlerinde katıldığı bu ayaklanma çok sayıda sivil ve askerin hayatına mal olmuştur.

Irak Haşimi Krallığı

İngiltere A. Wilson’u geri çekerek yerine Percy Cox’u görevlendirmek zorunda kaldı. P. Cox programını açıkladı ve buna göre İngiliz mandası devam edecekti ancak idare doğrudan değil dolaylı olacaktı. Hükümetin başkanı Irak’lı olacak ve hükümette İngilizler de bulunacaktı. Sonunda Şeyh Abdurrahman el Geylani başbakanlık için ikna edildi ve manda yönetiminin ilk hükümeti kurulmuş oldu. İngilizler stratejik noktalara kendi adamlarını getirerek tıpkı Mısır’da olduğu gibi bölgeyi perde arkasından idareye başladılar.

Suriye’de “Suriye Kongresi” Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’ın kral ilan etti. Bu gelişme, kardeşi Abdullah’ın da Irak’ta kral olmasını gündeme taşıdı. İngilizler bu görüşe sıcak bakmasa da bir süre sonra Fransızların Suriye’den çıkardıkları Faysal’ın kral olması gündeme geldi. Krallık için birçok kişinin adı geçse de yapılan Kahire toplantısında en uygun adayın Şerif Faysal olduğu kararlaştırıldı. T. E. Lawrence’ın da gayretleri ile ikna edildi. İngilizlerin desteği ile Şerif Faysal’ın kral ilan edilmesi ile 23 Ağustos 1921’de Irak Haşimi Krallığı kuruldu.

Kral Faysal İngilizlerle uyum içinde çalıştı ancak krallık kendisinde olsa bile otoritenin kendisinde olmadığının farkındaydı. Bu durum idare de bazı aksaklıklara neden oldu ve Irak ta İngiliz varlığından rahatsız olan guruplar yeniden toplanmaya başladılar ve sokaklar gösteri alanlarına döndü.

İngilizler, Haşimi Krallığı ile Irak’ın İngiliz mandasında 25 yıl süreyle kalmasına yönelik bir anlaşma imzaladılar. Bu durum İngilizlerin daha rahat hareket etmelerine neden oldu. Böylece Musul başta olmak üzere bölgenin de geleceği ile ilgili birçok plan yapmaya başladılar. Bu durum İngilizlere karşı olan muhalefeti arttırdığı gibi Musul meselesini de yeniden canlandırdı. İngilizler Lozan da Musul meselesinin çözümünü daha ileri bir tarihe erteletmeyi başardılar. Milletler Cemiyeti, Araştırma Komisyonunun raporuna uyarak Musul ile ilgili kararlar aldı, bu kararlar ile İngilizler için Musul üzerinde tehlike arz eden Türkiye devre dışı kaldı. İngilizler de kendileri için maliyetli olan mandadan vazgeçerek mandanın kaldırılmasına karar verdiler.

Kral Faysal 1922 manda anlaşmasını değiştiren, Irak’ın bağımsızlığını hazırlayan 1930 İngiliz-Irak anlaşmasını yaptı.

Irak Cumhuriyeti

Faysal’ın ölümü ile birlikte iktidar çekişmeleri başladı. Gazi’nin iktidar döneminde ayaklanmalar, askeri ihtilaller, kabine değişiklikleri ve İngilizlere karşı direnişler yaşandı. Gazi’nin ölümü sonrasında yerine kardeşi II. Faysal geçti yaşının küçük olması nedeniyle idare kral vekili Abdulillah tarafından sürdürüldü (1939-1953).

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Irak da yeni ideolojiler ve fikirler çıktı. Liberaller, solcular, komünistler sosyal hayatı etkilemeye başladı. Sovyet nüfusundan rahatsız olan Amerika bölgede çeşitli paktların oluşturulmasını istedi. Bağdat Paktı bu nedenle imzalanmıştır. Bölgede bu çekişmeler yaşanırken Baasçı fikirlerden etkilenen Hür subayların lideri Abdülkerim Kasım bir darbe yaptı. Böylece Irak Cumhuriyeti kuruldu.

Irak’ta 60’lı yıllar Arap Milliyetçiliğinin konuşulmasıyla geçti. İngilizler Kuveyt mandasını kaldıracaklarını belirtince Irak Kuveyt’in ilhakını istedi ve bu istek Arap dünyasından kopmasına neden oldu. Nasırcı ve Baasçı subaylar Abdülkerim Kasım’ı öldürerek yerine Abdüsselam Arif’i getirdiler. Nasırcı ve Baasçılar arasında bir çekişme başladı.

Irak, Arap-İsrail savaşı sırasında İsrail’e savaş ilan etti. Batılı ülkelere petrol satışını durdurması Irak’ın Batı’dan kopmasına ve Sovyetler ile yakınlaşmasına yol açtı.

Baas Partisi ve Saddam Hüseyin İdaresinde Irak

Saddam Hüseyin liderliğindeki Baasçılar, devlet başkanı Abdurrahman Arif’in etrafındaki kişileri yetki vaadiyle kandırarak darbe yaptılar. Baas partisi ve rejimi yönetimi ele geçirdi. 72/75 yılları arasında Irak yabancı şirketleri millileştirdi, 73 petrol krizinde büyük gelir elde etti. Siyasi hayatına 1959 yılında başlayan Saddam Hüseyin’in popülerliği giderek arttı ve devlet başkanı Hasan el Bakr’ın şüpheli ölümü ile 16 Temmuz 1979’da Devlet Başkanlığı’na seçildi.

Amerika’nın Körfez Politikaları ve Irak

İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan güvenlik problemi ve petrol kaynaklarının dağılımının nasıl olacağı sorunu Amerika’yı bölgeye çekti. Amerika bölgede gizli anlaşmalar yaparken aynı zamanda Sovyetler Birliği de bölgede bir takım faaliyetlerde bulunuyordu. Sovyetlerin stratejileri ve özellikle Kuzey Atlantik Paktı’nın oluşturulması İran’da Amerika’nın prestijini arttırdı.

1957’de Eisenhower doktrininin(bu doktrin komünizmin açık tehlikesine karşı Ortadoğu ülkelerini korumayı taahhüt eder) açıklanmasından sonra Arap ülkeleri;

  • Amerika ve
  • Sovyet yanlısı olarak ikiye ayrıldı.

Amerika’nın temel politikası “bölgesel bir gücün” ortaya çıkmamasıydı. Bunu da bir ülke üzerinde denemesi gerekiyordu. En uygun ülke Irak’tı. İran Şahının da desteğiyle bu politikayı uygulamaya başladılar. Zamanla Irak-İran arasındaki gerginlik bitmeye başladı ve İran’ın Amerika ile arası açılmaya başladı.

Şah rejimine karşı İran’da “Kara Cuma” olarak bilinen gösterilerin sert bir şekilde bastırılması bölgenin kaderini değiştirdi. Olaylar kontrolden çıktı Şah kaçtı ve yerine Şii lider Ayetullah Humeyni geçti. Iraktaysa yönetimi Saddam Hüseyin tam yetki ile ele geçirdi.

Soğuk savaş döneminde İran Amerika tipi silahlanırken Irak Sovyetler Birliği’nden silahlarını alıyordu. Amerika İran’a karşı tavır alsa da İran silah konusunda bir sıkıntı yaşamadı ve başka ülkelerden silah temin etti.

Irak-İran Savaşı

Uluslararası siyasi olaylar, iç meseleler Irak ve İran’ı karşı karşıya getirdi. Şii devrimine karşı olan Suudi Arabistan ve Kuveyt Irak yanında tavır sergilediler. Körfez’de yaşanan bu gelişmeler Saddam’ın güçlenmesine, İran’da ise yeni bir rejim doğmasına neden olacaktır. Amerika ise ekonomik kaynakların tamamen İran’ın yeni yönetiminin eline geçmemesi ve Sovyetlerin Hürmüz Boğazı’na hakim olmaması için Irak’ın yanında yer aldı.

Körfez Krizi ve ABD’nin Bölgeye Yerleşmesi

Amerika Irak’a desteğini İran’da yaşanan bir takım olaylar neticesinde aleni bir şekilde göstermeye başladı. Irak batılı devletlerce teknoloji, silah programları bakımından sürekli desteklendi. Bu durum Irak’ı dünyanın en borçlu ülkeler listesine soktu. Saddam’ın kimyasal silahları Halepçe’de Kürtler üzerinde kullanması artık kontrol edilemez olduğunu gösterdi. Irak askeri gücü Kuveyt’i işgal edince Amerika ve Batılı devletlerin beklediği hata yapılmış oldu ve körfez krizi başladı. ABD önderliğinde Kuveyt Irak işgalinden kurtarıldı ardından 1991’de Birleşmiş Milletler Teftiş ve Silahsızlandırma Heyeti (UNSCOM) Irak’ta nükleer silah aramaya başladı. Bu heyet çalışmaları sırasında geçen süre de Amerika Körfez’e daha kolay yerleşmiştir.

Irak’ın BM ile işbirliği yapmaması Irak’ı Amerika nezdinde hedef haline getirdi ve 97/98 yıllarında Amerika tarafından bombalandı. Irak isteksizce de olsa BM’ye denetim için kapılarını açtı. 20 Mart 2003’te Amerika-Irak savaşı akıllarda bir çok soruyla başladı ve 9 Nisan’da sona erdi. Ancak ülkedeki karışıklıklar devam etti, sürgündeki muhalifler geri döndü, milyonlarca insan hayatını kaybetti. Irak halkı kendi kaderlerini belirlemek için belirleyici olamadıklarından bugün Amerika Irak üzerinde belirleyici bir rol oynamaktadır.

Ürdün Haşimi Krallığı

Coğrafya ve Etnik Yapı

Arap yarımadasının kuzeyinde yer alan Ürdün, kuzeyde Suriye, doğuda Irak, güneyden Suudi Arabistan ve Akabe Körfezi, batıda Filistin ve İsrail ile çevrilidir. Hac yolu güzergahı üzerinde yer alır. 1908’de Hicaz demiryolunun açılması ile şehirleşme başladı. Yerleşik hayata geçenlerin çoğu Müslüman Araplardır. Ürdün Sünni yoğunluğa sahip olmakla birlikte çok az da Şii/Alevi vardır. Ayrıca %5 oranında Hristiyan nüfus bulunmaktadır.

Ürdün Haşimi Krallığı’nın Kurulması

I. Dünya Savaşı sonrasında Ürdün, Allenby’nin “düşmanın işgal edilmiş doğu bölgesi” adı altındaki paylaştırma içinde kaldı. Faysal b. Hüseyin Suriye Krallığı’na Kerek ve Amman’ı bağladı, Maan ve Akebe ise bağlılıklarını Hicaz Kralı Hüseyin’e bildirdiler. Suriye’nin Fransız mandasına kalması bölgede karışıklığa yol açtı ve Mekke’de bulunan Şerif Hüseyin’in diğer oğlu Abdullah Maan’a gelerek kardeşini Fransızlara karşı destekledi. Bunun üzerine İngilizler Abdullah’ı destekleyerek onu Ürdün emiri ilan ettiler (1 Nisan 1921). 1923 yılında Abdullah başkanlığında Ürdün Hükümeti kurulması kararı verildi ve İngilizler yardımlarına devam etti. Bölgeye gelen İngilizler arasında Ürdün’ün asıl kurucusu sayılan Glub Paşa vardı. Emir Abdullah’ın bedeviler üzerindeki etkisi sayesinde İngiliz çıkarlarına zarar gelmemiş ve II. Dünya Savaşı’ndan önce Arap-Yahudi çekişmelerinde önemli rol oynamıştır.

II. Dünya Savaşı sırasında Emir Abdullah İngiltere yanında yer almış ve Glubb Paşa komutasındaki ordusu ile savaşa girmiştir. Bu ordu İngiltere’nin Suriye’ye girmesini kolaylaştırmış ve bu hizmet karşılığında emir Abdullah bağımsızlık sözü almıştır. 22 Mart 1946 ‘da Ürdün’ün bağımsızlığı ve Abdullah’ın krallığı ilan edilerek Ürdün Haşimi Krallığı kurulmuştur.

Ürdün bağımsızlığını ilan etmiş olmasına rağmen ordusu İngilizlerin elindeydi ve Arap milliyetçiliği bu durumdan rahatsızdı. Ortaya çıkan muhalefet Kudüs’te Kral Abdullah’ın öldürülmesine yol açtı. Ürdün meclisi o sırada İsviçre’de tedavi olan Tallal’ı kral ilan etti, rahatsızlığından ötürü yerine kardeşi Naif baktı. Meclis daha sonra başka bir kararla Tallal’ın yerine oğlu Hüseyin’i getirdi. Arap-İsrail çatışmalarının yoğun olduğu dönemde yaşadı ve 1970 yılında Ürdün’de ki Filistin Fedaileri Grubuna karşı savaş açtı. İsrail ile başladığı gizli görüşmeler Arap dünyasındaki etkinliğini kaybetmesine yol açtı. Ölümünden sonra yerine oğlu Kral Abdullah geçti.

Ülke batılı bir anayasal monarşi görüntüsünde olup partiler ve seçim olmasına rağmen siyasi istikrar mevcut değildir. Filistinli mülteciler, kaynakların yetersizliği gibi sorunlarla uğraşmakta olan Ürdün, İsrail ile sınırının olması sebebiyle Batılı ülkelerle aracı konumundadır. Okuma yazma oranı en yüksek ülkelerden biri olan Ürdün’de işsizlik %30 civarındadır.