Ünite 2 : Orta Dönem Ortaçağ Avrupa Tarihi (11-13. Yüzyıllar)

Orta Dönem Ortaçağ Avrupasında Fransa, Almanya ve İngiltere (11.-13. Yüzyıl)

Şarlman’nın 814’de ölümünün ardından ardılları tarafından muhalefetler süre geldi. 843 yılındaki Verdun anlaşması ile Şarlman’nın torunları arasında imparatorluk Doğu Frankia, Batı Frankia ve Orta Frankia olarak üçe bölündü. V Louis’in 987 yılındaki ölümünden sonra Hugh Capet kral ilan edildi. Capet ve ardılları 1328 yılına kadar iktidarda görünmelerine rağmen soyluların gölgesinde kaldılar. Ülke üzerinde tam anlamıyla bir otorite kuramadılar. Özellikle VI. Louis iktidarı döneminde krallık otoritesini tanımayan baronlarla mücadele ettiler ve çoğunluğu üzerinde otorite kurmayı başardılar. Veliaht VI. Louis bu baronlardan Akitanya dükünün kızıyla evlenmesi sonucu Capet hanedanlığını Fransa’nın güneyine kadar genişletti. Bu dönemde çıkılan II. Haçlı Seferinden başarısızlıkla dönüldü. Bu dönemin en önemli gelişmesi III. Haçlı Seferidir. Bu sırada Fransa’yı işgal etmek isteyen İngilizler yüzünden II. Philip seferden erken dönmek zorunda kaldı. 1154 yılında İngiltere Tahtına Henri oturmasıyla İngiltere ve Fransa arasında yaklaşık yirmi yıl süren mücadeleler yaşandı.

Papa tarafından 800 yılında Kutsal Roma İmparatoru ilan edilen Şarlman’nın ölümüyle üçe bölünen Frank Krallığının doğu kısmı Alman Krallığı olarak adlandırıldı. 962-1806 yılları arasında İtalya’yı kapsayan Kutsal Roma İmparatorluğu Avrupa’nın en büyük monarşisi olmuştur. 962 yılında Birinci Otto, Papa tarafından Kutsal Roma İmparatoru ilan edildi. İmparatorluk 1806 yılına kadar varlığını sürdürmeyi başardı. Kutsal Roma İmparatorluğu 962 ile 1254 yılları arasında Sakson ve Hohenstaufen hanedanları tarafından idare edildi İzlenen temel politika İtalya’nın kontrol altına alınmasıydı. 1438 yılına varıncaya kadar merkezi otorite zayıflayarak İtalya üzerindeki etki neredeyse son buldu.

14.Ekim 1066 yılında Anglo- Sakson kralı olan Kral Harold’un Hasting Savaşında hayatını kaybetmesi sonucunda İngiltere yeni bir döneme girmiştir. 1066’da Normanlar savaşta William’ın komutası altındaydılar. Anglo-Saxon liderlerini Hasting savaşında yenerek yeni bir Anglo-Norman güç yapısını kurdular. İngiltere tahtına William geçmiştir ve kendisiyle birlikte ülkede köklü değişiklikler gerçekleşmiştir. Normanlar hem Fransa’ya hem de ülke içindeki soylulara hâkimiyetlerini kabul ettirmek mücadelesi vermek zorunda kalmıştır.

Orta Dönem Ortaçağ Avrupasında İtalya ve İspanya (11.-13. Yüzyıl)

Frank İmparatorluğu’nun dağılışı İtalya’da asiller ile küçük feodal şehir devletleri arasında savaşa neden olmuştur. 951 yılında Alman Kralı I. Otto bu duruma son vermek üzere müdahalede bulunmuş ve İtalya’da hâkimiyet kurmuştur. Ancak bu durum kendisinden sonra gelen ardıllarının birliği koruyamaması ve Papalık makamına karşı sergiledikleri olumsuz tutum nedeniyle uzun sürmemiştir. Bu siyasi istikrasızlık ortamından yararlanan Normanlar siyasi ve askeri güç haline geldiler. Norman lideri Robert Guiscard’ın Papa IX. Leo ile iyi ilişkiler içinde olması Normanların yükselişinin önünü açmıştır. Normanlar İtalya’nın güneyinde ve Sicilya’da hâkimiyet kurarak Normanların tek bayrak altında toplanmalarını sağlamışlardır.

Orta dönem ortaçağ boyunca Hristiyan devletler her ne kadar birbirleriyle de mücadele içinde olsalar da 8. yüzyılda İber Yarımadasına hâkimiyet kuran Müslümanları topraklarından çıkartmak için birlikte hareket etmişlerdir. Amaçları İber Yarımadasını tekrar Hristiyanlaştırmaktır.

Orta Dönem Ortaçağ Avrupası’nda (11.-13. yüzyıl) üretim, ziraat tekniklerindeki değişim ile dini hareketler

Orta dönem Ortaçağ Avrupası’nda insan ve hayvan gücüne dayalı üretim şekli kam milinin icadı sayesinde yerini teknik anlamda basit ama etkili makinalara bırakmıştır. İlk kez 9. Yüzyılda su gücü ile dönen değirmenler icat edilmiş ve 12. Yüzyılda su gücü çarkları ve yelkenleri çevirmek üzere kullanılmıştır. Avrupa’nın ilk su gücüyle çalışan kâğıt imalâthanelerinin Valencia bölgesinde Xativa, şehrinde bulunduğu bilinmektedir.

Kumaş üretiminin önemli bir aşaması olan çırpma işleminin makineleşmesi kumaş üretimini hem hızlandırmış hem daha karlı hale getirmiştir. 13. yüzyılda değirmenler çırpma imalathanelerine dönüştürülmüşlerdi.

12. yüzyılın bitimine doğru değirmenlerde dondurucu soğuklarda işlevini yerine getiremeyen su yerine rüzgârdan yararlanılmaya başlanmış.

Ortaçağda tarım önemli bir geçim kaynağı olarak nüfusun büyük bir kesimi tarafından uygulanmaktaydı. Bu dönemde tarım alanında da bazı yenilikler görülmüştür. Tarımda öküzlerin yerini atlar almıştır. Atlara nal takılması ve uygun koşum takımlarının geliştirilmesi at kullanımını kolaylaştırmış. Bu gelişme tarlaların daha hızlı ve daha kolay sürülmesini beraberinde getirmiştir.

Üç dönüşümlü nadas sistemi bu dönemde önemli bir yeniliktir. Bu sistem sayesinde ekili arazi alanı artmış ve bir yılda iki farklı ürün elde edilmiş. Pulluk sayesinde toprak daha kolay sürülmüş, barana kullanımı da toprağın düzleştirilmesi ve tohumun karıklara atılması işlemini kolaylaştırmıştır.

10. yüzyıldan itibaren Avrupa’nın dış saldırılara uğramaması Katolik kilisesinde ve manastır örgütünde önemli değişikliklere yol açmıştır. Cluny hareketi olarak bilinen hareket, ruhban sınıfının yetiştirilmesi, ruhban birliğinin sağlanması, din adamlarına itibar kazandırılması konusunda düzeltmelerde bulundu. Cluny hareketi Papanın üstünlüğüne destek vererek Papanın en üstün otorite olduğu bir dini örgütlenmenin kurulmasına destek olmuştur. Bu sayede kilise dünyevi liderlere otoritesini kabul ettirmiş.

Orta Dönem Ortaçağ Avrupası’nda feodalite ve Haçlı Seferleri (11. -13. yüzyıl)

Feodalizm Ortaçağ Avrupasında 10. Yüzyıldan 13.yüzyıla kadar rastlanan toplumsal, siyasal ve ekonomik örgütleniş biçimidir. Tarihçiler feodal çağı ikiye ayırmakta.

  • 9. Yüzyıldan 11. yüzyıla kadar devam eden birinci süreç.
  • 11. Yüzyılın ortalarından 13.yüzyılın ortalarına kadar devam eden ikinci süreç.

Birinci Feodal süreç, efendiler ve köylüler arasında kast temeline dayanır. İkinci süreç, efendilerin soyluluk ayrıcalıklarını kalıtsallığa dayandırarak korumalarıdır. Feodal toplumun siyasi örgütlenişi, koruyan-korunan ilişkisine dayanan hiyerarşik bir örgütleniştir. Feodal sistemlerde merkezî otorite zayıftır, yerellik görülür. Avrupa’da bu boşluğu 10. ve 13. yüzyıllarda feodalizm ve Papalık doldurmuştur. Feodal düzenin siyasi yapısı bir piramit gibidir. En üstte imparator, altında ise kendisine bağlı soylular bulunur. Bu düzenin en alt ve en geniş tabakasını serfler oluşturur. Serfler soylunun toprağında üretim yapıp, gereken çok az miktarı kendine ayırdıktan sonra geriye kalanı soyluya verir.

Bu sistemde toprak temel üretim aracıdır. Toprak İmparatora aittir ancak birçok feodal bey arasında paylaştırılmıştır. Bu feodal beyler toprağın sahibi değil, kiracısıydılar. Bunun karşılığında İmparatorun hizmetine zırhlı süvariler ve at vermek zorundaydılar.

Fief sahibi soylular ile efendileri arasındaki koruyankorunan ilişkisini düzenleyen, karşılıklı hukuki, mali ve tabii askeri yükümlülükleri kapsayan bir sözleşme söz konusudur. Feodal sözleşmeye göre koruyana süzeren, korunana ise vassal denir.

Soylular sınıfı 11. Yüzyılın ikinci yarısında kiracısı oldukları toprağın sahibi olmak için mücadele verdi ve daha önce kiracısı oldukları toprakların sahibi oldular. Bu gelişmeden sonra kendilerini asil olarak nitelendirdiler ve fieflik babadan oğula irsi olarak devredilmeye başlandı.

Avrupa’da 12. Ve 13 yüzyılın sonrasında yavaş yavaş güçlenmekte olan ticaret, feodal düzeni yıkacak kadar dinamikleşmiştir.

Avrupalılar, Müslümanların topraklarını genişletmeleri üzerine kutsal sayılan Kudüs ve dolaylarını geri almak için Haçlı Seferleri düzenlemişlerdir. Papa II. Urbanus çabalarıyla Avrupa’da kalabalık bir ordu hazırlanmıştı. Orduya katılmak için dini gerekçeler kullanılarak topraksız halk ve sefalet içinde yaşayan köylüler ikna edildi.

İlk Haçlı ordusu 1096 yılında yola çıktı. Ancak düzensiz bir teşkilat olması nedeniyle Selçuklular tarafından geri püskürtüldüler. Bu grubun ardından şövalye, kont ve düklerden oluşan bir ordu, Bizans’a vasallık sözü verdikten sonra Anadolu’ya devam ettiler. Anadolu Selçuklularının merkezi olan İznik kuşatıldı. Haçlılara karşı başarı ile mücadele eden Kılıç Arslan, Haçlıları çok kalabalık olmalarından dolayı durduramamıştır. Antakya’yı işgal eden Haçlılar, 1099’da Kudüs’ü Fatımilerden aldılar.

Bu gelişmeler neticesinde Anadolu’nun doğusunda dört ayrı Haçlı devleti kuruldu. Bu devletleri desteklemek amacıyla 1101yılında Lombardlar, Fransızlar ve Almanlardan oluşan üç ordu Anadolu’ya hareket etti. I. Kılıçarslan uğradığı yenilgiden sonra Türk devletlerini ve beyliklerini birleştirerek gelen bu Haçlı ordularına büyük kayıplar verdirdi.

Urfa’da kurulan Kontluğun 1144 yılında Selçuklular tarafından kuşatılması 1145 yılında Papa Eugenius’u harekete geçirir ve II. Haçlı seferine çıkmak üzere Fransız ve Alman Kralını ikna eder. 1147 yılında ayrı yollardan hareket ederek yola çıkan bu ordular Anadolu Selçukluları tarafından bozguna uğratılırlar.

Selahaddin Eyyubi, 1187’de “Hıttin” denilen yerde Haçlıları yendi. Kudüs dahil olmak üzere Suriye’nin büyük bir bölümünü Haçlı istilasından kurtardı. Kazanılan bu zaferler, Avrupa’da duyulunca, her yerde dini propagandalar yapıldı. Alman İmparatoru Frederik Barbaros, Fransa Kralı Filip Auguste ve İngiltere Kralı Richard komutası altındaki yeni Haçlı orduları harekete geçtiler. Kara ve deniz yollarıyla gelen Haçlı orduları, Kudüs’ü almayı başaramayarak geri döndüler.

IV. Haçlı seferi Papa III. Inocent’in girişimleri ile hazırlanmış. Venedik liderlinde yapılan bu Haçlı seferi İstanbul’u hedef aldığından dolayı Bizans devleti zayıfladı. Bu durum Bizans’ın Türkler için tehdit olması durumunu ortadan kaldırmıştır. Bunun sonucunda Türkler önemli ticaret yollarını ele geçirmişlerdir.

Haçlı seferlerinin amacı Küdüs’ü Müslümanlardan geri almak, Arapları İspanya’dan, Türkleri de Anadolu’dan çıkarmaktı. I. Haçlı seferinde başarılı olan Avrupa on Haçlı seferi daha düzenlemiştir. Ancak beklenen başarıyı sağlayamamışlardır.