Ünite 5: Orta Asya ve İran Tarihi ve Uygarlığı

Hunlardan Önceki Orta Asya Tarihi ve Uygarlığı

Dünyanın en büyük kıtası olan Asya Kıtası; Kuzey Asya, Doğu Asya, Güney Asya, Ön Asya ve İç Asya (Orta Asya) olmak üzere beş büyük coğrafya ve uygarlığa ayrılır. Bu beş bölgenin sınırları,

Kuzey Asya, bugünkü Sibirya toprakları,

Doğu Asya, Japonya, Japon adaları, Kore ve Mançurya,

Güney Asya, Hindistan, Çin Hindi ve Doğu Hint Adaları,

Ön Asya, Afganistan, Ermenistan, Arabistan, Suriye ve Mezopotamya’dan meydana gelmektedir.

Beşinci coğrafya olan İç Asya olarak da adlandırılan Orta Asya sınırları ise kuzeyde Ural dağlarından başlayarak Altay Dağlarını aşıp Kingan Dağlarına kadar uzanır ve Güneyde Himalayalar ve Pamir’e kadar devam ederek, Hazar Denizinin Kıyısında son bulur.

Orta Asya’nın ilk yerleşimlerinin İ.Ö 2500 yıllarında gerçekleştiği sanılmaktadır. Buradaki arkeolojik bulgular Minusink Bölgesinde Afenesyevo Kültürü’nü ve aynı bölgede Andronovo Kültürü’nü göstermektedir. Bu kültürün sahipleri Türklerin prototipi (ön tip) olan Ön Türklerdi. Arkeolojik bulgularda Karasuk Kültür’ü ve son olarak da Tagar Kültür’ü ortaya çıkmıştır.

Orta Asya Türk topluluklarının kültürel yapısı devlet kurulmadan önce hayvancılık, tarım ve toplayıcılıktan oluşmaktaydı.

İlk zamanlarda Türkler de her toplum gibi toplayıcı yaşam biçimini benimsemiştir. Nüfusun az olması ve kaynakların çok olması Türklerin yaşamlarını devam ettirmelerine olanak sağlamıştır. Ancak daha sonraki dönemler de şartların olumsuzlaşması insanları avcılık ve yağmacılığa yöneltmiştir.

Türkler toplayıcı yaşam biçimini devam ettirirken aynı zamanda hayvancılık içinde gerekli ortamı hazırlamıştır. Hayvancılığın ortaya çıkmasıyla Türklerin yaşam biçimi toplayıcılıktan göçebe hayata doğru değişim göstermeye başlamıştır. Başlarda derisi ve eti için at yetiştirmişler ama mera ve otlakların uzak olması nedeniyle atları evcilleştirerek onların gücünden de yararlanmışlardır. O dönemlerde insanlar için çok önemli olan atların evcilleştirilmesi arabanın kullanılmasına neden olmuş, Terek ya da Kaoche denilen arabalar kullanılmıştır. Bu arabalar göçebe yaşayan Türklerin aynı zamanda gezici evleri olmuştur. Türkler atların dışında sığır, deve, ren geyiği ve küçük baş hayvanları da evcilleştirmişlerdir.

Türkler önceleri evcilleştirdikleri hayvanların beslenmesi için tarımla uğraşırken, zamanla yerini geçim kaynağı haline dönüştürmüştür. Türklerin tarım arazilerine Tariglak deniliyordu. Tariglaklarda hayvanlar için yonca, insanlar için de darı yetiştirilmekteydi.

Asya Hun İmparatorluğu Kültür ve Uygarlığı

Hunlar ilk olarak Sarı Nehrin kuzeyine yerleşmişlerdir. Daha sonra Orhun-Selenga ırmakları ile Türklerin kutlu saydıkları Ötügen bölgesi merkez olmak üzere geniş bir alana yayılmışlardır. Devlet aşamasına gelmeden de İ.Ö. 318 yılında Çinlilerle Hunlar tarihin ilk Türk-Çin antlaşmasını yapmışlardır. İ.Ö. 3. Yüzyılı ortasında siyasallaşma aşamasını tamamlayan Hunlar bir topluluk olmaktan çıkarak bir devlet olmuşlardır.

Hun Devletinin kurucusu olan Teoman aynı zamanda ilk Hun İmparatorudur (İ.Ö.220). Kuruluş döneminde Hunların etrafında Çinlilerin dışında Moğol Tunguzlar ve Yüeçiler gibi iki güç daha vardı. Bu güçlere karşı büyüme ve gelişme sağlamak isteyen Hunlar asıl büyümeyi Teoman’ın oğlu Mete döneminde yaşamışlardır. Mete’nin döneminde devletin sınırları, doğuda Kore, Kuzeyde Baykal Gölü, güneyde Çin’de Wei Irmağı, Tibet Yaylası, Karakurum Dağları, batıda Kuzey Türkistan’ın içine kadar uzanmıştır.

Daha sonra Hun tarzında teşkilatlanan Çinliler Hunlar üzerinde egemenlik kurmaya başlamışlardır. O dönemde Hunların başında olan Ho-han-yeh Çin’e bağlılığını bildirse de kardeşi Çi-çi buna karşı çıkarak Hun devletinin batısında ayrı bir egemenlik ilan etmiştir. Bu egemenlik ilanı ile Hun Devleti doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrılmıştır.

İ.Ö. 36 yılında Ho-han-ye Çinlilerin desteğini alarak kardeşini öldürmüş. Ancak bundan sonra da Hun Devleti tamamen Çinlilerin etkisi altına girmiştir. Bu durumda Hun Devleti uzunca bir süre huzursuzluklar yaşadıktan sonra İ.S. 216 yılında son bulmuştur. Bundan sonra Hunlar dağılarak bir bölümü Çin’e geçmiştir. Yaşamlarını Çin’de devam ettiren Hunlar tarih boyunca değişik isimler altında on altı devlet bünyesinde yer almış, dört tanesinin de kurucusu olmuşlardır.

Hunlardan Sonraki Dönemde Orta Asya

Hun İmparatorluğunun dağılmaya başlamasıyla Orta Asya’da bazı akınlar oluşarak bazı yeni güçler ortaya çıkmıştır. İlk olarak Sien-Pi’lerin akınına uğramış, kuzey ve güney Hunlara baskı yaparak kuzeydeki Hunlar batıya, güneydeki Hunlar da Çin’e göçe zorlanmışlardır. Batıya göçen Hunlar burada Akhun Devleti ve Batı Hun İmparatorluğunu kurarak büyük başarılar elde etmişlerdir. Çine göç ettirilen güney grubu ise 16 Krallık Dönemi denilen bir dönemi başlatmışlardır.

Bu gelişmeler sürerken Orta Asya’da Sien-Pi egemenliği Tabgaçlar (Topa) tarafından sona erdirilmiştir. Tabgaçlar hükümdar Topa Kueyi zamanında Orta Asya’nın en önemli gücü olmuşlardır. Tabgaç egemeliğini de Juan Juanlar tehdit etmişlerdir. Hal böyleyken Hunların yıkılmasından sonra hiçbir topluluk tam olarak bir üstünlük sağlayamamıştır.

Ancak Juan Juanlar dönemine son veren Gök-Türkler uzun yıllar süregelen istikrarsızlığa bir son vermişlerdir.

Altay Dağlarının eteklerinden çıktıkları öne sürülen GökTürklerin başında bulunan Bumin Juan Juan’lara yapılan Töles ayaklanmasını bastırmıştır. Daha sonra Çin’in desteğini alan Bumin Juan Juan’ları büyük bir yenilgiye uğratarak, kendi bağımsız devletini kurmak için önünde hiçbir engel bırakmamıştır. Bumin Kağan 552 yılında devleti kurduktan sonra ülkenin batı yönetimini kardeşi İstemi Yabguya bırakmıştır.

552 yılında Bumin Kağanın ölümünden sonra önce oğlu Ko-lo ardından da kardeşi Mukan Kağan tahta çıkmıştır. Doğuda Mukan Kağandan sonra da Tapo Kağan devletin başına geçmiştir. Tapo Kağanın Çin hayranlığı Gök-Türk devleti tarafından kabul görmeyerek gözden düşmesine neden olmuştur.

Tapo Kağandan sonra yerine İşbara geçince bu durumdan memnun olmayan ve bağımsızlık isteyen Tardu İşbara’yı tanımayarak bağımsız bir devlet kurmuştur. Sonunda Gök-Türkler Doğu ve Batı Gök-Türk devleti olarak iki farklı devlete ayrılmıştır.

620-630 yıllarında Tardus, Bayırku ve Uygurların ayaklanması da Çin’e fırsat yaratmış ve 630 yılında GökTürk Devleti Çinliler tarafından yıkılmıştır. Devletin yıkılmasından sonra Orta Asya’da Çin esareti denilen yeni bir dönem başlamıştır.

Çin esareti döneminde Gök-Türkler bağımsızlık isyanları çıkartmış ancak başarılı olamamışlardır. 681 yılında gerçekleştirilen Kutluğ ayaklanmasında başarı kazanarak Çin’in kuzeyindeki Türklerde birleşerek II. Gök-Türk Devletini kurmuşlardır. Bu devlet de 734 yılında Uygur, Basmil ve Karluklar tarafından yıkılmıştır.

Orta Asya’da Gök-Türklerden sonra Uygur Devleti kurulmuştur. Uygurlar da başarılı bir döneme ulaşmışlar ancak 840 yılında Kırgızlar Uygur Devletinin varlığına son vermişlerdir.

Asya Hun İmparatorluğu’nun Kültür ve Uygarlığı

Göçebe gruplardan oluşan Hunlar çekirdek aile düzenine önem vermişlerdir. Tarih boyunca dünyanın dört bir yanında yaşamış olmalarına rağmen Türklerin kimliklerini kaybetmemelerinin asıl sebebi de aile ve akraba düzenine verdikleri önemden kaynaklanmaktadır.

Hunlarda kadın ile erkek ilişkilerinde bir eşitlik kuralları geçerli olmuştur ve o dönemlerde kadınlar özgürce ata binebiliyor, ok atabiliyor ve spor faaliyetlerine katılabiliyordu.

Hunlarda ailelerin ve urugların (sülale) birleşmesiyle oymaklar, oymakların birleşmesiyle de boylar meydana gelmiştir. Sosyal düzenin korunmasında kullanılan kurallara da töre adı verilmiştir.

Hunların ekonomilerini ise hayvancılık, tarım, balıkçılık, madencilik, dericilik ve ticaret gibi faaliyetler oluşturmuştur. Başta Çin olmak üzere ürünlerini çevre de ki topluluklara satarak karşılığında da onlardan kendi ihtiyaçlarını temin etmişlerdir.

Devlet yönetiminde hükümdarlara Tanbu, Han, İlteber, Kağan gibi ünvanlar kullanmışlardır, ama Türk Tarihinde en yaygın kullanılan ünvan Kağan olmuştur. Devlet yönetiminde, hükümdarlara devleti idare yetkisinin Gök Tanrı tarafından verildiğine inanılır ve bu yetkiye Kutun adı verilirdi. Hükümdarlar tahta geçtikleri zaman eşleri de Katun (Hatun) adını alır ve Katunlar da devlet yönetiminde eşleriyle beraber söz hakkına sahip olurlardı.

Askeri açıdan bakacak olursak Hunlarda herkesin eli silah tuttuğu ve her daim savaşa hazır oldukları için askerliği meslek olarak görmemişlerdir. Börü adı verilen Hun ordusu, atlılardan meydana gelirdi ve daimi bir orduydu. Bu yüzden Hun ordusunda paralı asker bulunmazdı.

Hukukta sözlü hukuk kurallarıyla oluşturulan Töre’de ağır cezalar yer alırdı. Örneğin. Adam öldürme, zina, hırsızlık gibi suçların cezası idam iken, ordudan kaçan, vatana ihanet edenlerin ki ölüm cezasıydı. Basit suçlar içinde hapis cezaları uygulanırdı. Hukuk sisteminin başında Yarganlar (Yargıç) bulunurdu.

Eski Türklerde inanç olarak Totemciliğin varlığından bahsedilmiş olsa da Totemcilik anaerkil bir yapıdır. Oysa Türkler ataerkil bir yapıya sahiptirler. Ayrıca Hunların inanç türünde Şamanlık olduğu söylense de Hunlar doğa güçlerine inanma, atalar kültürü ve Gök Tanrı inancına sahip olmuşlardır.

İran Tarihi

İran, Dicle Irmağı doğusundaki dağlardan Afganistana kadar uzanan kuzeyde Hazar Gölü ve Harezm Bölgesi, güneyde Umman Denizi, güney batıda ise Basra Körfezi ile çevrili alanda konumlanmıştır. İran topraklarında Elam, Med ve Persler gibi uygarlıklar yaşamışlardır.

Elam, İran Platosunun Dicle Nehrine yakın olan güney batı kısmında yer alır, Akadlar Yüksek Tepe anlamına gelen Elamtu adını vermişler, daha sonra İbraniler Elama çevirmişlerdir. Elamlıların yerleşme merkezi ve zamanla başkent olan Susa şehridir. Akadlılarla mücadeleye girip bir süre onların egemenliğinde yaşamış ve İ.Ö. 653 yılında Asurlular Elam Devletinin varlığına son vermişlerdir.

Medler, İran’ın batı ve kuzey batısında bugünkü Tahran, Hamedan, İsfahan’ın kuzeyi ve Zencan civarında yaşamış eski bir İran halkıdır. Medler konusunda yeterince bilgi yoktur. Uzun süre Asurlularla mücadele etmiş ve bunun sonunda Anadolu’ya doğru genişlemeye başlamışlardır. İ.Ö. 550 yılında Perslere boyun eğmek zorunda kalmışlardır. Perslerin egemenliğine giren Medler zamanla Perslileşmiştir.

Persler İ.Ö. 2000 yılında Hazar Gölünün doğusundan güneye doğru olan göçlerle İran’a gelmişlerdir, ana yerleşim alanları İran yüksek yaylasının güney batısında yer alan ve günümüzde Fars eyaleti olarak adlandırılan tarihi Parsa coğrafyasıdır. Başlangıç dönemlerinde Asur’a bağımlı yaşayan Persler, zamanla Asur’dan kurtulmuşlar ancak bu sefer de Medlerin egemenliğini kabul etmek zorunda kalmışlardır.

İmparatorluğun kurucusu olan II. Kyros, Babil Hükümdarı ile birlik yaparak Medlerle savaşmış sonun da Med Hanedanlığı’na son vererek Pers Hanedanlığı’nı kurmuştur. II. Kyros başarılarıyla kısa zamanda geniş toprakları fethederek tarihte ilk dünya imparatorluğunu kurmuştur.

Zamanla Pers hükümdarları çıkan isyanlarla mücadele etmek zorunda kalmışlardır. Bu süreç içerisinde de Pers sülalesindeki bağlar giderek zayıflamıştır. Hükümdar III. Darius Batı Anadolu’da çeşitli başarılar elde etse de, Perslere karşı savaş açan Büyük İskender’e Granikos, İssos ve Gaugamela da yenilmiş ve İ.Ö. 330 yılında öldürülmüştür. Bundan sonra İran Büyük İskender’in eline geçmiş ve Pers İmparatorluğu son bulmuştur.