Ünite 2: Nazım Biçimleri: Beyitlerden Oluşan Nazım Biçimleri ve Dört Mısralı Nazım Biçimleri

Şiirlerin yazıldıkları nazım birimleri ve kafiye düzenleri esas alınarak ve divan edebiyatı nazım biçimleri “beyitlerden oluşan nazım biçimleri”, “dört mısralı nazım biçimleri” ve “bendlerden oluşan nazım biçimleri” olmak üzere üçe ayrılmıştır. Araştırmacılar tarafından bu konuda başka gruplandırmalar da yapılmıştır.

Nazım biçimleri aslında şiir metinlerinin bir tür kalıplarıdır. Nazım biçimlerinin önceden belirlediği bu çerçeve, ilk bakışta şairleri kısıtlayan, onların anlatımda belli sınırlar içinde kalmasına neden olan ögeler olarak görülebilir. Ancak bu sınırlamanın şiirde belli konuları işlemek için hazır kompozisyon kalıpları sunmak, müzikaliteyi sağlamak ve belli bir düzen içinde düşünceleri ifade etmek gibi olumlu katkılarından da söz etmek mümkündür. Nazım biçimlerini tanımak, klâsik dönem Türk edebiyatına ait metinleri anlamak ve yorumlamak açısından oldukça önemlidir.

Nazım biçimleri ile ilgili henüz çözülememiş bir takım sorunların varlığını da burada hatırlatmak gerekir. Bir nazım biçimi için yapılmış olan tanım ile divanlarda aynı formda yazılmış şiirlerin adlandırılması arasındaki çelişki bu sorunlara örnek olarak gösterilebilir. Aynı konudaki bir başka sorun da nazım biçimi olarak bilinen bazı formların gerçekten bağımsız bir nazım biçimi olup olmadığının henüz kesinlik kazanmamış olmasıdır. Bunda Türk edebiyatı araştırmacılarının özellikle son dönemde hemen her farklı özelliği ayrı bir nazım biçimi adı altında değerlendirme eğiliminin de önemli payı vardır.

Bu “Ünite”de beyitlerden oluşan nazım biçimleri ile dört mısralı nazım biçimleri hakkında bilgi verilecektir.

Beyitlerden Oluşan Nazım Biçimleri

Divan şiirinin en küçük nazım birimi mısr? ’dır. Mısr?’ bir edebiyat terimi olarak aruz vezniyle söylenmiş beytin yarısıdır. Beyit (=beyt) ise yine bir edebiyat terimi olarak aruz vezniyle yazılmış iki mısradan meydana gelen nazım birimidir.

Bağımsız şiirler hâlinde yazılmış olan beyitlere ferd ya da müfred denir. Müfredlerde iki mısra birbiriyle kafiyeli değildir.

Ayrıca iki mısraı birbiriyle kafiyeli; yani, musarra ’ ya da mukaffâ olan tek beyte de matla denilmektedir. Bu tür matlalar divanların sonlarında metâli’ (=matlalar) başlıklı bölümlerde yer alırlar. Matla, genellikle gazel ve kasidenin ilk beytine verilmiş bir ad olmakla birlikte şairler bazı manzumelerde birden fazla matla beyti de kullanmışlardır. Böyle manzumeler zâtü’l-metâli’ ya da zü’l-metâli’ olarak nitelenmiştir.

Mısra’-ı âzâde ya da âzâde adı verilmiş olan mısralar, ya aslında şairi tarafından tek mısra olarak söylenmiş, ya da bir beyitten alınarak meşhur olmuş ve diğer mısraı unutulmuş, anlam bütünlüğüne sahip şiir parçalarıdır

Beytin anlam bütünlüğüne sahip olması şarttır. Bununla birlikte her mısraı tek başına anlam ifade eden beyitler de vardır. Böyle beyitlerin mısralarına da âzâde adı verilmiş; ancak bunlar, kusurlu beyitler olarak kabul edilmişlerdir. Söylenilmesinde ve anlaşılmasında zorlama olmayan, her bakımdan kusursuz mısralara mısra’-ı berceste denir. Berceste mısralar âzâde olabilecekleri gibi bir şiirden de alınmış olabilirler.

Beyitlerden oluşan nazım biçimlerinde şairin her ne kadar anlatacağı şeyi tek beyit içinde ifade etmesi şartı varsa da bu kurala uymayan, anlamı ancak başka beyitlerle tamamlanabilen örnekler de görülmektedir. Bu tür beyitlere de merhun beyit denilmiştir.

Kaside ,bir edebiyat terimi olarak ilk beyti musarra, diğer beyitlerinin ikinci mısraları ilk beyitle kafiyeli, bütün mısraları aynı vezinle söylenmiş, en az 15 beyit uzunluğundaki bir nazım biçimidir. Kasidenin kafiye düzeni şöyledir: aa xa xa xa xa xa xa . . .

Övgü ve bunun sonucunda caize almak için yazılan kasidelerde genellikle 6 bölüm bulunur: nesîb ya da teşbîb, girizgâh (gürizgâh), medhiyye (maksad, maksûd), tegazzül, fahriyye du’â.

Kasîde şairleri mahlaslarını medhiyeden sonraki bölümlerden birinde kullanmışlardır. Bu nazım biçiminde şairin mahlasını söylendiği beyte tâc beyt ; en güzel beyte de beytü’l-kasîde denir. Kasîdede matla beytinden sonraki beyte hüsn-i matla (=matla güzelliği), makta beytinden önceki beyte de hüsn-i makta (=makta güzelliği) adı verilmiştir.

Bazı kasidelerde şairler şiirin ahengini artırmak ve tekdüzeliği kırmak için tecdîd-i matla (=matla yenileme) denilen bir yola başvurmuşlardır. Tecdîd-i matla’ kasidede yeni bir matla beyti söylemektir. Kasîdede şairler bazen matlaın bir mısraını manzumenin herhangi bir yerinde aynen tekrar ederler. Bu tekrara redd-i matla ’ denir. Ancak redd-i matla, kafiye tekrarı demek olduğundan divan şiirinde pek hoş karşılanmamıştır.

Klâsik tertibe uyularak düzenlenmiş divanlarda kasîdeler, en başta “ kasâ’id (=kasîdeler)” başlıklı bölümde yer alırlar. Konularına, rediflerine ve kafiyelerine göre gruplandırılırlar.

Gazel , bir edebiyat terimi olarak, ilk beyti kendi arasında, diğer beyitlerin ikinci mısraı ilk beyitle kafiyeli ve bütün beyitleri aynı vezinde olmak üzere genellikle beş beyit ile dokuz beyit arasında şiirlerin yazıldığı bir nazım biçiminin adıdır.

Divan edebiyatında şairler daha çok beş beyitli gazeller yazmışlardır. 15 beyitten uzun gazellere gazel-i mutavvel (=uzun gazel) adı verilir. Gazelin kafiye düzeni kasideninki gibidir: aa, xa, xa, xa, xa . . .

Gazelin başlıca konusu aşktır. Kasidede olduğu gibi gazelin birbiriyle kafiyeli ilk beytine matla , matladan sonra gelen beytine hüsn-i matla , son beytine makta , makta beytinden önceki beyte de hüsn-i makta adı verilmiştir. gazelin en güzel beytine de şâh beyt, şeh beyt ya da beytü’l-gazel adı verilmiştir. Fakat bir gazelin en güzel beyti kişiden kişiye değişebileceğinden gazelin bir beytini şâh beyt ya da beytü’l-gazel olarak seçmek oldukça göreceli bir değerlendirme olur.

Gazelde konu bütünlüğü şart değildir. Yani gazelin her beytinde farklı bir konu işlenmiş olabilir. Ancak bütün beyitlerde aynı konunun işlendiği gazeller de vardır. Beyitleri arasında konu bütünlüğü olan gazellere yek-âhenk gazel adı verilmiştir. Bir gazelin bütün beyitleri her bakımdan aynı etkileyicilikte söylenilmişse bu tür gazellere de yek-âvâz olarak nitelenir.

Mahlas beytinden sonra birkaç beytin daha bulunduğu gazellere gazel-i müzeyyel denir. Gazellerin beyitleri arasında Türkçe dışında bu iki dilden biri ya da ikisiyle yazılmış mısralar ya da beyitler varsa, bu tür gazellere mülemma gazel denilmiştir. İki ayrı şairin birer mısra veya beyit yazarak, birlikte oluşturdukları gazele gazel-i müşterek (=ortak gazel) adı verilir. Bu gazellerde hangi mısraın ya da beytin hangi şaire ait olduğu genellikle bellidir. Karşılıklı konuşmanın nakledilmesi şeklinde, “dedim” ve “dedi” yüklemleriyle yazılan gazellere mürâca’a şiiri denir.

Halk edebiyatında da fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün vezniyle dîvân , fe’ilâtün, fe’ilâtün, fe’ilâtün, fe’ilün vezniyle selîs , mef’ûlü mefâ’îlü mefâ’îlü fe’ûlün vezniyle kalenderî, mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün vezniyle de semâ’î adı verilen gazeller yazılmıştır. Bunların musammat olanları da vardır. Halk edebiyatında müfte’ilün müfte’ilün müfte’ilün müfte’ilün vezniyle yazılan gazel biçimindeki şiirlere de satranç adı verilmiştir. Bu şiirlerin her beytinden musammat gazelde olduğu gibi dörtlükler çıkar.

Müstezâd , bir edebiyat terimi olarak gazelden türemiş ve mısralarının biri uzun biri kısa olmak üzere belli vezinlerde yazılmış bir nazım biçimi dir. Genellikle mef’ûlü mefâ’îlü mefâ’îlü fe’ûlün vezniyle yazılmış olan gazellerden türetilmiş ve beyitlerin mısra aralarına mef’ûlü fe’ûlün cüzleriyle yazılan kısa mısralar eklenmiştir.

Ziyâdeleri ya da uzun mısraları tekrarlanan müstezâdlara mütekerrir müstezâd , ziyâde mısraı uzun mısraların başında tekrarlanan müstezâdlara da müdevver müstezâd denilir.

Bilindiği kadarıyla Anadolu’da yazılmış ilk müstezâd örnekleri XIV. yüzyıl şairlerinden Seyyid Nesîmî (öl. 1404 ?)ye aittir. Yeni edebiyat anlayışı çerçevesinde de müstezada önem verilmiş, Servet-i Fünûn şairleri bu nazım biçiminin bilinen vezin ve kafiye sisteminde birtakım değişiklikler yaparak serbest müstezâd adı verilen yeni bir şekil denemişlerdir. Müstezâd halk edebiyatında yedekli, ayaklı adlarıyla çok kullanılmış bir nazım biçimidir.

Aşk, şarap, ayrılık, tabiat gibi konular bu şiirlerde sıkça işlenmiştir. Bunların dışında dinî, tasavvufî konularda yazılmış olanlarına da rastlanır. Müstezâdlar, anlam bütünlüğü bakımından diğer nazım şekillerinden farklı bir özelliğe sahiptir. Bir müstezâdda ziyade mısralar çıkarıldığı zaman şiirde anlamın bozulmaması gerekir.

Kıt’a bir edebiyat terimi olarak genellikle iki veya iki beyitten uzun, matla ve mahlas beyti olmayan bir nazım biçim idir. Bir başka ifadeyle kıt’alar kasîde ve gazel gibi bir matla beytiyle başlamayan ve mahlas kullanılmamış manzumelerdir. Kıt’ada beyitlerin ilk mısra’ları serbest ikinci mısraları birbiriyle kafiyelidir. Kafiye düzeni şöyledir: xa, xa, xa, xa . . .

Divan şiirinde daha çok iki beyitli kıt’alar yazılmışsa da bu nazım biçimiyle yazılmış manzumelerin beyit sayısının otuza kadar çıktığı da görülür. İki beyitten uzun olan böyle kıt’alara kıt’a-i kebîre (=büyük kıt’a) denilir. Uzun kıt’aları kasîdeden ayıran en önemli özellik, bu manzumelerde matla ve mahlas beyitlerinin bulunmamasıdır. Kıt’alarda her türlü konunun işlendiği görülmektedir. Çeşitli olaylara ebcedle tarih düşürmede de en fazla bu nazım biçimi kullanılmıştır.

Kıt’aya benzer bir nazım biçimi de nazım (=nazm)dır. Yine bir edebiyat terimi olarak musarra bir beyitle başlayan kıt’aya da nazım denilmektedir. Dolayısıyla nazmın kıt’adan ayrıldığı tek yön nazımda ilk beytin musarra olmasıdır. Bu nedenle nazım, kıt’anın bir türü olarak da değerlendirilebilir. Kafiye düzeni şu şekildedir: aa, xa . . .

Mesnevî bir edebiyat terimi olarak aynı vezinde ve her beyti diğer beyitlerden bağımsız olarak kendi arasında kafiyeli bir nazım biçimi dir. Diğer nazım biçimleri için konulmuş olan beyit sayısı sınırlaması bu nazım biçiminde yoktur.

Aynı şair tarafından yazılmış beş mesnevîye hamse denir. İran edebiyatında ilk hamse sahibi şair Genceli Nizâmî (öl. 1214 ?)’dir. Genceli Nizamî, mesnevîde İran edebiyatının en büyük şairidir.

Yaygın olarak bir mesnevîde bulunması gereken bölümleri şu üç başlık altında toplamak mümkündür: Giriş, Konunun İşlendiği Bölüm, Bitiş Bölümü.

Dört Mısralı Nazım Biçimleri

Rübâ’î bir edebiyat terimi olarak özel vezinlerle yazılmış dört mısralı bir nazım biçimi dir. Bu nazım biçimi İran edebiyatında doğmuş; Türk edebiyatına da bu edebiyattan geçmiştir. Rübâ’înin kafiye düzeni iki beyitlik nazımlarda olduğu gibi genellikle “a a x a” dır. Bunun yanında kıt’a gibi “x a x a” şeklinde kafiyelenmiş ve dört mısraı da birbiriyle kafiyeli rübâ’îler de vardır. Dört mısraı birbiriyle kafiyeli rübâ’îlere rubâ’-i musarra veya terâne adı verilmiştir.

Divan edebiyatının yetiştirdiği en ünlü rübâ’î şairi Azmîzâde Hâletî (öl.1631)’dir. Türk edebiyatı Batı edebiyatının etkisi altına girdikten sonra Türk şairleri ünlü İranlı rübâ’î şairi Ömer Hayyam (öl. 1123)’ın rübâ’îlerini manzum olarak Türkçeye aktarmak dışında bu tarza fazla ilgi göstermemişlerdir. Bu dönem Türk şairleri içinde rübâ’î tarzının en önemli şairi Yahya Kemal (öl. 1958)’dir. Rübâ’îlerde genellikle mahlas kullanılmamıştır. Bir şairin yazmış olduğu rübâ’î sayısı fazla ise bunlar divanların sonunda kafiyelerinin son harflerine göre sıralanmıştır.

Rüba’î, bu nazım biçimine özgü ahreb ve ahrem adları verilmiş iki grup vezinle yazılır. Aslında rübâ’îyi nazım ve kıt’adan ayıran da budur.

Tuyuğ , edebiyat terimi olarak dört mısralı bir nazım biçimi dir. Eski Türk şiirinin dörtlüklerinden doğmuştur. Tuyuğun Oğuz Türklerinin Azerbaycan, Doğu Anadolu ve Irak’a yerleşmeleriyle kendi edebiyatlarında kullandıkları dört mısralık halk şiirlerinin bu bölgede aruzla yazılan ve Fehleviyyât denilen bestelenmiş rübâ’îlerden etkilenmesiyle ortaya çıktığını ileri sürenler de vardır.

Kafiyelenişi rübâ’îde yaygın olarak görülen “a a x a” düzenindedir (Bak. Örnek: 18 ). Bunun dışında “x a x a” şeklinde; yani, kıt’a biçiminde kafiyelenmiş olanları ve bütün mısraları birbiriyle kafiyeli tuyuğlar da vardır. Tuyuğlar cinaslı kafiyelerin çok kullanıldığı bir nazım biçimidir.

Tuyuğ, genellikle fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün vezniyle yazılır. Az sayıda da olsa bu vezin dışındaki vezinlerle de yazılmış tuyuğ örnekleri vardır.

Tuyuğ daha çok Çağatay ve Azerî edebiyatlarında görülür. Anadolu’da ilk tuyuğ örneklerini Kadı Burhaneddin (öl. 1399) ve Seyyid Nesimî’de (öl. 1404) görüyoruz.