Ünite 4: Müşterek Malzemeyi Kullanmaya Dayalı Sanatlar ve Belâgate Dâhil Edilen Hünerler

Serikat-i Şi’riyye

Bir şairin kendisinden önce söylenmiş bir düşünceyi ya da tasarımı aynı biçimde ifade etmesi serikat-i şi’riyye (=şiir hırsızlığı) veya ahz ve serikat (=alma ve çalma) olarak tanımlanmıştır. Belâgat ve dil konusundaki çalışmacılar ilk başta konuyu “bir metnin lafz(=söz)ıyla mı, mana(anlam)sıyla mı, yoksa hem söz hem manasıyla mı değerli olduğunu tartışmışlardır. Konunun belâgat kitaplarındaki bugünkü biçimini veren kişi Kazvin?’nin Telhis adlı kitabı olmuştur. Kazvinî Telhis ’te kendisinden önceki bilginlerden farklı olarak değişik şairlerin aynı anlamları şiirlerinde kullanmış olmalarının onların serikatle suçlanması için tek başına yeterli olmayacağını söylemiştir.

Kazvinî Telhis kitabında serikat-i şi’riyye’yi “bir şairin başka bir şaire ait şiiri ya olduğu gibi ya da üzerinde birtakım değişiklikler yaparak alıp kendine mal etmesi” olarak tanımlanmakta ve ikiye ayrılmaktadır:

  1. Serikatın açık olduğu durumlar: Bir şairin kendisinden önce ifade edilmiş bir şiiri hem söz hem de manası ile birlikte almasıdır. Kendi içinde üçe ayrılır:
    a) Söz ve anlamın hiçbir değişiklik yapılmadan alınması: İntihâl.
    b) Sözlerde küçük değişiklikler yapılması, sözlerin yerlerinin değiştirilmesi ve anlamın aynen alınması: İkinci söz daha değerliyse bu makbul, değilse kötü bir durumdur.
    c) Sözün değil anlamın alınması: Bu üç şekilde yapılabilir:
    • Sadece anlam alınır.
    • Anlam ile birlikte şiirden çok az bir söz de alınır.
    • Anlamın tamamı değil, bir kısmı alınır. Yeni şiir öncekinden makbulse bu makbul, değilse kötü bir durumdur.
  2. Serikatın açık olmadığı durumlar: Eğer bir şair kendisinden önce ele alınmış bir konuyu başka bir açıdan yeniden el almışsa ya da bir önceki şiirde kısaca değinilmiş bir konuyu daha geniş ele almışsa bu durum tenkide konu olmaz ve ifade güzel olduğu sürece hepsi makbuldür.

Ayrıca, şiir olarak söylenmiş bir sözü düz yazı, düz yazı ile söylenmiş bir sözü de şiirle ifade etmek Akd ü hali olarak adlandırılmıştır.

Naz?re ve Nak?za

Naz?re, bir şairin başka bir şairin şiirini örnek alarak onunla aynı vezin ve kafiyede şiir yazmasıdır. Naz?reye cevap da denilmiştir. Bu teknikte şiir yazmaya “tanz?r etme”, “naz?re söyleme”, “naz?re söyleme”, “naz?re deme”, “cevap verme”, “cevap yazma” adları verilmiştir.

Nak?za ise, naz?rede örnek alınan şiirin zıt yönde bir anlam ifade edilmesidir.

Müşterek Malzemeyi Kullanmaya Dayalı Sanatlar

İktibâs

İktibâs sözcüğünün anlamı ateş yakmak için kor olmak tır. Bir terim olarak ise, manzum ya da mensur herhangi bir metinde bir ayetin ya da hadisin tamamını ya da bir kısmını alıntı yoluyla kullanmak şeklinde tanımlanabilir. Hadislerden yapılan iktibaslara tenv?r adı verilir. İktibâs yapmaktaki amaç sözü güzelleştirmek ve anlamı pekiştirmektir. Bu nedenle mizahî bir üslûp içeren ifadelerde iktibâslara yer verilmemesi; dinî değerlere ters düşlen hususların dile getirildiği sözlerde iktibâs yapılmaması gerekir. Ayrıca iktibâsta iktibâs edilen ayet ve hadislerin anlamlarında değişiklik yapılmaması; ayetler ve hadisler hangi anlamda kullanılmışsa, bunların iktibâs edilen metinlerde de aynı anlamda kullanılmış olması gerekir.

?râd-ı mesel

Îrâd-ı mesel, bir önermeyi desteklemek ya da ispat etmek için bir atasözünü ya da hikmetli bir sözü delil olarak kullanmaktır. Bu sanata irsâl-i mesel de denir. “irsâl-i mesel” ya da “ îrâd-ı mesel” çoğu zaman bir temsîlî teşbîhten ibarettir. Ancak bu teşbihte mürekkep bir müşebbehün bih ilk mısrada ileri sürülen düşünceyi desteklemek ve bu yolla okuyanı ya da dinleyeni ikna etmek amacıyla kullanılır. Atasözü olmamakla birlikte atasözü değerinde olan ya da atasözü gibi ifade edilmiş hikmetli düşünceler de bu sanatın sınırları içine girer. Şiirin içinde zikredilen darb-ı meseller üzerinde bu darb-ı meselleri vezinle uyumlu hâle getirebilmek için birtakım ifade değişiklikleri de yapılmış olabilir; hatta bu darb-ı mesellerle söylenmek istenen düşünceler farklı sözcüklerle de ifade edilebilir. Îrâd-ı mesel ile mezheb-i kelâmî ifade tarzı yönünden benzeşirler. Bu iki anlatım tekniği arasındaki fark, mezheb-i kelâmîde dile getirilen düşünceyi desteklemek için bir tür mantıksal önermelerin kanıt gösterilmesi, îrâd-ı meselde ise bir atasözü veya hikmetli bir sözün aynı amaçla kullanılmasıdır.

Tazmin

Kelime olarak tazmin, bir şeyin içine koymak ve gizlemek tir. Terim olarak ise, bir şairin başka bir şaire ait şiirden bir mısraı, bir beyti ya da iki beyti kendi şiirine alması dır. Edebiyatta tazmîn yoluyla alınan ibarelerde birtakım değişiklikler yapılmasında sakınca görülmemiştir. Tazmînin iktibâstan farkı, iktibâsta alıntı yapılan sözün ayet ya da hadis, tazmînde ise şiir olmasıdır. Tazmînle îrâd-ı mesel arasında da irâd-ı meselde yapılan alıntının atasözü ya da deyim olması nedeniyle buna benzer bir fark vardır. Tazmînin meşhur bir şiirden yapılmış olması, böyle bir şiirden yapılmamışsa şairin adının mutlaka belirtilmesi gerekir.

Telm?h

Sözcük anlamı bir şeye bir an göz ucuyla bakmak olan telmih terim olarak, bir söz içerisinde bir kıssaya, bir efsaneye, tarihî bir olaya veya bir ayete ya da hadise, meşhur bir darb-ı mesele, bir inanışa işaret etmek anlamına gelmektedir. Telmih duru bir dille yapılmalı, telm?h yapıldığı ve neye telmihte bulunulduğu anlaşılır olmalıdır. Telmîhte bir düşünce veya bir hayal doğrudan o düşünce ya da hayali ifade eden sözcüklerle değil, uzaktan bunları gösteren ya da çağrıştıran sözcüklerle ifade edilmeye çalışılır.

Belâgate Dahil Edilen Hünerler

Muammâ

Sözcük anlamı gizlenen ve karışık gösterilen şey olan muammâ, remiz ve îmâ yoluyla; yani, doğrudan değil dolaylı olarak işaret ile bir isme delâlet eden sözdür. Muammâda bir ismin gizlenmesinin edebî zevke ters düşmemesi ve zihnin o gizlenen ismi anlamasının mümkün olması gerekir. Muammâ genellikle şiirde olur. Düz yazıyla da muammâ söylemek mümkün olmakla birlikte yaygın değildir.

Muammâ söyleyen kişiye muammâ-gûy, çözen kişiye ise muammâ-küşâ adı verilir. Muammâ çözmeye ise muammâ halletme adı verilir.

Muammâ çözerken edinilmesi gerekli bilgiler ve başvurulan yollar vardır.

Bilindiği kadarı ile Türk edebiyatında ilk muammâ söyleyenler XIV. yüzyılda Ahmedî (öl. 1411) ve XV. yüzyılda Mu’înî (öl. ?)’dir. Muammânın Anadolu’da ilgi görmesinde ve yaygınlık kazanmasında İran ve Azerbaycan’dan gelen şairlerin yanı sıra konu ile ilgili eserlerin Türkçeye tercüme edilmesi de önemli rol oynamıştır.

Lügaz

İnsan ismi dışında, bir şeyin özelliklerinin sıralanarak okuyucu ya da dinleyiciden bunun ne olduğunun sorulduğu bir tür manzum bilmecelerdir. Bu manzum bilmecelerde kastedilen şey kapalı ifadelerle anlatılır ve muhataptan akıl yürütme yoluyla neden bahsedildiğinin bilinmesi istenir. Gazel, kıt’a ve mesnevi şeklinde olanlar mevcuttur.

Telm?’

Telmî’, bir şairin Türkçe şiirinin bazı mısralarını ya da mısraların bir kısmını Arapça veya Farsça olarak söylemesi dir. Kullandığı Arapça ve Farsça sözcükler kendine ait olmalıdır. Aksi takdirde yaptığı şey telmî’ değil tazm?n olur.

Telmî’e ilk önce İranlılar yazdıkları Farsça şiirlere Arapça mısra ve beyitler ekleyerek başlamışlar, daha sonra Türk şairleri de onlara uyarak Türkçe şiirlerinin içinde yine kendilerine ait Arapça, Farsça mısra, mısra parçası ya da beyitlere yer vermişlerdir. Bu şiirlere mülemma’ denir.

Sihr-i helâl

Sihr-i helâl, beyit arasında hem kendisinden önceki sözlerin sonu hem de kendisinden sonraki sözlerin başı olabilecek şekilde söz söylemektir. “Güzel ve veciz söz” olarak da adlandırılır.

Tarih Düşürme

Arap alfabesindeki harflerin sayı değerlerini esas alarak bir olay tarihini veren bir kelime, bir cümle, bir mısra ya da bir beyit söylemeye ya da yazmaya tarih düşürme; yapılan hesaplamaya da ebced hesabı, hesab-ı cümel ya da hisâbü’l-cümel denir. Söz konusu alfabeye ebced elifbâsı, bu elifbadaki harflerin sayısal karşılıklarıyla hesap yapmaya da ebced hesâbı denilmesi “ebced”in sıralamadaki ilk sözcük olmasındandır.

Bir tarihteki harflerin hepsinin hesaba dâhil edildiği târîhi tâm (=tam tarih), sadece noktalı harflerin hesaplandığı mu’cem (=menk¯ut, cevher, cevherîn), sadece noktasız harflerin hesaba katıldığı mühmel ya da sade tarih, mısradan tarihin iki katının çıktığı dü-tâ tarih, harflerin sayısal karşılığı olayın meydana geldiği yılı göstermeyen eksik veya fazla gelip ekleme ve çıkarma ile uygun hâle getirilen tamiyeli tarih gibi ebcetle tarih söylemenin pek çok türü vardır.