Ünite 7: Millî Edebiyat Hareketinden Şiir

Millî Edebiyat Hareketinde Şiir

Millî Edebiyat hareketi Nisan 1911’de Millî Edebiyatı’n beyannamesi sayılan “Yeni Lisan” makalesinin Genç Kalemler dergisinde yayımlanmasıyla başlar ve 1922 sonlarında İstiklal Savaşı’m bitimiyle tamamlanır. Bundan sonraki Türk edebiyatı da dönemin ihtiyaç ve yönlendirmelerinden dolayı aynı edebiyat anlayışını benimseyerek sürdürdüğünden aslında Millî Edebiyatı’n bir devamı sayılabilir. 1911 ve sonrasındaki on yılı aşkın zaman imparatorluktan millî devlete geçiş sürecinin idrak edildiği, Türk insanının kendi millî kimliğine ulaşmak ve millet olmak için sorular sorduğu, bunların etrafında bir değerler bütününü kurmaya çalıştığı süredir. Bunun için de 1911-1922 arasının edebiyattaki arayışlarının aslında sosyal hayattaki arayış ve buluşların bir yansıması olduğu söylenebilir. Çünkü bu arayış ve buluşların her biri, milletin tarih içindeki yolculuğu müddetince oluşturduğu, inandığı ve kendine ait kıldığı değerler dünyasından kaynaklanmaktadır. Bu arayış ve buluşların en üst katmanında birer fikrî oluşum olarak Türkçülük, İslamcılık, Batıcılık ve hatta Osmanlıcılık durmaktadır.

Millî edebiyatın belirleyici unsurlarının vezin ve dil kullanımı kadar aktarılmak istenen ruhta olduğu kolayca söylenebilir. Dolayısıyla her ne kadar dönemin hâkim edebiyat anlayış sade Türkçe ve hece vezninden yana bir tavır koyarsa da aruz veznini kullandıkları için Mehmet Âkif ve Yahya Kemal’i millî edebiyatın dışında değerlendirmek mümkün değildir. Millî Edebiyat hareketinde değerler bütünü oluşturma sürecinin roman ve hikâyeye göre özellikle şiir üzerinden daha etkin bir yol olarak kullanıldığı söylenebilir. Bu durum, şiirin yoğunlaşma sanatı olması, daha az bir hacimde daha çok şeyi etkili biçimde anlatabilme kabiliyetinden kaynaklanmaktadır. Öte yandan ezberlenerek aktarılabilmesi başka yerlere -cephe gibi- taşınabilmesi imkânını da getirdiğinden şiir bu yılların daha çok ilgi gösterilen edebî türü olmuştur.

Millî Edebiyat Anlayışının Öncüleri

Mehmet Emin: Millî Şirin Erken Sesi

Mehmet Emin (Yurdakul, 1869-1944), millî edebiyat şiirinin erken sesidir. Çünkü 1898’de yayımladığı Türkçe Şiirler adlı şiir mecmuasıyla 10 yıldan daha öncesinde millî şiir ahenginin öncülüğünü yapmıştır. Üstelik bu kitabın Servet-i Fünûn şiirinin en iyi eserlerinin yazıldığı sırada yayımlanmış olması önemlidir. Sanatın amaç olduğu yıllarda taşıdığı sosyal içerikle halkın gönlüne giren bu şiirler, dönemin edebiyat konusundaki başka arayışlarının da göstergesi olurlar. Yetişme yıllarından getirdikleri, çocukluktan itibaren okudukları ve Cemalettin Efgani ’nin sohbetlerinden aldığı etkilerle sanatçı kimliğini oluşturan Mehmet Emin, ilk kitabı Fazilet ve Asalet ’ten (1890) sonra yayımladığı Türkçe Şiirler ’le modern Türk edebiyatında hece vezni ve sade Türkçeyle yazılmış şiirin öncülüğünü yapar.

“Anadolu’dan Bir Ses Yahut Cenge Giderken”, “Yunan Sınırını Geçerken”, “Tırhala Kalesine Bayrak Dikildikten Sonra”, “Şehit Yahut Osman’ın Yüreği”, “Yetim Çocuk Yahut Ahmet’in Kaygusu”, “Ah Analık Yahut Zeynep’in Duası”, “İyilik ve Güzellik Karşısında”, “Kuran-ı Kerim”, “Biz Nasıl şiir isteriz?” başlıklı dokuz şiirin toplandığı Türkçe Şiirler adlı bu küçük kitap, şiirde iddialı bir yaklaşımı benimseyen Servet-i Fünûn şairlerinin karşısına yıllardır kullanılmayan ve ‘parmak hesabı’ diyerek küçümsenen hece veznini getirir.

Halk şiirinin nazım şekillerine uzak duran sanatçının daha çok sone gibi bir takım batılı şekilleri benimseyerek kullanması, şiirinin kozmopolit olmasana yol açmıştır. Mehmet Emin ayrıca halk şiirinin esas aldığı kıta anlayışını da değiştirir ve farklı mısra sayılarından oluşan bent kullanımını yerleştirmeyi ister. Fakat bütün bunlar onun şiirinin ahenksizleşmesiyle sonuçlanmıştır. Halkın anladığı Türkçe ve hece veznini kullanmak üzere yola çıkmasına karşılık halk şiirinin sesini yakalayamamış olması onun şiirinin en büyük eksikliğidir. Yine de bu kusurlar, Mehmet Emin’in millî şiiri müjdeleyen şair olmasını engellemez.

Şiiri, 19. yüzyıl sonu 20. yüzyıl başı meselelerinin içinde şekillenmiş olan Mehmet Emin, sosyal hayatı anlatmaktadır. Şair kendi beniyle ilgili hiçbir şiir yazmamıştır. Millî şiir ahenginin oluşturulması sırasında ilk önemli ve dikkat çekici çıkış, Mehmet Emin’in Türkçe şiirlerinde yer alan ve Türklük şuurunu daha geniş kitlelere ulaştıran “Anadolu’dan Bir Ses Yahut Cenge Giderken” şiiriyle olmuştur. Aynı kitapta yer alan “Biz Nasıl Şiir İsteriz?” ise bir anlamda Millî Edebiyatın ‘erken poetikası’ niteliğini taşır (Yetiş, 1999, 268). Bu şiirle Millî Edebiyatı’n halk için bir edebiyat olması fikri ortaya konmuştur.

Mehmet Emin’in şiirlerinde dönemin Savaşları’nın da yansımaları görünür. Ey Türk Uyan’da Balkan Savaşının yarattığı felaketleri ele almıştır. Tan Sesleri’nde Türk birliği fikri üzerinde ısrarla durulmuştur. Ordu’nun Destanı, Çanakkale kahramanlarına ithaf edilmiştir. Dicle Önünde adlı kitapta Türk-Arap dostluğu üzerinde durulur. Kitap, Irak cephesinde savaşan ordularımıza ithaf edilmiştir. Hasta Bakıcı Hanımlar’da Birinci Dünya Savaşında muhtelif cephelerde Kızılay’a hizmet eden kadınlardan bahsedilir. İsyan ve Dua, Birinci Dünya Savaşı’nda yaşanan felaketler karşısında Mehmet Emin’in duygulanın ifade eder. … Aydın Kızları, millî orduya ithaf edilmiştir (Ercilasun 2002: 61).

Mehmet Emin Yolunu Tamamlayan Arayışlar: Rıza Tevfik

20. yüzyıl başlarında millî şiire giden süreçte getirdiği sesle gerek içerik gerekse teknik kullanımlar bakımından Mehmet Emin’in şiiri son derece önemli bir basamaktır. Her ne kadar Mehmet Emin’in önemli bir şairlik kabiliyetinin olmadığı söylenirse de şiirde yapmaya çalıştıkları bir teklif olarak dikkat çekicidir. Bu şiirlerle halkın içinde yaşadığı sosyal olguların edebiyata yine halkın kullandığı bir dille aktarılmasının gerekliliği anlaşılmış ve edebiyatın doğu ya da batı değil kendi halkının estetik birikimini esas alması hususunun altı bir kez daha çizilmiştir. Ziya Paşa’nın “Şiir ve İnşa” sındaki başlangıçtan sonra bu çıkış, “Yeni Lisan” makalesindeki tenkitlere bağlanacak en büyük adımdır. Rıza Tevfik (Bölükbaşı, 1869-1949) bu etkiyle Çocuk Bahçesi dergisinde yayımladığı bir açık mektupla Mehmet Emin’in şiirini beğendiğini, kendisinin de artık böyle şiirler yazacağını açıklar. Bilindiği gibi bu mektup ‘1905 Edebî Hareketi’ diye bilinen tartışmaya yol açmıştır. Ancak bu tartışmanın ardından Mehmet Emin’in şiirindeki ahenksizliğin farkında olan Rıza Tevfik, şiir konusundaki kararlarını bir kez daha gözden geçirmiş olmalıdır. Çünkü 1911’e kadar şiir yayımlamaz ve millî şiir estetiğinde eksik bulduğu ahengi tamamlama arayışlarını sürdürür. O, şiirdeki ahenk eksikliğinin “(…) şekil ve estetik bakımdan tekke ve halk şiiri geleneğine bağlı” şiir yazarak çözümleneceğine inanmaktadır. Bu anlamda koşma ve nefeslerden faydalanarak ve hece veznine Mehmet Emin’in kaldırdığı durakların yeniden yerleştirilmesiyle ahengin tamamlanacağını düşünmektedir. 1911’de yayımladığı “Divan” adlı şiiriyle de bu şiirin ilk örneğini verir. Bundan sonra Rıza Tevfik’in Mehmet Emin’den ayrı ve kendine özgü bir şiir yolunu bulmuş olduğu görülür.

Millî Edebiyat Hareketi: Yeni Lisan Hareketi

Genç Kalemler dergisinde yayımlanan “Yeni Lisan” makalesiyle Nisan 1911’de Türk edebiyatında yeni bir anlayış başlar. Başlığından da anlaşılabileceği gibi asıl dille ilgili teklifleri olan hareket, doğal olarak bu anlayışı edebiyat sanatı içinde örneklendirmek durumundadır. Yeni Lisanın temsilcileri ilk andan itibaren önerdikleri dil anlayışını yazdıkları edebî metinlerde kullanmayı denemişler, bir anlamda yabancı unsurlarından arındırılmış Türkçe ile sanat eseri yazılabileceğini göstermişlerdir. “Yeni Lisan” makalesinde edebiyatla ilgili açık tenkitler vardır, ancak teklifler yoktur. Fakat ilk andan itibaren yazılanlara bakılırsa Ömer Seyfettin’in millî edebiyat için dili ve yerliliği esas aldığı görülmektedir. İlk makalede yerli bir vezin olmasına rağmen hecenin kullanımı konusunda bile kararlı bir yaklaşım sergilenmez. Fakat onların edebiyatla ilgili teklifleri zaman içinde özellikle de ‘millî edebiyat’ kavramı etrafında yapılan tartışmalarla belirginleşir. Yeterince estetik olmadığı ve sadece halka hitap ettiği yolundaki tenkitler arasında ‘millî şiir ahengi’ yavaş yavaş şekillenir. Millî Edebiyat şiirinin belirleyici üç özelliği vezin ve dil kullanımı ile içerikte yerliliktir. 1905 Edebî tartışmasından sonra aslında hece vezni ve sade Türkçe kullanımı artık belirginleşmiştir.

Şair Ziya Gökalp

1911-1922 dönemine fikirleriyle yön veren Ziya Gökalp (1876-1924)’tır. Dönemin fikir babası bunun için edebiyata da öncü olur. Çünkü dönem edebiyatını etkileyen aslında dil ya da edebiyattan çok düşünce dünyasında meydana gelen değişikliklerdir. Gökalp ise bir edebiyatçı/sanatçı olmaktan çok bir fikir adam ve sosyologdur. Türk milliyetçiliğinin anlatıldığı bu şiirlerin anlam dünyası Gökalp’ın düşünce dünyası takip ettiği seyir paralelinde Turan’dan Türkiye Türkçülüğüne doğru daralır. Şiirin içeriğini milletin ve devletin meseleleri tayin eder. şiirlerdeki milliyetçi yaklaşım, bu anlayışla uygun dil ve şekille de birleşir. Ziya Gökalp içerik, dil ve şekilde teklifleri olan bu şiirle, aynı zamanda millî edebiyatın şiirdeki ilk temsilcilerinden biri olur. Gökalp millî edebiyatın vezninin hece olduğu inancındadır. Onun şiiri tam anlamıyla bir düşünce şiiridir. Ziya Gökalp bu konudaki görüşlerini “Şuur devrinde şiir susar, şiir devrinde şuur seyirci kalır. İçinde bulunduğumuz zaman, galiba, birinci devreye aittir.” şeklinde etkili bir cümle ile de ifade etmiştir

Şair Ömer Seyfettin (1884-1920)

Türk edebiyatı tarihinde hikâye yazarı olarak önemli bir yeri olan Ömer Seyfettin, yazmaya şiirle başlar. Sonraki yıllarda sanatının asıl faaliyet alanı olarak hikâyeyi seçince daha az sayıda şiir yazacaktır. Sanatçı’nın şimdilik tespit edilebilen ilk şiiri, 14 yaşındayken yayımlandığı anlaşılan 1898 tarihli “Lane-i Garam”dır. Fevziye Abdullah Tansel Ömer Seyfettin’in şairliğine dikkat çekmiş ve konuyla ilgili çalışmalar yapmıştır. Tansel’in çalışmalarıyla Sanatçı’nın şiirlerinde kullandığı takma adlar belirlendiği gibi bazı şiirleri de bir araya getirilebilmiştir. Ömer Seyfettin’in şiirleri (1972) adlı bu kitapta tema, şekil hususiyetleri ve vezinleri açısından sınıflanan 77 şiir, yazara ait 86 şiirin bir araya getirildiği Ömer Seyfettin Bütün Eserleri (2000) adlı külliyat çalışmasının 5. cildiyle biraz daha genişletilebilmiştir. Ancak Ömer Seyfettin’in çok fazla takma isim kullanmış olması, yazdığı yıllara ait süreli yayınların eksik ve dağınık olması, en önemlisi de sadece şiirlerini değil bütün eserlerini sağlığında kitaplaştıramamış olması bu sayıların yeni bulgularla değişebileceğini düşündürmektedir. Üslup olarak da Servet-i Fünûn tarzının hâkim olduğu bu şiirlerde vezin aruzdur. Şairin ferdi duygulanışları, yalnızlık, bedbinlik, aşk ve tabiat karşısında hissedilenler bu şiirlerin aslî konusunu oluştururlar. 1908’den itibaren edebiyatın sosyalleşmesiyle Ömer Seyfettin’in şiirlerinde toplumla ilgili duyarlılıklar yer almaya başlar. Bu duyarlılık Balkan Savaşlarıyla birlikte onun şiirlerinin hâkim unsuru haline gelir.

Ali Canip

Ali Canip (Yöntem, 1887-1967) “Yeni Lisan”la başlayan dilin ve edebiyatın millîleştirilmesi çalışmalarının önemli teorisyen lerindendir. Ziya Gökalp’ın fikir babası olduğu bu projenin üç mimarından biri olarak daima içinde olmuş ve Yeni Lisancıların en uzun yaşayanı olarak sonraki yıllarda da bu anlayış etrafında yazılanları yönlendirmiştir. Özellikle de millî edebiyatın tartışıldığı bir dönemde Ali Canip’in yazdıkları bu kavramın belirlenmesine önemli katkılar sağlamıştır. Ali Canip’in Muallim Naci tesirleriyle yazılmış ilk şiirleri gazel tarzındadır. Sonraki yıllarda edebiyatın baskın sesi Servet-i Fünûn’un etkisine giren sanatçı, Muallim Naci’den getirdiği dildeki sadelik fikrini dönemin sanat anlayışı ile birleştirir ve Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin tesirinde şiirler yazar. Aruz vezni ve sade dille yazdığı şiirlerde dönemin edebiyatına katkılarda bulunur. 1913 sonrasında Ali Canip’in kendini daha çok ilmî çalışmalara verdiği ve giderek şiir yazmayı bıraktığı görülür. Fakat yine de kaynaklar onun 1913 yılında yayımlanan “Kaval” adlı şiirini hece vezninin ilk başarılı kullanıldığı şiir olarak göstermektedirler.

Millî Edebiyat Hareketinin Heceyle Yazan Diğer İsimleri

Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin ve Ali Canip, ‘Yeni Lisan’ hareketinin fikir babası, teorisyeni ve uygulayıcıları olarak yazdıkları eserlerle ileri sürdükleri dil ve edebiyat anlayışının yaygınlaşması konusunda samimi bir çaba sarf etmişlerdir. Ancak onlar şair değillerdir. Ancak onların etki alanları içinde kalan bir takım gençler millî edebiyat anlayışının şiirini yazmaya hatta bu şiirin eksik taraflarını tamamlamaya daha o günlerden itibaren başlarlar. Bunların arasında Cumhuriyet edebiyatının Beş Hececiler adlı ilk şiir grubunun kadrosunu oluşturacak

  • Faruk Nafiz (Çamlıbel, 1898-1973),
  • Orhan Seyfi (Orhon, 1890-1972),
  • Yusuf Ziya (Ortaç, 1896-1967)
  • Halit Fahri (Ozansoy, 1891-1971)
  • Enis Behiç (Koryürek, 1893/1949)

gibi isimler vardır. Bir kısmı ilk şiirlerini aruzla yazmışlarsa da sonraki yıllarda heceyle yazmaya, bireysel konularla ilgilenmekten sosyal konularla ilgilenmeye geçerler.

Müstakil İsimler

Şiirde sade Türkçe-hece vezni prensibine uymayan güçlü sesler de vardır. Bunlar Mehmet Âkif ve Yahya Kemal’dirler. Her ikisi de içinde yaşanan sosyal dönemi düşünceleriyle de derinden etkilerler. Makale ve sohbetlerinde dile getirdikleri bu düşünce dünyasını şiirlerinde de ifade imkânı bulurlar. 20. yüzyıl başında önemli bir dönüm noktasında çözüm önerisi olma iddiası taşıyan bu fikirler taraftar da bulur.

Mehmet Âkif

Mehmet Âkif (Ersoy, 1873-1936), şiirlerinden başka 1908 sonrası gelişen fikir hareketleri içerisinde İslamcılık anlayışının temsilcisi olarak da önemli bir rol oynar. Çünkü o, etki alanı olarak sadece nesri değil aynı zamanda, hatta daha fazla, şiiri kullanmaktadır Âkif, makale ve şiirlerinde İslam’ı modernleşmeyle uzlaştıran görüşlerini dile getirir. Bunlar Sıratı Müstakim dergisinde okuyucusuna ulaşırlar. Mehmet Âkif toplumla ilgili duyarlılıkları olan bir şairdir. İçinde yaşadığı toplumun değerler dünyası ve meseleleri onu çok ilgilendirir ve bunları edebî eserinin konusu haline getirir. Âkif gerçekçiliğiyle toplumun daha sıradan meselelerine de yönelmiştir. Sokaklar, insanlar, aileler, kadınlar ve çocuklar onun şiirinde kendilerine en geniş yeri bulurlar. Bizzat kendisinin yaygınlaştırdığı manzum hikâye türüyle toplumla ilgili manzaralar çizer. Mehmet Âkif’in şiirinin önemli özelliklerinden biri aruz vezninin sokakta konuşulan Türkçeyle birleştirilerek ona millî bir kimlik kazandırılmasıdır.

Mehmet Âkif, şiirlerini yedi kitaptan meydana gelmiş olan Safahat’ta toplamıştır. 1911 tarihli birinci kitap Safahat başlığını taşır. Batı hayranlığını ile dine karşı bir kavmiyet anlayışının tenkidi 1912 tarihli ilk kitap Süleymaniye Kürsüsünde’nin ana temasını oluşturmaktadır. 1913 tarihli Hakkın Sesleri, Safahat’ın üçüncü kitabıdır.

Yahya Kemal

Yahya Kemal (Beyatlı, 1884-1958), edebiyat sanatındaki en iyi eserlerini sonraki yıllarda verdiği ve bu anlamda asıl tesirlerini daha çok Cumhuriyet yıllarında yaptığı için Cumhuriyet devri Sanatçı’larından sayılabilir. Fakat sanat görüşü, Millî Edebiyat yıllarında etkili bir şekilde yönlendirdiği fikir ve sanat hareketleri içerisinde olgunlaşmıştır. Meşrutiyet sonranda Fransa’dan dönerken Fransız şiirinin kendini yenileme yollarını Türk şiirine uygulama konusunda zihninde birtakım birikimler de getiren Yahya Kemal, bir yandan da tarihin içinde Türk’ün yerini aramakla meşguldür. Yahya Kemal’in 1910’lu yıllardaki asıl etkisi sanatından çok fikirleriyle olur. 1912’de Türkiye’ye dönen Yahya Kemal’in sanat ve düşünce Dünyası’nın özünü Albert Sorel ve Camille Julian’ın düşünceleri oluşturmaktadır.