Ünite 8: Metinler

Ünite 8: Metinler

Giriş

Bu ünitede metin okumaları için eski metinlerden 4 adet okuma parçası seçilmiştir. Bunlardan birincisi 15. yüzyılda yazılmış olan ve Tevarih-i Al-i Osman türü eserlerin en tanınmışlarından Aşık Paşa-zade’nin eserinden alınmıştır. Metnin dili erken Osmanlı dönemi eserlerinden olduğundan oldukça sadedir. Ancak devrik cümleler ve o dönemin anlatım özelliklerine göre yazıldığı için bazı ifadeler bugünkü Türkçe kullanımına, hatta Osmanlı’nın geç dönemlerindeki kullanıma göre farklıdır. İkinci metin ise 19. yüzyılda kaleme alınmış, Osmanlı tarihini başlangıçtan itibaren özetleyen ve ağırlıklı olarak devlet teşkilatı üzerinde duran Mustafa Nuri Paşa’nın Netayicu’l-Vukuat isimli eserinden seçilmiştir. Metnin, devlet idarecilerinin durumunu anlatan bölümden seçilmesi ise burada geçen idari isim ve terimleri tanımanız amacını taşımaktadır. Aynı zamanda son dönem eserlerinde Arapça ve Farsça unsurların önceki yüzyıllara göre daha fazla kullanılması da metnin seçiminde etkili olmuştur. Çünkü bu tür eserler dil olarak daha ağır olmalarına rağmen, içlerinde ünitelerde anlatılmış olan konularla ilgili örnekleri daha fazla oranda bulundurmaktadırlar. Üçüncü ve dördüncü metinler ise tanınmış Osmanlı tarihçisi Ahmet Cevdet Paşa’nın yine çok tanınan Tarih-i Cevdet isimli eserinden alınmıştır. Bu iki metin hem konularının çeşitliliği hem de değeri birçok tarihçi tarafından teslim edilmiş bir esere ait olmaları sebebiyle seçilmişlerdir.

Okumanızı kolaylaştırmak için yapmanız gereken ilk iş Osmanlıca’dan Osmanlıca’ya veya Osmanlıca’dan bugünkü Türkçeye hazırlanmış bir sözlük bulundurmaktır. Bu tür sözlüklerde kelimeler eski harflerle yazıldığından metindeki harfleri sözlük sırasındaki harflerle karşılaştırdığınızda hem kelimenin okunuşunu hem de anlamını bulabilirsiniz.

İkinci olarak, kendi kendinize yapmış olduğunuz okumanızı, kitabınızda verilmiş olan metin okuması ile karşılaştırınız. Karşılaştırma esnasında tamlamaların nasıl yazıldığına özellikle dikkat ediniz. Kendi okumanızdaki yanlışları düzelttikten sonra metnin bugünkü dilde anlamının verildiği bölümü okuyunuz. Esas metinle paragraf karşılaştırmaları yaparak, eski kelimelerin anlamlarının cümle içerisine nasıl yerleştirildiklerini kontrol ediniz.

Sonuç olarak buradaki metinler bütün tarih eserlerinin konu çeşitliliğini ve özelliklerini doğal olarak yansıtamaz. Ünitede size verilmek istenen bir çalışma örneğidir. Örnekten hareketle gerek kütüphanelerde, gerek başka şekillerde elde edeceğiniz eski eserleri okuyarak ve anlamaya çalışarak gelişiminizi sürdürebilirsiniz. Dille ilgili bütün ders veya programların başarısı temel olarak kelime hazinesinin zenginliğine bağlıdır.

I. Metin: Okunuş, Çeviri ve Anlama

31

Örnek Metnin Transkripsiyonu

Bab: Anı Beyan İder Kim Bu Maceralardan Sonra Neler Zahir Oldı?

Sultan Mehmed Gazi Trabzon gazası niyyetine Anadolu’ya geçti, her ne kim niyyet itdi Hakk te‘ala müyesser itdi. Her vilayetin hutbesi, sikkesi kendinin oldu, devletle yine tahtına teveccüh itdi. Her tarafın padişahlarından ilçi geldi, Han’a “vilayet mübarek olsun” deyu.

Ve illa Mısır sultanından ilci gelmedi. Adet-i muhabbet terk olundı; adavete bir bahane bu oldı. Anınçün kim evvel muhabbet iden Sultan oldı. Evvel Karaman’a gelen beylerbeyi Sultan oldı. Bu Çerkes ta’ifesi ana eğin muti‘ olmadılar. Ol sebebden ilci gönderilmedi. Padişah dahi buna bir pare melûl oldı ve sonra mezkur “Hoşkadem” dahi Mısır’a sultan oldı. Padişah-ı Rum dahi taht mübarek olsun deyu ilci göndermedi. Adet buydı kim gönderileydi. İki tarafdan adet terk olundı. Ve mahabbet kesilmeğe başladı. Ve hem bu Hoşkadem ki sultan-ı Mısırdır, her tarafa yağı olmağa başladı. Bu tarafa Dulkadiroğlu Mekki’ye fedayi gönderdi. Fedayi geldi Elbistan’ın cum‘a mescidinde mücavir oldı. Gündüz oruç tutar ve gice-dün namâzın kılardı. Âhır fursat buldı “Mekki Arslan Bey”i helak itdi, cum‘a mescidinde. Bu Mısır Sultanı Hoşkadem’in yanında Mekki Arslan’ın bir kardaşı vardı, Budak Bey dirlerdi, anı Mekki Arslan yerine gönderdi. Bu hareket Dulkadir beylerine hoş gelmedi. Mekki Arslan’ın Şahsuvar Bey adlı bir kardaşı dahi vardı, Rum padişahı yanında olurdı. Dulkadir beyleri ol Şah-suvar’a haber gönderdiler kim “gel! vilayeti sana virelim, Mısırdan gelen Budağı bey itmeziz” didiler. Şah-suvar’a dahi Rum padişahından destur oldı, vardı Budağı vilayetinden sürüp çıkardı, yerine kendi padişah oldı. Budak dahi gitdi Şam’a düşdi.

Örnek Metnin Sadeleştirilmiş Hali

Sultan Mehmed Gazi, Trabzon gazası niyetiyle Anadolu’ya geçti. Bu seferinde neye niyet ettiyse Hak teâlâ onu ona müyesser eyledi. Aldığı memleketlerde okunan hutbe ve basılan sikke onun adına oldu. Saadetle tekrar başkentine döndü. Her tarafın padişahlarından tahta geçişini kutlamak için elçiler geldi, ama Mısır sultanından elçi gelmedi. Muhabbet adeti terk edildi. Aralarındaki düşmanlığa bir sebep de budur. İlk sevgi gösteren sultan oldu. İlk Karaman’a gelen beylerbeyi o sultandı. Bu Çerkes taifesi bunu kabullenemediler. Bu sebepten elçi göndermediler. Padişah da buna bir parça üzüldü. Hoşkadem, Mısır’a sultan olunca padişah da onun tahta geçişini tebrik için elçi göndermedi. Oysa eski gelenek gönderilmesini gerektiriyordu. İki taraftan da adet terk olundu ve muhabbet kesilmeye başladı. Mısır Sultanı Hoşkadem her tarafa düşmanlık yapmaya başladı. Dulkadıroğlu Mekkî üzerine fedai gönderdi. Fedai geldi, Elbistan’ın Cuma mescidinde kalmaya başladı. Burada gündüz oruç tutar gece sabaha kadar namaz kılardı. Sonunda bir fırsatını buldu, Mekkî Arslan Bey’i Cuma mescidinde öldürdü. Bu Mısır sultanı Hoşkadem’in yanında Mekkî Arslan’ın Budak Bey adında bir kardeşi bulunuyordu. Onu Mekkî Arslan’ın yerine gönderdi. Dulkadir beyleri bundan hoşlanmadı. Mekkî Arslan’ın Şehsuvar Bey adında bir kardeşi daha vardı. O da Osmanlı sultanının yanında bulunuyordu. Dulkadir beyleri Şehsuvar’a haber gönderdiler. “Gel, memleketi sana verelim. Mısır’dan gelen Budak’ın bey olmasını istemiyoruz.” dediler. Şehsuvar da padişahtan izin alarak gitti. Budak’ı Dulkadir vilayetinden sürüp çıkardı. Onun yerine kendisi geçti. Budak da gitti Şam’a yerleşti.

II. Metin: Okunuş, Çeviri ve Anlama

31

Örnek Metnin Transkripsiyonu

Ahval-i Erkan-ı Devlet ve İdare-i Umur-ı Saltanat

Merreten ba‘de uhrâ icmal u tafsil kılındığı vechile devşirme çocuklarının güzide ve münasibleri saray-ı hümayunlara ahz olunup terbiyye ve telkin-i şera’it-i İslamiyye olundukdan sonra efrâdı sipâh ve silahdâr ve ulufeciyân-ı yemin u yesar ve gureba-yı yemîn u yesâr dinilen süvarî bölüklerine çıkarılur ve saray-ı humayûnda kat‘-ı merâtib eyleyenleri zikr olunan bölüklerin ağalıklarıyla veyahûd üzengi ağalıkları ta‘bir kılınan mir-alemlik ve mir-ahurluk ve kapucılar kethudâlığı ve kapucı-başılık me’muriyetleriyle çırağ olunup ba‘dehu mir-livalık ve mîrimîranlık ile taşraya gönderilür idi. Bu cihetle âdâb-ı hıdmet-i saltanat ve idare-i umûr-ı devlet hususlarını te‘allum itdikden ve taşralarda ve serdarlar ma‘iyyetinde ahvâl-i mülkiyye ve harbiyyeye dahi kesb-i vukûf eyledikden sonra hıdemâtı nazar-ı tahsîne lâyık ve kadere dahi muvâfık olur ise rutbe-i vezârete nâ’il olurlar iken mu’ahharan nân u na‘im içinde perverde olan vüzerâ ve kibar-zâdeler ve şehr-i saye-perverlerinden taraf ve takribini bulanlar saray-ı humâyûna alına-gelmekle bunlardan silahdâr ve çukadâr ve rikabdâr ve mîr-ahûr-ı şehriyârî misillü manzûr-ı nazar-ı iltifât-ı pâdişâhî olanlar def‘aten vezâretle be-kâm olmağa başladı.

Örnek Metnin Sadeleştirilmiş Hali

Daha önce birkaç defa anlatıldığı şekilde devşirme çocuklarının göze batanları ve seçilmişleri Edirne ve İstanbul’daki saraylara alınıp eğitildikten ve İslâmın şartları kendilerine öğretildikten sonra, mevcutları sipahi ocağına, silahdâr ocağına, sağ ve sol ulûfeciler cemaatlerine, sağ ve sol garipler denilen süvari bölüklerine dağıtılırdı. Topkapı Sarayı’nda yetişip oradaki görevlerde sırasıyla yükselenleri, adı gecen bölüklerin ağalıklarıyla veya özengi ağalıkları diye isimlendirilen mir-alemlik, mir-ahurluk, kapıcılar kethudalığı, kapıcıbaşılık memuriyetleriyle devlet görevine başlamış olurlardı. Daha sonra sancakbeyliği ve beylerbeyilik ile dış görevlere gönderilirlerdi. Uygulamanın bu yönüyle saltanat hizmetlerinin gelenek ve göreneklerini, ayrıca devlet işlerinin nasıl yürütüldüğünün eğitimini almış olurlardı. Yine dış görevlerde ve yüksek komutanlar yanında mülki idare ve savaş idaresi gibi konuları iyice öğrendikten sonra, hizmetleri beğenildiyse ve talihleri de yaver gittiyse vezirlik rütbesine kavuşurlardı. Sonraki dönemlerde nimetler içinde ve rahat şekilde yetişmiş olan vezirler ve diğer devlet ricalinin çocukları içinde, sayelerinde yetiştikleri şöhretli kimselerden bir yakınını bulanlar Enderun’a alınır olmuştur. Bunlardan silahdar ve çukadar ve rikabdar ve padişahın mirahurluğu gibi onun iltifatına kolay ulaşabilecekleri görevlerde olanlar kısa zamanda vezirlik rütbesi alarak muratlarına ermeğe başladılar.

III. Metin: Okunuş, Çeviri ve Anlama

31

Örnek Metnin Transkripsiyonu

Zuhur ve İntişar-ı Ta‘un

İşbu yedi (Hicri 1227) senesi evâ’ilinde Mısır’dan amed u reft münasebetiyle İzmir’e tâ‘un hastalığı sirayet itmiş idi. İzmir’den İstanbul’a bir ticaret gemisi gelürken içinde tâ‘undan birkaç kişi fevt ve mellâhândan bazıları hasta oldukları halde Der-sa‘adet’e lede’l-vurûd gemiden çıkanlar Galata ve Beyoğlu ve Tatavla’ya dağılup anlardan ta‘un hastalığı sirâyet ile ol taraflarda zuhûr itdi. Ve oradan İstanbul’a geçdi. Pek çok âdemler telef olmağa başladı. Fakat ba‘zı kesân sâ’irler ile ülfet ü ihtilattan kesilerek hanelerinde inzivâ ile tehaffuza kıyâm eylediler.

Örnek Metnin Sadeleştirilmiş Hali

Veba Salgınının Ortaya Çıkışı ve Yayılması

Olaylarını anlatmakta olduğumuz 1227 senesinin ilk aylarında Mısır’dan geliş-gidişler sırasında İzmir’e veba hastalığı bulaşmıştı. İzmir’den İstanbul’a bir ticaret gemisi gelirken içinde bulunanlardan birkaç kişi vebadan olmuştu. İstanbul’a geldiklerinde gemide bulunan denizcilerden bazıları hasta olmalarına rağmen gemiden çıkarak Galata, Beyoğlu ve Tatavla semtlerine dağılınca bu bölgelere veba hastalığı bulaştı ve hastalık ilk defa buralarda ortaya çıktı. Oradan da sur içi bölgesine yani İstanbul’a geçti. Pek çok insan ölmeye başladı. Yalnız bazı insanlar diğerleriyle yakınlaşmaktan ve onlara karışmaktan kaçınarak evlerine kapandılar ve kendilerini koruma altına almaya başladılar.

IV. Metin: Okunuş, Çeviri ve Anlama

31

Örnek Metnin Transkripsiyonu

Vekayi‘-i Şetta

Devr-i Selim Hanî’de silahdâr olan Süleyman Bey uhdesinde evâ’il-i Muharrem’de rutbe-i vezâretle ve emâret-i hacc hıdmet-i şerîfesi inzimâmıyla ve Kudüs ve Nablus sancakları ilhâkıyla Şam-ı şerif Eyaleti tevcîh buyurulmuş ve Haleb’de ikamet üzre iken akdemce ibka-i vezaret ile uhdesine Raka Eyaleti tevcîh olunan ka’im-makam-ı esbak Mustafa Paşa uhdesinden Raka Eyaleti sarf ve tahvîl ile ol civarda bulunan Azm-zade Abdullah Paşa’ya ibka-ı vezaret ile bi’t-tevcîh Hamid Sancağı dahi bu esnada voyvodalıkdan ihrâc ile mâl-ı mukayyedi vaktiyle te’diye itmek üzre müşarun-ileyh Mustafa Paşa’ya ihâle edilmiş idi.

Örnek Metnin Sadeleştirilmiş Hali

Muhtelif Olaylar

Sultan Selim (III.) devrinde silahdarlık görevi yapmış olan Süleyman Bey’e Muharrem ayının ilk günlerinde vezaret rütbesiyle beraber hac emirliği gibi şerefli bir görev ve Kudüs ve Nablus sancakları da ilave edilmiş olduğu halde Şam Eyaleti valiliği verildi. Ayrıca Haleb’de ikamet etmek üzere oraya gönderilen ve vezareti uzatılarak uhdesine Raka Eyaleti verilen eski sadaret vekillerinden Mustafa Paşa’dan bu görev alınarak yerine o bölgede bulunan Azm-zade Abdullah Paşa yine vezaret rütbesiyle devam etmek üzere görevlendirildi. Hamid Sancağı dahi aynı günlerde voyvodalık görevinden azledilmiş olan Mustafa Paşa’ya üzerine düşen hazine vergilerini zamanında ödemek şartıyla verilmişti.