Ünite 1: Meşrutiyetin İlanı ve Kanun-i Esasi

Meşrutiyet’in İlânı ve Kanun-i Esasi

Tarihte İlk Anayasalar

İnsanlar birlikte yaşamaya başladığından itibaren birtakım kurallarla sosyal hayatı tanzim etmeye çalışmıştır. Devlet teşkilatının şeklini, kuruluş esasını ve organlarını düzenleyen bu kurallar geleneğe dayalı sözlü ya da yazılı olabilir.

Anayasaların temeli Batı’da daha çok hak ve özgürlük bildirgeleri olarak ortaya çıkmıştır. En eski örnek 1215’te yayımlanan Magna Carta Libertatum’dur. Bu metin monarşinin sınırlarını belirlemiştir. Monarşi bir devletin mutlak yetkilerle donanmış hükümdar eliyle yönetilmesidir. Bu yönetimlerde idare genellikle bir hanedanın ve ya ailenin elinde olup hükümdarlık oğul ya da kardeş gibi aile fertlerine geçerdi. 18. yüzyılda ise Kuzey Amerika ile Fransa’da ortaya çıkan daha gelişmiş metinler modern anayasacılığın öncüsü olmuştur. Anayasa artık nesilden nesile tekrar eden uygulamalardan ziyade, akla ve iradeye dayanan toplumsal mutabakatı ifade etmekte, gelişen düşünce akımlarıyla ideolojiler, toplumlar ve bireyler için özgürlük ve eşitlik kavramlarını tartışmaktaydı. John Locke’ un “ Hükümet Üzerine İki Deneme” isimli eseri Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’ne ilham kaynağı olmuştur. Locke, devletin en büyük görevinin insanın yaşama hakkını, özgürlüğünü ve mülkiyetini korumak olduğunu ileri sürmüştür.

Amerikan Anayasası uzun uğraşlar sonucunda 1778 yılında yapılabilmiştir.

Fransa Anayasası ise Montesquieu ve J.J. Rousseau gibi düşünürlerin toplumsal eşitlik, özgürlük kuvvetler ayrılığı prensiplerine yaptıkları vurgularla ve 18. yüzyılda Sanayi Devrimi ile birlikte, kralların egemenliğine son verilip, egemenliğin kaynağının millet olduğu düşüncesi ileri sürülmüştür.

1789’da yayımlanan İnsan Hakları Beyannamesi ile geleneksel yasalardan vazgeçilmiş 1791 Fransız Anayasası ilan edilmiştir. Anayasa kuvvetler ayrılığı ve halkın egemenliği ilkelerine dayandırılmıştır.

Kanun-i Esasi Fikrinin Temelleri ve Hazırlık Çalışmaları

Kanun-i Esasi ilk Osmanlı anayasasıdır. 1876’da ilan edilmiştir. 18. yüzyıl ve özellikle 19. yüzyılda yapılan bir dizi reform ve ıslahat hareketlerinin sonucudur. Osmanlı’da anayasaya giden yolda monarkın yetkilerini sınırlandırma çabaları ilk kez Sened-i İttifak ile kendisini gösterir. Belge, devlet yönetiminde yöneticilerin keyfiliğine son verme, halkın korunması, vergilerin düzenlenmesi gibi özellikler içeriyordu.

Kanun-i Esasi’ye gidişte ikinci aşama ise II. Mahmut’un reformları ve Sultan Abdülmecid’in ilan ettiği Tanzimat Fermanı’dır. Tanzimat’la başlayan bir Osmanlı Milleti yaratma düşüncesi ortak bir yasa altında yaşama düşüncesini geliştirmiştir.

Bürokrasiden yetişen ve yeni bir yönetim biçimine geçme arzusunu dillendiren aydınlara göre devleti içine düştüğü sıkıntılı durumdan kurtarmak için, gelişmeyi sağlayacak model, hanedanın muhafazası ile birlikte anayasal sisteme geçmekti. Bu amaçla oluşturulan komisyonlarca farklı anayasa teklifleri hazırlanmıştır.

Mithad Paşa’nın Anayasa Teklifi

Kanun-i Cedid adı verilen bu teklif 57 madde ve 8 bölümden oluşmaktaydı. Bölümleri ise “Osmanlı Devletini Oluşturan Ülkeler” , “Padişah ve Hanedan”, “Memurlar”, “ Şura-yı Devlet”, “Meclis-i Mebusan”, “Osmanlı Vatandaşlığı ve Osmanlıların Hak ve Ödevleri”, “Yürütme” ve “Kanun-i Cedid’in Ta’dili”dir.

Bu tasarının bazı maddeleri ilan edilen Kanun-i Esasi’de yer almıştır. Bu tasarıya göre Osmanlı Devleti hiçbir biçimde ayrılık kabul etmez bir bütündür.

Süleyman Paşa’nın Kanun-i Esasi Müsveddesi

Süleyman Paşa’nın II. Abdülhamid’e sunduğu anayasa tasarısına göre Osmanlı Devleti bağımsız ve meşruti bir yönetime sahip olacaktı. Bu tasarıda hükümet üyeleri padişaha karşı sorumluydu. Meclis sınırlı da olsa yürütme üzerinde denetim yetkisi kullanabilecekti.

Said Paşa’nın Tasarısı

Said Paşa’nın tasarısı doğrudan milletin seçtiği 750 kişilik bir meclis öngörüyordu. Şura-yı Devlet, padişahın danışma meclisi olarak aynen korunacak ve sayısı 150’yi geçmeyen ve atama ile gelen bir de Ayan Meclisi (senato) bulunacaktı. Tasarı da tebaa hukuku da ayrıntılı bir biçimde anlatılmıştı. Basın hürriyeti ile mülkiyet hakkı kanunla teminat altına alınıyordu. Yasama yetkisi meclise verilip yürütme hükümdara ait olacaktı.

Cemiyet-i Mahsusa’nın Çalışmaları

28 kişiden oluşan komisyon sunulan tasarıda Fransa, Belçika, Polonya ve Prusya gibi yabancı ülkelerin anayasalarını incelemiştir. İki aylık çalışma neticesinde oluşturulan tasarı hükümet önerisi haline getirilmiştir, 119 maddelik bir anayasa oluşturulmuştur.

Kanun-i Esasi’nin İçeriği ve Uygulaması

Kanun-i Esasi’nin İçeriği

12 bölüm ve 119 maddeden oluşur;

  1. Memalik-i Devlet-i Osmaniyye / Osmanlı Devleti’ni oluşturan ilkeler (madde 1-7)
  2. Tebaa-i Devlet-i Osmaniyye’nin Hukuk-i Umumisi/ Osmanlı Devleti Vatandaşlarının Genel Hakları (madde 8-26)
  3. Vükela-yı Devlet / Bakanlar Kurulu (madde 27-40)
  4. Memurin /Memurlar (madde 39-41)
  5. Meclis-i Umumi/ Genel Meclis (madde 42-59)
  6. Heyet-i Ayan / Ayan Meclisi (madde 60-64)
  7. Heyet-i Mebusan/ Milletvekilleri (madde 65/80)
  8. Mehakim / Mahkemeler (madde 81-90)
  9. Divan-i Ali / Yüce Divan (madde 92-95)
  10. Umur-i Maliyye / Mali İşler (madde 96-107)
  11. Vilayat / Vilayetler (madde 108-112)
  12. Mevadd-i Şetta /Genel Maddeler (madde 113-119)

Meşrutiyet Yönetimine Geçiş: Genel Değerlendirme

Meşrutiyet, padişahın yetkilerini yasalarla sınırlandırmak anlamına gelir. Kanun-i Esasi 23 Aralık 1876 tarihinde ilan edilerek uygulamaya konulur. Böylelikle Meşrutiyet yönetimine geçilmiş olur. 1876-1878 arası I. Meşrutiyet dönemi olarak anılır. II. Abdülhamid’in meclisi tatil etmesiyle Kanun-i Esasi de askıya alınır. 1908 yılında Kanun-i Esasi yeniden yürürlüğe girer. 1908-1923 arası II. Meşrutiyet Devri olarak adlandırılır.

Kanun-i Esasi’nin geneline bakıldığında metnin şekil bakımından çağdaşı diğer anayasalara yaklaştığı görülür.

İçerik olarak Osmanlı Devleti’nin kendi şartlarından doğan bir anayasa olduğu varsayılır. Yerli bir projedir.

Kanun-i Esasi, devlet ve iktidarı belirleyen siyasal rejimi ve yetkilerin kullanılmasını tanımlayan sorumluluk ve denetime nispeten işlerlik kazandıran, yargılama açısından birçok yenilikler getiren bir metindir.

Bu ilk tecrübe Cumhuriyet döneminde yapılan anayasalara da temel oluşturmuştur.

Yetkilerin Kullanımı: Padişah saltanatla birlikte hilafet hakkını da anayasallaştırmıştı.

Yasama Yetkisinin Sınırlanması: Anayasada meclisin işleyişi ve çalıştırılması konusundaki maddeler, padişaha meşruti yönetimde olmaması gerektiği kadar geniş yetkiler vermektedir.

Meclisin Denetleme Görevi ve Sorumlulukları: Kanun-i Esasi bu konuda yeterli değildir. Sadrazam, şeyhülislam ve bakanlar padişaha karşı sorumludur ve her an görevden alınma tehdidi altındadır.

Yargı Güvencesi ve Özgürlükler: Mahkemelerin dokunulmazlığı ve hakimlerin azledilememesi önemli anayasal güvencelerdir.

Kanun-i Esasi’nin Uygulanması: Seçimler ve Meclis

Kanun-i Esasi her 50 bin erkeğe bir milletvekili seçme zorunluluğu getirmekle birlikte, seçimlerin nasıl yapılacağına dair detaylar vermez: sadece seçimlerin çıkarılacak özel bir kanunla yapılacağını belirtir. Bu kanun çıkarılmamıştır. Bu yüzden Meclis-i Vükela görevlendirilmiş ve taşradaki seçimlerde uygulanmak üzere 28 Ekim 1876 yılında yedi maddelik geçici talimatname hazırlanmıştır. İstanbul ve civarındaki seçimler için ayrı bir beyanname yayımlanır. İki dereceli seçim yöntemi benimsenir. Buna göre önce seçmenler seçilecek ve ardından onlar milletvekillerini seçecekti.

Talimatname, taşrada yapılacak seçimlerde, vilayet idare meclislerinden yararlanmayı öngörmekteydi.

Seçimler Şubat 1877 sonuna kadar tamamlandı. 19 Mart 1877 yılında ilk Osmanlı Meclis’i Mebusan’ı padişahın katıldığı törenle Dolmabahçe Sarayı’nda açıldı. Meclis çalışma mekânı olarak Darülfünun binası seçildi. Savaş koşulları ve beraberindeki tartışmalar padişahın meclisi otuz yıl sürecek süresiz tatil etme kararı almasına neden oldu.

II. Meşrutiyet ve Kanun-i Esasi

Seçimler ve Meclisin Açılması

II. Abdülhamid, birinci meclisi tatil etmesinin ardından büyük bir eğitim reformuna girişti. Mülkiye Mektebi’nin programları yeniden düzenlendi. Harbiye’ye önem verildi ve birçok yeni okul açıldı. Adli, hukuki reformlar yapıldı. Ulaşım ve iletişimde gelişmeler sağlandı. Sansür uygulamalarına rağmen pek çok gazete, dergi yayın hayatına başladı. Kitaplar basıldı. Bu gelişmeler toplumun ufkunu da geliştirdi ve II. Meşrutiyet’e giden yolu araladı. II. Abdülhamid’i 23 Temmuz 1908’de Meşrutiyet’i yeniden ilan etmeye zorladı.

2 Ağustos 1908’de İntihab-ı Mebusan Kanun-i Muvakkati adlı geçici bir kanunla seçime gidildi. 83 maddelik kanun, seçim bölgeleri, seçmen listelerinin hazırlanması, onaylanması, teftiş kurulları, seçmenin hak ve görevleri gibi konuları içermekteydi. Seçim 2 dereceliydi. Seçilme şartlarına “az çok devlete vergi vermek” şartı getirildi.

Henüz partiler kurulmadığı için adaylar bağımsız olarak seçime girdi. Meşrutiyet’i ilan ettiren ve orduya dayanan İttihat ve Terakki Cemiyeti avantaj sağladı.

II. Meşrutiyet’in ilk meclisi 17 Aralık 1908 tarihinde açılarak 275 milletvekili ile çalışmalarına başladı.

Kanun-i Esasi’de Tadil Çalışmaları

Meclisin açılmasıyla I. Meşrutiyet’ten beri geçen süre Kanun-i Esasi’de bazı değişiklikleri zorunlu kılıyordu. Meşrutiyet’in ilanından sonraki yıllarda Kanun-i Esasi’de yedi kez değişiklik yapıldı. İlki Abdülhamid’in tahttan indirilişinden sonra, 21 Ağustos 1909’da yapılan, ilk olmanın yanında en köklü olanıdır. Getirilen önemli yeniliklerden biri padişahın Meclis-i Umumi’de anayasaya bağlılık yemini etmesiydi. Hükümetin hükümdara değil, Meclis-i Mebusan’a karşı sorumlu olması ve güvenoyu alma mecburiyetinde bulunması, birinci ve ikinci başkanlarını meclisin seçmesi, padişaha haklarını Meclis-i Vükela aracılığı ile kullanma mecburiyetinin getirilmesi önemli değişikliklerdendi.

1909’daki değişikliklerden sonra anayasayı farklılaştırarak “Ferman Anayasa”dan “Misak Anayasa”ya dönüştürdü. Bu değişimle padişahın yasama ve yürütme üzerindeki yetkileri sınırlandırıldı.

1876 yılında ilan edilen Kanun-i Esasi II. Abdülhamid’in meclisi tatil etmesiyle kesintiye uğrasa da, Osmanlı Devleti’nin sonuna kadar yürürlükte kaldı. Osmanlı Meclisi 16 Mart 1920’de işgal yüzünden kapandıysa da, hem Büyük Millet Meclisi’nin çalışma esaslarını belirleyen 1921 Teşkilat-i Esasiyye Kanunu ve hem de 1924’te yapılan ilk Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Kanun-i Esasi’den etkilendi.