Ünite 3: Merkeziyetçi Devletin Doğuşu ve Çöküşü

I.Bayezid (1389-1403) ve İlk Merkeziyetçi Devlet Teşebbüsü

I. Murad, Kosova Savaşı’nda ağır yaralandığında, tahta büyük oğlu Bayezid’in geçmesini vasiyet etmişti.

Bayezid’e Kahramanoğlu Alâeddin Bey’e karşı verdiği Frenkyazısı çarpışmasında sergilediği yetenek ve atılganlıktan dolayı Yıldırım lakabı verilmişti.

İktidarın paylaştırılmaması ilkesinin ilk uygulamaları I.Bayezid döneminde başlamıştı. Yeni Osmanlı Sultanı, devlet erkânının nasihatleri doğrultusunda iktidarın bölünmezliği ilkesini işleterek kardeşi Yakub’u hiç vakit kaybetmeden öldürtmüştü.

I.Bayezid’in saltanatında geliştireceği fetih siyasetinin ilk nişanaesi olarak Sırp Prensi Lazar, savaş meydanında öldürülmüştür.

Fetih siyaseti: Çeşitli gerekçelerle izlenen uzlaşmacı barış siyasetinin aksine, Osmanlı Devleti’nin sınırlarını genişletmek için yeni topraklar zapt etme anlayışının genel adıdır. Fetih siyasetinin hâkim olduğu dönemlerde, sınırdaş siyasi teşekkülleri, gevşek vasallık bağlarıyla Osmanlı himayesine almaktan ziyade, doğrudan başkentten yönetme isteği belirgindir.

Taht değişikliğinin yarattığı karmaşadan istifade eden Karamanoğlu, Alâeddin Bey, Germiyanoğlu II. Yakub Bey ve Kadı Burhaneddin, Anadolu’daki Osmanlı arazilerine saldırılar düzenlediler. Ancak Yıldırım Bayezid’in bunlara cevabı sert oldu.

1389-1390 yıllarında sefere çıkan Osmanlı padişahı, Beyşehir, Saruhan, Aydın, Menteşe, Hamid ve Germiyanoğlulları topraklarını Osmanlı idaresine bağladı.

Bu dönemde sancak teşkilatı uygulaması Anadolu’nun batı kesimine yayıldı. Sancak, merkezden tayin edilen bir beyin yönetimine bırakılan idari bölge anlamına gelmekteydi. Osmanlı idari teşkilatının temel birimi olan sancaklar bir araya gelerek eyalet/beylerbeyliği oluşturuyorlardı.

I. Bayezid’in Batı Siyaseti

Bayezid, Bizans İmparatoru II. Manuel’in de mensubu olduğu palaiologos ailesini ve Balkanlardaki prensleri Karaferye’de bir toplantıya davet etti. Osmanlı idaresi, bu toplantıda, Mora Yarımadası’nda dağınık vaziyette kalmış olan Bizans şehirlerinin Osmanlılara teslim edilmesini istedi. Palaiologlar bu duruma isteksiz davranıp Venedikliler’den yardım istediler.

Talebi geri çevrilen Bayezid, Venedik kuvvetlerinden önce Selanik kentini zaptetti. Tesalya bölgesini ele geçirdi.

1395’te Macaristan’a doğru yola çıkan Osmanlı ordusu, belli başlı Erdel şehirlerine saldırdı.

Erdel: Transilvanya. Günümüzde Romanya sınırları içinde kalan ve nüfus yapısı itibariyle çoğunlukla Macarca konuşulan tarihi bölgedir. 1003-1526 yılları arasında Macaristan Krallığı’na bağlı bir voyvodalıktı. Mohaç Savaşı’ndan sonra Osmanlı nüfuz sahasına geçen Erdel, 1541’de Osmanlılara bağlı bir prenslik haline getirildi.

Bulgar Kralı idam ettirilerek, Bulgar toprakları bu dönemde Osmanlı himayesine alındı.

Haraçgüzar: İkili anlaşmalar gereği siyasi varlığını devam ettirmek için himayesi altına girdiği devlete yıllık vergi ödeyen devlet veya hükümdardır. Haraçgüzar hale gelen hükümdar, genellikle tabi olduğu devletin seferlerine belirli bir miktar askeri kuvvet yollamakla yükümlü tutulurdu.

Burgonya: Günümüz Fransa ve İsviçre sınırları içinde kalan tarihi bölgedir. 1302’den, 1678’de Fransız tahtına bağlanana kadar, Kutsal Roma İmparatorluğu’na bağlı bir kontluk olarak varlığını sürdürdü.

Stefan Lazareviç: 1389 Kosova Savaşı’nda hayatını kaybeden Sırp despotu Lazar’ın oğlu. 1389-1427 yılları arasında Sırbistan’da hüküm süren Lazareviç, kız kardeşiyle evli olan Bayazid’in vasali olarak birçok Osmanlı seferine katılmıştı.

Bu dönemde Osmanlı Ordusu, Haçlı Ordusuna karşı Niğbolu Savaşı’nı kazanmıştı. Muharebeden kaçanlar dışında, Haçlı Ordusu neredeyse yok edilmişti.

Gücünün Doruğunda ve Felaketin Eşiğinde bir Osmanlı Sultanı

I. Bayezid Akçay Savaşı’nda Karamanoğlu Alaeddin Bey’i mağlup ederek, Konya merkezli Karaman topraklarını ele geçirdi.

Timur: Timurlenk ya da Aksak Timur. Çağatay Devleti’nin başına geçtikten sonra Orta Asya ve Orta Doğu’da giriştiği kanlı seferler sonucunda kendi hanedanını tesis etmiş ünlü hükümdardır. Timur, Osmanlı için büyüyen bir tehlikeydi.

Bayezid bu dönemde, Memlüklülere ait Elbistan, Malatya, Behisni, Kâhta ve Divriği’yi ele geçirdi.

Bayezid ile Timur arasında 28 Temmuz 1402 yılında Ankara Çubuk Ovası’nda savaş gerçekleşti. Bu savaşta tutsak düşen Bayezid, 1403 yılında Akşehir’de son nefesini verinceye değin esaret hayatı yaşadı.

Sonuçta, Osmanlı devleti 1389’daki haline geri döndü. Türkmen Beylikleri yeniden kuruldu. Hayali kurulan merkeziyetçi yapı için yeniden şartların olgunlaşması beklendi.

Kapıkulu: Başta yeniçeriler olmak üzere, doğrudan padişahın şahsına bağlı görev yapıp devlet hazinesinden maaş alan asker veya sivil hizmetlilerin tümüne verilen addır.

Örfi hukuk: Osmanlı sultanlarının İslam şeriatı sınırları içinde kalmak şartıyla güncel meseleleri düzenlemek amacıyla çıkardıkları, genellikle toprak idaresi ve vergilendirmeye ilişkin yasalar bütünüdür.

Fetret Devri ve Osmanlı Saltanatının Bölünmesi (1402-1413)

Osmanlı tarihinde, Yıldırım Bayezid’in mağlubiyeti ve vefatı ile başlayan ve onun oğulları arasında mücadeleyle geçen, karışıklıklar ve belirsizliklerle kendisini gösteren döneme genellikle “fetret devri” adı veriimektedir.

Bu dönemde Bayezid’in büyük oğlu Süleyman Çelebi, Osmanlı arazisinin hükümdarlığı için Timur’dan yarlık (ferman) almıştır.

Padişah çocukları arasındaki mücadele sonunda vasallerin ve uç beylerinin yardımını alan Mehmet Çelebi, 5 Temmuz 1413’te Fetret devrini sona erdirdi.

I. Mehmed ve Osmanlı İktidarının Dirilişinde Uzlaşmacı Siyaset (1413-1421)

I. Mehmed saltanatı boyunca karşılıklı dengeleri ustaca gözeten nazik ve ölçülü bir siyaset takip etti. I. Mehmed, Aydınoğullarına mensup olan İzmir Beyi Cüneyd Bey üzerine yürüyüp Aydın ilini tekrar Osmanlı topraklarına bağladı.

Karamanoğulları ile yapılan anlaşmada, topraklarının büyük bir bölümü Osmanlı’ya bağlandı.

Osmanlı Gelibolu donanması Kiklad adalarına saldırdı ancak Venedik donanması Osmanlı gemilerini imha etti.

Kiklad adaları: Ege Denizi’nde, Yunanistan’ın güneydoğusunda yer alan ve 200’den fazla adadan oluşan adalar grubudur.

Timurlu sarayında tutsak bulunan şehzade Mustafa, 1415 yılında Trabzon’a yollanarak, kardeşi I. Mehmed ile arasında bir taht kavgası başlatıldı. Ancak şehzade Mustafa başarısız oldu.

Bu arada, Şeyh Bedreddin önderliğinde 1416’da Batı Anadolu ve Rumeli’de isyanlar başladı.

Şeyh Bedreddin: Simavna kadısı olarak bilinen ve Fetret devrinde Musa Çelebi’ye (Bayezid’in oğlu) destek veren tasavvuf şeyhi ve kazaskerdir. Varidat isimli meşhur eserin sahibidir.

I. Mehmed kardeş katlinin önüne geçmek istese de, Mehmed’in ölümü ile birlikte, iktidarın bölünmezliği ilkesini esas alan devlet adamları, I. Mehmed’in oğlu Murad’ın Bursa’da tahta çıkarılmasını sağladılar.

II. Murad (1421-1444-1446-1451) ve Rumeli’de Kesin Yerleşme

Taht Değişikliği Krizleri

II. Murad’ın saltanatı Anadolu beylikleri tarafından tanınmıyor ve amcası Mustafa gittiği yerlerde Yıldırım Bayezid’in oğlu namıyla meşru sultan olarak kabul ediliyordu.

II. Murad ve adamları usta bir siyasetle Mustafa’nın ordusunu içten böldüler ve Edirne’yi alarak taht mücadelesini bitirdiler.

Osmanlı-Macar-Venedik Çekişmeleri ve Denge Siyaseti (1423-1437)

Bizans sarayının Selanik’i Venediklilere vermesini kabul etmeyen Osmanlı idaresi, bunu kabul etmeyerek Venediklilere karşı, yedi yıl süren bir savaş açtı (1423- 1430). Bu savaş sonunda Osmanlı Devleti Selanik’i zapt etmeyi başardı.

1928’de Macar ve Osmanlı kuvvetleri arasında üç yıllık ateşkes anlaşması imzalanıncaya değin, aralarında ufak çaplı mücadeleler yaşandı.

Davud: I. Murad’ın oğlu Savcı Bey’in en küçük oğlu. Babasına karşı başarısız bir isyan girişiminde bulunan Savcı Bey’in öldürülmesinin ardından Macaristan’a kaçtı. Şehzade Davud, II. Kosova Savaşı’nda Osmanlılara karşı savaşan kuvvetler arasında yer alıyordu.

Osmanlı devleti bu dönemde Şahruh tarafından yollanan hilatı kuşanarak Timurlu Devleti’nin yüksek iktidarını tanıdığını duyurdu.

Hilat: Giyinildiği takdirde bir hükümdarın üstün hâkimiyetinin kabul edildiğini simgeleyen kaftana verilen addır. Osmanlı padişahlarının belirli devlet adamları, asker veya yabancı elçileri ödüllendirmek veya onurlandırmak amacıyla verdikleri kaftanlar da aynı isimle anılırdı.

Şahruh ordusu geri çekilince Osmanlı ordusu Karamanoğulları üzerine sefere çıkarak Beyşehir ve Akşehir’i topraklarına kattı.

Osmanlı Siyasetinde İktidar İçi İlişkiler ve Fetih Siyasetinin Dönüşü (1437-1444)

Osmanlı Devleti, XV. Yüzyılın ikinci çeyreğinde siyasi ve askeri açıdan etkili bir bölgesel güç halini almıştı.

II. Murad, 1439’da Osmanlı ordusunun başında Sırp despotluğunun merkezi Semendire’yi zapt etti. Eflak Prensliği, Osmanlı’yı tanıdı.

1440’ta II. Murad’ın Belgrad önlerinden çekilmesi, askeri tarih bakımından facialarla dolu bir dönemin başlangıcı oldu.

Tabur cengi: XV. Yüzyılda Bohemyalılar tarafından geliştirilen ve silahlı arabaları birbirine zincirlemek suretiyle süvari hücumlarına karşı aşılması zor bir müdafaa sağlayan askeri taktiktir.

İskender Bey: Batı dünyasında George Kastrioti Scanderbeg olarak bilinen Arnavut soylusudur. Bir süre Osmanlı Devleti hizmetinde bulunmuştur. Hünyadi Yanoş’un (Macar ordusu komutanı) başarılı seferleri esnasında ona katılan İskender Bey, Arnavutluk’ta Osmanlıları yirmi yıla yakın uğraştıracak büyük bir isyana önderlik etti.

II. Murad, Hünyadi Yanoş ve İskender Bey tarafından uğradığı yenilgilerle, barış ve yatıştırma siyasetine geri dönmek zorunda kaldı.

II. Murad, 12 Haziran 1444 yılında imzaladığı EdirneSegedin Antlaşması ve aynı sene imzalanan Yenişehir Antlaşması ile kazandığı toprakları terk etmek zorunda kaldı.

II. Murad, 1444 yılında kapıkulu mensupları ve paşalar önünde tüm yetkilerini oğlu şehzade Mehmed’e bıraktığını ilan edip Bursa’da inzivaya çekildi.

Henüz oniki yaşında tecrübesiz bir gencin tahta geçişi, içte ve dışta Osmanlı karşıtı faaliyetleri hızlandırdı.

Sırp despotluğu iade edildi. Eflak beyi, Macar nüfuz sahasına kaydı. İskender Bey, isyanın ilk kıvılcımlarını attı. Karamanoğulları, topraklarını geri aldı. Mora despotu, Korint berzahını aşıp Osmanlı’ya akına başlamıştı.

Korint berzahı: Mora yarımadasını, Yunanistan anakarasından ayıran dar kara parçasıdır.

1444 yılında çıkan Hurufi isyanı kanlı bir şekilde bastırıldı.

Hurufilik: Fazlullah Esterabadi (1340-1394) tarafından kurulan sapkın bir İslam tarikatıdır. Yahudiliğin Kabalacılık geleneğinden etkilenen Hurufiler, Tanrı’ya ulaşmanın yegâne yolunun “kelam”ı oluşturan harflerde gizli rakamsal değerleri keşfetmekten geçtiğine inanıyorlardı. Hurufilik düşüncesi 1400’lerde Anadolu’da yayıldı.

Şahinler: Siyaset biliminde siyasi anlaşmazlıkları askeri müdahalelerle çözme taraftarı olan atılgan ve girişimci politik grupları tanımlayan sözdür.

Çandarlı Halil Paşa, II. Murad’ı inzivaya çekildiği Bursa’dan ayrılıp Osmanlı ordusunun başına geçmesine ikna etti.

II.Murad, başta serdar-ı Ekremliği kabul etmede tereddüt etse de nihayet ordunun başına geçtiğinde ülkesinin padişahı resmen oğlu II. Mehmed idi.

Serdar-ı Ekrem: Sultanın bizzat katılmadığı seferlerde Osmanlı ordusunun başında bulunan en yetkili komutandır.

10 Kasım 1944 yılında kazanılan Varna Zaferi, II. Murad’a kaybettiği itibarını geri kazandırdı.

II. Murad, veziriazam Çandarlı Halil Paşa tarafından gizlice payitahta getirildi.

II. Murad, Osmanlı egemenliğine direnen İskender Bey’in peşine düştü. Hünyadi Yanoş ile İskender Bey’in birleştiği haberini alan II. Murad Kosova’ya doğru ilerledi. Burada, II. Kosova Savaşı meydana geldi.

II. Kosova’da düstur-ı rumi adıyla anılacak olan bir muharebe tarzının temelleri atıldı.

Düstur-ı Rumi: Osmanlı tarzı muharebe. Temelde, tabur cenginin geliştirilmesine dayanan bu muharebe sisteminde, yeniçeriler ateşli silahlarını daha etkili kullanabilmek için birbirine zincirli develer veya toplar gibi sabit müdafaa hatlarının arkasına düzenli biçimde dizilirlerdi.

Zaferle sonuçlanan II. Kosova Savaşı, Rumeli’de Osmanlı iktidarının yeniden kök salmasına yardımcı oldu.

II. Murad’ın Saltanatının Doğuşu

II. Murad devri, Osmanlı siyasetinde barış taraftarı zümrelerin daha fazla söz sahibi olduğu bir dönem olmuştu.

II. Murad, Edirne merkezli devletinde muazzam bir insan gücü ve maddi zenginliğe hükmediyordu.

Osmanlı ilim dünyası, II. Murad devrinde takdiri şayan bir ilerleme sergiledi.

Bu dönemde Türkçeye tercüme edilen birçok Arapça ve Farsça eser, Osmanlı Türkçesinin ve bilgi birikiminin gelişmesine olumlu katkı sağladı.