Ünite 1: Masal Nedir? Nasıl tanımlanır?

Giriş

Kültürel unsurların kesin ve net tanımlarını yapmak zordur. Küresel dünya düzeninde kalıplaşmış. Çünkü sözlü kültüre ait ürünler ve yaratımlar, içinde bulundukları çevresel ve sosyal dinamiklere göre sürekli değişim içinde ve yeni duruma uyum sağlar. Sözlü kültürün önemli türlerinden biri olan masalların da bu nedenle herkes için geçerli bir tanımını yapmak zor olur. Ayrıca masal tanımları dönemin sosyal, kültürel ve entelektüel ortamına göre değişiklikler gösterebileceğinden söz konusu tanımları, yapıldıkları zamanı baz alarak değerlendirmekte fayda vardır. Masallar, her dönemde farklı türler altında incelemeye tabi tutulur. Dolayısıyla kesin ve katı kuralları olan ve değiştirilemez bir tanım yerine masalların kendini sürekli yenileyen dinamik yapısına da uygun, çok değişkenli bir tanım yapmak gerekir. Bu nedenle bu bölümde şimdiye kadar yapılmış masal tanımlarından örnek oluşturan ve kabul gören bazıları seçilerek eleştirel bir gözle değerlendirilir. Bunun amacı, bugüne değin yapılan masal tanımlarının topluca değerlendirilmesine imkân sağlanmasıdır. Masalı tanımlamaya çalışmanın zor taraflarından biri de hem masalların hem de anlatıcıların dünya üzerindeki hareketliliğidir. ABD’li bilimci Dan Ben Amos masalların, oluştukları toplumlardan göç ederek başka toplumlara geçişiyle birlikte kaçınılmaz. değişikliklerin meydana geleceğini belirtir. Ona göre bu durum sosyal çevre, kültürel davranış ve kişisel yetenek değişkenlerinin de etkisiyle bir masalın nihai şeklinde, metninde ve yapısında açık farklılıklar yaratabilir.

Masal Tanımları

Şimdiye kadar dünyada ve Türkiye’de yapılmış masal tanımı denemelerini kavramanız bekleniyor. Bu yüzden masal tanımlarından dikkat çekici olanları seçilerek alıntılanmış. Roger D. Abrahams, geleneksel bir türü çalışabilmenin dört yolu olduğunu söyler. Birincisi; ‘sanat çının şekil veren elinin önemi üzerinde durur, sanat işini ve onun seyirci üzerindeki etkisini, işi yapmanın veya yorumlayanın elle yapılan enerjilerinin yan ürünü olarak görür.’ İkincisi; ‘nesne olarak sanat çalışmasını merkeze alır, onun sanatçısını konu dışına iter. Üçüncü yaklaşım; ‘ilk olarak performansın dinleyiciyi nasıl etkilediği ile ilgilenir.’ Dördüncüsü ise ‘dinleyicinin performansı etkileyiş şekline, odaklanır. İcra eden sanatçı halk değerleri ve zevklerinden onların yükselişine ve destekleniş şekline odaklanarak toplulukların nasıl etkilendiğini analiz eder. Abrahams’ın bu yaklaşımından da anlaşılacağı üzere bir folklor türünü çalışmaya başlarken sanatçı/ yaratıcı, metin/nesne, bağlam odaklı bakış açıları geliştirilir. Geleneksel bir anlatı türü olan masala yaklaşanlar da masalı bazen sadece bir metin, bazen yaratıcısı olan ve yaratıcısının etkisi ile şekillenen bir gösterim veya performans, kimi zaman da bulunduğu bağlama yani dinleyicilere göre şekillenen bir metin olarak görmüşlerdir. Bu bağlamda yalnızca tek bir yaklaşım üzerinden masalı yorumlamak eksik kalacaktır. Metin, yaratıcısı, bağlamı, dinleyicisi hesaba katılarak bütüncül bir tanımlama getirmek doğru olacaktır. Bu farklı bakış açıları nedeniyle masal tanımlarında yaşanan zorluk, tanımların eksik olmasına neden olmuş.

Alan Dundes da “Herhangi bir halk bilgisi unsurunu bir kişi, dokusu metni ve onun çevre ve şartları itibariyle tahlil edebilir. Bir halk bilgisi türünün sadece bunlardan birinin temel alınarak tarif edilmesi mümkün değildir. Bir tür, ideal olarak bu üç seviyenin hepsinin göz önüne alınmasıyla tarif edilmelidir” diyerek bir türün tanımındaki bütünlüğe dikkat çekmiş.

Araştırmacıların masal tanımlarına değinecek olursak, İslâm Ansiklopedisi’nin “mesel” başlıklı maddesinde masalın “mesel, masal, Habeşçe mesl, messâle; Aramice masla, İbranice mâsâl gibi mukayese ve karşılaştırma ifade eder; tabirler mutâd olarak bu şekli aldıkları için, bu kelime de sonra umumi olarak atalar sözü, darb-ı mesel mânâsına gelir” denilmektedir. Kamûs-ı Türkî’de “mesel, âdâb ve ahlâk ve nasayihe müteallik küçük hikâye” şeklinde geçer.

Başka bir görüş olarak Günay’a paralel bir biçimde Saim Sakaoğlu da bugünkü “masal” kelimesinin kullanım tarihinin oldukça yeni olduğunu belirtir. 130 yıllık geçmişi olan bu kelimeden önce Türkiye’de kıssa, dâstân, hikâye vb. kelimelerin kullanıldığını aktarmaktadır. Sakaoğlu, masal kelimesinin yerine Anadolu’da “metel, mesele, matal, hekâ, hikâ, hikiya, hekeya, oranlama, ozanlama ve nagıl” kelimelerinin kullanıldığından bahseder.

Diğer bir görüş, Saim Sakaoğlu, Gümüşhane ve Bayburt Masalları adlı eserinde Divanü Lügati’t Türk’te geçen ötkünç kelimesinin sanıldığının aksine masal değil hikâye anlamına geldiğini ve Naki Tezel’in “masalın öz Türkçe karşılığı ötkünçtür” ifadesinin doğru olmadığını söyler. Sakaoğlu’nun söylediği gibi ötkünç kelimesi Lügat’ta hikâye anlamına gelirken ötkünmek kelimesi ise hikâye anlatmak anlamındadır.

Masal, Türk dünyasında da çok yaygın bir türdür. Bundan ötürü bölgelerin kendine has bir masal adlandırması ve tanımı bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şöyledir:

  • Ertek (Karakalpaklar, Özbekler)
  • Ertegi/ü (Kazaklar, Kırgızlar)
  • Erteki (Türkmenler)
  • Ekiyet (Başkurtlar)
  • Erteği-ertek (Türkistan)
  • Imak (Sagaylar)
  • Nıbah (Şorlar)
  • Sersek (Şorlar)
  • Nağıl (Azerbaycanlılar)
  • Hallep (Çuvaşlar)
  • Çöçek (Doğu Türkistan)
  • Çörçök (Altay Türkleri)
  • Cöö Comok (Kırgız Türkleri)
  • Ostuoruya, Kepsen (Saha/Yakut Türkleri)

Mustafa Gültekin Türk dünyasından bir terim birlikteliğinin olmadığını ama buna rağmen Balkanlarda yaşayan Türkler içinde masal teriminin yaygın olduğunu ve bir terim ortaklığının olduğunu söylemektedir.

Masal Tanımlarına Eleştirel Yaklaşımlar

Türkiye masalları üzerine yapılan tanımların, Namık Kemal’in “Celal Mukaddimesi”nden modern masal araştırmacılarının incelemelerine varan uzun bir yolculuğu vardır. Ama bugüne kadar yapılan masal tanımları, araştırmacıların soruna kavrayıcı bir bakış açısı getirmekte zorlandıklarını düşündürmektedir. Pertev Naili Boratav, masalı “nesirle söylenmiş, dinlik ve büyülük inanışlardan ve törelerden bağımsız, tamamıyla hayâl ürünü, gerçekle ilgisiz ve anlattıklarına inandırmak iddiası olmayan kısa bir anlatı” olarak tanımlar. Diğer bir masal araştırmacısı olan Saim Sakaoğlu ise, Boratav’ın söz konusu masal tanımını şöyle eleştirir:

Bu tarifteki ‘… inandırmak iddiası olmayan’ ibaresi müşahedelerimize pek uymamıştır. Çünkü masalın hakikî dinleyicisi olarak kabul edeceğimiz medenî imkânlardan neredeyse istifade etmeyen, kültür ve tahsil yönünden zayıf olan insanlar, masalların gerçekten olduğuna inanıyorlar, haksızlığa uğrayan masal kahramanları için üzülüyorlardı. Masalın iddiası ‘inandırmamak’ olsa bile, bu, anlatandan çok dinleyeni ilgilendirir. Belki kültürlü kimseler masalı dinlemek bile istemezler; ama boş vakitlerini masal dinleyerek geçiren, şehir görmemiş kimseler bilhassa kadınlar, masallardaki olaylara inanır.

Genelde halk bilimi özelde masal çalışmalarının bugün geldiği nokta bu tanım ve eleştirilerden daha farklı bakış açıları geliştirmeyi gerektirmektedir. Halkın dinî inançları, büyü ve gelenek gibi kavramlar, folklor çalışmalarının temelinde yer alır. Bu kavramlardan soyutlanmış bir masal tanımı, araştırmacının eksik bir bakış açısıyla yola çıkmasına neden olacaktır. Sözlü kültür ürünlerinin birçoğunun, Sakaoğlu’nun sözünü ettiği “şehir görmemiş kadınlar” ve “kültür ve tahsil yönünden zayıf olan insanlar” tarafından üretildiği ve anlatıldığı düşünülmektedir. Halk biliminin temel dayanağı olan ve çağdaş halk bilimciler tarafından yeniden tanımlanan “halk” kavramıyla çelişen bu ifade üzerine düşünmek, söz konusu kabul edişlerin kırılması için atılmış bir adım olarak İncelenmelidir.

Masalın Özellikleri

Şekil Özellikleri

  1. Şekilsel özellik olarak incelediğimizde masallar genellikle nesir anlatılardır. Ancak bazı masalların nazım kısımları da bulunmaktadır. Nazım kısımları nesir kısımlardan ayırmak için anlatımda basit bir melodi veya özel bir sunuş kullanılmıştır.
  2. Masal, yazılı literatürden çok sözlü kültüre aittir. Olaylar, karakterler, düşünce ve duygular yazılı anlatımda sabittir. Ama sözlü anlatımda yazarca önemsiz olan, anlatıcı için büyük bir önem taşıyarak özel tasvirlere tabi tutulabilir
  3. Masallardaki tekrarlar sistemli olmamakla beraber masalın bazı yerlerinde sabit ve forma uygun kelimelerle tekrarlar yapılır. Örneğin kahramandan hoşlanan dev anasının ona neler olabileceğini ve bu tehlikeler karşısında kendisini kurtarabilmek için nasıl davranacağını önceden bildirmesi gibi. Kahraman yoluna devam ederken anlatılanlar gerçekleşir. Olayı anlatıcı yeniden anlatır. Seyrek olarak kahramanın olayı önce yaşaması sonra yeniden anlatması gerçekleşir. Başka bir tekrar biçimi ise üçlü form olarak adlandırılır. Bu biçimde bir kahraman ya da üç kahraman üç kez olayla karşı karşıya gelir. Daha çok ilk iki kahraman başarısız olur ve asıl kahraman yani üçüncü kahraman başarı kazanır.
  4. Masallar, masalın başı, masalın kendisi, masalın sonu olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. “Başlangıçta “bir varmış bir yokmuş gibi” gibi bir giriş formülü bulunur. Bu bir tekerleme ile genişletilebilir. Bunu izleyen asıl olaylar başlamadan kısa bir giriş yapılır. Bu giriş kahramanı tasvir edebilir. Bu girişten sonra asıl masal kısmı başlar. Sonunda bir kapanış formülü bulunur. Kötüler cezalandırılır. Sevenler ise kırk gün kırk gece düğün yapar. Ya da masal dinleyicisini memnun edecek başka bir mutlu son bulunur. Sonunda anlatıcı “onlar ermiş muradına, biz de erelim muradımıza…” dileğiyle sözü kapatır”.
  5. Masalların başında, ihtiyaç duyulan yerlerde, ortasında ve sonunda formeller kullanılır. Diğer anlatı türlerinden destan ve halk hikâyelerinde de bu formeller kullanılmaktadır ancak masallarda kullanılan bu formeller, şekil ve işlev bakımından diğerlerinden farklıdır. Masallardaki formeller, tekerleme ve kalıp söz biçimindedir. Pertev Naili Boratav, Türk masallarındaki tekerlemeleri sınıflandırarak özelliklerini aşağıdaki gibi çıkarmıştır:
    1. Başta söylenen “giriş klişeleri” (evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; bir varmış bir yokmuş gibi). Masalın ortasında ve sonunda da bu klişeler görülür.
    2. Masalcının kendi başından geçmiş gibi birinci şahısla- anlattığı garip maceralar.
    3. Masallar, destan ve halk hikâyelerine göre daha kısa, fıkra ve efsaneye göre ise daha uzun anlatılardır. Ama yine de başta hayvan masalları olmak üzere bazı masallar oldukça kısa olabilir. Bu anlatıcının tutumuna bağlı olarak değişebilir.
  6. Kullandığımız dil sade, açık ve anlaşılırdır. Ancak dilin sadeliği anlatıcının tutumuna bağlı olarak değişebilir. Anlatıcının yerel ağız özellikleri de masalların dil özelliklerini şekillendiren başka bir unsurdur.
  7. Genellikle “öğrenilen geçmiş zaman ile anlatılır. Bazı masallarda geniş zaman kullanıldığı da görülebilir.
  8. Masalların içinde diğer türlerden (mit, efsane, destan, bilmece, atasözü gibi) örneklere rastlanabilir. Masalların orijinalinde olmayan bu durum masal anlatıcısının diğer türlerle ilgili bilgi birikimine bağlı olarak değişebilir.
  9. Masalların başlığı genel geçer değildir. Bir masal yöreye göre farklı adlar altında anlatılabilir.

İçerik Özellikleri

Masallar, olağanüstü özelliklere sahip olabilmektedir. Fakat “her masal olağanüstü özelliklere sahip olmalıdır” diye bir kural yoktur, bazı masallar günlük hayatta karşılaşılabilecek sıradan olayları konu edinebilir. Masallarda şekil değiştirme, öldükten sonra dirilme, görülen olağanüstülüklere örnektir.

Masalların kahramanları ya da masalda geçen yardımcı karakterler bir hayvan ya da insan olabilir olağanüstü özelliklere sahip olabilirler. Masalların kahramanları genel olarak sıradan insanlar, olağanüstü özelliklere sahip insanlar, hayvanlar, cadı, dev, cin, peri, ejderha, zümrüdü anka vb. gibi olağanüstü varlıklardır.

İcra, Bağlam ve Anlatıcı Özellikleri

  1. Masalın bir icra ve gösterim/performans olduğunu akılda tutmak gerekir
  2. Masalların ilk üreticisinin kim olduğu belli değildir. Sözlü kültürde kuşaktan kuşağa aktarılarak gelen anonim bir türdür.
  3. Anlatıcılara “masal anası”, “masalcı”, “masal ebesi/ninesi”, “masal atası” gibi isimler verilmektedir.
  4. Geleneksel kültürde genellikle belirli bir yaşın üstüne olan kadın veya erkeklerin anlattığı masallar son dönemlerde bir meslek hâline gelmeye başlamış ve gençler tarafından anlatılmaya başlanmıştır.
  5. Masal anlatıcısı masalına başlamadan önce tekerlemeler söyler bu sayede masala başlayacağını haber verir ve sessizliği sağlamış olur.
  6. Masalların genellikle kış aylarında bir ateş ya da ocak başında anlatıldığı söylenmektedir. Ancak günümüzde bu durum değişmiştir. Masallar günümüzde müzelerde, okullarda ve farklı mekânlarda anlatılmaktadır.
  7. Masalların dinleyici kitlesi her yaştan insanlardır. Çocuk ya da yetişkin insanlar masalları dinleyebilir.
  8. Masalını uzatan anlatıcılar masalın karakterlerini ve temel akışını değiştirmeden olayları geliştirir. Masalcı farklı farklı masallardan alınan bölümleri mekanik bir biçimde birbiriyle kaynaştırarak yeni masalı üretir.

Masalların İşlevleri

Masalların aşağıda belirtilen işlevleri de vardır:

  1. Eğlenme, eğlendirme ve hoşça vakit geçirme işlevi,
  2. Değerlere, toplum kurumlarına ve törenlere destek verme,
  3. Eğitim ve kültürün genç kuşaklara aktarılması işlevi,
  4. Toplumsal ve kişisel baskılardan kurtulma işlevi.