Ünite 5: Manuel Castells: Enformasyon Çağı ve Ağ Toplumu Teorisi

Giriş

Castells’e göre feminist hareketlerin günümüz toplumlarında doğmasına sebep olan dört özgül neden vardır:

  1. Eğitim fırsatlarının kadınlara açılması ve işgücü piyasasının dönüşümü.
  2. Biyoloji, farmakoloji ve tıpta, insan türünün çoğalmasıyla ilgili denetimi sağlayan teknolojilerin gelişmesi.
  3. 1960’lardaki toplumsal hareketler içerisinde kadınların cinsiyetçiliğe maruz kalması.
  4. Küreselleşmiş bir toplumda kültürel dönüşümlerin hızla yayılması ve gezegenin büyük bir bölümünde kadınların seslerinin bir üst doku oluşturmasıdır.

Ağ Toplumunun Yükselişi

Castells’e göre “Toplumsal yapının temelinde çalışma süreci vardır.” Kapitalizmin enformasyonel hâle gelmesi çalışma ilişkilerini köklü bir biçimde dönüştürmektedir. Çalışmanın anlamı “toplumsal olarak tanımlanabilen ve topFeminist hareketler, erkeklerin egemen olduğu bir dünyada kadınların bir kimlik olarak erkek egemenliğini yok etmeye yönelik toplumsal hareketler olarak tanımlanmaktadır. Toplumsal bütünün üretim ve yeniden üretiminde norma bağlı, standart bir işlevi yerine getirme” olarak tanımlanabilir. Enformasyonel toplumda ise işin standart-dışı, belirli prosedürlere tabi olmayışı geleneksel çalışma biçimlerini ortadan kaldırmaktadır.

Castells’e göre enformasyon toplumunda esnek çalışma ilişkilerinin yaygınlık kazanmasında belirleyici olan dört unsur tespit edilebilir:

  1. “Çalışma süresi: Esnek çalışma, tam zamanlı bir işte haftada 35-40 saat çalışma anlamına gelen geleneksel çalışma biçimiyle sınırlı değildir.
  2. İş güvencesi: Esnek çalışma, göreve odaklılık ve gelecekte istihdam edilme yönünde bir güvence sağlamaz.
  3. Yer: Çalışanların çoğu düzenli bir biçimde şirketlerinde çalışsa da giderek evde, hareket hâlinde veya çalıştığı şirketin sözleşmeli olarak iş yaptığı başka şirkette çalışır.
  4. İş verenle çalışan arasındaki toplumsal sözleşme: Geleneksel sözleşme iş verenin çalışanın tanımlanmış haklarına, tazminat, eğitim, sosyal güvenlik ve iş güvencesine dayanmaktaydı. Enformasyonel toplumda ise çalışanın şirkete sadık olması, işine razı olması, fazla mesai yapması beklenir.

Ağ Toplumunda Kent

Enformasyon çağında kentler, enformasyonel kentler olarak dönüşmektedir. Castells’e göre, enformasyonel kentler “bilgiye dayalı, ağlar etrafında örgütlenmiş, kısmen akışlardan oluşan doğası yüzünden” bir kent formu değil akışlar uzamıdır. Tarihin her döneminde ekonomiler belirli bir mekândan (kır, kent) hareketle üretimi düzenlemişlerdir. Ağ toplumunda olan şey, sermaye, bilgi, teknoloji, iletişim, görüntü, ses ve sembollerin akışkanlığında kentlerin; mekânsal olarak enformasyonel biçimde yenileyebilecek, yönetebilecek komuta ve kontrol merkezleri etrafında örgütlenmeleridir.

Modern kapitalizmde kent, yalnızca bir üretim merkezî değil, aynı zamanda dünya kapitalist sisteminin önemli bir kontrol merkezî konumundadır. Bu özelliklerinden dolayı günümüz kentleri, çok uluslu şirketlerin merkezî birimleri ve finansal kurumlarını bünyesinde bulundurur. Ayrıca Castells, kentleri, kolektif tüketim ve işçilerin yoğun olarak bulunduğu merkezler olarak değerlendirir.

Ağ Toplumu ve Kimliğin Gücü

Kimlikler; bireylerin toplumsal olarak inşa etmeye çalıştıkları anlam ve tecrübe kaynaklarıdır. Castells’e göre (2008b: 12), “toplumsal aktörlere atıfla kimlikten bahsederken, anlamın, başka anlam kaynaklarına kıyasla öncelik verilen bir kültürel özellik ya da biriyle ilgili bir dizi kültürel özellik temelinde inşa edilmesi” anlaşılmalıdır. Enformasyon çağında ağlar oluşturma mantığı, kimliği endüstriyel dönemdeki biçimlerinden farklı olarak değişen bilgi, iktidar, toplumsal gerçeklik ekseninde yeniden üretmektedir.

Bununla birlikte Castells’e (2008b: 13) göre kimlikler sadece toplumsal kurumlar ve örgütlenmelerden kaynaklansa bile bireyler bunları içselleştirdiğinde kimlik hâline gelirler. Buna göre kimliğin inşası üç farklı biçime sahiptir:

  1. Meşrulaştırıcı kimlik: Toplumun egemen kurumları tarafından toplumsal aktörler karşısında egemenliklerini genişletmek ve akılcılaştırmak için inşa edilirler. Milliyetçilikler bu kimlik modeline örnek gösterilebilir.
  2. Direniş kimliği: Hâkim olanın mantığı tarafından değersiz görülen ve damgalanan konumlarda bulunan aktörler tarafından geliştirilir. Etnik temellere dayalı milliyetçilikler, cemaatler bu bağlamda düşünülebilir.
  3. Proje Kimliği: Toplumsal aktörlerin kendilerine sunulan kültürel malzeme temelinde toplumdaki konumlarını yeniden tanımlayan yeni bir kimlik inşa etmeleri sürecidir. Feminist hareketler bu kimlik modeline uygun olacaktır.

Ağ Toplumunda Ataerkilliğin Sonu: Aile ve Cinsellik

Ağlar oluşturma mantığı küresel ölçekte toplumların dönüşmesinin temelini oluşturmaktadır. Kapitalist ilişkilerdeki farklılaşma beraberinde toplumsal alana ilişkin olan bütün ilişkileri yerinden sarsmaktadır.

Castells’e göre, bu dönüşümün arkasında 1960’lı yılların sonlarından beri gelişmekte olan dört eğilim vardır:

  1. Enformasyonel, küresel bir toplumun yükselişi.
  2. İnsan türünün çoğalmasıyla ilgili teknolojik değişiklik (doğum kontrol, suni döllenme).
  3. Feminist hareketin isyanı.
  4. Kadınların ücretli işlerde çalışması etkili olmuştur.

Castells’e göre ataerkil aile yapısının dönüştüğünün göstergeleri olarak dört eğilim vardır:

  1. “Evliliklerin boşanmayla ya da ayrılıkla dağılması, aile bireylerinin uzun vadeli bağlılığına dayalı aile modelinin zayıfladığının bir göstergesidir.
  2. Evliliklerde yaşanan bunalımların giderek artması, evlilik, iş ve hayatı uyumlu kılmanın zorlaşması; evlenmeyi erteleme ya da evlenmeden birlikte yaşama gibi bir çözüm oluşturmayı zorunlu kılmıştır.
  3. Farklı eğilimlerin sonucu olarak nüfusun yaşlanması, erkeklerin ve kadınların ölüm oranlarındaki farlılıklar gibi demografik etkenlere de bağlı olarak birçok aile yapısı ortaya çıkmakta, böylece klasik çekirdek aile modelinin yaygınlığı gerilemekte, yalnız yaşayanların çocuklarıyla yaşayanların sayısı artmaktadır.
  4. Kadınların doğurmayla ilgili tutumlarının giderek özerkleşmesi, ataerkil ailenin krizi, nüfusun yenilenmesi sürecinin krize girmesi ve evlilik dışı doğan çocukların sayısının giderek artması.

Ağ Toplumunda Dinî Fundamentalizm, Kültürel Kimlik

Ağ toplumunda kimliğin oluşmasında baskın olan şey dinî kimliklerdir. Enformasyon toplumu temelde ağlar oluşturma mantığı ekseninde küresel ilişkilerin bilgi ve üretim süreci içerisinde oluştuğu toplumdur. Ağ toplumunda dinî kimlikler İslami ve Hristiyan fundamentalist (köktenci) hareketlerin etkinliği üzerinden şekillenmektedir.

Ağ Toplumunda Milliyetçilik ve Ulus Devlet

Gellner’e göre ortak bir tarih, kültür, dil üzerine inşa edilmiş bir homojen topluluktan bahsedilemez. Bu anlamıyla milletler doğal olmadıkları gibi modern toplumun ve merkezîleşmiş devletin ürünüdürler. Hobsbawm (2006: 17) ise milletleri “icat edilmiş gelenekler” olarak görmektedir. Geçmişle bugün arasında köprü kuran, kuralların ve alışkanlıkların sembolik üretimine dayanan “icat edilmiş gelenekler” en tipik örneğini millî bilinçte göstermektedir.

Castells çağdaş milliyetçiliği, milliyetçiliğe dair sosyal teorilerle birlikte tartışırken dört noktaya dikkat edilmesi gerektiğini vurgular:

  1. Çağdaş milliyetçilik bir ulus devletin inşasına yönelik olabilir de olmayabilir de. Dolayısıyla uluslar tarihsel ve analitik olarak devletten bağımsız oluşumlardır.
  2. Uluslar ve Ulus devletler, Fransız İhtilalı sonucu oluşan modern ulus devletlerle sınırlı değildir.
  3. Milliyetçilik, mutlaka seçkinlere özgü bir olgu değildir. Aslında günümüzde milliyetçilik, küresel elitlere tepkiden başka bir şey değildir.
  4. Çağdaş milliyetçilik etkin eylemci olmaktan çok tepkisel olduğundan siyasi olmaktan çok kültürel olma eğilimindedir. Dolayısıyla bir devletin savunusundan çok yerleşik bir kültürün savunusudur.

Küreselleşme ve Ulus Devlet

Modern ulus devletler, Weber’in de belirttiği gibi belirli bir alan (toprak) üzerindeki şiddet kullanma tekelini elinde bulunduran devlettir (Giddens, 2008: 30). Ulus devletler sistemi endüstri toplumunun bir özelliğidir. Ulus devletler kapitalizmin sermaye birikimini sağlamaya yönelik hukuksal, ideolojik, siyasal örgütlenme biçimleri olarak ortaya çıkmışlardır. Sermaye, mal, hizmetler, iletişim, teknoloji, enformasyon akışları devletin toplumsal alan üzerindeki kontrol yeteneğini ortadan kaldırma eğilimi taşımaktadır. Dolayısıyla enformasyonel ekonomilerin örgütlenme biçimleri, küresel ölçekte dolaşımın ulus devletler tarafından kısıtlanamayacağı bir çağın başlangıcını simgelemektedir.

Ağ devleti, sermayenin küreselleşmesi, çok taraflı iktidar yapılarının oluşması ve merkezî otoritenin yerel ve bölgesel yönetimlere kayması anlamına gelmekte ve yeni bir iktidar biçimini ifade etmektedir. Bunun anlamı küreselleşme ile birlikte devletin toplum üzerindeki hâkimiyeti etkisiz kalmakla birlikte, ulus devletler küresel ağlarda hâkimiyetin tek kaynağı olmaktan çıkmakta ve sadece bir tanesi hâline gelmektedir. Dolayısıyla ulus devletler ağ devletleri şeklinde örgütlenmiş küresel düzenin bağlantı noktaları konumundadır.

Ağ Toplumu Kuramına Yönelik Eleştiriler

Cemaatçiliğin toplumsal bir kimlik inşa etmesinde bu denli etkili olan şey, ağ toplumunda küreselleşmeyle, radikal bireycilikle silinip gitmeye bir karşı olma hâli içerisinde direniş kimlikleri oluşturabilmeleridir Kimlikler kendilerini dışarıdan gelebilecek ötekilere karşı konumlandırarak inşa ederler. İslami ve Hıristiyan kimliklerin baskın kimlik oluşturma biçimleri olarak önem kazanmalarına neden olan şey, toplumsal yapıların dönüşümü içerisinde bireyin kendini koruma ve ilksel kimlikleri olarak cemaatleri kurtuluşun ve geleceğe yönelik belirsizliğin aşılmasının koşulu olarak görmesidir.