Ünite 8: Makro İktisat Politikası

Giriş

Dalgalanma dönemlerinde ekonomi uzun dönem dengesinden ya da potansiyel düzeyinden uzaklaşır. Bunun nedeni, ekonominin genişleme ya da daralma dönemi içerisinde olmasıdır. Ekonominin potansiyel düzeyinin üzerine çıkması pozitif çıktı açığına neden olurken enflasyonist etkilerin de ortaya çıkması muhtemel. Enflasyon biz iktisatçıların ya da politika yapıcıların istediği bir sonuç değil. Ekonominin büyümesini istiyoruz fakat enflasyon yaratmayan bir büyüme olmalı bu. Bu durumda devreye makro iktisat politikası giriyor.

Makro iktisat politikasının temel önceliği iktisadi dalgalanmaların etkilerini en aza indirebilmektir. Buna ekonomiyi potansiyel gelir düzeyinde tutmak diyebiliriz. Potansiyel düzeyden sapmaları istikrarsızlık olarak kabul ediyoruz. Çünkü işsizlik ve enflasyonda üretimle birlikte ortaya çıkan değişimler ekonominin genelinde pek çok başka soruna yol açıyor. Bu nedenle istikrarsızlığı ortadan kaldırmak lazım. Makro iktisat politikası bunu yapmaya çalışıyor. Ekonominin uzun dönem dengesinden sapmasına neden olan toplam talep ya da toplam arz kaynaklı şoklar olabilir. Makro iktisat politikası çerçevesinde alt politikalar ile bu şokların ortaya çıkması engellenmeye ya da çıktıktan sonra etkileri ortadan kaldırılmaya çalışılır. Bu politikalar; para politikası, maliye politikası ve makro ihtiyati politikalardır. Her birinin toplam talep ya da toplam arz üzerinde bir etkisi vardır. Para politikası toplam talep üzerinde etkili olacak araçlara sahiptir ve temel önceliği fiyat istikrarı yani enflasyonun ortaya çıkmasını engellemektir. Yüzde 2’ler civarında bir enflasyon tamam ama daha yukarıda bir oran istemiyor. Maliye politikası toplam talep üzerinde de toplam arz üzerinde de etkilere sahiptir. Toplam talep üzerindeki etkisi kısa dönemlidir ve harcamalar üzerinden gerçekleşir. Toplam arz üzerindeki etkisi ise daha çok uzun dönem için geçerlidir. İktisatçıların büyük kısmı kamunun yapacağı yatırım harcamalarının ekonominin potansiyel düzeyi üzerinde etkili olacağını savunuyor. Tabii ki doğru yatırım harcamalarının böyle bir etkisi vardır. Bu iki temel politikaya küresel kriz sonrası yeni bir politika eklendi: Makro ihtiyati politika. Finansal sistemi başıboş bırakınca neler olduğunu gördük ve iktisatçılar buna çözüm aramaya başladılar. Makro ihtiyati politikalar böyle ortaya çıktı. Temel amaç finansal sistemin istikrarını sağlamaktır. Ekonomilerin genişleme dönemlerinde risk alma iştahı artar ve sonrasında bu, ekonomide ciddi sorunlar yaratır. Bu etkiler hem talep hem arz yönlü gerçekleşir. İşte bu dönemlerde risk alma iştahını dizginlemek için makro ihtiyati politikalar kullanılır.

Ekonominin Kendi Kendini Düzeltme Mekanizması

Fiyat düzeyi değişebilir ve dolayısıyla enflasyon ya da deflasyon ortaya çıkabilir. Bunun nedeni toplam talep veya toplam arzdaki değişimlerdir. Fiyat düzeyi uzun süre sabit kalmadığında çıktı açıkları fiyat düzeyindeki artış ya da azalışlarla kapanabilir. Buna ekonominin kendini düzeltme mekanizması adı verilir. Bunun nasıl gerçekleştiğini ve etkilerini, genişletici ve daraltıcı açık için sırayla inceleyeceğiz.

Talep şoku ya da arz şoku etkisiyle ekonomi büyüdü. Şimdi biz mevcut duruma odaklanıyoruz: Genişlemeci bir açık var ve ekonomi zaman içerisinde kendini nasıl düzeltecek. Düzeltecek ile kastedilen potansiyel düzeye geri dönülmesi.

Çalışanların ve firmaların enflasyon beklentilerindeki artış AS eğrisinin sola kaymasına neden oluyor. Ekonominin kısa dönem dengesinden uzun dönem dengesine uyarlanmasını sağlayan, bu mekanizmadır. Genişlemeci açık, fiyat düzeyini artırarak enflasyon yarattı ve bu nedenle enflasyon beklentileri yükseldi. Enflasyonu yaratan, firmaların fiyatlarını maliyetlerindeki artıştan daha fazla artırmaları. Firmalar ürünlerine olan aşırı talebe fiyatlarını artırarak tepki veriyor. Ücretlerde ve üretim maliyetlerindeki artışlar da yüksek enflasyon beklentisine neden oluyor. Gerçekleşen enflasyon da bunun sonucunda artıyor çünkü fiyatlamalar ve ücret sözleşmeleri beklentilere göre yapılıyor. Bu döngü bu şekilde devam ederek ekonomiyi sonunda daha yüksek bir fiyat düzeyine taşıyacak. Diğer taraftan ekonomi eş zamanlı olarak AD eğrisi üzerinde yukarı yönlü bir şekilde hareket ediyor. Fiyatlardaki artışlar toplam talebin azalmasına ve dolayısıyla üretimin düşmesine neden olacak. Bütün bu etkiler sonucunda üretim potansiyel düzeyine gerilerken fiyat düzeyi de yükselecek. Ekonomi kendini düzeltti ama bunun maliyeti yüksek fiyat düzeyi yani enflasyon oldu. Bu sonuç, genişlemeci politikaların ekonomi üzerinde yaratacağı en önemli problemlerden birini de bize açıklıyor aslında.

Ekonomide daralmacı açığın olduğu durumda ekonomi kendini nasıl düzeltecek, şimdi de ona bakalım. Negatif bir talep ya da arz şoku sonucunda ekonomi potansiyel düzeyin altına düştü. Daralmacı bir açık var ve ekonomi kendini düzeltecek. Yani uzun dönem dengesine dönecek. Bunu nasıl yapacak görelim.

Bu sefer, daralmacı açık nedeniyle çalışanların ve firmaların enflasyon beklentileri düşüyor. Düşük enflasyon nedeniyle enflasyon beklentileri de düşecek. Bu durum ücretlerin ve üretim maliyetlerinin de düşük bir şekilde artmasına ya da düşmesine neden olur. Ekonominin AD eğrisi üzerindeki hareketi de bu süreci destekliyor. Düşen fiyatların toplam talep üzerindeki artırıcı etkisi nedeniyle üretim de artacak ve ekonomi potansiyel düzeyine yeniden dönecek. Denge, daha düşük bir fiyat düzeyinde gerçekleşecek.

Yukarıda incelediğimiz iki durumda da şunu görüyoruz: Ekonomi uzun dönemde kendini düzeltiyor. Başka bir ifadeyle belirli bir zamanda çıktı açığı herhangi bir politikaya gerek kalmaksızın ortadan kalkıyor. Genişlemeci (pozitif) çıktı açıkları artan fiyatlar nedeniyle, daralmacı (negatif) çıktı açıkları ise fiyatlardaki düşüşle ortadan kalkıyor. O hâlde ekonomide istikrarı sağlamak için aktif bir şekilde uygulanacak para ya da maliye politikalarına gerek olmadığını söyleyebilir miyiz? Sorunun cevabı kendini düzeltmenin ne kadar sürede gerçekleşeceğine bağlı. Eğer bu süreç çok yavaş bir şekilde gerçekleşirse ekonomi potansiyel düzeyinden uzun bir süre ayrı kalacaktır. Bu durumun ekonomi üzerinde pek çok olumsuz etkisi olacak. Bu nedenle de çıktıda istikrarı sağlamak için para ve maliye politikaları yardımcı olabilir. Kendini düzeltme süreci hızlı bir şekilde gerçekleşirse aktif istikrar politikaları çoğu durumda muhtemelen gerekmeyecektir. Çünkü bu politikaların da uygulamada içerdiği belirsizlik ve gecikmeler var. Ayrıca, ekonomi potansiyel düzeyine hızlı bir şekilde dönecek bir yapıya sahipse, politika yapıcıların harcamaları ve çıktıyı dengeleme çabaları, cari çıktının potansiyel çıktıyı ıskalamasına neden olabilir. Yani istikrar tekrar bozulur. Burada kendini düzeltme sürecinin hızını belirleyen, ekonominin dinamikleri ve yapısal özellikleri, özellikle mal ve iş gücü piyasalarının etkinliği ve esnekliğidir. Bu piyasalarda fiyat ve ücret mekanizmasının etkin ve hızlı çalışması ekonominin kendini düzeltme sürecini kısaltıyor. Şunu da vurgulayalım: Çıktı açığı ne kadar büyükse, ekonominin kendini düzeltme süreci de o kadar uzun sürer. Negatif çıktı açığının büyüdüğü ve uzun süre de böyle kaldığı kriz dönemlerinden çıkış çok zor olduğundan böyle dönemlerde iktisat politikasının ekonomiyi toparlamasına ihtiyaç vardır.

İktisat Politikasının Gerekliliği

İktisat politikasını tasarlayan politika yapıcıların iki temel amacı var: İstihdamı artırmak ve fiyat istikrarını sağlamak. Aktivist olmayan iktisatçılar ücret ve fiyat esneklikleri sonucu piyasa mekanizmasının etkinliğinin artacağını ve ekonominin kendini düzeltme mekanizmasının hızlı çalışacağını savunuyor. Bunun sonucunda kısa dönem arz eğrisi aşağı kayacak ve ekonomi hızlı bir şekilde potansiyel düzeyine dönecek. Sorun ortadan kalktı, birilerinin bir şeyler yapmasına gerek yok. Aktivist iktisatçılara göre ise ücret ve fiyatların esnekliği çok da gerçekçi değil. Ücret ve fiyatlar yapışkan çünkü. Değişiyorlar tabii ama öyle hızlıca da değil. Belirli bir süre aynı düzeyde kalıyorlar. Dolayısıyla ekonominin kendini düzeltmesi çok uzun sürebilir ve bu ekonomi için daha yüksek maliyetlere neden olabilir. Bu nedenle de iktisat politikasına ihtiyaç olduğunu savunuyorlar. İktisat politikası istikrarı sağlamak için arz ve talep şokları karşısında neler yapıyor sırayla bakalım.

Talep Şokları Karşısında İktisat Politikası

Ekonominin büyük bir talep şokunun etkisiyle uzun dönem dengesinden uzaklaştığını ve durgunluğa (resesyona) girdiğini varsayalım. Bu durumda fiyat düzeyinin düşeceğini ve üretimin de daralacağını biliyoruz. Ekonominin kendini düzeltmesi fiyat beklentilerinin düşmesi ile toplam arz üzerinden gerçekleşecek. Fakat bu kadar büyük bir çıktı açığının kendiliğinden kapanması çok uzun sürebilir. Bu durumda mevcut sorunu tanımlayıp toplam talebi canlandıracak bir politikaya ihtiyaç vardır. Bu yüzden genişleyici bir para politikası ya da maliye politikası uygulanması gereklidir.

Burada toplam talep eğrisinin tekrardan eski düzeyine kaymasını sağlayacak bir politika uygulanmalı. Maliye politikası ile doğrudan kamu harcamalarını artırabiliriz. Ya da vergileri düşürüp harcamaların artmasını sağlayabiliriz. Burada vergilerin iki türlü etkisi var. Birisi harcanabilir gelir üzerinden ortaya çıkıyor. Diğeri ise ürün fiyatlarının düşmesini sağlayarak refah etkisi üzerinden tüketim harcamalarını artırıyor. Para politikasının genişlemeci etkisi ise faiz oranları üzerinden gerçekleşiyor. Merkez Bankası politika faizi yoluyla ekonomideki faiz oranlarını düşürüyor. Bu durumda toplam harcamalar ve toplam talep artıyor.

Burada önemli olan, çıktı açığını kapatacak şekilde toplam harcamaları artırmak. Yani ekonomiyi uzun dönem dengesine ulaştıracak bir politika yürütmek. Eğer toplam harcamaları kontrolsüz bir şekilde artırırsanız ekonomi potansiyelin üzerine çıkıp pozitif çıktı açığı vermeye başlayabilir. Bu da enflasyon yaratır.

Ekonomide pozitif talep şoku durumunda ise temel sorun ortaya çıkan enflasyondur. Ekonomi bir taraftan genişledi, işsizlik azaldı. Bu güzel bir gelişme. Kuvvetle muhtemel, bu güzel gelişme için toplam talebi artıralım fikri birilerinin aklına geldi. Fakat bir sorun var: Enflasyon oranı arttı. Ekonominin kendini düzeltmesine izin verirsek bunun daha da yüksek bir enflasyon yaratacağını biliyoruz. Bu nedenle toplam talebin azaltılması gerekiyor. Daraltıcı bir iktisat politikasına ihtiyaç var. Bu durumda maliye politikası tedbirleri olarak kamu harcamaları kısılabilir ya da vergiler artırılarak toplam harcamalar azaltılır. Para politikası cephesinde merkez bankasının politika faizi üzerinden ekonomideki faizleri artırması lazım. Böylece toplam harcamaları azaltacak.

Burada yine önemli olan, politikayı etkin bir şekilde uygulamak. Çünkü toplam talebi çok fazla kısıp ekonomiyi daralmaya da itebilirsiniz. O zaman ekonomide negatif çıktı açığına yol açmış olursunuz.

Enflasyon Şokları Durumunda İktisat Politikası

Toplam talep şoklarında politika yapıcıların işi kolay. Çünkü enflasyon ve çıktı arasında bir tercih yapmalarına gerek yok. Zaten ikisi birlikte çözülüyor. Önemli olan toplam talebi nasıl etkileyeceğini bilmek. Buna iktisat literatüründe “ilahi tesadüf” adı veriliyor. Daha çok enflasyon öncelikli bir politikanın etkinliğini vurgulayan bir yaklaşımdır. Enflasyon sorunu yaratmayacak bir politika yürütürseniz çıktıda da bir sorun olmuyor. Fakat bu talep şokları için geçerli. Arz şoklarında işler biraz farklı. Fiyat düzeyini sabit tutmaya kalktığınızda ekonomiyi potansiyelinden uzaklaştırıyorsunuz. Ekonomiyi potansiyel düzeyinde tutmak istediğinizde ise fiyatlar yükseliyor. Burada arz şokunun nedeni maliyetlerdeki artışın fiyatları artırmasıdır.

Ekonomi resesyonda ve enflasyon var. Böyle bir durumda politika yapıcıların önünde iki seçenek söz konusu. Ekonomiyi eski fiyat düzeyine çekecek bir politika uygulamak ya da çıktıyı potansiyel düzeyine geri döndürmek.

Önceliği çıktıyı artırmak olan politikanın etkisini analiz ediyoruz. Merkez bankası enflasyon hedefini yükselterek (genişlemeci bir politika uygulayarak) toplam harcamaları artıracak. Bunun için faizleri düşürmesi gerekli. Faizler düştü, harcamalar arttı ve ekonomi toparlandı. Fakat bir sorun var: Enflasyon daha da yükseldi. Enflasyonu artıran en önemli etki, enflasyon hedefinin yükseltilmesi ile birlikte işçilerin ve firmaların da enflasyon beklentilerinin artması. Bu ücret ve fiyat artışları üzerinden yeniden bir enflasyonist etki yaratacak ve enflasyonu daha da artıracak.

Politika yapıcılar öncelik olarak fiyat istikrarını tercih edebilir. Bu durumda yapılması gereken toplam talep eğrisini sola kaydıracak şekilde toplam harcamaları azaltmak. Merkez bankası faiz oranlarını artırmalı. Fakat bu ekonominin daha da daralmasına etki edecek bir tercih olacak. Bunun yerine faizleri ve enflasyon hedefini değiştirmeyerek ekonomik birimlere bir sinyal verebilir merkez bankası. Bu kararlı duruş etkili olursa enflasyon beklentilerinin düşmesi sağlanabilir. Bu durumda enflasyon beklentilerindeki gerileme ile AS eğrisi eski konumuna geri döner. Enflasyon beklentilerinin düşmesiyle faiz oranları da düşecek ve toplam talep eğrisi üzerinde eş zamanlı olarak harcamaların ve üretimin de artmasına etki edecek. Böylece ekonomi toparlanmaya başlayacak ve eski düzeyine dönecek.

Enflasyon şokuna merkez bankasının vereceği tepkide iki alternatifi var. Dolayısıyla karar verirken şuna dikkat ediyor: Politika duruşunu değiştirmediğinde ekonominin potansiyel düzeyine dönmesi ne kadar sürecek? Bunun cevabı arz eğrisinin tekrar eski konumuna dönüş hızı ile ilgilidir. Eğer AS eğrisi hızlı bir şekilde eski konumuna dönerse merkez bankası enflasyon hedefini değiştirmeyecek. Çünkü durgunluk kısa sürecek anlamına geliyor bu. Eğer AS eğrisi yavaş bir şekilde kayarsa toplam talebi canlandırmak için enflasyon hedefini yükseltecektir. Çünkü ekonomiyi uzun bir durgunlukta tutmak istemeyecektir.

İktisat Politikasının Etkinliği

Politika yapıcıların toplam talebin düzeyini etkileyerek ya da beklentileri yöneterek ekonomiyi uzun dönem dengesine nasıl döndürdüklerini gördük. Fakat uygulamada bu hızlı bir şekilde gerçekleşmiyor. Çünkü politikanın uygulanmasında ortaya çıkan bazı gecikmeler var. Şimdi bunlardan bahsedelim.

  1. Veri Gecikmesi: Politika yapıcılar ekonomide neler olup bittiğini anlamak için belli başlı iktisadi verileri takip ederler. Bazı verilerin açıklanması mevcut durumun geç anlaşılmasına neden olabilir. Örneğin üçer aylık dönemler için açıklanan GSYH verilerinin açıklanması için iki ay beklemek gereklidir. Ağustos-Eylül-Ekim (3. Çeyrek) döneminin GSYH’si Aralık başında açıklanır. Bu durumda ekonominin genel durumu gecikmeli takip edilir.
  2. Teşhis Gecikmesi: Veriler elde edildikten sonra ekonominin gelecekteki durumu hakkında verdiği işaretlerin yorumlanması da belirli bir süre alır. Örneğin ekonominin durgunluk döneminde olup olmadığını ve durgunluğun şiddetini belirlemek için birkaç çeyreklik veriye ihtiyaç vardır. Bu nedenle 6-9 aylık süre gereklidir.
  3. Düzenleme Gecikmesi: Belirlenen politikanın uygulanmaya başlanması için çeşitli yasal düzenlemelerin ilgili organlardan geçirilmesi de belirli bir süre alır. Bu daha çok maliye politikası ile ilgili bir durumdur. Vergilerde ya da kamu harcamalarında bir değişiklik gerçekleştirilmek istenildiğinde ortaya bürokratik süreçler çıkar. Para politikasında ise böyle bir sorun yoktur. Açık piyasa işlemleri ya da faiz kararları hızlı bir şekilde alınabiliyor.
  4. Yürütme Gecikmesi: Politika yapıcıların izlenecek politikayı belirlemelerinden sonra mevcut politika aracını değiştirmeleri de belirli bir süre alır. Bu, yine daha çok maliye politikası ile ilgili bir gecikmedir. Kamudaki birimlerinin harcama alışkanlıklarını değiştirmek ya da vergi beyannamelerini değiştirmek zaman alır. Para politikasında ise böyle bir gecikmeden bahsedemeyiz bile. Merkez bankası faiz oranını hızlı bir şekilde değiştirebilir.
  5. Etkinlik Gecikmesi: Uygulanmaya başlanan politikanın ekonomi üzerindeki etkisi de hemen gerçekleşmez. Politika kararının sonucunu beklemek gerekir. Politika etkisinin ortaya çıkması bir yıl ya da daha fazla zaman alabilir. Hatta bu etkinin süresi belirsizlik de içerir.

İktisat Politikasının Amaçları

Makro iktisat politikasının iki öncelikli amacı var: Ekonomik faaliyetlerde istikrarı sağlamak ve enflasyonda düşük düzeylerde istikrarı sağlamak.

Ekonomik faaliyetlerin temel göstergesi işsizlik oranıdır. İşsizlik oranı ekonomi kapasitesinin atıl bırakıldığının da göstergesidir. Tabii bu, üretim düzeyi ile ilişkilidir. Zaten ekonomi potansiyel düzeyinde olduğunda yine işsizlik vardır. Bunu kabul ediyoruz ve doğal işsizlik oranı adını veriyoruz. Bu düzeyde enflasyon üzerinde artma ya da azalma yönünde bir yönelim yoktur. Yani doğal işsizlik oranını sağlamak ekonomide istikrarı sağlamak ile aynıdır. Doğal işsizlik oranında ekonomi de doğal düzeyinde ya da potansiyel düzeyinde yer alır.

Enflasyondaki düşük düzeylerde istikrarın sağlanmasının literatürdeki adı fiyat istikrarıdır. Fiyat istikrarı ile kastedilen fiyat düzeyinin sabit tutulması değildir. Genellikle kabul edilen yüzde 2 ve civarında yıllık enflasyon oranıdır. Sıfırdan büyük ama düşük düzeyli bir enflasyon oranının fiyat istikrarı ile uyumlu olduğu kabul edilir.

Burada iki şeyi vurgulayalım. Makro iktisat politikasından bahsettiğimizde genellikle para politikasına vurgu yaparız. Çünkü para politikasının toplam talep üzerindeki etkinliği daha yüksek ve hızlıdır. Özellikle fiyat istikrarı öne çıkan bir amaç. Bu nedenle de merkez bankaları iktisat politikasının yürütülmesinde başrolü alıyor.

İktisat Politikasının Yürütülmesi

Bu bölüme para politikası ile başlıyoruz. Daha sonra maliye politikasının kısa ve uzun dönem etkilerine bakacağız. Bütçe açıkları ve ekonomiye olan etkilerini de inceleyeceğiz. Son olarak ekonominin başını belaya sokmasını önlemek için makro ihtiyatı politika neden gereklidir, ona bakacağız.

Para Politikası

Para politikası, makro iktisat politikasının öncü politikasıdır. Fiyat istikrarının önemi bunun birinci nedeni. Para politikası toplam talebi kontrol edecek araçlar bakımından da avantajlı. Bir de doğru uygulandığında oldukça etkili olan bir politika rejimi olan enflasyon hedeflemesi de para politikasının önemini artırıyor. Sırayla günümüz para politikasında öne çıkan bu özellikler üzerinde duracağız.

Fiyat İstikrarı Kavramı ve Önemi

Fiyat istikrarı ekonomik birimlerin yatırım, tüketim ve tasarrufa yönelik kararlarında dikkate almaya gerek duymadıkları ölçüde düşük bir enflasyon oranını ifade eder. Yüzde 2 civarında bir enflasyon oranı diyebiliriz buna.

Fiyat istikrarı neden bu kadar önemlidir, aşağıda maddeler hâlinde açıklayalım:

  • Fiyat istikrarının sağlandığı bir ekonomide göreli fiyatlar kolaylıkla izlenebilir. Fiyatları kolayca karşılaştırma imkânına sahip olan yatırımcılar ve tüketiciler, yatırıma ve tüketime yönelik kararlarını daha sağlıklı bir şekilde verirler. Bu, ekonomide kaynakların etkin kullanılması demek. Kaynakların etkin dağıldığı bir ekonominin büyüme potansiyeli artar. Uzun dönem sürdürülebilir ve yüksek bir büyüme için fiyat istikrarı önemlidir.
  • Fiyat istikrarının sağlandığı bir ekonomide faiz oranları daha düşük olur. Enflasyonun düşmesi ile birlikte reel ve nominal faiz arasındaki fark kapanır. Bu da piyasa faizinin düşmesi anlamına gelir. Faizin düşmesi yatırım maliyetlerini de azaltır. Bu da uzun dönem büyüme üzerinde olumlu etki yaratır
  • Yüksek enflasyon hane halkı ve firmaların mal stoklamasına neden olur. Bunun arkasında yatan neden fiyat artışlarından korunma isteğidir. Fakat gelirini bu şekilde kullanan hane halklarının tasarruf edeceği, firmaların da daha verimli alanlarda kullanacakları kaynakları azalır. Fiyat istikrarının sağlandığı bir ekonomide verimsiz harcama ve yatırımlar daha az olur. Bu yine büyüme üzerinde uzun dönemde olumlu etkiye sahiptir.

Politika Aracı: Politika Faizi

Merkez bankaları, politika faizini kullanarak para arzı ve kısa vadeli faiz oranlarını kontrol eder. Merkez bankaları, bankaların ihtiyaç duyduğu likiditeyi sağlamak için bankalara verdiği kısa vadeli borçların ve fazla likiditeyi çekmek amacıyla yaptığı borçlanmanın faiz oranlarını kendisi belirler. Bu faiz oranı üzerinden iktisadi faaliyet ve fiyatlar genel seviyesini etkilemeyi amaçlar.

Para Politikasının Ekonomi Üzerindeki Etkisi

Merkez bankaları tarafından uygulanan para politikalarının toplam arz üzerindeki doğrudan etkisi görece daha sınırlıdır. Ekonomi üzerindeki asıl etki toplam talep aracılığıyla ortaya çıkmaktadır. Para politikası uzun vadede fiyatlar genel seviyesinin temel belirleyicisidir. Kısa dönemde ise toplam talep ve çıktı açığının yaratacağı iktisadi dalgalanmalar üzerinde etkilidir.

Merkez bankalarının uyguladığı para politikalarının ekonomiye nasıl bir süreç ve yoğunlukla etki ettiği; parasal değişkenlerin toplam talebi, çıktı açığını ve enflasyonu hangi kanallarla ve ne ölçüde etkilediği “parasal aktarım mekanizması” ile açıklanmaktadır. Bu mekanizmaya göre, politika faizinde yapılan değişiklik dört kanal üzerinden harcamaları ve enflasyonu etkiler. Politika faizi değişikliği ile ekonomide faiz oranları, varlık fiyatları, döviz kuru ve beklentiler değişir.

Para Politikası Çerçevesi: Enflasyon Hedeflemesi

Fiyat istikrarını sağlamaya ve sürdürmeye dönük para politikası günümüzde enflasyon hedeflemesi rejimi çerçevesinde yürütülmektedir.

Enflasyon hedeflemesi rejiminin uygulanabilmesi ve başarılı olabilmesi için ekonomide bazı ön koşulların sağlanmış olması gerekir. Bu ön koşullar şunlar:

  • Merkez bankasının öncelikli amacı hedeflenen enflasyonu gerçekleştirmektir. Yani temel amaç fiyat istikrarını sağlamak olmalıdır. Fiyat istikrarı hedefi ile çelişmediği takdirde büyüme ya da işsizliği azaltan politikalar desteklenebilir.
  • Merkez bankası politika aracını belirlemede bağımsız olmalıdır. Kamuya kredi vererek bütçe açıklarını finanse etmemesi gerekir.
  • Merkez bankası faiz kararlarının toplam talep ve enflasyon üzerinde istenilen düzeyde etkili olabilmesi için finansal sistemin ve bankacılık sisteminin güçlü ve sağlam olması; para, sermaye ve döviz piyasalarının da gelişmiş olması gerekir.

Maliye Politikası

Maliye politikasının ekonomi üzerinde uzun ve kısa dönem etkileri farklıdır. Çünkü maliye politikası kısa dönemde toplam talebi, uzun dönemde ise toplam arzı etkiler. Bununla birlikte etkin bir para politikası için maliye politikasının yapacakları vardır.

Maliye Politikasının Kısa Dönem Etkileri

Kısa dönemde, maliye politikasının toplam talep üzerindeki etkisi kamu harcamaları ve vergiler üzerinden gerçekleşir. Kamu harcamaları bildiğiniz gibi toplam harcamaların bileşenlerinden biridir. Bu nedenle toplam talep üzerinde doğrudan bir etkiye sahiptir.

Maliye politikasının diğer aracı ise vergilerdir. Vergileri kullanarak toplam harcamalar artırılabilir. Maliye politikası bunu iki şekilde yapabilir. Birincisi gelir üzerinden alınan vergiler yoluyla harcanabilir geliri etkileyebilir.

Gelir üzerinden alınan vergiler artarsa harcanabilir gelir azalır. Bunun sonucunda da tüketim harcamaları ve toplam harcamalar da azalacaktır. Uygulamada böyle bir vergi konulması çok da olası değildir. Çünkü vergiler gelir üzerinden alınır ve bunun adı gelir vergisidir. Farklı gelir düzeyleri için de belirlenen farklı vergi oranları vardır. Bu oranların ya da vergi dilimlerinin değiştirilmesi yine harcanabilir gelirimizi etkiler.

Maliye politikası vergi aracını nasıl ve ne zaman kullanır, sorusunu durgunluk dönemlerinde toplam talebi artırmak için kullanır, şeklinde yanıtlayabiliriz. Yukarıda açıkladığımız gibi tüketim harcamaları iki şekilde artırılabilir. Gelir vergisi oranları düşürülerek harcanabilir gelir artırılabilir ki bu durumda harcama artışlarının ekonomiyi canlandırması amaçlanır. Diğer taraftan piyasaları canlandırmak amacıyla bazı ürünlerde (özellikle dayanıklı tüketim mallarında) dolaylı vergi oranının düşürülmesi, fiyatların da düşmesini sağlar. Beklenen etki bu ürünlerin satışının ve üretiminin artmasıdır.

İktisat politikasının başrolünde para politikası ve fiyat istikrarı olunca maliye politikasına çok iş düşmüyordu. Önemli olan enflasyonu yaratmayacak bir mali disiplini sağlamaktı. Yani yurt içi fiyat baskılarını artırmayacak şekilde kamu harcamalarını kontrol altında tutmak maliye politikasına düşüyordu. Tabii normal zamanlarda bu hâlâ geçerli. Kısa dönemde ekonomide istikrarı sağlamak ise para politikasının işi. Maliye politikası onun işini kolaylaştırmakla görevli. Bunun için de mali disiplini bozmamaya çalışacaktır.

Maliye Politikasının Uzun Dönem Etkileri

İktisatçıların çoğu maliye politikasının uzun dönemde ekonominin üretken kapasitesini yani potansiyel çıktıyı etkilediği konusunda hemfikir. Bu anlamda arz yönlü bir politikadan bahsediyoruz aslında. Çünkü potansiyel çıktı üzerinde etkili olması beklenen bir politika bu. Fakat böyle bir etkinin gerçekleşebilmesi harcamaların nereye yapıldığı ya da vergi teşviklerinin nelere verildiği ile ilişkili. Sonuçta üretim fonksiyonunu değiştirme amacı bulunmakta. Bunun için de sermaye birikimi, iş gücünün niteliği ve verimlilik artırılmalı. O hâlde maliye politikası araçları ile üretim fonksiyonunun bileşenleri arasındaki ilişkiyi kurarak uzun dönem etkileri açıklayabiliriz.

Kamu harcamaları içerisinde uzun dönemde etkili olacak en önemli kalem yatırım harcamalarıdır. Yatırım harcamaları altyapı, eğitim, araştırma gibi alanları geliştirmek için kullanıldığında ekonominin gelecekteki verimliliğini ve üretim potansiyelini artırmaya katkı sağlar.

Burada önemli olan harcamanın gelecekte yaratacağı ekonomik değer aslında. İlerleyen dönemde bu yatırımların ekonominin gelir düzeyinin artmasına etki etmesi beklenir. Gelir düzeyi artan ekonominin vergi gelirleri de artacağı için harcamalar aslında kendini amorti etmiş olur. Tabii bu harcamalar için bütçe gelirlerinin yeterli olmaması sonucu bütçe açığı verilebilir.

Bütçe Açığı ve Mali Disiplin

Mali disiplin ile kastedilen bütçenin gelir-gider dengesinin tutturulması, yani bütçe denkliğidir. Fakat günümüz ekonomilerinin bütçe denkliğini sağlamak gibi bir amacı yoktur. Daha doğrusu bunu sağlamaları çok zordur. Bunu zor hâle getiren, kamunun ulaştığı boyut ile mevcut bütçe açıkları, yüksek borç stokları ve bu borçlardan kaynaklanan faiz ödemeleridir. Bu nedenle mali disiplin tanımı da değişti. Mali disiplin ile sürdürülebilir bir borç seviyesi ve kabul edilebilir bir bütçe açığı kastediliyor. Her iki değişkenin GSYH’ye oranı bütçe açığının sürdürülebilir ya da kabul edilebilir düzeyde olup olmadığını anlamak için sık kullanılan bir göstergedir.

Kamu Borcunun Ekonomik Etkileri

Kamu borç stoku/GSYH oranı önemlidir. Bu oranın artması ya da azalması bütçe açıklarına, borç faiz ödemelerine ve ekonomik büyümeye bağlı. Bu değişkenlerin her birinde ya da hepsindeki değişimler ile oran da değişiyor. Bu değişim yatırımcıların kararlarını ve faizleri etkiliyor.

Kamunun borçlanma için iki alternatifi vardır: Yurt içi piyasalar ve yurt dışı piyasalar. Kamu bu iki alternatifin hangisini tercih ederse ekonomi üzerindeki etkileri de farklı olur.

Yurt içi piyasalardan borçlanmanın iki etkisinden söz edebiliriz: Birincisi, dışlama etkisidir. Yurt içi piyasalardan borçlanma isteği faiz oranlarını artırır. Faiz oranlarına göre, firmalar yatırım planlarını ertelemeyi tercih edebilir. Borçlanma piyasasında kamu ne kadar çok paya sahipse bu etki o kadar artar. Sonunda firmalar borçlanma piyasasının dışına çıkmak zorunda kalır. Yatırım harcamalarının azalması düşük sermaye dönüşüm hızına neden olurken ekonomik büyümeyi de olumsuz etkiler.

İkinci etki, para politikasının etkinliğinin kaybolmasıdır. Bundan bahsetmiştik. Politika faizi ile piyasa faizi arasındaki ilişki zayıfladığında parasal aktarım mekanizması istenildiği şekilde çalışmaz. Kamunun borcu yüksek olduğu için finansal piyasalardaki yatırımcıların çoğu kamu borcunu fonlamayı tercih eder ve özel sektörün borçlanma (kredi kullanma) imkânı azalır. Bu durumda faiz kanalı ve kredi kanalının etkinliği kaybolduğu için merkez bankası toplam talebi istediği şekilde kontrol edemez.

Kamu borcunun yükselmesi hangi piyasadan borçlanırsanız borçlanın iktisat politikasının yürütülmesini de zorlaştırıyor. Bu mali baskınlık olarak tanımlanmaktadır. Maliye politikası mali baskınlığı azaltmak için bir şeyler yapmalıdır. Peki, ne yapabilir? Borç oranının zaman içindeki değişiminin faiz dışı bütçe fazlasına, faizlere, döviz kuruna ve ekonominin büyümesine bağlı olduğunu biliyoruz. Bunlardan sadece faiz dışı bütçe ile ilgili maliye politikası bir şey yapabilir. O da diğer giderleri kısmak olacaktır. Çünkü diğer parametreleri belirleyen başka pek çok faktör vardır.

Makro İhtiyati Politika

2008 küresel finans krizi sonrasında ortaya çıkan yeni bir politika olan makro ihtiyati politikanın amacı finansal sistemin istikrarını sağlamak. Finansal istikrarın göz ardı edilmesinin orta ve uzun vadede makroekonomik istikrar ve fiyat istikrarı üzerinde olumsuz bir etkisi var. Bu nedenle önemli. Makroekonomik istikrar açısından bakarsak genişleme ve daralma dönemlerinde finansal sistemin farklı etkileri var. Daralma ya da durgunluk dönemlerinde sorun bizatihi finansal kesimden kaynaklanabilir. Burada ortaya çıkan sorunlar önce üretimin düşmesine neden olur. Firmaların finansman yapısı üzerinden etkilerini gösteren finansal kriz mevcut üretimin azalmasına etki ederken yatırım planlarının da iptal edilmesine neden olur. Ekonomideki kötüye gidiş hem gelir kayıpları hem de kötümser beklentiler yaratır. Harcamalar yani toplam talep düşer. Çünkü geleceğe dair bir belirsizlik vardır ve tedbirli davranmak gerekir. Bu nedenle toplam talep ve toplam arz eğrilerinin sola kaydığı ve ekonominin potansiyel altına düştüğü bir döneme girilir. Bu dönemden çıkış için genişlemeci iktisat politikası kullanılacaktır. Fakat finansal sistemin çökmesi iktisat politikasının da elini kolunu bağlar. Para politikasının faiz aracı etkinliğini kaybeder. Bunun nedeni parasal aktarım mekanizmasının finansal sistem üzerinden çalışmasıdır. Finansal krizler kamu bütçesinde de ciddi bozulmalar yaratır. Bu durumda genişlemeci bir maliye politikası uygulama imkânı giderek kısıtlanır. Demek oluyor ki ekonominin toparlanması uzun sürecek ya da toparlanmanın uzun dönemde yüksek bir maliyeti olacak. İşte bu nedenle finansal istikrarı sağlamak önemli. Yani bir yerde ihtiyatlı davranmak ve finansal sistemde sorun çıkmasına müsaade etmemek lazım. Bedeli ağır oluyor.

Makro İhtiyati Politikanın Amaçları

Makro ihtiyati politikaların amacı, sistemik riskin finansal sistem ve ekonomi üzerindeki etkilerini sınırlamaktır. Üç temel amacı vardır:

  • Sistemik şokların finans sistemine etkilerini sınırlayarak ekonomiye kredi akışının sürmesini sağlamak. Nitekim kredi akışı kesilince ilk etki üretim kesiminde ortaya çıkar. Sonrasında harcamalar da olumsuz etkilenir.
  • Sistemin fon kaynağı yapısını sürdürülebilir hâle getirmek. Örneğin bir bankanın düşük fon yapısına sahip olup yüksek kredi kullandırması çok arzu edilen bir durum değildir. Fakat, büyüme dönemlerinde kâr hırsıyla yüksek gelir elde etmek için bunu yapabiliyor. Yurt içinden fon bulamadığında yurt dışına yöneliyor. O zaman da kur riskini sırtına alıyor. Kur artınca borcu artacak. O zaman da bilanço bozulacak. Bunu çözemeyecek bir duruma gelmesi de iflas anlamına gelir. Bir de vade uyumsuzluğu sorunu vardır ki kısa vade borçlanıp uzun vadeli kredi kullandırılırsa bir yerden sonra bilanço yine bozulacaktır.
  • Finansal kurumların birbirlerine olan bağımlılığını zayıflatarak bir kurumdan diğerine sıçrayacak sorunları kontrol etmek. Bu sorunlar sistemin kırılganlığını artıracağı için denetlenmeli ve engellenmeli. Basitçe açıklayacak olursak finansal kurumlar sahip oldukları finansal varlıklar üzerinden birbirlerinin bilançolarını etkileyebiliyor. Bir finansal kurumun elindeki finansal varlıkta ortaya çıkan sıkıntı bu varlığı başka şekilde paketleyip sattığı diğer finansal kurumun bilançosunu da bozuyor. Böylelikle bir domino etkisi ortaya çıkıyor ve sistemi olumsuz etkileyebiliyor.

Makro İhtiyati Politikanın Uygulanması

Makro ihtiyati politikalar diğer iktisat politikası alanları ile etkileşim içindedir. Finans sektöründe sistemik riskleri azaltmaya yönelik bir makro ihtiyati politikanın etkileri, para politikası ve maliye politikasının uygulanmasında değişiklik yaratabilir. Örneğin bankaların sermaye yeterliliklerinin artırılmasına yönelik bir politika bankacılık sisteminde istikrarı sağlama amacıyla uygulanmaya başlanabilir. Bu politika bankaların daha az kredi kullandırmalarına neden olacak, tüketim ve yatırım harcamaları da bundan etkilenecek ve düşecektir. Toplam talebin azalması nedeniyle para ve maliye politikasının mevcut duruşlarını değiştirmeleri gerekecektir.

Para ve maliye politikasının da makro ihtiyati politika üzerinde etkisi vardır. Para politikasının zorunlu karşılık oranlarında yapacağı değişiklikler ile bankaların davranışlarını etkileme imkânına sahip. Ya da kamunun borçlanma stratejisini değiştirmesi de bankaların bilanço yapısı üzerinde etki gösterir. Bu nedenle diğer politikaların etkisiyle finans sektörünün yapısı değişebilir.