Ünite 6: Leksikoloji ve Anlambilim

Leksikoloji ve Anlambilim Terimleri

Leksikoloji (sözcükbilim) terimi Yunanca leksis (kelime, söz, kelime grubu) kelimesiyle logos (bilim, bilimsel inceleme) kelimesinden oluşmuş “sözcük bilgisi” anlamında bir dilbilim alanıdır. Anlambilim (semantik) ise kelime ve kelime birliklerinin dilin anlam özelliklerini sosyal ve psikolojik bağlamını da dikkate alarak inceleyen dilbilim alanıdır. Hem leksikoloji hem de anlambilim, dilbilimin morfoloji (yapı bilgisi) ve sentaks (sözdizimi) gibi diğer alanlarıyla çok yakın ilişki içindedir.

Osmanlı Türkçesinde Eş Anlamlılık

Tarihi Türkiye Türkçesinin en önemli ve kapsamlı alanını oluşturan Osmanlı Türkçesi bir takım dini, sosyal ve tarihi sebeplerden dolayı hem konuşma hem de yazı üsluplarında Türkçe kökenli kelimelerin yanı sıra çok yaygın olarak Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalar kullanmıştır. Bundan dolayı hem kelime hem kelime grubu hem de cümle düzeyinde aynı anlama gelebilecek ifade şekilleri birbirinin yerine geçebilecek şekilde kullanılmıştır:

ba‘de “sonra”, ba‘dehu “andan sonra”, bûs etmek “öpmek” çâh-ı mâ “ su kuyusu”, keştî “gemi, kayık, süvâr olmak “binmek, kûze “bardak”, âb nûş etmek “su içmek”, seng-i mıknatîs “mıknatîs taşı”, şeb u rûz “géce gündüz”, tahmîl et- “yüklemek, bindirmek”, tahte’l-kahve “kahvealtı”, tilâvet etmek “okumak”, ubûr etmek “geçmek”, yemîn ü yesâr “sağ ve sol”.

Yardımcı Filler ve Birleşik Fiillerin Yaygınlığı

Osmanlıcada konuşmada yaygın olarak Türkçe kökenli fiiller kullanılırken yazı dilinde Arapça ve Farsça kökenli kelimeler Türkçe etmek, eylemek, görmek, olmak, vurmak gibi yardımcı fiillerle fiilleşerek kullanılmıştır: Ve bu şehrin önünden cereyân eden bahre Şeytân akındısı derler, gâyet şiddet üzre akar.

Tekrar Gruplarının Yapısı

Bir tek fiili, kavramı ve düşünceyi açıklamak için sık sık eş anlamlı tekrar grupları kullanılır: Üsküdarî Mahmûd Efendi va‘z u nasîhate çıkmış derler. Cümle acemiyân ile cümle kırk dörd bin yeniçeri askeri Üsküdar’a geçüp kat-ender-kat saf saf olup…

“Ben” ve “Hakir, Bende, Bendeniz”

İslami ve tasavvufi kültürün önemli bir özelliği olan alçakgönüllülük anlayışı konuşucunun kendisini ifadesinde çok açık görülür. Konuşucu kendisini birinci tekil şahıs “ben” yerine sık sık hakîr, bende “kul, köle”, bendeniz “kulunuz, köleniz” gibi alçakgönüllü ve dervişane niteliğe sahip sıfatlarla belirtir: Bu hakîr şehzâdeleri dahi ziyâret edüp anınçün şehr-i Sivas ziyâretgâhında tahrîr olunup…

Kelimelerin Geleneksel Yazımları ve Telaffuzları

Osmanlıca eserlerde kimi kelime ve ekler bazen geleneksel Osmanlı yazı dilindeki şekliyle bazen de günlük konuşmada söylendiği şekilde yazılmıştır. Bu çifte söylenişli ve imlalı kelimelerin birisi eski, diğeri ise yeni şekillerdir. Günümüz Türkçesinde birinci şekiller büyük ölçüde kaybolmuştur. Bunlar arasında ayru – ayrı, bârgîr – beygir, çârtâk – çardak, deyü – diye, dürlü – türlü, gelüp – gelip, kimesne – kimse, tobra – torba gibi şekiller sayılabilir.

Belirtisiz İsim Tamlamaları ve Terimleşme

Türkiye Türkçesinde olduğu gibi Osmanlı Türkçesinde de belirtisiz isim tamlamaları terim yapımında çok kullanılmıştır. Belirtisiz tamlamalar bazen birleşik isim haline geçtiğinden tamlama içinde, belirtilen durumunda olan kelimeler ikinci kere iyelik eki alabilir. Aşağıdaki cümlede geçen alaybeği ve çeribaşı bu türden birleşik isim haline gelmiş belirtisiz isim tamlaması yapısında terimlerdir.

Büyük Sayılar: “Yüz Bin” Sayısının Katları ve “Kerre” ile İfadesi

XIX. yüzyılda Batı dillerinden “milyon” kelimesi gelmeden önce yüz binin üzerindeki sayı- lar kerre kelimesiyle yüz binin katları şeklinde sıfat tamlaması/grubu içinde söylenmiştir: Taraf-ı pâdişâhîden vezîrinin hâssı on iki kerre yüz bin ve on dörd bin altı yüz akçedir.

Dolaylı Anlatımda De –Ve Eyit- Filleri

İçinde iç cümle dediğimiz aktarma cümlesi bulunan dolaylı anlatımlarda dé- (dédi, déyü/ deyü, vb) ve eyit- (eyitdi, vb) fiilleri iç cümleyi ana cümleye bağlamada kullanılır: “Evliyâm! Bilir misin? Engürü vilâyeti yanında Balıkhisâr köyünde ol kış günü bizi basdığın zamân senden aceb cân kurtardık, aceb gâfil idik. Avretler gibi âteş başında otu rurduk. Ol zamân senden cân kurtardık ammâ şimdi bu Hasan Ağa devletinde cân kuşu uça gibi Evliyâ Efendi” dedi. Hasan Ağa eyitdi: “Ya beğim! Bizim Evliyâ Çelebi’yi bilir misin” dedikde Haydaroğlu eydür: “Engürü yanında bir gün on iki atlı ile bir köyde âteş ba- şında otururduk. Bunlar elli atlı bizi basup Allah’a şükür bunlar el kaldırmadılar. Aklımız başımızdan gidüp bir géce bunlar ile cân sohbetleri edüp Evliyâ Çelebi’ye çakmaklı tüfenk ve üç yüz altun verüp ol géce safâlar etdik” deyü Haydaroğlu ağladı.

Batıdan Gelen Kelimeler

Osmanlı Türkçesinde XIX. yüzyıldan sonra Batılı kelimeler yazıda görülmeye başlamıştır. Bu kelimeler önce bazen açıklayıcı bir kelime grubuyla veya Osmanlıcada öteden beri kullanılmakta olan kelimelerle birlikte kullanılmıştır. Bu kelimeler arasında dok – büyük havuz, eskuir – mahalle bostanı, kanal – tür’a, klüb – cem’iyyetgah, polis – zâbit gibi kelimeler sayılabilir. Karşılığı olmayan vapor (buharlı motorla çalışan araçlar), gazeta (gazete), telegrafya (telgraf) gibi kelimeler olduğu gibi kullanılmıştır.

Osmanlı Türkçesinde Üsluplar

Orta nesir adı verilen orta sınıf konuşma Türkçesinin esas alındığı eserlerde dua, dinî ve edebî konuların anlatıldığı bölümlerde ağdalı bir üslup görülse de genel olarak eserlerin dili daha anlaşılır yapı ve üslupla kurulur. Aşağıdaki örnek cümleler kolay anlaşılır ve izlenebilir niteliktedir.

Karşılıklı konuşmalarda ve nasihatlerde üslup nispeten sadedir. Yazarlar eserlerin tasvir kısımlarında ve duygu yoğunluğu yaşadıkları kısımlarda Arapça ve Farsça tamlamaların yoğun kullanıldığı klasik Osmanlıca nesir üslubunu kullanmışlardır.

Dil, Din ve Kültür İçerikli Doğrudan Alıntılar

Yazı dilinde ve kültürlü kişilerin konuşmalarında Arapça ve Farsça ayet, hadis, kelam-ı kibar, deyim veya bunlara telmihte bulunan ifadelere yer verilir: Hemân Köprülü ve Kara Sefer Paşa “Nicesin Koca Varvar Alî Paşa! Bu fenâ dârı gurûruna dayanup bizi giriftâr-ı bend-i hicrân eyledin. “Men dakka dukka” cihânı idüğün bilmedin mi? (Çalma kapısını çalarlar kapını.) Ammâ “El-garîb ke’l-a‘mâ” mefhûmunca ibtidâ seyâhatimiz olup garîbü’d-diyâr olmağıla isimleri ma‘lûmumuz değildir. (Gurbette insan kör gibidir)

Bak a cânım hacı baba! Biz sana i‘timâd edüp seni sana koduk. Meğer sende insâf yok imiş. El-insâfu nısfu’d-dîn demişler. Bize bu kadarca verdiğin şeyi bu kadar yiğidin kankı- sına vereyim. (İnsaf dinin yarısıdır)

Rızâ lokmasına kanâ‘at eyle, eline giren mâlı dahi isrâf etme, kanâ‘atle geçin, “Elkanâ‘atü kenzün lâ yüfnâ” demişler. (Kanaat sonsuz bir hazinedir)

Din ve Devlet Büyüklerini Duayla Anmak

Din, devlet ve tasavvuf büyüklerinin isimlerinden sonra Arapça bir takım yerleşik dualar söylemek çok yaygındır: İmâm Hüseyn’ün babası Aliyyü’l-Murtazâ kerremallahu vechehûdur. İmâm Hüseyn’ün anası Hazret-i Fâtımatü’zZehrâ’dır ki Hazret-i Muhammed aleyhi’s-selâmu? duhteri pâkize-ahteridir. Ebü’l-Feth ve’l-Megâzî Sultân Mehemmed Hân-ı Gâzî tâbe serah ve ce‘ale’l-cennete misvâh hazretleri bu kal‘ayı feth etdükde etrâf-ı erba‘a diyârlardan ecnâs-ı mahlûkâtı sü- rüp Tarabefzûn’a nakl etdürüp iskân etdürdi. Hazret-i Ömer radiyallahu anh zamân-ı hilâfetlerinde bizzât kendüleri Kuds-i şerîfi feth édüp… Sultân Ahmed Hân aleyhi’r-rahmeti ve’r-rıdvân eydür…

Kötü şöhretli dini ve tarihi şahsiyetlerin isimlerinden sonra beddua nitelikli sıfatlar kullanılır: Kömür yakmada Nemrûd-ı la‘îndir kim âteş-i Nemrûd meşhûrdur kim Hazret-i İbrâhîm’i âteşe atdıkda…

Din, devlet ve toplum için önemli şahsiyetler, eserler ve kavramlar genel olarak saygı- lı ve yüceltici ifade ve sıfatlarla zikredilir. Bu saygı ve yüceltici ifadeler daha çok Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalarla yapılır: Koca Mi‘mâr Sinân, üzerine bir kubbe-i münevver etmişdir. (nurlu kubbe) Ebussu‘ûd Efendi Tefsîr-i şerîf’in bu bâğda te’lîf etmişdir. (yüce şerefli Tefsir)

Osmanlı Türkçesinde İfade Kalıpları

Selamlaşma: Selâmün aleyküm ev sâhibleri! Müsâfir alır mısınız?” Safâ geldin, hoş geldin! Es-selâmü aleyküm ey âşıkân? Ve aleyküm selâm!

Hitaplar: A benim cânım! Hakîrin şerîki karındaşım, cânım. Sultânım, yâr-ı kadîmim, ömrüm, cânım, şerîkim ve çelebim. Şeyhzâde azizimsin.

Teşekkür, Dua, Kutlama ve İyi Temenniler Bildiren İfadeler: Âkıbetin hayr olsun. Allah mübârek eyleye. Allah ıslâh eyleye, âmîn. Allah da sizin her işde mu‘în ve zahîriniz ola. Bu şehir taht-ı pâdişâhî ola. Cenâb-ı Bârî sizin dahi nice müşkil işleriniz âsân éde. Gazânız kutlu olsun. İnşâallah mansûr u muzaffer olursız. Gel imdi oğul, Allah mübârek eyleye. Habîb-i Hudâ aşkına olsun. Hak sizi hatâdan saklasın şehbâzlarım. Hak mübârek eyleye. Hak Te‘âlâ sana sıhhat u selâmet vere. Hamd-i Hudâ güzel imâr olmuş. Hüdâ ıslâh ede. Hüdâ mübârek eyleye. Hüdâ sizden râzî ola. İlâhî beni şerm-sâr edüp halk mâbeyninde yüzüm kara eyleme. İnşâallah mansûr u muzaffer olup selâmet bulursun. İnşâallahu Te‘âla bu kal‘a sene 857 târîhinin mâh-ı Rebi‘ulevvel, gün rûz-ı temmûzda feth olunur. Sultânım! Bizi hâkden ref ‘ eyleyüp piyâde iken atlandırdınız. Hudâ sizden râzî ola. Şükür yâ Rabbî bu hâle. Yürü Allah getire.

Beddua, Azarlama, Kızma ve Tehdit: Alıkon şu gidiyi. Ayâ ol günü görem mi ki ol a‘mâ Şemseddîn Muhammed’ü? meyyit namâzın kılam. Benim paşamın kethüdâsı uğuruna iki bin kisem giderse, her çi bâd-âbâd, ben bunu Siyâvuş Kazağa komam. Bre ak sakalı şimdi kızıl kanda boyanacak, ben senin neni aldım? Bu bâbda sâdır olan emrimü? icrâsında dakîka fevt eylemeyesin. Hay Kara Haydaroğlu! Allah belâcığın versin. Hemân basın. Yakında cânın çıkup Allah tiz günde belânı versin, mel‘ûn Koca. Paşamın kethüdâsın hapisden ıtlâk eyle. Yoksa ceddim rûhiyçün seni melâmet ederim, Sizleri cümle kırsa gerekdir. Vur a gidileri!

Nasihat: Diyâr-ı gurbetde sâhib-i tedârik olup merd ol ve ehl-i derde yâr ol. Sakının Nûru’l-hüdâ celâlinden. Yollarda gâfil gitmen, herkesi refîk etmen. Yürü Allah getire

Başsağlığı, Üzüntü ve Keder Bildirme: Dümen deryâya düşünce cümle keştîbânlar ellerin dizlerine urup pes-i perdeden birbirleriyle helâlleşmeğe başladılar. Harâretden yürek yandı. Haber gelince cihân başıma teng ü dar oldu. Ol merhûmların meyyitlerin deryâya atınca gemi içre bir gıriv u feryâd kopup herkes hayâtdan me’yûs olup cân bâzârına düşdüler. Siz sağ olun. Pederiniz merhûm oldu.

Rica, İmdat ve Kabul: Âkıbetin hayr olsun. Kabûl etdim. Bre meded, ayağım. El-amân ey güzîde asker-i Âl-i Osmân! Eyle olsun. Evlâdın Mustafâ başiyçün olsun mâlımı alup kuşça cânım âzâd eyle. Meded Sultânım! Hemân bana mektûblar veriniz. Biz de ordunuzda bulunalım. Paşaya bir muhabbetnâmeniz ihsân edüp bu ma‘zûllığında mahzûn kalbini dilşâd ve vîrân gönlünü âbâd édün. Sultânım! Atlarım yoruldu. Üç küheylân ihsân eyle.

Şaşkınlık ve Utanma: Bre gerçek mi? Hay benim bozahâneye girdiğim gördüler deyü hicâbımdan yére geçdim. Meğer ne gördüm, bozahâne imiş!