Ünite 7: Kuruluşundan Abdülmelik b. Mervan’a Kadar Emevîler

Emevî Devleti’nin Kuruluşu

Hulefâ-yi Râşidîn döneminden (632-661) sonra Suriye’nin merkezi Dımaşk’ta kurulan Emevîler Devleti, adını kurucusu Muâviye b. Ebû Süfyân’ın mensup olduğu Benî Ümeyye kabilesinden almıştır. Muâviye ve ondan sonraki iki halife Ümeyyeoğullarının Süfyânîler koluna, diğer on bir halife ise Mervânîler koluna mensuptur. Benî Ümeyye kabilesi Câhiliye döneminde Mekke idaresinde önemli bir yere sahipti. Şehrin ve Kâbe’nin idaresiyle ilgili görevlerin en önemlilerinden olan başkumandanlık “kıyâde” vazifesi bu kabile tarafından yürütülüyordu. Mekke’de Kureyş’in iki önemli kolunu teşkil eden Hz. Peygamber’in kabilesi Hâşimîler ile Emevîler arasında Câhiliye döneminden itibaren bir rekabet mevcuttu. Hâşimîler yürüttükleri sikâye ve rifâde görevlerinden dolayı Arap toplumu üzerinde önemli bir manevî nüfuz sağlamıştı. Emevîler ise maddî nüfuzu temsil ediyorlardı. Hâşimîler genel olarak Hz. Peygamber’in yanında yer alırken, Emevîler çoğunluk itibariyle karşı çıktılar ve muhalefetin başını çektiler. Mekke’nin fethine kadar (630) Müslüman olmamakta direnen Emevîlerin büyük çoğunluğu, fetih esnasında başta reisleri Ebû Süfyân olmak üzere diğer müşriklerle birlikte İslamiyet’i kabul etti.

Emevî ileri gelenleri İslam’a katılma hususunda geç kalmış olmakla birlikte idarî konularda tecrübeli oldukları için çeşitli mevkilere getirildiler. Muâviye, Hz. Ebû Bekir zamanında Suriye üzerine gönderilen dört ordudan birinin başına getirilen ağabeyi Yezid b. Ebû Süfyan’a yardımcı olarak görevlendirilmişti. Ürdün sahil şehirlerinin fethinde büyük başarı sağlayınca Ürdün ve civarına idareci olarak tayin edildi (638). Bir yıl sonra Yezid’in ölümü üzerine Hz. Ömer tarafından onun yerine Dımaşk valiliğine getirildi. Hz. Osman zamanında 645 yılında Suriye genel valisi oldu. Muâviye, Medine’de halife seçilen Hz. Ali’ye, Hz. Osman’ın katillerini bulup cezalandırma konusunda yetersiz kaldığı gerekçesiyle biat etmedi ve mücadeleye başladı. Hz. Ali ve Muâviye’nin orduları Sıffın’de karşı karşıya geldi ise de kesin bir netice alınamadı ve meselenin çözümü hakemlere havale edildi (657). Başlangıçta Hz. Ali’nin ordusunda iken Hakem tayinini kabul ettiği için ondan ayrılanlar Haricîler adı verilen muhalefet grubunun oluşturdu. Hz. Ali’nin Haricîlerle mücadelesini fırsat bilerek halifeye bağlı bazı önemli yerleşim merkezlerini hâkimiyeti altına alan Muâviye, Hz. Ali’nin 661 yılında bir Haricî tarafından şehit edilmesinden sonra Suriye halkından “emîrü’l- mü’minîn” unvanıyla biat aldı. Kûfe’de Hz. Ali’nin yerine halife seçilen Hz. Hasan Irak ordusuna güvenememesi ve İslâm toplumunda daha fazla kan dökülmemesi gibi sebeplerle mücadeleden vazgeçerek halifelikten çekildi ve Muâviye’ye biat etti (29 Temmuz 661). Böylece Muâviye İslâm dünyasının tamamını hâkimiyeti altına aldı ve yaklaşık doksan yıl sürecek olan Emevî Devleti’ni kurdu. Hz. Hasan’ın ve Kûfelilerin Muâviye’ye halife olarak biat etmesiyle Hz. Ali döneminden itibaren farklı iki siyasi ve idari yapıya bölünen İslâm dünyası yeniden birleşmiş oldu. Bu sebeple İslâm tarihinde 661 yılına ‘Birlik Yılı’ denilir.

Muâviye b. Ebû Süfyân Dönemi

Muâviye’ye iç politikada muhalif başlıca iki grup vardı: Birincisi, Haricîler, ikincisi, halifeliğin Hz. Ali evlâdının hakkı olduğunu iddia eden Hz. Ali taraftarları. Her iki grubun da merkezi Irak bölgesi olduğundan Muâviye bu bölgeye büyük önem verdi. Muâviye, Hz. Ali taraftarlarının merkezi durumundaki Kûfe valiliğine Mugîre b. Şu’be’yi getirdi (661). Mugîre, Suriyeli birliklerin Haricîler karşısında yenilmesi üzerine onlarla mücadeleyi çeşitli baskılar uygulamak suretiyle, Hakem Vakası’na kadar beraber savaştıkları Hz. Ali taraftarlarının omuzlarına yükledi; neticede Haricîler ağır bir hezimete uğradı (663).

Muâviye, Mugîre’nin ölümünün ardından Kûfe valiliğini Ziyâd’a verdi (670). Ziyâd, Haricîlere göz açtırmayacak derecede sert bir politika izledi; aynı şekilde Hz. Ali propagandasına da izin vermedi. Muâviye, Haricîlerle mücadelede kendilerinden yararlandığı Hz. Ali taraftarlarına karşı önceleri hoşgörülü davrandı ve liderlerine yakınlık gösterdi. Ancak Haricîlerin bertaraf edilmesinden sonra ekonomik ve siyasi baskı uygulayıp onları tesirsiz hale getirdi. Diğer önemli bir bölge olan Mısır’da da emniyet ve asayiş önceden iş birliği yaptığı Amr b. Âs’ın başarılı idaresi sayesinde sağlandı.

Muâviye, iç karışıklıklar dolayısıyla yaklaşık on yıldan beri durmuş olan fetih hareketlerini üç ayrı cephede yeniden başlattı. Bizans üzerine 662 yılından itibaren seferler düzenledi. İstanbul dört yıl süreyle muhasara edildi (674-678). Ancak Bizans karşısında başarı sağlanamadı. İkinci cephe olan Basra’ya bağlı Horasan ve Sind bölgelerinde de hâkimiyetten çıkan bazı merkezlerin itaat altına alınmasından sonra yeni fetihler gerçekleştirildi. Üçüncü cephe olan İfrîkıye’yi yeniden İslam hâkimiyetine soktu.

Muâviye’nin en kalıcı icraatı oğlu Yezid’i veliaht tayin etmesi, böylece devleti veraset kuralını esas alan bir hanedana dönüştürmesidir. Muâviye’nin özellikle bu tasarrufu sebebiyle ilk İslam tarihçilerinin çoğu tarafından yoğun biçimde eleştirildiği görülür.

Muâviye muhaliflerine anlayacakları dilden konuşarak yaklaşmaya çalışırdı. İhsanlarının fazlalığı dolayısıyla hayrete düşenlere bir savaşın bundan çok daha fazlasına mal olacağını, paranın iş gördüğü yerde konuşmaya, konuşmanın iş gördüğü yerde kırbaca, kırbacın iş gördüğü yerde kılıca ihtiyaç duymadığını söylerdi. Ancak valilerinin sert davranışlarına göz yummayı tercih ederdi. Haricîlere ve Şiîler’e karşı ılımlı tutumu yüzünden şikâyetlere mâruz kalan Mugîre’yi valilikten almayı bile düşünmüştü. Muâviye, valiliğinin ilk yıllarından itibaren Bizans idarecileri gibi giyinmeye ve onlar gibi yaşamaya başlamıştı. Şam’a gelen Hz. Ömer kıyafetini yadırgayıp kendisini hükümdarlara benzetince cihad ruhunu kaybetmediğini, ancak düşmana yakın oldukları için heybetli görünmek gerektiğini söyleyerek halifeyi ikna etmeyi başarmıştı. Devletini Bizans müesseselerinden faydalanarak kurmaya çalışan Muâviye zamanında merkez ve saray teşkilatında düzenlemeler yapıldı. Muâviye saldırılardan korunmak için özel muhafızlar görevlendiren ilk halifedir.

I. Yezid Dönemi

Yezid, Muâviye’nin Suriye valisi iken bölgenin en güçlü kabilesi olan Benî Kelb’den Meysûn bint Bahdal el-Kelbî ile evliliğinden 647 veya 648 yılında Dımaşk’ta doğdu. Bedevî bir kabileden olması sebebiyle Şam’daki şehir hayatına ayak uyduramayan Meysûn, kabilesi ve çöle olan hasretini şiirleriyle dile getirince Muaviye, onu sık sık çöldeki ailesine gönderdi. Yezid de annesiyle birlikte gitti ve çöl şartlarında yetişti. Burada atıcılık, binicilik, savaş sanatı ve yüzme, fasih Arapça ve şiir öğrendi. Bunlardan başka içki ve eğlence gibi alışkanlıklar da edindi.

Babasının hilafete geçtiği dönemde de söz konusu kötü alışkanlıklarını sürdüren Yezid’in toplumda kötü bir imajı vardı. Muaviye, oğlunu bu imajdan kurtararak veliahtlığa hazırlamak için bazı tedbirler aldı. Muâviye, oğlu Yezid’i sağlığında kendisinden sonra halife olmak üzere veliaht tayin etti, bu hususta ciddi tepkilerle karşılaştıysa da çeşitli yollarla muhalifleri etkisiz hale getirdi.

Kerbela Vakası: Muâviye’nin Nisan 680’de ölümü üzerine Şam’da halifelik makamına geçen Yezid’i bekleyen en önemli problem, muhaliflerin biatlerinin alınması meselesiydi. Yezid babasının vefatının duyulmasından önce muhaliflerin biatlerini alması için Medine valisine talimat verdiyse de Abdullah b. Zübeyr ve ardından Hz. Hüseyin biat etmeden Medine’den Mekke’ye geçerek Yezid ve Emevîler aleyhindeki faaliyetlerini sürdürdüler. Onların bu tutumu üzerine Muâviye zamanında kontrol altında tutulan muhalefet harekete geçti. Kûfeliler Hz. Hüseyin’i Kûfe’ye davet ettiler. Davetlerini kabul edip şehirlerine geldiği takdirde kendisini halife ilan edeceklerini ve bayrağı altında Yezid’e karşı savaşacaklarını bildirdiler.

Hz. Hüseyin, Yezid’e karşı bir harekete kalkışmadan önce hem durum tespiti hem de kendisine olan bağlılığın güçlendirilmesini temin için amcasının oğlu Müslim b. Akîl’i Kûfe’ye gönderdi. Müslim, Kûfe’de, vali Nu’man b. Beşîr’in müsamahalı tutumu sayesinde Hz. Hüseyin namına önemli faaliyetlerde bulunup halktan biat aldı ve ardından da Hz. Hüseyin’i Kûfe’ye çağırdı. Durumdan haberdar olan Yezid, Numan b. Beşîr’in yerine sertlik ve şiddet yanlısı Basra valisi Ubeydullah b. Ziyad’ı Kûfe valiliğine tayin ederek isyanı önlemekle görevlendirdi. Ubeydullah göreve başladıktan hemen sonra Müslim b. Akîl ve arkadaşlarını öldürttü.

Diğer taraftan Kûfe’deki gelişmelerden habersiz durumun hala kendi lehinde olduğunu düşünen Hz. Hüseyin, gitmemesi yönündeki görüş ve tavsiyelere rağmen az sayıdaki taraftarı ve aile efradıyla birlikte Mekke’den yola çıktı. Yolda Kûfe’de kontrolün Ubeydullah’ın eline geçtiğini öğrendiyse de kararından vazgeçmedi. Diğer taraftan Hz. Hüseyin başkanlığındaki grubun Kûfe’ye gelmekte olduğunu öğrenen Ubeydullah, 1000 kişilik bir kuvvetle onların şehre girerek Kûfelilerle buluşmalarını engellemeye çalıştı. Hz. Hüseyin’in beraberindekilerle Kerbela mevkiine ulaştığını (2 Ekim 680) öğrenince onların Kûfelilerle buluşmalarını veya geri dönmelerini engellemek için Ömer b. Sa’d’ı 4.000 kişilik bir kuvvetle bölgeye gönderdi. Kerbelâ’da etrafı kuşatılan Hz. Hüseyin, Kûfelilerin vaat ettiği desteğin bir türlü gelmemesi üzerine bir çıkış yolu bulmak maksadıyla Ömer b. Sa’d’a Mekke’ye geri dönmek, sınır şehirlerinden birine giderek cihatla meşgul olmak veya Şam’a giderek Yezid’le görüşmek istediğini teklif ettiyse de Ubeydullah tekliflerden hiç birisini kabul etmedi. 10 Muharrem 61 (10 Ekim 680) Cuma günü Kerbela’da gerçekleşen ve birbirine denk olmayan kuvvetlerin çarpışması sonucunda Hz. Hüseyin ve beraberindekilerden 72 kişi şehit edildi. Cesetleri çeşitli hakaret ve işkencelere maruz bırakıldıkları gibi başta Hz. Hüseyin’in ki olmak üzere bazılarının kafaları kesilerek muhaliflere gözdağı verildi. İslâm tarihinin en acı olaylarından biri olan Kerbela Vakası, Yezid’in nefretle anılmasında, İslâm dünyasının siyasi ve itikadî açıdan bölünmesinde, önceden nazarî bir siyasî görüş durumunda olan Şiîliğin bir akide halini almasında etkili olmuş ve pek çok isyanın temel sebeplerinden birini teşkil etmiştir.

Yezid, Kerbela sonrası Hicaz’da aleyhinde oluşan muhalefetin sempatisini kazanabilmek için Medine valisi aracılığıyla Medine’nin ileri gelenlerinden oluşan bir heyeti Şam’a davet etti; onları ikramlarıyla memnun etmeye çalıştı. Ancak heyettekiler Medine’ye dönünce Yezid’in eğlence ve sefahate daldığını, haramlarla meşgul olduğunu anlatarak ona isyanın dinen farz olduğunu ileri sürdüler. Anlatılanlar Medine’de infiale sebep oldu. Halk, Yezid’e olan biatını bozarak Abdullah b. Hanzala’ya biat etti.

Yezid, Müslim b. Ukbe el-Mürrî kumandasında 12.000 kişilik bir ordu görevlendirdi. Ağustos 683’te Medine yakınlarına gelerek Müslim, asıl maksadının Mekke’deki Yezid’e biat etmeyen İbn Zübeyr olduğunu, kendilerine dokunmayacağını, isyandan vazgeçmeleri için üç gün mühlet vereceğini söylediyse de onları razı edemedi. Şehrin saldırıya müsait olan kuzey kısmına hendek kazarak savunma hazırlıklarını tamamlayan Medineliler, dört gruba ayrılarak her grubun başına kendi kabilesinden birisini geçirdiler. Medinelilere isyandan vazgeçmeleri için verilen üç günlük mühletin sonunda saldırıya geçti (26 Ağustos 683). Savaş Medineliler’in yenilgisiyle sonuçlandı. Abdullah b. Hanzale ve çok sayıda meşhur şahsiyet öldürüldü. Yezid’in emri doğrultusunda Emevî ordusu Medine’yi üç gün boyunca yağmaladı. Yezid döneminde Kerbela’dan sonra gerçekleşen ve çoğu sahabe olmak üzere pek çok Müslümanın ölmesine yol açan Harre Savaşı ve sonrasında Medine’nin Emevî ordusunca üç gün boyunca yağmalanması, kutsal şehrin ahalisinin öldürülme, işkenceye tabi tutulup tecavüze maruz bırakılması İslam tarihinin en feci olaylarındandır. Söz konusu facia Yezid döneminde ve onun emriyle gerçekleştiği için gerek o dönemde gerekse sonrasında onun nefretle anılmasına yol açtı.

Kerbela olayından sonra Abdullah b. Zübeyr Yezid’e karşı muhalefetin tek lideri haline geldi ve Mekke’de gizlice biat almaya başladı. Yezid, Abdullah b. Zübeyr’i kendisine biate ikna etmeleri için bir heyeti Mekke’ye gönderdiyse de o buna yanaşmadığı gibi bir süre sonra Mekke valisinin namaz kıldırmasına da engel oldu. Bunun üzerine Yezid, Medine valisi Amr b. Saîd el-Eşdak’a ona karşı bir ordu göndermesini emretti. Gönderilen ordu Mekke yakınlarında yapılan savaşta, mağlup oldu (681).

Abdullah b. Zübeyr’in bu galibiyeti Hicaz’daki itibarının daha da artmasına sebep oldu. Husayn b. Numeyr’in kumanda ettiği ordu 683’te Mekke’yi kuşattı ve şehrin etrafındaki tepelere yerleştirdiği mancınıklarla şehri taş yağmuruna tuttu. Atılan taşlar ve yanmakta olan yağlı paçavralar hem Kâbe’nin büyük oranda yıkılmasına hem de Kâbe etrafında karargâh kuran İbn Zübeyr’in taraftarlarının zor anlar yaşamasına yol açtı. İki ay devam eden kuşatma Yezid’in ölüm haberinin Mekke’ye ulaşmasından sonra kaldırıldı.

Yezid döneminde iç savaşlar sebebiyle fetihler nerdeyse durmuştur. Devlet işlerini çoğunlukla valilerine havale eden Yezid, eğlence ve sefahate düşkün olup zamanın büyük bir kısmını şair ve musikişinaslarla geçirmiştir. İçki içen ilk halife olarak bilinir.

II. Muaviye Dönemi

663 yılında doğan II. Muâviye babası I. Yezid tarafından veliaht tayin edilmişti. Babasının 10 Kasım 683’te ölümü üzerine tahta çıktı. Bu sırada ülkede büyük bir karışıklık hâkimdi. II. Muâviye’nin ömrü ve halifeliği çok kısa sürdü. Halifelik süresi de yirmi gün ile dört ay arasında gösterilmektedir. Ayrıca halifelik günlerini hasta vaziyette Hadrâ sarayında geçirdiği ve halkın huzuruna çıkamadığı, devletin idaresi ve imamlık göreviyle müşaviri Dahhâk b. Kays’ın ilgilendiği belirtilmektedir.

Hastalığının ağırlaşması üzerine yakınları, kardeşi Hâlid b. Yezid’i veliaht tayin etmesi konusunda ısrar ettilerse de, halifeliğin hayrını görmediğini, bir de veliahtlığa getireceği kişinin vebalini üstlenemeyeceğini söyleyerek geri çevirmiştir. Yakınları tarafından zehirletildiği, akciğerlerindeki rahatsızlık sebebiyle yahut veba yüzünden veya eceliyle öldüğüne dair rivayetler vardır.

Mervan b. Hakem Dönemi

Çocuğu olmayan II. Muâviye’nin vefatından sonra Emevî ileri gelenlerinin kararıyla Mervân b. Hakem halifeliğe getirildi. Böylece yönetim Emevîler’in Süfyânîler kolundan Mervânîler koluna geçmiş oldu. Ailenin söz sahipleri, idare merkezinin tekrar Hicaz’a geçmesinden korkmaya başlayan Suriye ileri gelenleri ve özellikle Yemen asıllı Kelb kabilesi liderleriyle durumu görüşmek üzere Câbiye’de toplandılar. Hâlid b. Yezid birinci, bazı liderlerce desteklenen Eşdak da ikinci veliaht tayin edildi (22 Haziran 684); birincisi Humus, diğeri de Dımaşk valisi olarak görevlendirildi.

Câbiye’de Mervan’ın halifeliği konusunda sağlanan ittifak Dımaşk’ta durumun istikrara kavuşmasına yetmedi. Câbiye görüşmelerine katılmaktan son anda vazgeçen Dahhâk b. Kays, İbnü’z-Zübeyr’i desteklediğini açığa vurarak emrindeki kuvvetlerle Mercirâhit denilen yerde karargâh kurdu.

Câbiye’den dönen Mervân b. Hakem, Dahhâk’ı ikna edemeyince Mercirâhit’te iki taraf arasında yirmi gün süren çok kanlı bir savaş cereyan etti. Mervân, özellikle Dahhâk’ın Dımaşk’tan ayrılmasının ardından başlattığı isyanla şehirde kontrolü eline geçiren Yezid b. Ebü’nNims’in erzak ve asker desteği sayesinde kesin bir zafer kazandı (Muharrem 65/ Ağustos-Eylül 684). Böylece Mervân hem Emevî saltanatının devamını, hem de halifeliğin Mervânî koluna geçmesini sağlamış oldu.

Kazandığı zaferle Suriye’de kontrolü sağlayan Mervân İbnü’z-Zübeyr’i destekleyen valiler tarafından terkedilen şehirlere yeni tayinler yaptıktan sonra Mısır’ı İbnü’zZübeyr’in elinden almak için harekete geçti. Dımaşk’ta oğlu Abdülmelik’i yerine bırakıp ordusunun başında Mısır üzerine yürüdü ve fazla bir zorlukla karşılaşmadan Mısır’ı ele geçirdi. Vakit kaybetmeden iki ordu hazırlayıp İbnü’zZübeyr’in elinde bulunan Irak ve Hicaz’a yolladı. Hicaz’a gönderdiği ordu İbnü’z-Zübeyr’in ordusu karşısında ağır bir yenilgiye uğradı.

I. Mervân, Câbiye görüşmelerinde halifeliği ele geçirebilmek uğruna veliahtlıklarını kabul etmek zorunda kaldığı Hâlid b. Yezid ile Amr b. Saîd el-Eşdak’ı veliahtlıktan vazgeçmeye zorlamış ve sonunda bunu başarmıştır. Kendisinden sonra peş peşe halifeliğe geçmeleri şartıyla oğulları Abdülmelik ve Abdülazîz’i veliaht olarak tayin etmiştir.

Abdülmelik b. Mervan Dönemi

Mervan b. Hakem’den sonra Emevî tahtına oğlu Abdülmelik çıktı. Ancak halifeliğini yalnız Suriye ve Mısır eyaletleri tanıdı. Hicaz ve Irak Abdullah b. Zübeyr’in idaresi altında bulunuyordu. Mısır’a kadar bütün Kuzey Afrika İslam devletinden kopmuş, bu parçalanmadan faydalanmak isteyen Bizans, Suriye’ye karşı akınlara başlamıştı. Halifenin rakibi Abdullah b. Zübeyr de zor durumda idi. Mekke kuşatmasında Abdullah’ı destekleyen Haricîler, muhasaranın kaldırılmasından sonra ona karşı cephe almışlar, Necid ve Basra bölgelerinde tehlikeli isyanlar başlatmışlardı.

Muhtâr es-Sekafî İsyanı: Hz. Hüseyin’in intikamını almak amacıyla ayaklanan Muhtâr es-Sekafî hem Emevî yönetimine hem de Abdullah b. Zübeyr’e karşı mücadele veriyordu. Mekke’de Abdullah b. Zübeyr elinde tutuklu bulunan Hz. Ali’nin oğlu Muhammed b. Hanefiyye’yi kurtarması Muhtar’ın ününü arttırsa da Basra valisi Mus’ab b. Zübeyr tarafından dört aylık bir kuşatmadan sonra Kûfe ele geçirildi ve Muhtâr es-Sekafî öldürüldü.

Abdülmelik, el-Cezîre’de bulunan İbrâhim b. Mâlik elEflter’i kazanmak için bazı teşebbüslerde bulunduysa da geç kaldı; çünkü İbrâhim daha önce davranan Abdullah b. Zübeyr’in kardeşi Mus`ab tarafına geçmişti. İlki 689 yılında başlayan hareket 691 yılında Mu’sab’ın öldürülmesiyle son buldu. Sıra Mekke’de bulunan Abdullah b. Zübeyr’e gelmişti. Abdülmelik zaferden sonra Kûfe’ye gidip halktan biat aldı. Ardından Basra halkı da onun halifeliğini tanıdı. Böylece 691 yılında Hicaz dışındaki bölgelerde Abdülmelik’in halifeliği tanınmış oldu. Abdülmelik daha Kûfe’den ayrılmadan, Haccâc b. Yûsuf’u 2.000 kişilik bir Suriyeli birliğin başında Mekke üzerine gönderdi. Haccâc b. Yûsuf Mekke’yi kuşattı ve muhasara altı ay kadar sürdü. Kuşatmaya daha fazla dayanamayan Abdullah b. Zübeyr yaptığı huruç hareketi sonunda birkaç sadık adamıyla birlikte öldürüldü (1 Ekim 692). Böylece Abdülmelik İslam devletindeki iç karışıklıklara son vermiş ve birliği sağlamış oldu.

Abdullah b. Zübeyr tehlikesinin ortadan kaldırılmasından sonra Abdülmelik’in karşısında önemli bir muhalefet kalmamıştı. Ancak İran, Irak ve el-Cezîre bölgelerinde Haricîler büyük huzursuzluk kaynağı idiler. Haccâc aldığı sert tedbirlerle bir taraftan Kûfe ve Basra’da kısa sürede sükûneti sağlarken diğer taraftan da Mühelleb’e takviye kuvvetleri gönderdi. 697 yılında Ezrakîler’den sonra Sufrîler de tesirsiz hale getirilmiş oldu.

Abdülmelik, içeride sükûneti sağladıktan sonra fetihlere başladı. Horasan valiliğine 697’de tayin edilen Mühelleb b. Ebû Sufre’nin Maveraünnehir’i almak için yaptığı seferler tam bir başarı sağlayamadı. 702’de Mühelleb öldü, yerine oğlu Yezid geçti. Haccâc, Yezid’i kısa süre sonra azletti ve ileride Mâverâünnehir fâtihi olacak olan Kuteybe b. Müslim’i Horasan valiliğine tayin etti (704).

Irak umumi valisi Haccâc, Mühelleb’i Horasan valisi tayin ettiği sırada Ubeydullah b. Ebû Bekre’yi de Afganistan’daki Türk hükümdarı Rutbil üzerine göndermişti. Ubeydullah, karşısına çıkan kuvvetleri mağlûp ederek Kâbil yakınlarına kadar gitti, fakat dağlık arazide daha fazla ilerlemenin tehlikeli olacağını düşünerek Rutbil’e anlaşma teklifinde bulundu. Rutbil bu teklif kabul etti; ancak kumandanlarından birisi aniden hücuma geçerek Müslümanları ağır bir yenilgiye uğrattı; Ubeydullah savaş meydanında hayatını kaybetti. Bu mağlûbiyetin intikamını almak isteyen Haccâc, ordu kurdu ve kumandanlığına İbnü’l-Eş’as tayin edildi. 699 yılında hareket eden Abdurrahman, baskınlar yerine yavaş ve düzenli bir şekilde ilerlemeyi tercih etti. Kışın yaklaşması üzerine harekâtı durdurdu. Ancak Haccâc Abdurrahman’ın ilerlemesini, aksi halde kumandayı kardeşi İshak’a bırakmasını emretti.

İbnü’l-Eş’as Haccâc’ın ilerleme emri karşısında kumandanlarını toplayarak onlarla görüştü. Haccâc’a karşı isyan bayrağının açılmasına karar verildi. Abdurrahman, Irak’a dönmeden önce Rutbil ile bir anlaşma yaptı. Sîstan’ın (Sicistan) önemli şehirlerine kendi adına valiler tayin etti. Âsiler, Abdurrahman’a halife olarak biat ettiler. Emevî hilâfetine cephe alan Şiî, Haricî ve diğer gayri memnunlar kitlesi Abdurrahman’ın bayrağı altında toplanıyordu. Bu isyanı bastırmada Iraklılara güvenmeyen Haccâc’ın yanında ise az sayıda Suriyeli asker vardı. Basra ve Kûfe âsilerin eline geçti. İki ordu arasında başlayan küçük çaptaki çarpışmalar aylarca devam etti. Abdurrahman’ın birlikleri sayıca çok üstün olmalarına rağmen Suriyelilerin şiddetli mukavemetlerine dayanamayarak ağır bir yenilgiye uğradılar (Temmuz 701). Haccâc, galip sıfatıyla Kûfe’ye girdi; orada silâhı nı bırakanların biatını kabul etti.

Abdurrahman Haccac’a yenilince Sistan’a kaçtı. Haccac’ın eline düşmekten daha önce anlaşma yaptığı Rutbil sayesinde kurtulsa da Haccac’ın vaat ve tehditlerine ikna olan Rutbil onu teslim etti. Haccac’ın elinde düşmektense intihar eden Abdurrahman’ın ölmesiyle Emevîleri tehdit eden son isyan da bastırılmış oldu (704).

Merkezde hilâfet mücadelelerinin başlamasından sonra Kuzey Afrika’ya yeteri kadar önem verilememişti. Tunus’un sahil kısımları Bizans’ın kontrolüne geçmiş, iç kısımlar ise yarı bağımsız olarak Küseyle adlı bir Berberî reisinin idaresi altına girmiş, Müslümanlara karşı BizansBerberî ittifakı kurulmuştu. Hassân, 702’de Avrâs bölgesinde yapılan savaşta Berberîler’i yenilgiye uğrattı. Kâhine’nin savaş meydanında öldürülmesi üzerine dağılan Berberîler Hassân’ın müsamahalı tutumu sayesinde kitleler halinde Müslümanlığı kabul etmeye başladılar. Böylece Kuzey Afrika’da İslam hâkimiyeti yeniden kurulmuş oldu.

Abdülmelik halife olduğu zaman, iç karışıklıklar sebebiyle Bizans imparatorluğu ile barış yapmak mecburiyetinde kalmış, Çukurova bölgesinde Misis’e kadar ilerlemiş olan Bizans’ı, her yıl vergi vermekle durdurabilmişti. Merdeîler, Abdülmelik’in bulunduğu güç durumdan faydalanarak Suriye’ye akın düzenliyorlardı. Bizans ile yapılan ikinci anlaşma bu akınları durdurmak içindi. 73 (692-93) yılında Bizans ordusu Sivas yakınlarında ağır bir yenilgiye uğratıldı. Bir müddet sonra Müslümanlar büyük bir zafer kazanarak Maraş bölgesini hâkimiyetleri altına aldılar (695). Bu tarihten itibaren ‘Bizans gazâları’ başladı.

Abdülmelik yirmi yıllık halifelikten sonra Dımaşk’ta vefat etti (8 Ekim 705). Onun zamanında teşebbüs edilen ve başarıya ulaştırılan önemli işlerden biri, ilk İslami sikkenin bastırılmasıdır. Abdülmelik’in kültür alanında yaptığı en önemli icraat, Arapçayı resmî dil olarak kabul etmesidir. Onun zamanına kadar divanlardaki defterler Suriye’de Rumca, İran’da ise Farsça olarak tutuluyordu. Abdülmelik devrinde imar faaliyetlerine de önem verilmiş, ilk büyük camilerden biri olan Kudüs’teki Kubbetü’s-sahra inşa edilmiştir. Halifeliği döneminde iç karışıklıkları ortadan kaldırarak İslâm dünyasında birliği sağlamış, Kuzey Afrika’yı yeniden hâkimiyet altına almış ve Bizans’a üstünlüğünü kabul ettirmiştir.