Ünite 3: Küresel Kent Kuramları

Kentleşme Sürecine Yaklaşımlar

Kent çalışmalarında en önemli sorulardan biri şudur: kent hiyerarşisinin sınıflandırılması ve kent sistemi organizasyonunun oluşumu ulus-devlet merkezli faktörler tarafından mı? Yoksa ulus-devlet ötesi faktörler tarafından mı belirlenmektedir? Bu soruyu cevaplayan üç ana yaklaşım mevcuttur:

  1. Ulus-Devlet Temelli ve Sınırlı Kent Süreci Görüşü: “Devletleştirilmiş Kent”,
  2. Radikal Kent Ekonomi Politiği ve Yeni Kent Sosyolojisi Yaklaşımı: “Uluslararası Kapitalist Kent”,
  3. Küresel Sermaye Temelli Kent Süreci Görüşü: “Küresel Kent”.

Devletleştirilmiş Kent: 20. yüzyıl sonlarına kadar kent çalışmalarında baskın olan Anglo-Amerikan yaklaşım kentleri, ulus-devlet sınırlı ve ulus-devlet merkezli yer hiyerarşisi içinde çevrelenmiş mekânlar olarak varsaymaktaydı. Birincil ölçek olarak kent hiyerarşisinin sınıflandırılmasında ve kent-sistemleri organizasyonunun oluşumunda ulus-devletin önemli bir rolünün olduğu varsayılmıştır. Kentler, ulusal ekonomik sistemler içine sıkı bir şekilde eklemlenmiş ve ulus-devletin politik gücüne boyun eğen yapılardır.

Uluslararası Kapitalist Kent: Bu yaklaşıma göre günümüz kentleri, özellikle sermaye birikimi ve sınıf çatışmasını da içeren kapitalist üretim tarzı ile bağlantılı olan sosyal süreçlerin mekânsal somutlaştırılmış hallerinden başka bir şey değildir. Kuramcılar sürekli gelişen ve mekânsal olarak durmadan genişleyen kapitalist dünya ekonomisi tarafından mevkisinin belirlendiği kentleri, makro coğrafya bağlamı içinde gömülü olduğunu kabul ederek analiz etmeye başlamışlardır. Dolayısıyla, kentleri şekillendiren uluslararası kapitalist ekonomik süreçlerdir.

Küresel Kent: Yeni kent sosyologları kentsel yeniden yapılanmayı anlamak için küresel boyutları ve faktörleri dikkate almanın önemine vurgu yapmışlardır. Kapitalist yeniden yapılanmanın şehirler ve bölgeler üzerinde çeşitli etkileri vardır. 1980’lerde ortaya çıkan küresel kentler araştırması, bu yukarıda anlatılan yeni kent sosyolojisi yaklaşımı araştırmalarından yararlanarak ortaya çıkmıştır.

Daha sonraları birçok yazar küreselleşen kentleşme ve küresel kentlerin oluştuğu savını ortaya atmıştır. Küresel kent kavramının uzun tarihi bir geçmişe sahip olmasına rağmen, kent çalışmalarında esas kavram olarak dikkate alınması 1980’lerin başında sürekli krizleri teşvik eden küresel kapitalizmin yeniden yapılanmasını anlama ve yorumlama girişimlerinin bulunduğu bağlamda gerçekleşmiştir.

Küresel Kent Oluşumu ve Kavramı

Küresel kentlerin otaya çıkmasına ve gelişmesine yönelik iki farklı görüş bulunmaktadır.

Bu görüşlerden;

  • İlki küresel kentin tarihsel süreç içinde eskiden bu yana devam eden bir oluşum olduğunu savururken,
  • Diğeri ise küresel kentin oluşumunu 1970’li yıllara, yani kapitalizmin yeniden yapılanma sürecine dayandırır.

Eski Bir Olgu Olarak Küresel Kent: İlk yaklaşım içinde yer alan kent çalışmacıları küresel şehirlerin çok eski bir olgu olduğu konusunda ısrar etmektedirler. Bu duruş Janet AbuLughod, Anthony D. King, Michael Timberlake ve Christopher Chase-Dunn gibi dünya kentleri araştırmacıları tarafından üretilen çalışmalarda güçlü bir şekilde ifade edilmiştir. Bu yaklaşım, kapitalizmin uzun tarihi sureci içinde günümüz küresel kentleri ile diğer küresel kent merkezleri arasında bir devamlılık olduğu olgusuna vurgu yapmaktadır.

1970 Sonrası Kapitalizmin Yeniden Yapılanma Süreci ve Küresel Kent: İkinci yaklaşım günümüz küresel şehirlerinin biricikliğini vurgulamaktadır. Bu alternatif yaklaşım, Sassen ve onu takip eden akademisyenler tarafından savunulmaktadır. Günümüz küresel şehirleri, küreselleşen kapitalizminin niteliksel olarak yeni oluşumu için düğüm noktaları rolüne sahiptir. Bu alternatif yaklaşım içinde çalışan akademisyenler küreselleşen kent sisteminin ortaya çıkışını 1970’lerde görünmeye başlayan kapitalizmin dünya çapında yeniden yapılanmasının yeni bir formu ile ilişkilendirmişlerdir. Küresel kent kuramcıları, kent-merkezli küresel kapitalizm yapılanışına doğru olan değişikliği, 1970’lerin ortasından beri süren birbiriyle ilintili iki sosyo-politik dönüşüme gönderme yaparak analiz etmektedirler. Bunlardan;

  • İlki, Ulus-ötesi şirketler tarafından kontrol edilen yeni bir uluslararası iş bölümünün ortaya çıkmasıdır.
  • Diğeri, 2. Dünya Savaşı sonrası dönemde eski endüstrileşmiş dünyada egemen olmuş FordistKeynezci teknolojik-kurumsal sistemin krizidir.

1960’ların sonlarından itibaren oluşmaya başlayan yeni bir uluslararası iş bölümü, dünya ölçeğinde üretim ve malların değişiminde ulus-ötesi şirketlerin rolünün muazzam büyümesi sonucunu doğurmuştur. Yeni uluslararası iş bölümünün içinde çoğu merkez ülke şehirleri endüstriyel üretim mekânları olmaktan çıkmış, endüstri üretimi yerine bankacılık, sigortacılık, finansman vs. gibi hizmet sektörlerinin yoğunlaştığı mekânlar olmaya başlamışlardır. Bu süreç aynı zamanda küresel piyasa, ticari faaliyet servislerinin ve diğer idari ve koordinasyon fonksiyonlarının artan bir şekilde merkez ve yarı-merkez ülkelerin egemen kent merkezleri içeresinde mekânsal şekilde toplanması ile sonuçlanmıştır.

Dünya Kenti ve Küresel Kent Kavramları: Dünya kenti (The World City) kavramını ilk olarak İskoçyalı kent çalışmacısı Patrick Geddes Cities in Evolution (Evrim içinde Kentler) (1915) isimli kitabında dönemin büyükmetropoliten alanlarını tanımlamak için kullanmış ve dünya kentlerinin merkezi ekonomik fonksiyonları üzerinde durmuştur. Fakat günümüzdeki anlamıyla kavramın kullanımı ünlü plancı Peter Hall’ın 1966’da yayımlanan The World Cities (Dünya Kentleri) kitabında yer almıştır. Ona göre (1996) dünya kentleri aşağıda sıralanan alanlarda altı temel fonksiyonun bir yerde toplandığı mekânlardır. Bunlar;

a. Nüfus yoğun,
b. Merkezleşmiş politik güç,
c. Ticaret,
d. Finans,
e. Taşımacılık ve
f. Hizmettir.

Hall’ın dünya kenti kavrayışı, kentlerin birincil olarak ulus-devlet kent sistemleri içinde işleyen merkezler olduğu görüşünü savunan dönemin ürünüdür. Hall’ın kentlerin birincil olarak ulus-devlet kent sistemleri içinde işleyen merkezler olduğu görüşünü içeren dünya kenti kavramı literatürde uzun süre kullanılmıştır. Hatta günümüzde küresel kent kavramı ve araştırmalarına yaptıkları analizlerle öncülük eden Robert Cohen (1981) ve John Friedmann (1982, 1986) da kendi çalışmalarında dünya kenti kavramını kullanmışlardır.

Cohen’in (1981) çalışması Amerika Birleşik Devletleri’nde küresel kentler araştırmalarına başlangıç noktasını oluşturmuş ve bu alanda diğer araştırmacıların sıklıkla referans verdiği temel kaynaklardan biri haline gelmiştir. Cohen’in dünya kentleri olarak tanımladığı kentlerin ortak özelliği şunlardır: bu kentler, ticari faaliyetlerle ilgili karar verme ve şirket stratejilerinin biçimlendirildiği uluslararası merkezler olarak görev yapmaktadır. Cohen’ e göre gerçek dünya kenti uluslararası ticaret kurumlarının büyük bir bölümünü içinde barındıran mekânlardır. Bir şehrin uluslararası ticari faaliyetlerin merkezi olması için kullanılan kıstaslar şunlardır:

a. Çokuluslu şirketlerin genel merkezlerinin hangi şehirde olduğu,
b. Uluslararası bankacılık,
c. Stratejik şirket hizmetleri.

Friedmann ve Wolff’a (1982) göre ise, dünya kentleri ulusal ekonomilerden ziyade günümüz küresel kapitalist gelişiminin motorlarıdır. Onlara göre dünya şehri 1970 sonrası kapitalizm ile ortaya çıkan yeni uluslararası iş bölümü içinde küresel kontrol ve denetim merkezlerinin yeni bir çeşidini temsil etmektedir. Özellikle “dünya kenti hipotezi” (The World City Hypothesis) ile literatürde ün kazanan Friedmann, dünya kentlerinin yedi özelliğine vurgu yapmıştır. Bunlar:

  1. Kentin dünya ekonomisi ile bütünleşme düzeyi ve formu ve emeğin yeni mekânsal dağılımı sürecinde kente yüklenen fonksiyonlar, kentin içinde ortaya çıkan yapısal değişikliklerle olmaktadır.
  2. Yeni mekânsal organizasyonda, üretim ve pazarın eklemlenebilmesinde, küresel sermaye anahtar dünya kentlerini düğüm noktaları olarak kullanmaktadır. Böylece dünya kentleri arasında karmaşık mekânsal bir hiyerarşi ortaya çıkmaktadır.
  3. Dünya kentlerinin küresel kontrol fonksiyonu direk olarak, bu kentlerin üretim sektörü ve istihdam yapısı ve dinamikleri tarafından yansıtılır.
  4. Dünya kentleri uluslararası sermayenin yoğunlaştığı ve biriktiği önemli merkezlerdir.
  5. Dünya kentleri iç göçün ve/veya dış göçün yöneldiği önemli çekim merkezleridir.
  6. Dünya kentleri, mekânsal ve sınıfsal kutuplaşmalar gibi endüstriyel kapitalizmin ana karşıtlıklarını içinde barındırır.
  7. Dünya kentlerinin büyümesi, hükümetin mali kapasitesini aşan sosyal maliyetler yaratmaktadır.

Küresel kent kuramına göre, Cohen ve Friedmann’ın çalışmalarında olduğu gibi dünya kenti kavramı kullanılarak tanımlanan günümüz kentleri, küresel kapitalist sistemin içine gömülmüş durumdadır ve bu kentler ulus-devlet kurumları tarafından düzenlenen ulusal ekonomik alanlardan kopmuştur.

Küresel Kent Kuramı

Küresel kent kuramının temelde yapmaya çalıştığı şey, 20. yüzyılın sonlarında ve 21. yüzyılın başlarında kapitalizmin dünya genelinde değişen coğrafyalarını analiz etme girişimidir. Bu noktadan hareketle dünya kentleri araştırmasının merkez projesi sadece küresel kapitalizm içinde kentleri yönetim ve kontrol rollerine göre sınıflandırma değil, Friedmann’ın belirttiği gibi daha büyük ölçüde yeni uluslararası iş bölünmesinin mekânsal organizasyonunu analiz etmektir. Küreselleşen dünyada artık ulusal devletlerin mekânsal ekonomileri değil, şehirler veya büyük çapta kentleşen bölgeler en temel coğrafi birimdir. Bu kentsel bölgeler, onların dünya ekonomisi içine farklı biçimlerde eklemlenmelerine göre, küresel ölçekte hiyerarşik olarak sıralanmışlardır.

Küresel Ekonomik Sistemin Üretimi Olarak Küresel Kent: İlk olarak Saskie Sassen küresel ekonomi ile ortaya çıkan yeni kent oluşumunu tanımlamak için dünya kenti kavramını değil, küresel kent kavramını türetmiştir. Sassen küresel kentleri, şirket hizmet kompleksleri ve finans merkezleri olarak tanımlamış, bu şehirlere yeni stratejik bir rol tayin etmiştir. Uzun zamandan beri ileri derecede gelişmiş üretim ve finansal hizmet endüstrileri ana kent merkezlerinde kümelenmekte iken, Sassen bunların bir araya toplanma eğiliminin, önemli ölçüde özellikle ulus-ötesi firmalar tarafından ürünlerinin yüksek talep gördüğü; stratejik dünya ekonomisi kent yönetim ve kontrol merkezlerinde yoğunlaştığını ileri sürmektedir. Küresel kentler, karmaşık ve birleşmiş küresel ekonomilerin liderlik ve yönetimi içinde stratejik bir rol elde etmiştir. Bu stratejik rol sadece küresel koordinasyon değil küresel kontrol gücün üretimidir.

Fuat Ercan (1996) küresel kentlerin gelişimini emeksermaye ilişkisi çerçevesinde analiz ederek, küresel kentlerin oluşumunda özellikle sermaye birikiminin belirleyici rol oynadığını vurgulamaktadır. Üretim sonucunda yaratılan değerlerin meta biçimine dönüştürülme zorunluluğu ve sermayenin uluslararasılaşması dünya ölçeğinde işleyen bir trafik yaratmaktadır. Sermaye birikiminin aşırı yoğunlaşıp merkezileştiği ve üretim sürecinin ise parçalanarak bütün dünyaya yayıldığı bir dönemde sermayenin mülkiyeti ve meta akışlarının kontrol edilmesi çok daha önemli bir hale gelmiştir. Ercan, küresel kenti, ortaya çıkan bu meta akışlarının kontrol edildiği mekânlar olarak tanımlamaktadır.

Sassen küresel kentleri şirket hizmet kompleksleri ve finans merkezleri olarak tanımlamıştır ve kentler arası bağlanırlık konusunu çalışmalarında eksik bırakmıştır. Bu eksiklikten dolayı Taylor (2004), Sassen’in çalışmalarında eksik bıraktığı bu boyut üzerine yönelmiştir. Küresel alana yayılmış büyük ve güçlü ağları, diğer bir söylemle merkezi ağları; birbirine bağlayan kentler küresel kentlerdir. Taylor küresel ölçekte kentlerin birbiri ile bağlanırlığına vurgu yapmaktadır. Küresel kent ağı modeline göre, bütün kentler ağın bir düğüm noktasıdır fakat yalnızca bazı kentler bu düğümlerin stratejik bölgelerinde yer almaktadır. Stratejik bölgelerde yer alan kentler komuta ve kontrol merkezleridir; dolayısıyla göreceli olarak diğer kentlere göre ekonomik, politik, kültürel ve sosyal alanlarda komuta ve kontrol bakımından üstündürler. Bu üstünlük o kentin sahip olduğu “küresel ağ bağlanırlığı”nın niteliği ile ilgilidir ve küresel ağ bağlanırlığı güçlü olan kentler küresel kentler olarak tanımlanmaktadır. İki farklı dünya/küresel kent ölçümü vardır:

  • Dünya kenti hiyerarşisi ölçümleri (araştırmalarla ilişkilendir bölümüne bakınız) ve
  • Küresel kent ağı ve bağlanırlığı ölçümleri.

Küresel Kent Kuramlarına Yönelik Eleştiriler: Küresel kent kuramcıları/araştırmacıları ekonomik küreselleşmenin kent üzerine olan etkilerini çalışmaya odaklanmış, kent dinamiklerine yön veren politik ve ideolojik faktörler göz ardı edilmiştir. Bu araştırmacılar yereli, pasif alıcılar, küresel ekonomik güçlerin aktarıcıları ve reaktörleri konumuna indirgemişlerdir. Küresel kent kuramları, küreselleşme ve kentlerin küreselleşmesini süreçler olarak ele almaktadır. Oysa küreselleşme ve kentlerin küreselleşmesi süreçler olduğu kadar aynı zamanda projelerdir. Birçok kent araştırmacısı küresel kent kuramının, dünya sistemi merkez ülkeleri dışındaki çevre ülkeleri kent gelişimimin küreselleşme sürecini araştırmaya değer bulmamıştır.

Büyüme Yönelimli Politik İttifaklar Olarak Küresel Kent: Küresel kent kuramına katkıda bulunan öncü akademisyenler, belirli bir şehrin kendine özgü anahtar dinamiklerini ve süreçlerini o şehrin küresel kent sistemi içinde dışsal konumlanmasına gönderme yaparak açıklamaya çalışmışlardır. Fakat daha sonraları bu türdeki nedensellik tersine çevrilmiştir. Bu küresel kentleri yönetim ve kontrol merkezleri haline dönüştürme mekânözgül politik stratejiler ve mekân-özgül kurumsal yollar aracılığı ile sağlanmıştır. Küresel kent oluşumu sürecinde yerel ön şartların sağlanmasında rolü olan ulusal, bölgesel ve/ veya yerel devlet yetkilileri, ulus-ötesi şirket elitleri ve yerel mal sahipleri veya kiralayıcılarından oluşan büyüme yönelimli politik ittifakların önemli rol oynadığının altı çizilmektedir. Sharon Zukin (1992) öncü küresel kent olan Londra ve New York’u karşılaştırmalı olarak incelemiştir. Zukin bu büyük projelerin analiz çerçevesini oluşturmak için iki kavram kullanmıştır:

  1. Anadili/yerli (Vernacular), günlük hayatın meydanları.
  2. Peyzaj (Lanscape) sermaye ve devlet kurumları tarafından egemen olunan gücün mekânları.

New York ve Londra yerel hükümet kurumları, küresel şirketler ve finans elitlerinin talepleri doğrultusunda bu şehirleri yeniden biçimlendirmeyi tercih etmişlerdir. Böylece bunu yaparak her bir şehri küresel piyasaların etkilerine maruz bırakmışlardır. Takashi Machimura (1992) çalışmasında, Tokyo’nun küresel kent olmasında rol oynayan heterojen büyüme koalisyonundan bahsetmektedir. Ona göre, Tokyo’nun küresel kent olmasında bu koalisyon büyük rol oynamıştır. Bu heterojen koalisyon şunlardan oluşmaktadır: hem yerel hem de ulusal hükümet birimleri, çeşitli sermaye fraksiyonları ve diğer çıkar grupları. Machimura, Zukin’in yorumuna benzer bir yorumda bulunmuştur: küresel şehirlerde kent mekânlarının gündelik ve kapitalist kullanımı arasında derin gerilim vardır ve bu gerilimler sosyo-politik çatışmalar şeklinde kendini şehirde göstermektedir.

Küresel Kent Ölçümü (I): Dünya Kenti Hiyerarşisi Ölçümleri: Dünya kenti hiyerarşisi ölçümleri, başlangıçta çok çeşitli kriterler temel alınarak yapıldığından çeşitlilik göstermektedir diyebiliriz. Daha sonra ölçümler barındırdıkları küresel hizmet sektörünün büyüklüğünü temel alarak tanımlanmıştır. Bu eğilim özellikle Sassen’in Küresel Kentler kitabında, önde gelen küresel kentleri, küresel hizmet sektörünün merkezleri olarak ele almasıyla bütün dünyada kabul gören bir yaklaşım halini almıştır. Hall, kentleri, nüfus büyüklüğü, zengin nüfus yoğunluğu, merkezileşmiş politik güç, ticaret, finans, taşımacılık, hizmet faaliyetleri yoğunluğunu temel alarak sekiz kenti dünya kenti olarak tanımlamıştır. Cohen’de uluslararası firmaların faaliyetlerini temel alarak dünya kentlerini sınıflandırmıştır. Friedmann geliştirdiği dünya kentleri hipotezinde çeşitli kriterlere göre 30 kent tespit eder. Bu kentlerden;

  • Sermayenin kontrol merkezi olarak emeğin yeni uluslararası bölüşümünde etkin olanlarını birincil dünya kentleri ve
  • Diğerlerini ise ikincil dünya kentleri olarak adlandırmıştır.

Bununla birlikte, kentlerin yer aldığı ülkeleri de Dünya Bankası verilerini kullanarak;

  • Merkez ülkeler ve
  • Yarı-çevresel ülkeler olarak ikiye ayırmış ve 30 kenti hiyerarşik olarak sınıflandırmıştır.

Sassen ise hizmet sektörünün (bankacılık, finans) yoğunluğuna göre değerlendirme yapmıştır. Beaverstock, Smith ve Taylor alfa-beta-gama dünya kentleri sınıflandırmasını yapan ekiptir. Alfa, Beta, Gama dünya kentleri sınıflandırması 2000 yılında aynı ekip tarafından kullanılmaktan vazgeçilmiştir. Taylor’a (2004) göre bu yaklaşım sadece birkaç önde gelen kentin araştırılmasını teşvik etmiştir. Oysaki küreselleşme yalnızca küçük bir grup olan küresel kentleri değil çok daha fazla kenti etkilemektedir. Bundan dolayı GaWC merkezi, yükselen ağ toplumuyla birlikte kentlerin örülen ağlarla birbirine eklendiğini vurgulayarak küresel kent ağı modelini geliştirmiştir.

Küresel Kent Ölçümü (II): Küresel Kent Ağı ve Bağlanırlığı : İkinci yaklaşım, kentleri küresel düzeyde oluşturdukları ağlarla ve bu ağlar üzerinden gerçekleştirdikleri akışlarla tanımlar ve bu akışların nitelikleri ile analiz eder. Kentler, ekonominin yanı sıra kültürel, politik ve sosyal unsurlarıyla ele alınır bu unsurların oluşturdukları küresel bağlantılar analiz edilir. Küresel kent analizleri, küresel kent ağı ve ağları birleştiren düğüm noktaları olarak kentlerin sahip olduğu küresel ağ bağlanırlığı ekseninde yapılmaya başlanmıştır. Taylor, Beaverstock, Smith küresel ağ bağlanırlığı analizinde sıralamada 50 kent yer almaktadır. Küresel ağ bağlanırlığı açısından sırasıyla Londra, New York, Hong Kong, Paris ve Tokyo ilk beşte yer almıştır. İstanbul ise küresel ağ bağlanırlığı sıralamasında 35. sıradadır. Ancak bu araştırmada, küresel ağ bağlanırlığı yalnızca hizmet firmaları temelinde incelenmiştir. Bu modelin eksikliği gidermek için, Taylor ve ekibi 2004 yılında 16 ayrı kriter kullanarak ve küresel akışları ekonomik, politik, kültürel ve sosyal boyutlarıyla ölçen yeni bir ölçüm gerçekleştirmiştir.

Küresel Kent ve İstanbul

Dünya/Küresel Kent Tartışmalarında İstanbul’un Yeri: Dünya/küresel kent meselesi Türkiye’de 1990’lı yıllardan sonra tartışılmaya başlanmıştır. 1992’de Çağlar Keyder tarafından gündeme getirilmiştir. Bu tarihten itibaren kentleşme konusunda çalışan birçok akademisyen İstanbul’un küresel kent olup olmadığı konusunda değerlendirmelerde bulunmuşlardır. Ayşe Öncü (1992) İstanbul’u Nasıl Anlamalı makalesinde, “bence İstanbul kimliğini aramıyor, buldu. İstanbul global bir kent olarak tanımlıyor kendini artık” demiştir. Çağlar Keyder’in İstanbul’u Nasıl Satmalı? makalesi ile birlikte Türkiye’de de küresel kent konusu kent sosyolojisinin önemli bir konusu haline gelmiştir. Keyder küresel çağda artık ulusal ekonomilerin şehirleri değil, şehirlerin ulusal ekonomileri taşıdığı olgusuna vurgu yapmaktadır. Keyder bazı kentlerin küreselleşme sürecinden önce de dünya kentleri olarak varlıklarını sürdürdüklerini ve İstanbul’un da bu şehirlerden biri olduğunun altını çizmektedir.

Diğer bir çalışma İlhan Tekeli’nin “ekonomik yarışmalar uluslararasındaki ekonomik yarışmalar olarak değil, uluslararası metropoller arasındaki yarışmalar olarak algılanmaya başlıyor” vurgusunu yaptığı çalışmasıdır. Fuat Ercan’a göre ise, İstanbul küresel kent olmaktan çok uluslararasılaşan bir kenttir. “Sermaye birikiminin yeterince gelişmediği ya da daha çok gelişmemiş bir finansal piyasada faiz getirisi üzerinde yoğunlaştığı bir ekonomide İstanbul’un kontrol merkezi olma yönündeki bir beklenti, pek fazla gerçekçi görünmemekte” der. Hatta Ercan İstanbul’un yakın gelecekte de bir küresel kent olma potansiyelini taşımadığını savunur. Mübeccel Kıray ise İstanbul’u şu şekilde değerlendirmektedir: “İstanbul, çok büyük tarihi olan bir şehir, büyük çekiciliği, doğası olan şehir, fakat metropol olmak için gerekli insan yapısı yok; böyle bir temel yok” demektedir. İstanbul’un küresel bir metropol olabilmesini tarihsel sürece gönderme yaparak değil maddi altyapıya gönderme yaparak değerlendirmektedir.

Akademik tartışmalarda genel eğilim İstanbul’un temelde bir küresel kent olmadığına yöneliktir. Fakat İstanbul’un küresel kent olabilirliği ile ilgili değerlendirmelerde ise söylemler farklılaşmaktadır. Bazıları belirli bir potansiyele sahip olduğu vurgusunu yaparken, bazıları da İstanbul’un gelecekte de küresel kent olma niteliğine ulaşamayacağı kanısındadır. Oysaki dünya kentleri ile ilgili yapılan karşılaştırmalı analizlerde İstanbul’un, söz konusu söylemlerin tersine, küresel akışlarda önemli bir merkez olduğu görülürken; Taylor da İstanbul’u, Batı Asya-Kuzey Afrika-Güneydoğu Avrupa’nın tek küresel kenti olarak tanımlamıştır.

Küresel Kent Ölçümlerinde İstanbul : Avrupa kentleri arasında İstanbul, muhasebecilik sektöründe 23., reklamcılık sektöründe 14. ve bankacılık/finans sektöründe ise 7. olarak listeye girmesine rağmen sigortacılık, hukuk ve yönetim danışmanlığı sektörlerinde listeye girememektedir. 315 kent arasında İstanbul küresel kent bağlanırlığı açısından 35. sıradadır.

Ortadoğu’nun Küresel Kenti İstanbul : Taylor (2001) Batı Asya ve Kuzey Afrika kentlerine odaklanmış ve 29 kenti değerlendirmiştir. Ancak bunlardan ön plana çıkan 12’si üzerinde yoğunlaşmıştır. Bölge kentlerinin önde gelen 315 kent arasında küresel kent sıralamasındaki yeri ve “küresel ağ bağlanırlığı” aşağıdaki tabloda gösterilmektedir. Görüldüğü gibi bölgede büyük bir küresel kent bulunmamaktadır. En yüksek sıralamaya sahip olan kent 35. olarak İstanbul’dur. Ayrıca, İstanbul’un Kedileri Belgeseli (2016) Amerika’da izlenme rekorları kırarak İstanbul’un tanıtımı açısından önemli bir etkiye sahip olmuştur. İstanbul’un kedileri küresel kent akışkanlığını sağlayan ağlara yeni bir boyut kazandırmıştır.