Ünite 5: Küresel Çevre Hareketi

Giriş

Batılı toplumlarda çevreciliğin, doğal güzelliklere karşı duyarlılık, doğal kaynakların korunması ve çevresel sorunlara karşı tepki hareketi olarak XIX. yüzyıl sonlarında, batı dışı toplumlarda ise daha çok çevresel sorunlara karşı duyulan tepki olarak II. Dünya Savaşı’ndan sonra özellikle de 1970’lerde ve 1980’ler- de ortaya çıkmaya başladığını ifade etmek mümkündür. Bu bağlamda bu ünitede çevrecilik ve çevreci hareketin ortaya çıkışı ve gelişim koşulları, küreselleşmesi, farklı biçimleri ve küresel çevre hareketinin sembolü olan bazı küresel çevre hareketleri ele alınmıştır.

Çevreciliğin Ortaya Çıkış Gerekçesi

Çevrecilik, bir anlamda endüstriyel toplumdaki yoğun endüstrileşme sonucunda ortaya çıkan, yoğun çevresel sorunlara karşı gösterilen bir toplumsal tepki olarak ortaya çıkmıştır denilebilir.

Çevresel sorunların yoğunluk kazanması, özellikle kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtların endüstriyel yakıt ve konutlarda ısınma ve soğutma amacıyla kullanılması ile birlikte gerçekleşmiştir.

Endüstrileşme ile çevresel sorunların ortaya çıkışı arasında nasıl yakın bir ilişki varsa; endüstrileşme, çevresel sorunların ortaya çıkışı ve çevreci hareketin ortaya çıkışı arasında da yakın bir ilişki vardır.

Çevre-toplum ilişkilerinin tarihsel arka planına bakıldığında, öncelikle doğal çevrenin insanoğlu tarafından sömürülmesinin endüstriyel toplumda en üst düzeye çıktığı görülür. Buna karşın insan çevre ilişkileri açısından daha geriye gidildiğinde, avcı-toplayıcı toplumlarda, insan ile doğal çevresi arasında doğrudan bir ilişki olup, insanoğlu doğal çevrenin adeta bir parçasıdır ve insan ile insan arasında ve insan ile doğa arasında sömürüye dayalı olmayan, karşılıklı bir ilişki vardır. Zamanla insan ile doğal çevresi arasındaki ilişki biçimi değişmiş; insanlar arasında ve insan ile doğal çevresi arasındaki ilk sömürü ilişkisi tarımcı toplumlarda ortaya çıkmıştır.

Endüstriyel toplumda, insanın insan tarafından sömürülmesi ve doğanın insan tarafından sömürülmesi en üst düzeye ulaşmıştır. En üst düzeye ulaşmış olan insanın insan tarafından ve doğanın insan tarafından sömürülmesi veya toplumsal yaşantıdaki derin kriz, toplumsal tarihte yeni bir dönemin başlangıcını ifade etmektedir. Postmodernizm olarak da adlandırılan bu yeni dönem aynı zamanda kriz dönemi olarak da adlandırılır. Bu krize siyasal ve toplumsal anlamda kapitalizmin meşruiyet krizi denmiştir.

Post-modernizm düşüncesi temel olarak, modernleşme düşüncesi ve endüstrileşmenin, insan ile doğal çevresi arasındaki doğal ilişkiyi tamamen yok ederek; insan ile doğal çevresi arasında insan merkezli ve sömürücü bir ilişki ve düşünce sistemi yarattığını savunur.

Çevreciliğin endüstriyel toplumun Egemen Toplumsal Paradigmasına karşı bir alternatif olarak ortaya çıktığına daha önce değinilmişti. Bu anlamda çevrecilik, çevreci eylemi, çevreci hareketleri, çevre politikalarını ve çevreci tutumları içerir. Böyle geniş bir anlamda değerlendirilebilecek olan çevrecilik hem bir eylem biçimidir, hem de bir ideolojidir. “Bir ideoloji olarak çevrecilik insanın doğa ile olan ilişkilerini değiştirme olasılığını kapsayan bir inanç sistemidir” diye tanımlanır.

Bir paradigma olarak çevrecilik, çevre ve toplum ilişkileri hakkında tümden farklı bir düşünüştür. Endüstriyel toplumda çevrecilik ise doğal çevrenin toplum tarafından korunmasını; doğal çevre içinde, fiziksel ve ruhsal olarak sağlıklı ve esenlikli bir yaşantıyı ifade eder. Modern çevrecilik ise doğal çevre ile bütüncül bir yaşam biçimini ifade etmektedir.

Çevrecilik ilk ortaya çıktığı dönemde insan merkezli ( anhtropocentriç ) bir içeriğe sahipti. Başka bir deyimle, doğal çevre nihai olarak insan refahı ve mutluluğu için vardır ve anlamlıdır. Buna karşın doğa merkezli çevrecilik ( ecocentrism ) ise doğanın, insan varlığı ve refahından bağımsız olarak kendi başına bir varlık alanı olduğunu ve dolayısıyla, varolma hakkı olduğunu kabul eder. Bu bağlamda, “doğal kaynakların korunması”, “insan refahının ekolojisi”, “korumacılık”, “hayvan özgürlüğü” ve “doğa merkezcilik” temel çevreci akımlardandır.

Çevrecilik, özellikle ABD’de çevreciliğin insan merkezli formu olan doğal kaynakların korunması hareketi olarak ortaya çıkmış ve daha sonraları doğa merkezciliğe doğru bir evrim göstermiştir.

Klasik modernleşme düşüncesi, çevresel faktörlerin insan mutluluğu ve refahı için göz ardı edilebileceğini öngörür. Modern endüstriyel toplumun ileri aşamalarında ortaya çıkmış olan ekolojik modernleşme düşüncesi ise çevresel faktörler ile ekonomik ve toplumsal refah talebini bağdaştırma eğiliminde olup, ekonomik ilkelerin bir ölçüde ekolojik ilkelere göre belirlenmesi gerektiğini ortaya koyar.

Küreselleşme aşaması her toplumun küresel çevresel sorunlardan farklı biçimlerde etkilendiğini ve her toplumun kendine özgü farklı çevrecilik biçimleri oluşturduğunu ifade eder.

Küresel Bir Hareket Olarak Çevrecilik

Çevreci hareket genellikle, özgürlükler temeline dayalı olarak örgütlenir. Bu durum, yani çevreci hareketin örgütlenme yapısı ve ilkeleri, ona çok sıkı ve bürokratik olmayan hatta “gevşek” denilebilecek yapı karakterini verir. çevreci hareketin öncelikle batılı ülkelerde, doğal güzelliklerden zevk alınması ve doğal kaynakların insan kullanımı için korunması anlamında doğal çevrenin korunması hareketi olarak ortaya çıkmış olduğu görülür. Bununla birlikte çevreci hareket giderek, endüstrileşme sonucunda ortaya çıkmış olan çevresel sorunlara dikkat çekmek ve bu anlamda bir tepki ortaya koymak gibi içerik kazanmaya başlamıştır.

ABD’de çevreci hareket genellikle case oriented denilen bir yapıdadır. Bunun anlamı, çevreci hareketi oluşturanlar bir çevre sorunu ortaya çıktığında, söz konusu sorunu gündeme getirmek ve olası çözüm yollarını bulmak amacıyla bir araya gelir ve söz konusu çevre sorunu gündemden düştüğünde, başka bir çevre sorunu ortaya çıkıncaya kadar dağılırlar. Dolayısıyla ABD’de çevre hareketi politik bir karakter taşımaz.

Buna karşın çevre hareketi Avrupa’da daha çok politik bir hareket niteliğindedir. Avrupa ülkelerinin hemen hemen hepsinde Yeşiller Partisi adıyla örgütlenmiş olan siyasal partiler vardır ve çevreci hareket bu partiler çevresinde, siyasal hareket olarak örgütlenmiştir. Avrupa’da Yeşiller Partisi oldukça örgütlü bir şekilde siyasi arenada yer alarak, çevre politikalarının belirlenmesinde ve uygulanmasında oldukça etkili ve hatta başarılı olmuştur denilebilir.

Gelişmekte olan ülkelerdeki çevreci harekete bakıldığında ise, bu ülkelerde çevresel faktörler öncelikli faktörler olarak değerlendirilmediğinden, çevreci hareket bu ülkelerde oldukça zayıf ve etkisiz bir konumdadır.

Küresel çevresel sorunlara karşı en bilinen iki örgütlenme, Greenpeace (yeşilbarış) ve Yeşiller Hareketidir.

Greenpeace: Bu hareketin 15 Eylül 1971’de ABD’nin, Kanada ABD sınırında yer alan Aleutians’daki Amchitka adasında gerçekleştirmek istediği ikinci nükleer denemeye karşı bir protesto hareketi olarak ortaya çıkmış olduğudur.

Amchitka’daki nükleer denemeye karşı protesto hareketini organize eden ve gerçekleştirenler bir ölçüde hareketin kurucuları olarak kabul edilirler. Bu kişiler Dorothy ve Irving Stowe, Marie ve Jim Bohlen, Ben ve Dorothy Metcalfe ve Bob Hunter’dır. Bu kişiler tekne kiralayarak; ABD’nin, Amchitka adasında gerçekleştirmek istediği nükleer denemeyi durdurmak için adaya hareket etmişler ve bunun sonucunda Amerikan hükümeti denemeyi iptal ettiğini açıklamak zorunda kalmıştır.

Greenpeace Hareketinin Temel İlkeleri:

  • Çevresel bozulmanın aktif tanığı olmak,
  • Kamuoyu oluşturmak
  • Çevreye karşı tehditleri ortaya çıkarmak
  • Maddi anlamda bağımsız olmak,
  • Açık katılımlı tartışmalarda üretilmesidir.

Greenpeace’in Faaliyetleri: Uluslararası Greenpeace hareketi; iklim değişikliği, ormanlık alanlar, okyanuslar, tarım, zehirli atıkların yol açtığı kirlenme, nükleer ve barış ve silahsızlanma ana başlıkları alanlarında uluslararası kampanyalar yürütmektedir. . İklim değişikliği ana başlığı altında; enerji devrimi, petrol kullanımının azaltılması, çevreye daha az zararlı olan enformasyon teknolojileri, kömürün bir enerji kaynağı olarak kullanımından vaz geçilmesi ortaya konulmaktadır. Ormanlık alanlar başlığı altında, ormanlık alanların azalmasının ya da yok olmasının yol açacağı tehditler ve bu tehditlere karşı oluşturulacak olan çözüm önerileri tartışılmaktadır. Okyanuslar başlığı altında, denizlerin korunması, kutup bölgelerindeki okyanus alanları, endüstriyel kaynaklı kirliliğin son derece etkili olduğu ve dünyadaki birçok insanın temel besin kaynağı olan ton balığının aşırı avlanılması, aşırı ve yanlış balık avlanması, balinaların korunması ve deniz ürünleri avcılığı, tüketilmesi ve bunlar üzerinde görülen kirletici etkiler üzerine olan çalışmalardır. Tarım başlığı altında, dünyada tarımın sorunları ve bu sorunların çözüm yollarına ilişkin çalışmalar yürütülmektedir. Zehirli atıklar başlığı altında, su kirlenmesi ve daha az kirliliğe yol açacak yeşil elektronikten söz edilebilir. Greenpeace nükleer teknolojileri çağımızın en önemli ve riskli teknolojilerinden birisi olarak kabul eder. Nükleer güvenlik, nükleer atıkların depolanması, nükleer sızıntılar ve Çernobil gibi nükleer felaketlerin bir daha yaşanmaması üzerinde yoğunlaştırmaktadır. En fazla yoğunlaştığı ana konu barış ve silahsızlanmadır. Özellikle nükleer silahların yasaklanması ve bu konudaki çözüm önerileri üzerinde yoğunlaştırmaktadır.

Bob Hunter: Greenpeacdin kurucusu ve modern çevre hareketinin en önemli kahramanlarından birisi olarak kabul edilen Bob Hunter’ın yaşamı ve çevre mücadelesi bir bakıma Greenpeacdin ta kendisidir. Hunter 1978 yılında yazmış olduğu Warriors of the Rainbow (Gökkuşağı Savaşçıları) adlı kitabında adeta kendi yaşamı ile özdeşleşmiş olan Greenpeacdin kuruluşunu ve çevre mücadelesini anlatır. Yaşamı çevre mücadelesi içinde geçen Bob Hunter 2 Mayıs 2005’de kanserden ölmüştür.

David McTaggart: Greenpeacdin en önemli sponsorlarından ve aktivislerinden, Kanadalı bir işadamı olan David McTaggart 2 Haziran 1932’de Kanada’da doğmuştur. McTaggart 1975 ile 1991 yılları arasında, balinaların korunması, nükleer atıkların okyanuslara dökülmesi, zehirli atıkların üretilmesinin durdurulması, nükleer denemeler, Antartika’nın korunması konularında yürütülen Greenpeace kampanyalarının arkasındaki yönlendirici güç olmuştur. McTaggart 23 Mart 2001’de İtalya’daki evinin yanında geçirdiği bir otomobil kazası sonucu yaşamını yitirmiştir.

Yeşiller Partisi ve Yeşiller Hareketi: Yeşiller Partisi adıyla örgütlenmiş olduğu gibi aslında bir siyasal parti örgütünden çok bir çevreci harekettir. Özellikle Avrupa ülkelerinde belirgin ve hissedilir bir örgütlenme yapısına sahip olan Yeşiller Hareketi, Avrupa ülkelerinin birçoğunda parlamentoda temsil edilmekte ve bu anlamda ülkenin politik yapısı üzerinde doğrudan müdahalede bulunabilmektedir.

Avrupa’da Yeşil Politik Hareketler, Avrupa’nın soğuk savaş döneminde ikiye bölünmesiyle ortaya çıkmış ve 1970’lerin ortasındaki petrol krizi ile ivme kazanmıştır.

Bu dönemde ekonomik büyüme ve kalkınma artık sürdürülemez hale gelmiş ve endüstrinin işleyiş yapısı, dünyayı ve insanları birçok çevresel, toplumsal ve ekonomik tehlikelerin içine sokmuştur. Yeşiller hareketi ve yeşiller partisi, mevcut siyasal partilerin bu durumla başa çıkabilecek kabiliyette olmaması noktasından hareketle ortaya çıkmıştır.

Yeşiller, adalet, kişi ve vatandaş hakları, dayanışma, sürdürülebilirlik, her bireyin nasıl yaşamak istediğine ilişkin olarak kendi kararını özgürce verebileceği değerleri savunur.

Yeşiller en baştan beri “küresel düşün, yerel hareket et” ilkesini benimsemiştir. Avrupa Yeşilleri, işbirliği çalışmalarına 1980’lerin başlarında başlamışlar ve ilk işbirliği organı 1984 yılında kurulmuştur. Avrupa Yeşiller Partisi kendisini, küresel Yeşiller Hareketinin bir parçası ve bileşeni olarak tanımlar.

Avrupa Yeşiller Partisi’nin Temel İlkeleri: Avrupa Yeşiller Partisi’nin temel ilkeleri, çevresel sorumluluk, bireysel olarak kendi geleceğini belirleme özgürlüğü, genişletilmiş adalet, farklılıklara saygı, şiddet karşıtlığı ve sürdürülebilir gelişmedir.

Yeşiller Hareketinin en temel ilkesi olan “çevresel sorumluluk ilkesi” üstünde yaşadığımız dünyaya karşı sorumluluk almaktır. Dünyamızın iyi ve sağlıklı bir şekilde varlığını sürdürebilmesi ve sosyo-kültürel mirasın korunması ve sürdürülmesi anlamında gelecek kuşaklara karşı bir sorumluluğumuz bulunmaktadır. Yeşiller, içinde yaşadığımız ekolojik bağlama uygun bir yaşamı savunurlar.

Burada temel ilke, besin kaynaklarının dengeli ve adil bir şekilde kullanılmasıdır. Ancak burada asıl dikkat edilmesi gereken, biyolojik çeşitliliğin korunması ve ekosistem içinde yer alan tüm varlıkların kendi başına var olma hakkının olduğu ve korunması gerektiğidir.

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler bu konuda almaları gereken önlemleri daha fazla erteleyemezler, mevcut üretim ve tüketim yapısını değiştirmeye yönelik önlemler hemen alınmalıdır. Politik olarak gerçekleştirilmesi gereken öncelikli hedef, mevcut üretim ve tüketim yapısının hemen değiştirilmesidir. Bu bağlamda dünyada yaşayan her bir birey doğal ve ekonomik kaynaklardan eşit düzeyde yararlanma hakkına sahiptir. Yeşiller daima uygulanabilir erken uyarı prensiplerini ortaya çıkarmaya çalışırlar. Yeşiller özellikle nükleer enerjiye karşıdırlar ve nükleer enerji yerine yenilenebilir ve çevresel tehdit içermeyen enerji kaynaklarının kullanılmasının teşvik edilmesi gereğini savunurlar.

Kendi geleceğini tayin etme özgürlüğünün iki somut görünümü vardır; bunlardan birisi bireysel özerklik ve diğeri, kapsayıcı demokrasidir.

Yeşiller yerel, ulusal ve küresel düzeyde demokrasinin gelişimi, kökleşmesi ve güçlendirilmesi için çalışırlar. Yeşil politika adalet ilkelerine dayanır. Adalet özellikle güçsüzlerin toplumsal ve ekonomik kaynaklardan yararlanmasını ifade eder. Küresel adalet, içinde yaşadığımız dünyada aslında karşılıklı bağımlılık içinde olduğumuzu ve dolayısıyla kaynakların adil bir şekilde dağılımının sağlanmasını ifade eder.

Farklılıkların varlığını kabul etmek vazgeçilmez bir şarttır. Kültürlerin zenginliği farklılıklara dayanır. Farklı olanın tolere edilmesi ve farklı olana saygı gösterilmesi ve onun da var olma hakkının olduğunun kabul edilmesi gerekir.

Şiddet karşıtlığı yeşillerin en önemli ilkelerinden birisidir ve aile içinden şiddet karşıtlığında, küresel boyuta savaşlara kadar her düzeyde şiddete, çatışmaya ve savaşa karşı olmayı ifade eder. şiddetin hiçbir geçerli ve meşru bir nedeni olamaz. Bununla birlikte yeşiller, şiddetin daha fazla yayılmasını ve katliamları önlemek ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin kararları doğrultusunda, önleyici amaçlarla sınırlı ölçüde şiddetin kullanılabileceğini kabul ederler.

Bu ilkelerin sadece yeşiller tarafından hayata geçirilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla diğer politik hareketlerle birlikte işbirliği içinde bu ilkeler hayata geçirilebilir. . Kullandığı doğal kaynaklar ve yol açtığı çevresel etkiler itibariyle dünyada önemli ölçüde çevresel risk yaratan Avrupa Kıtası, sürdürülebilir bir dünya yaratılması konusunda öncülük ederek bu sorumluluğunun gereğini yerine getirebilir ve sürdürülebilir bir dünya için iş birliği şartlarının oluşmasını sağlayabilir.

Sonuç

Greenpeace ve Yeşiller Hareketi ve Yeşiller Partisi gibi çevre hareketlerinin ortaya çıkışı ve yaygınlaşmaları, örgütlenme yapıları, mücadeleleri ve başarı ya da başarısızlıkları bu ünitede ele alınan konular arasındadır.