Ünite 1: Kültür ve İletişim

Kültür Kavramı ve Oluşumunda Sözlü iletişimin Yeri ve Rolü

İnsan, yeryüzünde yaşayan diğer canlılara göre bütünleşik korunma mekanizmalarından yoksun ve meşakkatli bir gelişim sürecine sahip olmasına rağmen, dünyanın her yerinde ve hatta dışında yaşayabilen tek canlı türüdür.

İnsanoğlu, ilk çağlardan itibaren, doğa karşısındaki eksik yönlerini, zayıflıklarını ve hayatını idame ettirmeye çalışırken karşılaştığı güçlükleri, gerek icat ettiği fiziksel araç ve gereçlerle, gerekse zihinsel araçlarla büyük oranda oranda ortadan kaldırmış veya azaltmıştır.

Kültür ise, insan tarafından ihtiyaçların ve zayıflıkların giderilmesi adına başlangıçtan beri doğaya eklenmiş; fikri ve estetik üretim alanlarını, davranış, alışkanlık, gelenek ve görenekleri barındıran yaratma ve donatmalar bütünüdür.

İnsanın içinde büyüdüğü, öğrendiği ve benimsediği kültüre ulusal kültür, kültürün sosyal bir yapıya dönüşmesini sağlayan olguya da iletişim denir.

İnsan, hem ihtiyaçlarını giderme yöntemi olarak hem de interaktif yapısı gereği duygu, düşünce ve tecrübelerini hemcinsleri ile paylaşma gereği duymuştur. Bu gereklilik ortaya iletişimi çıkarmıştır.İletişimi dil vasıtasıyla gerçekleştiren insan da “konuşma” yı meydana getirmiştir. Bu bilgilere dayanarak insanın eskimeyen kadim sıkıntısı “yarın sorunu” olmuş, bunu gidermek adına maddi kültür adına gıda saklama tekniklerini, manevi anlamda da duygu, düşünce ve tecrübeleri saklama(aktarma) tekniklerini geliştirmiş, bu süreç için büyük bedeller ödemiştir.

Bir kişiden diğerine yapılan bu aktarım ve bu aktarım sonucu olarak oluşan birikim de kültürün farklı bir açıdan görünüşü olarak ele alınırsa, aktarımın en etkili aracı, yazılı iletişim ortaya çıkana kadar etkin bir biçimde kullanılan “sözlü edebiyat”(halk edebiyatı)dır.

İnsanoğlunun kalıplaşmış ve ritmik ifadelerin kolayca hafızada yer ettiğini keşfetmiş olduğunu varsayarsak, birikimlerini gerektiğinde kullanabilmek için “sözlü edebiyatı” icat etmiştir.

Konuşmaya ve Yazıya Dayalı İletişim Biçimlerinin Temel Özellikleri

İletişim, duygu, düşünce, bilgi ve becerilerin aktarılma süreci olup, günümüzde elektronik, yazı ve resim yoluyla birçok çeşidi bulunmaktadır. En eski iletişim yolu sözlü iletişimdir ve sözlü iletişimin kullanıldığı ortamlara sözlü kültür ortamı denilmektedir. Bu kavram kendi içinde;

  • birincil sözlü kültür ortamı
  • ikincil sözlü kültür ortamı olarak ikiye ayrılmaktadır.

Birincil Sözlü Kültür Ortamında , paylaşım hafıza temelli kurulmuştur. Kolay ezbere alınabilen ve ritmik tekrarlarla ahengi barındıran müzik, şiir gibi biçimler seçilerek edebi geleneklerin ortaya çıkmasında rol alınmış ve hafızaya yönelik bu biçimler dışına çıkılmamıştır.

İkincil Sözlü Kültür Ortamında , bilgi, duygu ve düşünceleri yazı ve elektronik kayıt imkânlarıyla depolama ve saklama teknikleri yer aldığından, ikincil sözlü kültür ortamı birincil sözlü kültür ortamından ayrılmaktadır.

Bu görüşü takiben temelinde korunma içgüdüsü ve şükran yatan ritüel (kuttören) adı verilen kalıplaşmış hareket ve davranışlar sonucu dini ritüeller ve “dans” kültürel olgusu kendisini göstermiştir.

Evrensel olarak ilk edebî gelenekler şiir formunda ortaya çıkmıştır. Şiirin yanı sıra müzik ve ezginin de ezberlemeyi ve gerektiğinde kolayca hatırlanmayı sağlaması, sözü zamana karşı dayanıklı kılması nedeniyle evrensel olarak kullanıldığı bilinmektedir.

İnsanlık tarihinde ilk olarak ortaya çıkan müzik eşliğinde icra edilen bu ilk edebî geleneklerin tamamı dinî içeriklidir. Din dışı (secular) edebi geleneklerin oluşturulması ise nispeten yakın bir tarihe tekabül etmektedir.

Genel olarak birincil sözlü kültür ortamında bahsedilen ögeler birbirleriyle iç içe geçmiş, kolay hatırlanabilecek olmasının gerekliliği de varlığı adına en önemli parçayı oluşturmuştur.

Sözlü kültür ortamının bu konumda yerleşmesinin en büyük nedeni yazılı kültür ortamında bulunan “sabit metinlere” sahip olmayışıdır. Sabit metinin olmayışı bireyi “teatral”(adeta bir tiyatro gibi) bir biçimde ifade edilen ve sadece hafızanın kullanıldığı bir anlatıya mecbur bırakır. Öte yandan yazılı metinin bulunduğu alanda yazar istediği gibi ekleme çıkarma ve düzeltme yapma şansına sahiptir.

Atasözleri, deyimler ve diğer kültürel olguların, çoğu kez birbirine benzer ve kullanıma hazır halde olmasının temel sebebi, anlatı, şiir vb. biçimlerin sözlü kültür ortamında can bulmuş olmasıdır.

Yüksek Kültür ve Halk Kültürü Tabakalaşması

Kültürün doğası gereği zaman içinde bazı çeşitlenmeler ve farklılıklar meydana gelmektedir. Bu farklılıklar sonucu hemen hemen her kültürde;

  • yüksek kültür (high culture)
  • halk kültürü (folk culture)

olarak adlandırılan 2 çeşit sınıf oluşmaktadır. Yüksek kültüre konumu ve iletişim aracından hareketle resmî kültür veya kitabî/yazılı kültür de denilmektedir. Bilgi kaynağı ve özelliğinden ortaya çıkan kültürel farklılıklar 2’ye ayrılarak değerlendirilebilir. Bunlar;

  • Bilimsel bilgi
  • Halkbilimi (gündelik bilgi-everyday knowledge-) şeklindedir.

Burada bilimsel bilgi;

  • objektif
  • yöntemsel
  • tutarlı
  • sistemli
  • eleştiriye açık

olup, bu bilgiye dayalı yaşantıların oluşturduğu tabakaya resmi kültür veya yüksek kültür adı erilmektedir. Gündelik bilgi ise, günlük hayatın sınırları içinde gelişen ve kısmen bilimsel doğruluğu olan bilgidir.

Gündelik bilgi, duyum ve algıya dayanan deneme-yanılma ile elde edilen, bilen (suje) bilinen (obje) ilişkisi sezgi yoluyla oluşan sezgisel ve deneyimsel (empirik) kaynaklı geleneksel bilgidir. Örneğin gökyüzü ve bulut hareketlerine bakarak eski çağlarda hava durumu tahmini edilmesi deneyimsel- sezgisel bir bilgidir. Ancak her durumda gündelik bilgi bilimsel gerçeklikle örtüşmemektedir. Örneğin batıl inançlar ve ön yargılar da bilimsel bilgiyle örtüşmeyen gündelik bilgilerdir.

Halk kültürü ile resmi kültür tabakalaşmasına sebep olan etkenlerden biri de eski kültür tanımıdır. Eski kültür tanımında halk kültürü okuma-yazma bilmeyen, kırsal kesimde yaşayan insanların kültürü olarak düşünülmüş, resmi kültür ise, aristokratların zevkleri çerçevesinde gelişmiş “yüksek tabaka”ya ait özellikler bütünü olarak ele alınmıştır.

Halk biliminin araştırma alanını halk kültürü oluşturur. Halk kültürünün 18. yüzyıldan sonra derlenen masal, mit, türkü, destan, ninni gibi sözlü edebiyat türleri Halk Edebiyatı olarak adlandırılmıştır.

Halk Edebiyatı Kavramı Türkçede, edebiyat kelimesinden önce “edeb ilmi” terimi kullanılmış, özellikle Ziya Paşa’nın Şiir ve İnşa makalesiyle birlikte edebiyat halka yönelmeye başlamıştır. Batıda özellikle Amerika kıtasının keşfiyle birlikte sözlü geleneği saf bir şeklide sürdüren halk, o dönem aydınlarının dikkatini çekmiştir. Böylece “halka doğru” parolasıyla yerli halkın sözlü geleneği derlenerek yazıya geçirilmeye başlanmıştır. Avrupa’da bu durum Fransız İhtilali ile kabaran milliyetçi duygular çerçevesinde gelişmiştir. Türkiye’de ise 20. Yüzyılın başlarında ortaya çıkmıştır. Özellikle, 1908 sonrası Ziya Gökalp, Rıza Tevfik Bölükbaşı ve Mehmed Fuad Köprülü gibi Türkçülük akımının önde gelen isimleri, halk arasındaki sözlü gelenek ürünlerini, Fransızca Litérature populaire veya İngilizce Folk Literature terimini Türkçeleştirerek Halk Edebiyatı olarak adlandırmış ve derlediklerini yayınlamaya başlamışlardır. İslâmiyetin kabulünden sonra ise aydınlar Türk milletini;

  • Havâs
  • Avâm

olarak 2 sınıfa ayırmışlardır. Bu süreçte oluşturulan edebi eserler ise günümüzde;

  • Eski Türk Edebiyatı
  • Divan Edebiyatı veya Klasik Türk Edebiyatı

şeklinde sınıflandırılıp incelenmektedir.

İslamiyet öncesi dönem Türk edebiyatı ise, Şamanizm veya “kamlık” dinleri çerçevesinde “kopuz” çalgısıyla eşlik edilerek oluşturulan Ozan-Baksı edebiyatı olarak da adlandırılan sözlü ürünleri temsil etmektedir.

Bu çerçevede kopuz eşliğinde koşuklar (koşmalar), sagular (ağıtlar), mitler, atasözleri, epik destanlar, masallar, efsaneler gibi pek çok türde eserler meydana gelmiştir. İslamiyet öncesi Türk edebiyatı, Türk milli edebiyat geleneği olarak da adlandırılmaktadır.

İslâmiyetin geniş Türk kitlelerince benimsenmesinden ve özellikle de medresede yetişen ve kendini havâs (seçkin), medrese eğitimi almamışları da avâm (halk) sayan bu anlayış sözlü Türk edebiyat geleneğini yok saymaya çalışmıştır. Buna rağmen Türk millî edebiyat geleneği veya daha doğru bir terimle Türk sözlü edebiyat geleneği olarak da adlandırabileceğimiz, Türk Halk Edebiyatı geleneği, yaşamaya ve zenginleşip çeşitlenmeye devam etmiştir.