Ünite 6: Kültür, Bilgi ve Toplum

Giriş

18. yüzyılın sonu ile 19. yüzyılın başından itibaren kültür, bilgi ve toplum kavramları aynı çerçeve içerisinde ele alınmaya başlanmıştır. Çünkü; bilgiyi incelemek için artık öncelikle onun oluşturduğu ortamdan, yani toplumsal gerçeklikten, kültürden söz etmek zorunlu olmaktadır. Bu ünitede bilgiyi kültür ve toplum bağlamında tanımlamaya çalışıp, incelemek amaçlanmaktadır. Bu amaçla; ilk olarak “Bilginin Değişen Anlamı” başlığı altında, bilginin yeniçağda tanımlanan anlamıyla 18. yüzyıldan itibaren tanımlanan anlamı arasındaki farka değinilecektir. Bilgi artık toplum ve kültürle bağlantısı içerisinde tanımlandığı için de onun, toplumsal gerçeklik olarak kültür içerisinde nasıl ortaya çıktığı, “Kültür Katmanları” başlığı altında ele alınacaktır. Kültür katmanlarının hem varlıksal, hem de toplumsal gerçeklik olarak katmanları içerisinde bilginin doğuşu ele alındıktan sonra; “Bilgi Sistemleri” başlığı bize bilgi türleri, şekilleri ve dereceleri hakkında bilgi verecektir. Bilgi sistemleri bu şekilde açıklandıktan sonra; son olarak, “Bilgi Derecelerinin Toplumsal Sıralanışı” başlığı altında onların toplumdaki yerlerine değinilecektir.

Bilginin Değişen Anlamı

Bilgi; bilenle bilinen arasındaki ilişkidir. Epistemoloji; bilginin ne olduğu, mümkün olup olmadığı, kaynağı ve sınırlarıyla ilgilenir. Bilginin değişen anlamıyla birlikte, bilgi sosyolojisi ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla; bilgi sosyolojisinin konusu epistemolojinin ilgilendiği konulardan ayrılarak, bilginin toplumsal ve kültürel anlamına odaklanmaktadır. Sofistlerle birlikte, felsefe tarihinde bilgi nedir sorunu ortaya çıkmıştır.

Sofistlere göre; bilgi önceden var olan ve bulunması gereken bir şey değildir. İnsan bilgiyi, gerçeği tıpkı varlıkta olduğu gibi bizzat kendisi kurar ve üretir. Sofistler, başta varlık ve bilgi olmak üzere evrendeki tüm olguları insandan yola çıkarak açıklamaya çalışır. Sofistlerin aksine; Platon’un bilgi anlayışı, zaten önceden var olan bilgiye dayanır. Ancak; bu bilgi ruhta saklı bulunduğu için hatırlanması gerekir. Platon’un bilgi anlayışı, onun varlık anlayışıyla iç içe geçmiştir. Bunlar, Platon’un “Devlet” isimli eserinin altıncı kitabında yer alan bölünmüş çizgi benzetmesiyle açıklanır. Bilgiyi mutlak ve evrensel olarak tanımlayan bilgi anlayışı Aristoteles’te de görülmektedir. Aristoteles’e göre; her şeyin ancak ilk nedenini bildiğimizi düşündüğümüzde, onu bildiğimizi söylediğimize göre bilmek, ilk nedenleri bilmektir.

Ortaçağa gelindiğinde, bu bilgi tanımına teolojik yoldan ulaşılmaya çalışılmaktadır. Kilisenin ileri sürdüğü dogmalar, felsefe ve bilgi açısından yorumlanarak dinselbilimsel bir sistem haline getirilmiştir. Yeniçağda ise; Descartes ile birlikte, bilgi akıl sahibi varlık olarak insanla doğayı karşı karşıya koyan özne-nesne ilişkisine dayalı olarak tanımlanır. Bilen özne, özellikle Imanuel Kant ile birlikte; salt akıl varlığı, duygularından, tarihinden, kültüründen kısacası bütünsel kimliğinden koparılmış olarak ortaya çıkar. Yeniçağın bilgi anlayışı, böylece doğa bilimiyle sınırlı kalmış; bilgiyi tarihsel, toplumsal, kültürel gerçeklikten soyutlayarak tanımlamıştır.

G.Vico; “doğa bilgimizin nesnesi olamaz” diyerek Yeniçağın bilgi kuramına karşı savaş açmıştır. Çünkü; ona göre insan, nesnelerin doğası hakkında gerçek nedenleri bilemez, insan ancak kendi yapıp etmelerinin ürünü olan tarihi, toplumu kendisine bilgi nesnesi edinebilir. Yeniçağın bilgi kuramına karşı asıl saldırıyı, W. Dilthey yapmıştır. Dilthey, yeniçağın soyutlanmış özne tanımına karşı çıkmaktadır. Özne, salt akıl varlığı olarak bilgiye ulaşamaz. İnsan artık bilgiye kişisel yaşamın birliği, bütünlüğü içerisinde varlık olarak yönelir. Dilthey, ne İlkçağın varlıksal bilgi anlayışını, ne Ortaçağın imana dayalı bilgi anlayışını ne de Yeniçağın doğa bilimci ve mutlak akılcı bilgi anlayışını kabul etmiştir. Bilgi, sadece doğa ile sınırlı kalmayıp; tinsel-tarihsel-kültürel temelde ele alınmalıdır. Bu nedenle, doğa bilimlerinin yanı sıra; tin bilimlerinden de söz eder.

Tin kavramı; bilinç yaşantılarının ya da durumlarının, kişinin benliğini oluşturduğunu varsayan düşünsel, duyumsal ve etik yetilerin bütününe verilen ad için kullanılmaktadır. Tin bilimleri ise; insani ve toplumsal olan şeylerin tümünü kapsayan bilimlerdir. Dilthey’in tin bilimlerinden söz etmesiyle birlikte; bilgi artık tamamen insan yapısı ve toplumsal bir ürün olarak tanımlanmaktadır.

Bilgi sosyolojisinin de kurucusu olarak kabul edilen, Jerusalem, Durkheim ve Levy-Bruhl da genel olarak bilginin toplumsallığından söz etmektedirler. Dolayısıyla; bilginin değişen anlamıyla birlikte, onun ortaya çıktığı kültürün ve toplumsal gerçekliğin incelenmesi zorunlu hale gelmiştir.

Kültür Katmanları

Kültür katmanları ve bilgi ilişkisi üzerinde, Nicoloi Hartmann önemli düşünceler ortaya atmıştır. Hartmann’a göre; gerçek dünya birlikli bir oluş değil, ayrışık, bir cinsten olmayan, katmanlardan kurulmuş bir yapıdır. Hartmann bu yapıyı dört katmana ayırır. Bunlar;

  • Cansız nesnelerden oluşan ve fiziğin ilgilendiği “anorganik katman”,
  • Canlı varlıklardan oluşan ve biyolojinin ilgilendiği “organik katman”,
  • Ruh biliminin ilgilendiği “ruhlu varlıkların oluşturduğu katman” ve
  • Son olarak kültür felsefesinin ilgilendiği bilinçli varlıkların oluşturduğu tinsel katmandır.

Hartmann’a göre; bu katmanlar iç içe geçmiş değillerdir ancak, birbiri üzerine bir evin katları gibi sıralanmışlardır. Kültürün içerisine girdiği son katman, diğer bütün katmanları içinde alır. Böylece kültür, hem maddi, hem ruhsal, hem de tinsel olarak en özgür olandır. Bilgi, bu son katmanda insanın bilgisi olarak ortaya çıkmaktadır. Hartmann bilginin öznesi olarak bilinci ele alır ama o bilgiyi sadece bilinçle sınırlamaz, bilincin karşısında duran, kendisini aşmasını isteyen bir dış dünya, bilinen nesne olarak ortaya çıkar.

P. A. Sorokin de katman olarak bahsetmese de; benzer bir tanım kullanır. Kültür; anlamların, değerlerin ve kuralların nesneleşmesinin taşıyıcıları olarak kullanılan biyolojik, fizik nesne ve enerjilerin toplamından oluşur. Sorokin bu tanımdan, maddi kültür, davranışsal kültür ve ideolojik kültür düzeylerini çıkartır. İdeolojik kültür; bireylerin ya da grupların sahip oldukları anlamların değerlerin, kuralların tümüdür. Davranışsal kültür, anlamlı eylemlerin tümünü kapsar. Maddi kültür ise; ideolojik kültürlerin dışlaştığı, katılaştığı ve toplumsallaştığı bütün öteki taşıyıcıların maddi, biyolojik şeylerin ve enerjilerin toplamıdır.

Kültürün daha ayrıntılı katmanlara ayrılması ve bilginin kültürün ürünü olarak ortaya çıkması, G. Gurvitch’in düşüncesinde daha açık bir şekilde karışımıza çıkmaktadır. Gurvitch, birbirlerinden farklı olsalar da; birbirleriyle karşılıklı etki halinde olan on ayrı katmandan bahseder. Bu katmanlar;

  • Ekolojik ve morfolojik düzey,
  • Toplumsal örgütler ya da örgütlenmiş üst yapıların oluşturduğu tabaka,
  • Toplumsal örnekler,
  • Örgütlenmiş üstyapıların dışında kalan ve belli bir düzenliliğe sahip kolektif davranışlar,
  • Toplumsal rollerin atkıları,
  • Toplumsal tutumlar,
  • Toplumsal simgeler,
  • Yaratıcı ve yenileştirici kolektif davranışlar,
  • Toplumsal fikir ve değerler,
  • Toplumsal zihinsel haller ve psişik edimler olarak ifade edilir.

Bu katmanların, aynı zamanda kültürün de katmanlarını oluşturduğu söylenebilir. Bu paralellik kültürün öğeleri sıralandığında daha iyi anlaşılabilir. Bu öğeler;

  • Demografik taban,
  • Dil,
  • Ekonomi,
  • Bilim ve teknik,
  • Tarih,
  • Din,
  • Sanat,
  • Devlet ve siyaset ile
  • Felsefedir.

Ayrıca Gurvitch’e göre; bu katmanlar, birbirinden ayrı anlam taşımadıkları için, bilgiler de kültürün, toplumsal simgelerin ve en genelde toplumsal gerçekliğin ürünüdür.

Bilgi Sistemleri

Bilgi sistemleri, Gurvitch’e göre; bilgi türleri ve şekillerinin genel bir tipolojisi yapılarak incelenmiştir.

Bilgi türlerini;

  • Dış dünyanın algısal bilgisi,
  • Toplum, grup, biz, başkası bilgisi,
  • Sağduyu bilgisi,
  • Gündelik bilgi,
  • Teknik bilgi,
  • Politik bilgi,
  • Bilimsel bilgi,
  • Felsefi bilgi,
  • Sanatsal bilgi ve
  • Dinsel bilgi olmak üzere on başlık altında incelemek mümkündür.

Bilgi şekilleri;

  • Mistik bilgi-rasyonel bilgi,
  • Ampirik bilgi-kavramsal bilgi,
  • Pozitif bilgi-spekülatif bilgi,
  • Simgesel bilgi-gerçek bilgi,
  • Bireysel bilgi-kollektif bilgi diye tanımlanan ağırlıkları değişen beş bilgi şeklinden oluşmaktadır.

Gurvitch’in bilgi türleri ve şekilleri başlığı altında yaptığı ayrımlar mutlak olmadığı için; yazarlar bilgi türlerine dinsel ve sanatsal bilgiyi ekleme gereği duymuşlardır. Bu bilgi türleriyle, bilgi şekilleri arasında da hiç bir bağlantı yok denemez. Ayrıca; kendi aralarında da ayrımlar yapmak olanaksızdır.

Bilgi Dereceleri

Bilgi türleri ve şekilleri arasındaki farklı dereceler de incelenmesi gereken önemli bir konudur. Bu derecelendirme, bilgi türlerinin oluşum sırasını içeren kronolojik bir derecelendirmedir. Buna göre; bilgi türleri arasında dört dereceli bir sınıflandırma yapılır:

  • Birinci dereceden bilgi; diğer bilgi türlerine temel olan, dış dünyanın algısal bilgisidir. Olgunlaşmamış bir bilgi olarak da nitelendirilebilirler, ancak; bu bilgi olmaksızın hiçbir bilgi türü de oluşamaz.
  • İkinci dereceden bilgi; tikelin bütünlüğünü sağlayan başka bir bilgi aracı olan bir iç his olan sağduyu bilgisini oluşturur. Sağduyu bilgisi algısal bilgiden sonra gelir ve diğer bilgi türleri için de zorunludur.
  • Üçüncü dereceden bilgi ise; tecrübeye dayanan gündelik bilgidir. Ampirik bilgi olan gündelik bilgi, insanın şimdiki varlığı için çok güçlü bir kanıt oluşturur. Gündelik bilgi daha geniş bilgiye açılan en önemli hatta tek kapı olarak nitelenir. Gündelik bilginin önemini ilk fark eden Parmenides, yazmış olduğu iki parçalık felsefi şiirinde hakikat yolundan ve görünüşler yolundan söz eder. Hakikat yolu bize yaşam bilgisinden, yani; gündelik bilgiden söz eder. St. Augustinus, John Dewey ve Paul Feyerabend da gündelik bilgiyi önemli sayan düşünürler arasındadır.
  • Son olarak, dördüncü dereceden bilgiye göre; gündelik bilgiden daha kesin daha mükemmel, daha üst derecede duran bilgiler vardır. Sanatsal, bilimsel, felsefi bilgiyi kapsayan bu bilgiyi evrensel bilgi olarak en üst düzey bilgi olarak görmek mümkündür. Aristoteles’e göre; sadece insan bu bilgiye sahiptir. Gündelik bilginin aşılmasıyla, onun veremediği kesinliği ve bütünlüğü veren, nedensel bağlantıları açıklayabilen bu evrensel bilgiler bütün tikellere uygulanabilir.

Bilgi Sitemleri ve Toplumlar

Toplumdan topluma, kültürden kültüre bilgi türleri arasındaki hiyerarşi ve derece de değişir. Comte’a göre; toplumsal yapı tipleriyle bilgi arasında sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Sorokin bize üç tane kültür üst sisteminden söz eder. Bunlardan;

  • Birincisi duyumsal üst sistem,
  • İkincisi duyum-üstü ve akıl-üstü bir Tanrı ve
  • Üçüncüsü ülkücü üst sistemdir.

Sorokin bu sistemleri toplumlara göre sınıflandırmıştır. Gurvitch ise; öncelikle toplumları tarihi gerçek ölçütünden hareket ederek genel bir tipoloji içerisine yerleştirerek daha sonra onlarda bilgilerin nasıl sıralandığını ele alır. Bu tipoloji, yine kesin ve zorunlu olmamakla birlikte tarihsel açıdan ve bilgilerin toplumsal sıralanışı açısından önemlidir. Buna göre; Gurvitch toplumları on tipe ayırır. Bunlar;

  • Eski Mısır ve Hitit Krallığı gibi teolojik ve karizmatik bünyeli toplumlar,
  • Roma’nın ilk devirleri gibi patriarkal toplumlar,
  • Ortaçağ Batı Avrupası gibi Feodal toplumlar,
  • Antik siteler gibi Kent-Devletleri’nin egemen olduğu toplumlar,
  • 17 ve 18. yüzyıl Avrupası gibi kapitalizmin doğmasına yol açan toplumlar,
  • Demokratik-Liberal toplumlar,
  • Güdümlü toplumlar,
  • Tekno-Bürokratik temele dayanan Faşist toplumlar,
  • Kolektivist Devletçilik ilkelerine dayanan planlı toplumlar ve
  • Çokçu kolektivist devletçilik ilkelerine dayanan planlı toplumlardır.

Her bir toplum tipinde bilgi dereceleri de farklı ele alınabilmesine rağmen; genel olarak teolojik-karizmatik toplumla, örgütlenmiş ve güdümlü kapitalist toplumlarda bilgi hiyerarşisini daha detaylı incelemek gerekmektedir.

Teolojik-Karizmatik bünyeli toplumlar; devlet-kilise otoritesinin egemen olduğu toplumlardır. Bu tip toplumlarının en belirgin örneklerine Eski Mısır’da rastlanmaktadır. Bu toplumlarda bilgi türleri önem sıralarına göre şöyle sıralanabilir:

  • İlk sırada olan teknik bilgiyi tanrı-krallar karizmatik niteliklerini güçlendirmek için kullanırlar.
  • Dinsel ve mitolojik bilgiyi içine alan bilgi türü olan dış dünyanın algısal bilgisi, bu toplumlarda ikinci derecede önemlidir.
  • Politik bilgi daha çok karizmatik liderin çevresini oluşturan idareciler ve askerler arasında gelişmiştir.
  • Gündelik bilgi ise; çeşitli sosyal grupların niteliklerine bağlı olarak değişerek dördüncü sırada yer alır.
  • Son sırada gelen bilimsel bilgi ise; bu toplumlarda bir grubun tekelinde olup, geri kalan kesim için önemli sayılmamaktadır.

Örgütlenmiş ve Güdümlü Kapitalist Bünyeli toplumlar; Gurvitch’e göre; Birleşik Amerika, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Japonya gibi kapitalizmin egemen olduğu çağdaş toplumlardır. Bu toplumlarda, teknikleşme yalnızca bilgiler sistemini değil; aynı zamanda, bütün insan ilişkilerini de etkilemektedir. Buna göre; şöyle bir bilgi sıralaması yapılabilir:

  • Bu tip toplumlarda öncelikli olarak teknik bilgi yer alır. Bu bilgi diğer bilgi türlerinin etkilemiş ve gelişmelerinde önemli rol oynamıştır.
  • Politik bilgi ise; teknik bilginin etkisinde kalsa da teknik bilgiye yön vermesi açısından çok önemlidir.
  • Teknoloji sayesinde dış dünyanın algısal bilgisi de önemli bir konumdadır.
  • Felsefi bilgi ise; bu tip toplumlarda bilimsel bilgiyle iç içe geçmiş olmasına rağmen ayrı ele alınmalıdır.
  • Son olarak gündelik bilgi ise; teknik ve politik bilginin etkisi altında olan bu tip toplumlarda önemli sayılabilir.

Ayrı ayrı ele alınan bilgi türleri, çeşitleri ve dereceleri aslında birbirlerine bağlıdır ve bu yüzden bir sistem oluştururlar. Bunun yanında, her bir bilgi türü de toplumdan topluma farklı derecelere sahiptirler. Bilgi; toplumsal gerçeklikle kültürle ve tarihle karşılıklı ilişki halinde oluşur, gelişir, kendisine yer edinir ve önem kazanır. Bu anlamda bilgi, kültürel bağlarından kopararak ele alınmamalıdır.