Ünite 2: Kübizm ve Dadaizm

Kübizm

Kübizm, 1907-1914 yılları arasında Paris’in sanat çevrelerinde önce resim sanatında ortaya çıkmış, ardından şiire ve başta mimari olmak üzere sanatın diğer kollarına yansımıştır. 20. Yüzyılın resim sahasındaki en önemli akımlarından biridir. Öncülüğünü İspanyol ressam Pablo Picasso (1881-1973) ve Fransız ressam Georges Braque (1882-1963) yapar. Kübizm sözcüğü özde geometri ile ilgili bir anlam içerir. Kaynağına ulaşmak isteyenler kendisini bin yıl öncesinde bulur. İranlı Bilge ozan Ömer Hayyam (1048-1131) Fil Berahin el Mesaili el Cebr ve el Mukabele (Cebir Sorunlarına İlişkin Kanıtlar)’ de üçüncü dereceden bilinmeyenler için “kaab” sözcüğünü kullanmıştır. Bu sözcük, Anadolu’daki yapı ustalığında Selçuklulardan beri kullanılagelmektedir. Hayyam’ın kitabını Fransızcaya çeviren Franz Woepke (1826-1864) “kaab” sözcüğünü “cube” şeklinde ifade etmiştir. Buna bağlı olarak temel polihedronlardan heksahedronun da adı değişmiş, “cube (küp)” olmuştur (Yurtsever, 2014, 231) İlk defa Fransız ütopyacı sosyalist Henri de Saint-Simon tarafından 1820’lerde, önce askerî bir terim olarak kullanılan “avangard”(Fr. avantgarde) sözcüğü, daha sonra modern sanatın öncülerini ifade etmek için kullanılagelmiştir. Kübik resim, resmin yüzeyinde derinliksiz ve iki boyutlu imgeler yaratmayı amaçlar.

Resim Sanatında Kübizmin Doğuşu:

Kübik yeni üslubun asıl müjdecisi ise her ne kadar tam anlamıyla kübist olmasa da Picasso’nun 1907’de yaptığı “Avignon’lu Kızlar”ıdır. Picasso’nun kübist anlayışının ilk kez ortaya çıktığı bu resimde beş kız vardır ve bu kızlar kırık çizgilerle ve köşeli biçimlerde yansıtılır. Kübizm iki evrede değerlendirilir:

Analitik ve Sentetik Dönemler. 1910-12 arası Kübizmin analitik (çözümsel) evresidir. Biçimlerin parçalanıp, çözümlenmesi esastır. Dik açılı ve düz çizgili düzenlemeler tercih edilir. Picasso’nun “Mandolinli Kız” tablosunda olduğu gibi resmin bazı kısımları heykeli andırır. Alımlayıcıyı şaşırtmak ve onu biçime yöneltmek esas olduğu için renk kullanımları aşağı seviyeye çekilmiştir. Yapıtta öncelikle biçimlerin yapısına önem verildiğinden, izleyicinin dikkatini bu yapıdan uzaklaştırmamak için renk kullanımı basitleştirilmiş, taba, kahverengi, gri, krem, yeşil ya da mavinin tonları yeğlenmiştir. Tek renkliliğe yaklaşan bu tutum nesnenin birçok görünümünü birden, karmaşık bir düzen içinde vermeye de uygun düşer; üst üste bindirilen saydam ve saydam olmayan renk alanları resmin gerilerinde kalmak yerine yüzeyine çıkar gibi görünür. Resmin ortasında küçük ve sıkışık olan biçimler, tuvalin kenarlarına doğru büyüyüp serbestleşir.

Picasso ve Braque’nın kurduğu bu yeni görsel dil, 1910’dan sonra Juan Gris (1887-1927), Fernand Léger (1881-1955), Robert Deleunay (1885-1941), Marcel Duchamp (1887-1968), Albert Gleizes (1881-1953), Roger de la Fresnaye (1885-1925), Jean Metzinger (18831956), Henri Le Fauconnier (1881-1946) gibi ressamların özellikle toplu sergileri aracılığıyla etki alanını genişletmiştir. Kübizmi benimseyen heykeltıraşlar arasında akla ilk gelenler Alexandre Archipenko (18871964), Raymond Duchamp-Villon (1876- 1918)’dur. Her ne kadar sonradan üslûbu çokça eleştiri alsa ve eserleri ruhsuz monolitler (tekparça dikme) olarak adlandırılsa da mimari sahasında da Le Corbusier (Charles-Edouard Jeannereti 1887-1965) akımın önemli isimlerindendir. Kübizmin fütürizmle ve realizmle sentezlenmesinden de yeni anlayışlar ortaya çıkmıştır. Kübik gelecekçilik (Kübo-fütürizm) 1910’larda Rusya’da gelişir. Resim sahasında Maleviç’in öncülüğünü yaptığı akım edebiyatta daha fazla etkili olmuştur.

Şiirde Kübizm ve Kübist Şiirin Özellikleri

  1. Dış Dünyanın Gözlemlenmesi: (3. Düzey) Kübizm esasen bir resim sanatı olduğu için dış dünyanın gözlemlenmesi ve en ufak ayrıntının bile kaçırılmaması çok önemlidir. Gözlem aşamasından üretim aşamasına geçildiğinde şair, dış dünyadan aldığı kavram ve nesneleri tek bir algı içine toplamaya çalışır. Parçalardan bütün oluşturulacaktır.
  2. Şiir Diliyle Resim Yapma: Ressamların çizgi ve renklerle yaptıklarını şairler kaligramlarla, metinlerdeki aralarla denge sağlayarak yapmaya çalışır (İnal, 1991, 154-155). Bir resim oluşturulur. Buradaki disiplinler arası ilişki aslında sembolistlerin şiirle musiki yapmaya çalışmasına benzer. Kübist şiirin resimle ilişkisi onu doğal olarak resmin görselliğini yakalama çabasına itmiştir. Örneğin Blaise Cendrars şiiri hareketin cesur ve yepyeni yöntemlerle söze dökülmesi ve birçok izlenimin aynı anda, imge, duygu, çağrışım ve şaşırtıcı teknikleri içeren karmaşık bir doku içinde, düzensiz ve aksak bir ritimle iletilmesi olarak görür.
  3. Aklın ve Mantığın Reddi: “Kübistler olaylara, objelere anlam verirken, sanat için senteze varırken, aklın araya girmesini kabul etmezler. Onlara göre, şiir akla ve mantığa dayanmamalıdır (Göker, 1982, 93).
  4. Söz Dizimin Bozulması ve Sözcüklerin Parçalanması: Kübistlerse cümlenin anlamsal ve göstergesel ögelerini parçalarlar. Böylelikle yerleşik biçimin yarattığı kanıksanmış güzellik anlayışını da bozmuş olurlar. Sözdizimi bozulduğu ve sözcükler bambaşka bir düzende metne yerleştirildiği için bu defa kendileri başka bir biçim güzelliği elde etmiş olurlar.
  5. Kolaj: Kübist ressamlar gazete parçaları, kibrit kutuları gibi materyalleri rastgele ya da düzenli bir şekilde resim içine montajlayarak bir yeni görüntü oluşturur. Buna benzer bir yapıda kübist şiir de insanların konuşmaları, reklam sloganları, reçeteler gibi metinleri şiir içinde kullanır.

Kübist Şiirin Temsilcileri

  • Guillaumme Apollinaire (1880-1918).
  • Max Jacob (1876-1944):
  • Jean Cocteau (1889-1963)
  • Blaise Cendrars (1887-1961)
  • Andre Salmon (1881-1969)

Dadaizm

Dadaizm yirminci yüzyılın hemen başında Berlin, Köln, Paris, Zürih, New York, gibi şehirlerde eş zamanlı olarak nihilist ve yıkıcı bir akım olarak ortaya çıkmıştır. Dada, adını, akımın öncüsü olacak Romen asıllı Fransız şair Tristan Tzara (1896-1963)’nın Larousse sözlüğünü rastgele açıp bulduğu “dada” kelimesinden alır. Fransızca “tahta at” anlamına gelmektedir. Dadaizm ABD’de ressam, heykeltıraş ve fotoğraf sanatçısı olan Alfred Stieglitz (1864-1946) ve şair, eleştirmen Walter Conrad Arensberg (1878-1954)’in çalışmaları ile ivmelenir. Stieglitz’in sanat galerisi ve Arensberg’in stüdyosu dadanın toplanma yeri olur. Man Ray (1890-1976), Francis Picabia (1879-1953) gibi önemli öncü isimlerin katılması ile hareket yayılma alanını genişletir. Marcel Duchamp ve Picabia’nın Fransa’daki sanat çevrelerinin önde gelen isimlerinden olmasına rağmen siyasi nedenlerle daha liberal buldukları Amerika’ya gitmeleri dadaizmin buradaki gelişimini hızlandırır. Nazi baskısından dolayı adını sonradan Charles Hulbeck olarak değiştirip Amerika’ya gidecek olan Zürih grubu içindeki Richard Hülsenbeck dadaizmin Berlin’de siyasal bir nitelik kazanmasını sağlar.

Raoul Housmann (1886-1971), Johannes Beader (18751955), Otto Scahmalhausen (1890-1958) ve Herzfelde kardeşler ve daha pek çok sanatçı yükselen Alman milliyetçiliğine karşı bir cehpe alırlar. Bu dönemin en önemli tekniği yapıştırılmış fotoğraf parçaları ile fotomontaj yapmaktır. Dadaizm, marjinalleştikçe bir taraftan da taraftar kaybeder. Sanatçılar ve sanatseverler dadacıların düzenledikleri “Happening” adını verdikleri etkinliklerden bıkmaya başlamışlardır. Önce bazı kübistler akımla irtibatını zayıflatır. 1922’deki dada sergisine Picabia da Duchamp da eser göndermez. Aynı yıl Hans Arp ve Tristan Tzara, dada akımının öldüğünü düşündükleri için ağıt niteliğinde bir söylev okurlar. Bu metin Merz adlı bir dergide yayımlanır. Zaten Breton ve Aragon gibi isimler kurdukları gerçeküstücü akımın içine dâhil olacak, dada da yerini bu akıma bırakacaktır. Fransa’da durum böyleyken diğer ülkelerde dada etkisini bir müddet daha devam ettirir. Özellikle II. Dünya Savaşı öncesinde dadaizmin sosyalizmle yakınlaştığı görülür. Örneğin Richard Huelsenbeck tarafından kaleme alınan “Alman Dada Manifestosu- Dadaizm Nedir Almanya’da Ne Yapmak İstiyor”da sosyalizmle dirsek teması içine girmeleri açık şekilde ifade edilir. Tristan Tzara da dada çizgisinden sıyrılıp gerçeküstücü çizgiye geçecek ve bu sırada o da sosyalist düşüncelere yaklaşacaktır. 1936’da Fransız Komünist Partisine girer, II. Dünya Savaşı sırasında da Fransız Direniş Hareketi’ne katılır.

Dadaistlere Göre Dadaizm

Sınırları net bir şekilde belirlenemeyen bir yapının ne yapmak istediğini tespit etmek güçtür. Bu yüzden Dadacıların akımlarını nasıl tarif ettiklerini bilmek belki işimizi kolaylaştırabilir. Dadaizmin kurucularından biri olan Hugo Ball’a göre Dada sadece “dada” diyerek bile insanlara sonsuz saadeti verebilecek bir özgürlüktür. Şiirde ise asıl yazılması gerekeni yazamayıp onun etrafında dolanıp duran şairlere karşıdır (Dada Manifestosu, 1916). Francis Picabia için dada, modern hayatın en dürüst ve saf dışavurumudur. “Bugünün Ressamı-Yamyam Manifestosu-1920) ise dadanın hiçbir şey olduğunu şöyle açıklar:

Umutlarınız gibidir o: hiçbir şey.

Cennetiniz gibi: hiçbir şey.

İdolleriniz gibi: hiçbir şey.

Politikacılarınız gibi: hiçbir şey.

Sanatçılarınız gibi: hiçbir şey.

Dininiz gibi: hiçbir şey.

Bay Antipyrine’in Manifestosu

Değiştirmek ya da dönüştürmek süreçlerinde dahli olsun istemez. “Zayıf Avrupa’nın sanattan hayvanat bahçesinin içine farklı renklerde pislemek istiyoruz” der. Bu aslında bir başkaldırı ifadesidir. Siyasi ve kültürel ortam o denli boğucu ve içinden çıkılmaz bir hâl almıştır ki sanatçının elinde tüm değerleri alaya almaktan başka çare kalmamıştır.

1918 Dada Manifestosu

Tristan Tzara’nın düşüncelerinin dökümü olan Dada manifestosu “dada bizim için hiç önemli değildir” diye başlar. Manifesto’da dile gelen düşüncelerden biri de her türlü yapının sıkıcı bir mükemmellikle sonuçlandığı için insanları sınırlandırdığıdır. Sanatın güzelliğinin yasalarla nesnellik sağlanarak herkes için güzel kılınabilmesinin mümkün olmadığını düşünür. Bu, biçimi rettir. Hiçbir teoriyi tanımaz. Sanatçıların para için ya da burjuvaları mutlu etmek için sanat yapmasını da anlamsız bulur. Tzara’nın manifestoda geleneksel sanata karşı olduğunu ve yerine bir şey koymak gibi bir derdi de olmadığını söyledik ama muhakkak bir önerisi de olmalıdır öyle değil mi? Manifestonun bazı bölümlerinde kendi sanat anlayışlarından ya da sanatın ne olması gerektiğinden bahsettiği de olur.

Dadaist Şiirin Genel Özellikleri

  1. Dadaist şiiri diğer şiirlerden ayıran en belirgin özelliklerin başında “Fonetik şiir” algısı gelir. Hugo Ball’la gelişen bu şiir soyuttur ve alışılmış şiir fonetiğine karşı algıyı değiştirir. Dada şiirinin çıkardığı ses aşina bir ses değildir. Örneğin “Karawane” şiirine “Jolifanto bambla o falli bambla” diye başlayan Ball, boru seslerini ve fil kervanının hareketlerini canlandırmak ister.
  2. Her türlü geleneksel şiir biçimini ortadan kaldırmak ve o güne kadar denenmemiş yeni biçimler geliştirmek: hatta biçimsizlik. Biçimsizliği biçime dönüştürmek,
  3. Sürekli aynı kelimenin tekrarı, sadece tek harfin dağınık biçimde rastgele sayfayı kaplaması, “HAHAHAHAHA….rrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr” vb. yansıma seslerin ya da harflerin kullanılması gibi biçim deformasyonları yapmak,
  4. Şaşırtmayı amaçladıkları için imgeleri çoğunlukla birbiriyle bağlantısız kavramlardan seçmek, bunun için serbest çağrışımlardan yararlanmak ve saçma sözlere yönelmek,
  5. Kelimeleri sözlüksel ya da sembolik anlamlarının tamamen dışında bambaşka anlamlarda kullanmak,
  6. Organik bir tema bütünlüğü aramamak ve anlamdan uzaklaşmak,
  7. Alaylı, ironik bir söylem yaratmak,
  8. Cinsellik içeren kelimeler kullanmak ve imgeler kurmaktır.

Dadaizmin Önemli Temsilcileri

  • Tristan Tzara (1896-1963)
  • Kurt Schwitters (1887-1948)
  • Jean Arp (1887-1967)