Ünite 6: Kişiler Arası Çekicilik ve Yakın İlişkiler

Ünite 6: Kişiler Arası Çekicilik ve Yakın İlişkiler

Biyolojik bir varlık olan insanoğlu yaşamında yapacağı her şeyin şekillendirirken yaşantısında yaşayarak öğrendiklerine göre şekillendirir. Buna “toplumsallaşma” denmektedir. İnsan toplumsal bir varlıktır nitelemesi de bundan kaynaklıdır. Kişiler arası sevgi ve çekicilik, toplumsal bir varlık olmamızın çok özel ve ilginç bir boyutudur.

Kişiler Arası Çekicilik Ve Yakın İlişkilerin Temeli

Kişiler arası çekicilik, bir kişinin başka bir kişiye yaklaşma, bir arada olma isteğidir. Bir kişiye yakınlaşmak istememiz onun hakkında olumlu duygu ve değerlendirmelere sahip olmamızdandır. İnsan toplumsal bir varlık olduğundan buna ihtiyaç duyar ve insanların gelişimiyle paralel olarak artar ve karmaşıklaşır.

Yakın ilişkilerin başlangıç noktası bebeklik çağıdır. Mary Ainsworth ve arkadaşları, bebeklerle onlara bakım veren insanlar arasındaki yakın ilişkiyi bağlanma terimi ile açıklamışlardır. Bu bilim insanları, küçük çocuklar ve anne – babaları arasında üç bağlanma türü tanımlamışlardır. Bunlar,

Güvenli Bağlanma, ebeveyn genelde çocukla birlikte iken ve çocuğun ihtiyaçlarını karşılamada hevesli ise ortaya çıkar ve bu ebeveynler çocukların ihtiyaçlarını karşılama konusunda daha heveslilerdir.

Kaçınan bağlanma, ebeveyn genelde çocuğun ihtiyaçlarını karşılamada hevesli – içten değilse, hatta reddedici ise ortaya çıkar. Çocuklarının onlara özellikle gereksinim duyduğu anlarda geri çekilme eğilimi gösterirler. Bebekler başlangıçta bu ilgi eksikliğini protesto ederler, ama sonuçta bu bağlanmalarını yitirirler.

Kaygılı / kararsız bağlanma, bakımdan sorumlu olan kişi kaygılı olduğunda ve çocuğun ihtiyaçlarına karşılık veremediğinde ortaya çıkar. Çocukların gereksinimlerinden çok kendi gereksinimleriyle ilgilendikleri, kendi kaygılarına odaklandıkları ve bakım sağlama konusunda çoğunlukla tutarsızdırlar.

Çocuğun bağlanması, hem doğuştan gelen biyolojik etkenler, hem de öğrenme ile açıklanabilir. Bağlanmanın iki temel işlevi vardır. Birincisi çocuk birilerine bağlandığında güvende olduğu duygusunu yaşar. İkincisi, çocuklar ne yapacaklarını bilmedikleri yeni bir durumla karşılaştıklarında, bağlandıkları insanla göz teması kurarak ondan aldığı işaretlere göre davranmaktadırlar.

Toplumsal İlişkilerin Yararları

İnsan ilişkilerinin sağladığı yararlar üzerine çok düşünülmüş bir konudur. Weis (1974), toplumsal ilişkilerin insana sağladığı getirileri-yararları, beş grup altında toplamıştır:

  • Bebeklik yıllarında yaşanan bağlanma, bebeğin güvenlik duygusu ve çevreyi tanıması için önemlidir. Bu bağlanma en sık birlikte olduğu kişiyle gerçekleşir.

  • Toplumsal kaynaşma-bütünleşme, toplumsal yaşamın ön koşulu olan bu duygu ilişki kurmamızı sağlar ve yakın çevremizdeki insanlarla benzer duygu ve tutumlara sahip olmamızdan kaynaklanır.

  • Değer doğrulaması, değer doğrulaması, çevremizdeki insanların takdirlerini aldığımızda, yetenekli ya da değerli olduğumuz duygusunu hissettiğimizde ortaya çıkar ve kendimizi başkalarının gözüyle görmemizi sağlar.

  • Güven duygusu, zor anımızda yanımızda olacak birilerin olacağını hissetme duygusudur. Bu sebepten dolayı akraba ve hemşerilik ilişkisi içinde olmak isteriz

  • Rehberlik, bir konuda akıl danışmaya, yol-yordam sormaya ihtiyacımız olduğunda, bunu sağlayabilecek insanların olduğunu hissettiren güven duygusudur.

  • Bakım fırsatı, bakıma ihtiyacı olan bireylere yardım ettiğimizde biz de oluşan yardım edebilme duygusudur.

Bunu benzer birçok toplumsal desteğin getirisi vardır ancak bunların hiçbirisi, insanın ihtiyaçlarının tamamını tek başına karşılayamaz.

Yalnızlık Duygusu

Yalnızlık duygusu; öznel bir rahatsızlıktır ve toplumsal ilişkilerimizin önem verdiğimiz bir yanının eksik olması durumunda hissedilir. Yalnızlık ve yalnız olma farklı şeylerdir. Yalnızlık insanın içinde olur. Ama yalnız olma, insanlardan ayrı olma ya da uzak durma anlamına gelen nesnel-gözlenebilir bir durumdur. Yalnızlık fiziksel; taşınma, hastalanma gibi sebepleri varken öznel sebepleri de olabilir, örneğin, depresyon ve alkol bağımlılığı. Ancak bu örneklenen dışında yalnızlık yaşayanlarda vardır bu türe; kronik yalnızlık denir.

Duygusal ve toplumsal yalnızlık olarak da ayrılır. Duygusal yalnızlık, bağlanılan bir yakının yokluğu nedeniyle yaşanmaktadır. Toplumsal yalnızlık ise toplumla kaynaşma-bütünleşme, bir gruba ait olma duygusu eksik olduğunda yaşanır. Bu iki yalnızlık türü bir arada ya da ayrı ayrı da yaşana bilinir.

Yalnızlık Riski Olanlar

Hiçbir bireyin yalnız kalmama ihtimali yoktur fakat yapılan araştırmalarda bazı kişilerin diğerlerine göre yalnız kalma olasılıkları daha yüksektir. Bekar ve fakir olma gibi durumlar bunlara örnektir. Yalnızlığın, ergen ve genç yetişkinlerde en yüksek, yaşlılar arasında ise en düşük olduğu saptanmıştır.

Bireylerin yalnız kalmamaları ve zengin ve sağlıklı bir toplumsal yaşam için, insani gereksinimlerini karşılayacak ilişki ortamlarının yaratılması herkesten çok devletin bir sorumluluğudur.

Kişiler Arası Çekiciliğin Etkenleri

Araştırma sonuçlarına göre sevgi ve çekiciliğin dört önemli belirleyicisi vardır: Fiziksel yakınlık, tanışıklık, benzerlik ve kişisel özelliklerdir.

Fiziksel Yakınlık, uzaklık, arkadaşlıkta önemli bir etmendir. Yakın olma kolay ulaşılabilirliği sağlar. Uzak mesafeler arasındaki ilişki zaman, planlama ve para gerektirir “Gözden uzak olan gönülden de uzak olur” deyişi, ulaşılabilirliğin ilişkinin sürdürüle birliğinde ki önemi vurgular.

Tanışıklık, deneysel araştırmalar sık görmenin sevgiyi artırdığını göstermektedir. Sık gördüğümüz her insanı mutlaka severiz anlamına gelmez fakat görme sıklığının sevgiyi artırması; başlangıçta olumlu ya da yansız olarak algılanan insanlar için daha çok geçerlidir. Buna karşılıklı genellikle ilk görüşte olumsuz izlenim edinilen insanlar için bunun geçerliği düşüktür.

Benzerlik, etnik, din, siyaset, toplumsal sınıf, eğitim, yaş vb. özellikleri yakın olan kişilerin birbirlerinden hoşlanmalarının sebebi bu bizdeki bu değerlerin doğru olduğu konusundaki güvenimizi artırmasıdır. Bazen de “farklılık zenginliktir” anlayışı nedeniyle bize benzeyenlerden uzak dururuz. Farklı bilgi ve becerilere sahip insanlarla birlikte olmak; başarılı olunabilecek alanların çeşitlenmesi-genişlemesi anlamına gelir.

Olumlu Kişisel Özellikler, kişilerarası çekiciliği sağlayan kişisel özelliklerin neler olduğu konusunda yapılan araştırmalar iki özelliği ,“cana yakınlık” ve “yeteneği” vurgulamaktadır.

Fiziksel Özellikler, fiziksel görünüş çekiciliğin temel belirleyicilerindendir.

Cinsiyet Rolleri Ve Çekicilik

Çekicilik, bir insanın toplumsal rollerini yerine getirirken kadınsı bir izlenim mi, yoksa erkeksi bir izlenim mi vermelerine bağlıdır. Çekicilik algılayanın bakışına bağlı bir kavram olsa da; araştırmalarda ortaya çıkan genel sonuçlar şunlardır.

  • Fiziksel özelliklerden çok cinsiyete uygun rollerin karşı cins tarafından çekici algılandığını göstermektedir.

  • Bağımlı, boyun eğen, başkalarının fikrine başvuran, çaresiz görünen kadınlar bu özellikleri göstermeyenlerden daha çekici algılanmaktadır. Bağımsız, güçlü, atılgan, sert özelliklere sahip olan erkekler bu özellikleri taşımayanlardan daha çekici algılanmaktadır.

  • Toplumsal cinsiyetlerine uygun olmayan işlerde çalışan bireyler çekici algılanmamaktadırlar.

  • Eşcinsel olarak tanımlanan insanlar hem kadınlar, hem de erkekler tarafından çekici algılanmamaktadırlar.

  • Çekiciliğe ilişkin algılarda ya da tercihlerde, cinsiyet rollerine ilişkin beklentilere uygun tutum ve davranış içinde olma etkili olmaktadır.

Çekicilikle İlgili Araştırma Bulguları

Farklı araştırmacılar tarafından yapılan araştırmalarda çekicilikle ilgili pek çok bulguya ulaşılmıştır

Kişiler arası çekicilik ve cinsel çekicilikte ana belirleyici fiziksel çekiciliktir. Gülümseme, cinsiyet rollerinin karşılanması, isim, yaş, hem tutum hem de fiziksel benzerlik karşı cinsi çekici bulmayı etkileyen faktörlerdir.

Aşk Ve Türleri

Toplumlar aşkı ve evlilikten beklentilerini farklı tanımlamaktadırlar.

Üçgen Aşk Teorisi, Robert Stenberg aşkın üç farklı birleşeninin olduğunu söylemiştir.

1. İçtenlik (yakınlık):Taraflar birbirlerine duygusal özen göstererek yakınlık sağlamaktadırlar.

2. Tutku: İlişkilerin güdüsel yönüdür. Tutku çabucak alevlenir ve biter.

3. Karar / bağlılık: Kısa ve uzun zamanlı olmak üzere iki farklı şekilde düşünülebilir. Kısa dönem, kişinin bir başkasını sevdiği yönünde karar vermesini, uzun dönem ise ilişkisini sürdürmek için ilişkiye bağlanmasını içermektedir.

Aşksızlık, karşılıklı kişilerin birbirinden etkilenmesidir.

Hoşlanma (içtenlik), uzun dönemli olmayan birerlerin birbirlerine olan yakınlık, bağlılık ve sıcaklık hissetmesidir.

Yıldırım Aşk (tutku), tutkulu bir şekilde ilk görüşte aşktır.

Boş Aşk (bağlılık), içtenlik ve tutku içermeden bireylerin ilişkiye devam etmesidir.

Romantik Aşk (içtenlik ve tutku), tutku ve içtenlik ile karşı tarafı fiziksel ve farklı açılardan çekici hissetmektir.

Arkadaşça Aşk (içtenlik ve bağlılık), içten ve bağlı şekilde kurulmuş bir arkadaşlıktır.

Aptalca Aşk (tutku ve bağlılık), bireylerin tutku ve bağlılık öğelerinin birleşimiyle evlilik gibi ani kararlar almasıdır.

Kusursuz Aşk (içtenlik, tutku ve bağlılık), tutku, yakınlık, kararlılık, bağımlılık öğelerinin üçünün birden içeren ilişki türüdür.

Kıskançlık, ortak (sevilen kişi) ile rakip arasında bir ilişki potansiyeli hissedildiğinde ortaya çıkar. Sevilen kişiye aşırı bağımlılık, ilişkiye verilen değerin yüksekliği ve seçeneksiz kıskançlığın ortaya çıkmasına sebep olur.

Aşk Davranışları

Değişik yaştan insanlara; romantik bir sevginin ya da eşin; aşkı en iyi ifade eden davranışlarının neler olabileceği sorusuna verdikleri yanıtlar aşağıdaki yedi başlık altında toplanmıştır. Seni seviyorum demek veya diğer sözel sevgi ifadeleri. Sarılmak ve öpmek gibi sevginin fiziksel ifadeleri. Sözel olarak kendini ortaya koyma. Sevgilinin yanında iken mutluluk, rahatlama gibi duyguların sözsüz iletişimi. Hediye verme, ya da sevgiliye yardım için bir şeyler yapma gibi aşkın materyal göstergeleri. Sevgiliye gösterilen hoşgörüde isteklilik ve ilişkiyi sürdürmek için özveri.

Yetişkinlerde Romantik Bağlanma

Bağlanma kuramı, insanların kendileri için önemli olan başka kişilerle güçlü duygusal bağlar kurma eğiliminin nedenlerini açıklayan bir yaklaşımdır. Bebekler, her zaman yanında olan insanlarla olan etkileşimlerini içselleştirerek kendileri ve diğer insanlarla ilgili içsel çalışan modeller geliştirirler. İçsel modeller, bireyin kendilik imgesini biçimlendirme, yakın ilişkilere yönelik beklentileri şekillendirme ve yaşantıların yorumlanmasına rehberlik etmektedirler. Ek olarak çocuğun bağlanma stillerini de belirlerler. Romantik ilişkiler açısından bakıldığında; içsel çalışan modellerin, kaygı uyandıran ya da ilişkinin devamlılığını engelleyen bir durum söz konusu olduğunda bağlanma sürecini harekete geçirmektedir. Bebeklik döneminde yaşanan bağlanma sistemi, yetişkinlerin romantik ilişkilerine de uyarlanmış ve bebeklerdeki gibi üç tür bağlanma stili tanımlanmıştır.

Güvenli bağlanma stiline sahip bireyler insanlarla yakın ilişkiler kurmaktan ve onlara bağlı olmaktan dolayı kendilerini rahat hissederler.

Kaçınan bağlanma stiline sahip bireyler, insanlara yakın ve bağlı olmaktan dolayı huzursuzluk duyarken;

Kaygılı/kararsız stile sahip yetişkinler, insanlarla yakın ilişkiler kurmak için yoğun bir istek duymakla birlikte, onlar tarafından terk edilme ve reddedilme korkusu yaşarlar.

Bebeklerdeki bağlanma ve romantik bağlanma aşk yaşantısı benzemektedir çünkü iki ilişkide de güvenlik duygusu sağlayan yetişkin bir eşle yaşanan duygusal bir bağdır vardır. Gereksinimlerinin karşılanmasını bekler bireyler. Bebek ile bakıcısı arasındaki bağ tek yönlüdür, bebek gereksinimlerinin giderilmesi için rahatlık arar, bakıcı da bu isteğe karşılık verir. Fakat yetişkinlerde bu karşılıklıdır; eşler hem bakım alan hem de bakım veren konumundadır.

Romantik Aşka İlişkin Öteki Kuramsal Yaklaşımlar

İki-etmen kuramı: Bu kurama göre herhangi bir heyecansal yaşantı; yoğun fizyolojik uyarılma ve uygun bilişsel adlandırmadan oluşmaktadır.

Tamamlayıcılık kuramı: Kişi ulaşmak istediği ancak ulaşamadığı ya da başaramadığı özelliklere sahip diğer cinsten birine rastladığında âşık olmaktadır.

Romantik İlişkilerin Sürdürülmesi

Yatırım modeli: Yatırım modeline göre bir ilişki doyuma ulaştırıcı olduğu ölçüde güçlüdür. Bireyin ilişkisine bağlanımı ilişkiye yatırımları oranında büyümektedir.

Karşılıklı bağımlılık kuramına göre bireyler, ödüllerini (ilişkiden elde edilen olumlu sonuçlar) en üst düzeye çıkarmak, bedelleri (ilişkinin sürmesi için harcanan çaba) ise en alt düzeye indirmek için güdülenmişlerdir.