Ünite 2: Kısa Dönemde Ekonomi: Toplam Harcamalar ve Millî Gelir Dengesi

Giriş

2008 yılında ABD ekonomisinde ortaya çıkan ve diğer gelişmiş ekonomilere de hızlıca yayılan küresel finans krizi sonrası dünya ekonomisinde ciddi bir durgunluk (resesyon) dönemi başladı. Finans piyasalarında ortaya çıkan bu kriz hanehalkı ve firmaların harcama kararlarını pek çok açıdan olumsuz etkiledi. Kaybedilen ya da değeri düşen finansal yatırımlar servetlerin azalmasına neden oldu. Ekonominin üretim yönü, yani reel kesim krizden iki şekilde etkilendi. Kredi kanalının işleyişinin bozulması yeni yatırımları finansman yönünden olumsuz etkilerken, tüketim hem gelirin azalması (servetin azalması ve işsizlik) hem de geleceğe dair beklentilerin kötüleşmesi nedeniyle düşüş gösterdi. Talepteki düşüş üretimin de düşmesine ve ekonomilerde durgunluğa neden oldu. Ekonomilerin tekrar toparlanması için üretim artışı gerekliydi. Üretim artışı için ise toplam harcamalar artırılmalıydı. Harcamaların artırılması için politika yapıcılar devreye girdi. Örneğin merkez bankaları politika faizlerini aşağı çekti. Burada beklenen politika etkisi, düşen faiz oranları ile birlikte toplam harcamaların artacağı yönündeydi. Fakat faizler neredeyse sıfıra yaklaşmalarına rağmen toplam harcamalarda beklenen artışı sağlayamadı. Beklentilerin bunda payı büyüktü. Çünkü böyle dönemlerde iktisadi birimler temkinli davranır ve tasarrufa yönelir. Bu nedenle başka bir politika önerisi geliştirildi ve parasal – mali genişleme politikaları ile harcamalar artırılmaya çalışıldı. Bu politika bazı ekonomilerde işe yararken bazı ekonomilerde beklenen etkiyi sağlayamadı. Harcamalar artarsa bunları karşılamak için üretim artışı sağlanır ve ekonomiler toparlanmaya başlar. İstihdam ve gelirin artmasıyla birlikte harcamalar artmaya devam eder. Bu durumda üretimdeki artış da sürer ve ekonomi toparlanır. Dolayısıyla kısa dönemde ekonomideki toplam harcama düzeyi toplam üretimi (toplam millî gelir ya da GSYH) belirler.

Keynesyen Yaklaşım ve Harcamaların Önemi

Toplam harcamalardaki azalmanın ekonominin üretim düzeyinin düşmesine neden olduğu fikri ünlü İngiliz iktisatçı John Maynard Keynes’in temel önermelerinden biridir. Toplam harcamalarda gerçekleşen dalgalanmalar ekonominin daralmasına ya da genişlemesine neden olur. Modern makro iktisatın da kurucusu sayılan Keynes’in harcama yönlü bu teorik yaklaşımı Keynesyen model olarak adlandırılır.

Keynesyen Modelin Temel Varsayımı

Basit Keynesyen model temel bir varsayım üzerine inşa edilmekte: Kısa dönemde, firmalar önceden belirlenmiş fiyatlarda ürünlerine yönelik talebi karşılar. Firmalar ürünlerine yönelik talep değişimlerine fiyatlarını değiştirerek yanıt vermez. Burada “talebi karşılamak” ile kastedilen firmaların önceden belirledikleri fiyat düzeyinde müşterilerini tatmin edecek kadar üretim yapmalarıdır. Yapmış olduğumuz bu varsayım harcamalardaki değişimlerin toplam çıktı üzerinde güçlü bir etkiye sahip olmasını sağlayacak. Mevcut fiyatlara göre harcama kararımızı veririz ve alternatif mallar arasında tercihte bulunuruz. Burada fiyatların sürekli değişmesinin neden olduğu maliyetler de vardır ki iktisatçılar bu maliyetleri menü maliyetleri olarak tanımlar. Basit bir şekilde sürekli fiyat değiştirmenin yaratacağı fiyat listesini güncelleme ve baskı maliyeti var. Uygun fiyatı belirlemek için pazar araştırması yapacak ya da fiyat değişimleri ile ilgili olarak müşterilerinizi bilgilendireceksiniz. Bunlar da birer maliyet unsurudur. Keynesyen modelin fiyatların kısa dönemde yapışkan olduğu yani çok sık değişmediği ile ilgili temel varsayımı da menü maliyetlerinde olduğu gibi başka nedenleri içerir. En önemlisi de piyasaların monopolcü rekabet piyasaları olması ve bu piyasada yer alan firmaların fiyat değişim kararlarında birbirlerini takip etmeleri ve rekabet için fiyatları çok sık değiştirmemeleridir. O hâlde gerçekte geçerliliği olan bu varsayım sayesinde biz talepteki ya da harcamalardaki değişimlerin üretimi ve geliri nasıl belirlediğine dair teorik bir altyapıya sahibiz, diyebiliriz.

Planlanan Toplam Harcamalar

Toplam harcamaları, planlanan ve gerçekleşen olarak iki ayrı şekilde tanımlarız ki ikisi arasındaki fark firmaların üretim kararlarını ve dolayısıyla ekonomideki toplam üretimi etkiler. Planlanan toplam harcamalar ekonomide mal ve hizmetlere yapılmak istenen harcamaları ifade eder. Önceden ne kadar olacağı planlanmış ya da karar verilmiştir. Gerçekleşen harcamalar ise ekonomide belirli bir andaki mevcut harcama düzeyini gösterir. Firmaların planladıklarından daha fazla satış yapmaları stoklarını azaltır ve firmalar azalan stoklarını yenilemek için üretimlerini artırır. İşte bu durum harcama akımının üretim üzerindeki pozitif etkisini başlatır ve böylece ekonominin toplam üretimi artar.

Tüketim Harcamaları ve Ekonomi

Planlanan toplam harcamaların en büyük bileşeni tüketim harcamalarıdır. Tüketim harcamaları hanehalkının satın aldığı mal ve hizmetlerin toplam değeridir. Tüketicilerin harcama isteği pek çok sektörde satışları ve kârlılığı etkiler. Bu da ekonomi üzerinde üretim ve yatırım anlamında etkiler yaratır. Tüketicilerin belirli bir dönemde mal ve hizmetlere yönelik kararlarını belirleyen en önemli faktör tüketicilerin geliridir.

Keynesyen Tüketim Teorisi

Tüketim ve gelir arasındaki ilişki Keynesin ekonomi modelinin merkezinde yer alır. Keynes, servet ve faiz oranı gibi faktörlerin de ekonomide tüketim düzeylerinin belirlenmesinde etkili olduğunu belirtmesine rağmen, tüketimi belirleyen temel faktör cari (bugünkü) gelirdir. Keynes, iktisat tarihine damga vuran İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi isimli klasik eserinde temel bir psikolojik kanundan söz eder: Kişiler, gelirleri arttıkça tüketimlerini artırmakta ancak tüketim artışları gelirdeki artışın gerisinde kalmaktadır. Buna göre kişiler gelirleri yükseldiği takdirde tüketimlerini hemen artırmamakta, bir süre bekledikten sonra tüketimlerinde bir artışa gitmektedirler. Keynes burada iki önemli şey söylemektedir: Birincisi, gelirimiz arttığında öncekinden daha fazla harcama yaparız. Tüketimdeki artış gelirdeki artıştan daha az gerçekleşir. Keynes bu önermeyi yaparken tüketim gelir ilişkisini gösteren verilerden ve insanlarla ilgili gözlemlerinden yararlanmaktadır. Bu basit gözlem toplam ekonominin işleyişini anlamada oldukça önemli bir yaklaşıma sahiptir. Tüketim fonksiyonunu gelir artarken azalan eğimli bir eğri olarak da çizebiliriz. Bu bize geliri artınca artan gelirinin daha azını tüketime ayıran tüketici davranışını gösterir.

Marjinal tüketim eğilimi (MPC) olarak adlandırılan ve gelirdeki artışın tüketime giden kısmını bize veren bir katsayı var. Marjinal tüketim eğiliminin 0,75 olması, gelirdeki 1 TL’lik değişim karşısında tüketimin 75 kuruş değişeceğini gösterir. Tüketim fonksiyonunun eğimi aynı zamanda marjinal tüketim eğilimidir. Hatırlayalım: b’nin ya da MPC’nin 1’den küçük olması, Keynes’in önerdiği gibi, kişilerin tüketimlerini gelirlerindeki ilave artıştan daha az artıracaklarını ifade eder. Bu nedenle bir özdeşlik şeklinde yazılır:

Marjinal tüketim eğilimi ? tüketim fonksiyonunun eğimi ? ?C /?Y

Gelirimiz arttığında bunun tamamını harcamayız, belirli bir miktar da tasarruf yaparız. Bireylerin tasarruflarını da ekonominin geneli için toplam tasarruflar olarak adlandırırız. Toplam tasarruflar (S), toplam gelir ve toplam tüketim arasındaki farktır: S= Y – C

Örneğin gelirdeki 100 TL’lik artışın 75 TL’lik kısmı tüketime gittiyse kalan 25 TL’lik kısım da tasarruf edilmiş olur. Buna göre gelirdeki 100 TL’lik değişim; tüketimde 75 TL’lik, tasarrufta ise 25 TL’lik değişime yol açar. Marjinal tasarruf eğilimi gelirdeki değişimin tasarruf edilen kısmıdır: ?S /?Y

Gelirimizi tüketmek ve tasarruf etmek şeklinde kullandığımıza göre marjinal tüketim eğilimi ve marjinal tasarruf eğilimi toplamı her zaman 1’e eşit olur: MPC + MPS = 1

Tüketimin Diğer Belirleyicileri

Tüketimin sadece gelire bağlı olduğu varsayımını basitlik amacıyla kullanırız. Gerçek hayatta hanehalklarının belirli bir dönemde ne kadar tüketim yapacaklarına dair kararları servetlerinden, faiz oranından ve geleceğe yönelik beklentilerinden de etkilenir. Yüksek bir servete sahip hanehalkları diğer şeyler sabitken düşük bir servete sahip olanlara göre aynı gelir düzeyinde olsalar bile daha fazla harcama yaparlar. Dolayısıyla servetinizin artması tüketim harcamanızın parasal değerini artıracaktır. Hanehalklarının çoğu için faiz oranları hem tüketim hem de tasarruf kararları üzerinde etkilidir. Tüketim açısından bakacak olursak, düşük faiz oranları borçlanma maliyetlerini düşüreceği için tüketim harcamalarını artırabilir. Faizlerin yükselmesi ise borçlanma maliyetlerini artırır ve tüketim kararınızı ertelemenize neden olur. Örneğin faiz oranının düşük düzeylerde olduğu bir ortam ya da gelecekte faizlerin daha da düşeceğine yönelik bir beklenti şimdiki konut alma kararınızı olumlu yönde etkileyebilir. Tüketim kararlarınızı etkileyen bir diğer faktör beklentilerdir. Mevcut durumda ekonominin ve kendi ekonomik durumunuzun geleceğine yönelik iyimser ya da kötümser beklentileriniz şimdiki tüketim kararınız üzerinde etkili olur. Bir diğer beklenti, uygulanan iktisat politikalarıyla ilgili olabilir. Buradaki politika etkisi daha çok reel geliriniz üzerinde ortaya çıkacak etkiye dair beklentinizdir. Merkez bankasının faiz oranlarında yapacağı değişikliğe dair bir beklenti de yine tüketim kararınız üzerinde etkili olur. Faizlerin düşeceğine yönelik bir beklenti içindeyseniz tüketiminizi ertelemek isteyebilirsiniz. Çünkü ileride daha düşük bir faiz oranından faydalanma imkânınız vardır.

Yatırım Harcamaları

Ekonomide üretim sadece hanehalkları tarafından tüketilen mallar için değil, firmaların yatırımlarını karşılamak için de yapılır. Bazı firmaların yatırımları tesis ve teçhizat şeklindedir. Bu yatırımlar çoğu yönden hanehalklarının bazı harcamalarına benzerlik gösterir. Belirli bir dönemde bir firmanın yeni bir makine satın alması da bir hanehalkının yeni bir otomobil satın alması gibi toplam çıktının bir parçasını oluşturur.

Bir firmanın envanteri, stoklarında satılmayı bekleyen mallar ile üretimde kullanılacak ham madde ve yarı mamulleri içermektedir. Envanter yatırımı, üretimin cari satışları aşması durumunda firmanın mal, yarı mamul ve ham madde stoklarındaki birikimini ifade eder. Pek çok sebepten dolayı, çoğu firma stoklarında mal bulundurmak ister. Bunun nedeni müşterilerinin ansızın ortaya çıkan taleplerini karşılamak istemeleridir. Bazı durumlarda mevcut talebin üzerinde üretim yapmanın nedeni birim maliyetlerin daha düşük olarak gerçekleşmesi de olabilir. Makro iktisadi açıdan bakacak olursak envanter yatırımları ve diğer sermaye yatırımları arasında temel bir fark görürüz. Bu da firmaların makine ve teçhizat yatırımlarını düşünerek ya da planlayarak yaparken envanter yatırımlarını bir plan dâhilinde (önceden düşünmeden) yapmalarıdır. Bu durum bizi yatırımlar ile ilgili kavramsal bir ayrıma götürür: Planlanan ve gerçekleşen yatırımlar.

Planlanan ve Gerçekleşen Yatırımlar

Planlanan yatırımlar adı üzerinde, firmaların plan dâhilinde gerçekleştirdiği yatırımlardır. Gerçekleşen yatırımlar ise firmaların bütün yatırımlarının toplamıdır ve envanter yatırımlarındaki planlanmayan değişimleri de kapsamaktadır. Peki neden bazen planlanandan farklı envanter yatırımları gerçekleşir? Firmalar satış beklentilerine bağlı olarak belirli bir mal stoğu planlayabilir. fakat bunu yaparken bile satışların ne olacağı ile ilgili belirsizliği kabul eder. Bir firma belirli bir dönem için satış tahminlerini fazla yaparsa planladığından daha fazla stok tutmak zorunda kalacaktır. Beklediğinden daha yüksek bir satış gerçekleştiğinde ise stokları planlananın altına düşecektir. Planlanan yatırımlar (I) sermaye stoğuna yapılan ilaveler ile firmalar tarafından planlanan envanter yatırımlarının toplamıdır. Gerçekleşen yatırımlar ise gerçekleşmiş olan sermaye yatırımları ile envanter yatırımlarındaki planlanmayan değişimlerin toplamıdır. Burada yatırım harcamaları ile planlanan yatırımları (I) ifade ediyoruz. Ekonominin kısa dönem dengesinin planlanan ve gerçekleşen yatırımların birbirine eşit olduğu durumda sağlandığını göreceğiz. Peki, planlanan yatırımları belirleyen nedir? Elbette pek çok faktör sayabiliriz: Faiz oranı. Firma yeni bir yatırım yapmak istediğinde bu yatırımını borçlanarak ve bu borcu uzun vadeye yayarak yapmak isteyebilir. Borçlanmanın maliyetini belirleyen ise mevcut faiz oranıdır. Firma ortaya çıkan yatırım maliyetini, bu yatırım sonrası üretimde ve satışlarında ortaya çıkacak artışla karşılaştırıp yatırıma karar verir. Faiz oranının artması borçlanma maliyetini artırır ve bazı firmalar yatırım kararlarını erteleyebilir. Faiz oranının düşmesi ise borçlanma maliyetlerinin düşmesi anlamına geleceği için firmaların yeni yatırım kararlarını olumlu yönde etkileyebilir.

Planlanan Yatırımları Belirleyen Diğer Faktörler

Gerçekte firmaların yatırım kararlarını etkileyen başka faktörler de vardır. Firmaların gelecekteki satışlarla ilgili beklentileri firmaların ne kadar yatırım yapacaklarını etkiler. Gelecekte daha yüksek bir satış beklentisine sahipseniz bu satışları karşılamak için yeni makine ve teçhizat alarak sermaye stoğunuzu artırmayı planlayabilirsiniz. Ekonominin geleceği ile ilgili iyimser ya da kötümser beklentiler de mevcut yatırım kararlarını etkiler. Keynes girişimcilerin bu duygularını ifade etmek için hayvansal güdüler tabirini kullanır. Ona göre bu duygular yatırım kararları üzerinde önemli bir etkiye sahiptir.

Denge Üretim Düzeyinin Belirlenmesi

Kısa dönemde harcamaların üretimi belirlediğinden hareketle ekonomide kısa dönem dengesinin nasıl gerçekleştiğine bakacağız. Ekonomide denge ile ilgili pek çok tanım bulunmaktadır. Tanımlardaki temel yaklaşım değişme eğiliminin bulunmadığı durumu vurgulamalarıdır. Mikro iktisatta piyasa dengesi ile arz ve talebin birbirine eşit olduğu durumu ifade ederiz. Bu denge durumunda mevcut bir fiyat düzeyi ortaya çıkmıştır. Bu fiyat düzeyinde satıcılar mal satmayı, tüketiciler ise mal almayı kabul ederler ve belirli bir miktarda alım satım gerçekleşir. Makro iktisatta bütün mal piyasalarını dikkate alarak, bu konsepti geliştirerek planlanan ve gerçekleşen durumlara odaklanırız. Makroekonomide denge, planlanan toplam harcamaların toplam çıktıya eşit olduğu durumda gerçekleşir. Makroekonomide dengeyi incelemek için yeni bir değişken tanımlıyoruz: Planlanan toplam harcamalar (AE). Planlanan toplam harcamalar tüketim ve planlanan yatırımların toplamından oluşmakta: AE = C + 1 Burada I ile planlanan yatırım harcamalarını ifade ediyoruz. Envanter yatırımlarında ortaya çıkan artış ya da azalışları dikkate almıyoruz. Bunun aynı zamanda bir tanım olduğunu unutmayalım. Toplam harcamalar her zaman tüketim ve planlanan yatırım harcamalarının toplamına eşittir ve biz bunu özdeşlik olarak ifade ederiz. Toplam çıktının (Y) planlanan toplam harcamalara eşit olduğu durumda ekonomi dengededir: Y = AE Bir başka ifadeyle, üretilen malların tamamı ekonomik birimler tarafından harcanmaktadır. Toplam harcamaların (AE) tüketimin ve planlanan yatırım harcamalarının toplamı olduğunu biliyoruz. Buna göre: Y = C + I Denge kavramını anlamak için ekonominin dengede olmadığı durumlara bakabiliriz. Örneğin toplam çıktının planlanan toplam harcamalardan fazla olduğu duruma bakalım: toplam çıktı > planlanan toplam harcamalar Y > C + I Toplam çıktının planlanan toplam harcamalardan fazla olduğu durumda firmaların planlanmayan envanter yatırımı yaptığını söyleyebiliriz. Çünkü firmalar planladıklarından daha düşük bir satış gerçekleştirir ve bu durumda satılmayan mallarını stok olarak tutar. Planlanan toplam harcamalar çıktının üzerinde de gerçekleşebilir: planlanan toplam harcamalar > toplam çıktı C + I > Y Planlanan toplam harcamalar toplam çıktı düzeyini aşarsa firmalar planladıklarından daha fazla satış yapar. Böylece envanter yatırımları planlanandan daha düşük olur. Bir başka ifadeyle satışlar stoklardan karşılanır. Bu durumda planlanan ve gerçekleşen yatırımlar birbirine eşit değildir. Buna göre çıktı düzeyi planlanan toplam harcamalara eşit olduğunda planlanmayan envanter yatırımı da ortaya çıkmayacaktır. Planlanmayan envanter yatırımı ortaya çıkması dengesizlik durumudur. Buna göre iki türlü denge koşulumuz var: Toplam çıktı (Y) ve planlanan toplam harcamaların (C+I) birbirine eşit olduğu ya da gerçekleşen ve planlanan yatırımların birbirine eşit olduğu durumda ekonomide denge gerçekleşecektir.

Tasarruf-Yatırım Yaklaşımı ve Denge

Bir özdeşlik olan Y ? C + S bize gelirin harcandığını ve tasarruf edildiğini ifade ediyordu. Denge koşulumuz olan Y = C + I eşitliği ise toplam harcamaların toplam üretime eşit olduğunu ifade eden bir eşitliktir. Bu eşitlik ekonominin denge dışı durumlarında gerçekleşmez. Buna göre ekonominin dengede olduğu durumda Y için C + S de yazabiliriz: C + S = C + I Eşitliğin her iki tarafından C’leri çıkartırsak S = I buluruz. Bu eşitlik bize planlanan yatırım harcamalarının tasarruflara eşit olduğu durumda da ekonominin dengede olacağını ifade ediyor.

Dengeye Uyarlanma

Planlanan toplam harcamaların toplam çıktıyı aştığı durumda firmaların nasıl bir karar verecektir. Böyle bir durumda firmaların stoklarındaki malları satarak ortaya çıkan talep fazlasını karşılayacaklarını biliyoruz. Azalan stoklarını tekrardan eski düzeyine getirmek için de üretimlerini artırdılar. Üretim arttığına göre gelir de artacaktır. Bunu şöyle açıklayabiliriz: Bir fabrikanın üretim artışı hem daha fazla istihdam hem de daha fazla ara malı kullanımı demek. Firmaların stoklarını aynı düzeyde tutmak istemeleri sonucunda üretim artacak ve artan üretim ücretler ve diğer üretim faktörlerinin gelirlerinin de artmasına etki edecektir. Gelirin artması tüketimi de artıracak, bu süreç ekonominin toplam çıktısı planlanan toplam harcamalarının altında kaldığı müddetçe devam edecektir. Eğer planlanan harcamalar toplam çıktıdan düşük olsaydı bu kez stoklarda planlanmayan bir artış olacaktı. Firmalar bu duruma üretimlerini düşürerek tepki verecekti. Üretim azaldığı için, gelir azalacak ve gelir azaldığı için de tüketim azalacaktı. Bu durumda dengenin yeniden sağlanması ekonominin toplam geliri, denge millî gelir düzeyi seviyesine düşünceye kadar devam edecekti.

Çoğaltan

Ekonomide firmaların çoğu iyimser beklentileri nedeniyle üretimlerini artırmaya karar verdiler ve yatırımlarını artırmayı planlıyorlar. Bu demek oluyor ki planlanan yatırım harcamaları artacak. Bu harcama artışı ekonomide nasıl ve ne kadarlık bir etki yaratacağı bir katsayı olan çoğaltan mekanizması ile açıklanmaktadır. Çoğaltan, bazı dışsal değişkenlerde değişme karşısında ekonominin denge çıktı düzeyinin ne kadar değişeceğini gösterir. Dışsal değişken, iktisadi olarak ekonominin mevcut durumuna bağlı olmayan bir değişkendir. Bir değişkenin dışsal olması ekonomideki değişimlerden etkilenmemesi durumunu ifade eder. Burada analizimizi basitleştirmek için planlanan yatırımları dışsal olarak alalım. Herhangi bir sebepten dolayı planlanan yatırım harcamalarının değişmesi durumunda ekonominin denge çıktı düzeyi ne kadar değişecektir? Planlanan yatırımların artarak 25 TL’den 50 TL’ye yükseldiğini varsayalım. Ve yatırımlar bu düzeyde sabit kalıyor, I=50. Bu artış ekonominin denge durumundan sapmasına neden olacak çünkü planlanan toplam harcamalar toplam çıktının üzerinde gerçekleşiyor. Firmaların stoklarında planlanmayan bir azalma ortaya çıkacak ve firmalar üretimlerini artıracak. Örneğin yeni ihracat pazarlarının açılması ile firmalar artan ürün talebini karşılamak için ilave yatırım yapacak. Buradan gelecek üretim ve yatırım artışı üretim faktörlerinin gelirlerini de artıracak, artan gelir ise tüketimi. Tüketim ise tekrar üretimi artırıyor. Çoğaltan, bu etkinin ne kadar olduğunu hesaplamaya yarayan bir araçtır. Çıktıda ve gelirde ortaya çıkacak artışın başlangıçta planlanan yatırımlardan daha fazla olacağını tahmin edebiliriz.

Gelirdeki her bir artışın bir kısmı tüketime gidecek ve her seferinde bu etki azalacak ve sonunda sıfır olacaktır. Bu süreç bir anlamda yeni denge düzeyine ulaşılmasıyla sona erecek. Çoğaltanın etkisinin büyüklüğünü belirleyen, planlanan toplam harcama doğrusunun eğimidir. Bu doğrunun eğimi ne kadar dikleşirse yatırımlardaki mevcut değişime çıktının tepkisi o kadar yüksek olur. Yatırımların sabit olduğu durumda planlanan toplam harcama doğrusunun eğiminin marjinal tüketim eğilimi olduğunu biliyoruz. O hâlde marjinal tüketim eğilimi ne kadar yüksekse çoğaltan o kadar büyük olacaktır. İktisadi olarak bu, ekonomide harcama eğiliminin yüksek olmasının daha fazla üretim artışı yarattığı anlamına gelmektedir. Bu durumda gelir artışlarıyla birlikte tüketimin daha fazla arttığını biliyoruz. Ekonomideki dengenin tekrar sağlanması nasıl gerçekleşecek? Ekonomide toplam harcama-toplam üretim eşitliğinin yatırımların tasarruflara eşit olmadıkça sağlanamadığını hatırlayalım. Bir ekonomide tasarruflar ile ortaya çıkan harcama sızıntılarının planlanan yatırım harcamaları ile yapılan enjeksiyonlarla dengelenmesi lazım. Çünkü yatırımların tasarruflardan fazla olması durumunda toplam harcamalar artmaya devam edecektir. Gelir artarken tasarruflar da gelirle birlikte artacak ve bu artış yatırımlara eşit oluncaya kadar devam edecektir. Yani bu artış sonunda ulaşılan yeni denge millî gelir düzeyinde tasarruflar yatırımlara eşit olmuş olacaktır. Burada gelirdeki değişimle birlikte tasarrufların ne kadar değiştiğini bize marjinal tasarruf eğiliminin verdiğini hatırlayalım: MPS = ?S/ ?Y

Tasarruflardaki değişimin yatırımlardaki değişim kadar olacağını söyledik. O hâlde şöyle de yazabiliriz: MPS = ?I / ?Y

Bu ifadeyi basit bir matematiksel işlemle aşağıdaki forma dönüştürürüz: ?Y = ?I x 1 / MPS

Bu eşitlik bize yatırımlardaki değişmenin toplam çıktı üzerinde yaratacağı etkiyi hesaplayabileceğimizi gösteriyor. Burada değişimin ne kadar olacağını bize veren katsayının adı çoğaltandır. Dolayısıyla, Çoğaltan: 1/ MPS

Şunu da hatırlayalım: MPS + MPC = 1 olmaktaydı. Bu eşitliği MPS = 1 – MPC olarak yazabiliriz. Bunu çoğaltan için tekrar şöyle yazabiliriz: Çoğaltan: 1/MPS = 1/1- MPC

Bizim örneğimizde MPC = 0.75 olduğuna göre MPS = 0.25 olacaktır. Yukarıdaki ifadelerde bu değerleri yerine yazdığımızda çarpanın değerini 4 buluyoruz. Bu da bize yatırımlardaki değişimin 4 katı kadar bir toplam çıktı artışı yarattığını söylüyor. Buna göre 25 TL’lik yatırım artışının yaratacağı etki 4 x 25 = 100 TL olur.

Ekonomide Devletin Rolü

Şimdi basit ekonomi modelimize devleti ekliyoruz. Devletin iki önemli faaliyeti olan vergi toplama ve transfer ödemeleri net vergiler (T) olarak adlandırılır. Net vergiler firmalar ve hanehalkları tarafından devlete yapılan vergi ödemelerinden, devlet tarafından hanehalklarına yapılan transfer ödemelerinin çıkarılmasıyla bulunur:

Net vergiler = vergiler – transfer harcamaları

Diğer değişken ise kamunun mal ve hizmet alımı ile yapmış olduğu harcamalardır. Bu harcamalar kamu harcamaları (G) olarak adlandırılır. Burada vergileri de analizimize dâhil ederek yeni bir gelir tanımına ulaşıyoruz: Vergi sonrası gelir ya da harcanabilir gelir, Yd; Harcanabilir gelir = toplam gelir – net vergiler Yd = Y – T

Harcanabilir gelir, hanehalkı tarafından ödenen vergileri ve devlet tarafından yapılan ilave gelir transferleri sonucu elimizde kalan ve harcama kararımızı etkileyecek geliri bize verir. O hâlde biz harcanabilir gelirimizin ne kadarını tüketip ne kadarını tasarruf edeceğimizin kararını veririz: Yd = C + S

Bu özdeşliği şöyle de yazabiliriz: Y – T = C + S T’yi de diğer tarafa atarsak: Y = C + S + T Bu özdeşlik bize toplam gelirin üç şekilde kullanıldığını gösteriyor: Hanehalkları tüketim ve tasarruf yapar ve devlete de net vergi öderler. Devleti toplam harcama tanımımız içerisine de dâhil etmeliyiz. Çünkü devlet de mal ve hizmet alımı için harcama yapar. Buna göre planlanan toplam harcamalar hanehalkı tarafından yapılan tüketim harcamalarının (C), firmalar tarafından yapılan planlı yatırımların (I) ve devletin mal ve hizmet alımlarının (G) toplamına eşit olur: AE=C + I + G

Devletin bir gelir-gider dengesi var. Bunu bütçe ile takip ederiz. Basit söylersek giderler kamu harcamaları, gelirler ise vergilerden oluşur. Gelir-gider arasındaki fark bütçe açığı ile ifade edilir: bütçe açığı = G – T

Devletin harcamaları, topladığı vergilerden fazla olunca devlet bütçe açığı verir. Bütçe dengesi gereği bu açığın borçlanarak finanse edilmesi gerekir. Bu durumda hanehalkları, tasarruflarını devletin borçlanma araçlarını satın alarak değerlendirebilirler. Devletin harcamaları, topladığı vergilerden düşük olduğunda ise bütçe fazlası ortaya çıkar.

Vergilerin Tüketim Fonksiyonuna Etkisi

Tüketimi gelirin bir fonksiyonu olduğunu gösteren bir doğrusal tüketim fonksiyonu kullanmıştık: C = a + bY . Analizimize kamuyu da dâhil ettiğimizde harcama fonksiyonumuzu da tüketimi harcanabilir gelirin bir fonksiyonu olarak yeniden yazıyoruz: C = a + b Yd , C = a + b (Y–T) Buna göre tüketimimizi belirleyen, vergi ödemeleri ve ilave gelirler yani transfer ödemeleri sonrası net gelirimiz olur ve harcama kararlarımızı buna göre veririz.

Denge Üretim Düzeyinin Belirlenmesi

Denge çıktı düzeyinin Y = AE durumunda sağlandığını biliyoruz. Burada planlanan toplam harcamalarımıza kamu harcamalarını da dâhil ediyoruz: AE = C + I + G

Buna göre denge koşulu aşağıdaki gibi olacak: Y = C + I + G

Daha önceki analizimizde olduğu gibi toplam çıktı (Y), planlanan toplam harcamaları (C+I+G) aştığında stoklarda (envanter yatırımlarında) beklenmeyen bir artış gerçekleşecek ve gerçekleşen yatırımlar planlanan yatırımlardan fazla olacaktır. Tersi durumda, planlanan toplam harcamalarının çıktının üzerinde gerçekleşmesi durumunda ise stoklarda (envanterler yatırımlarında) beklenmeyen bir azalış söz konusu olacaktır. Kullanmış olduğumuz sayısal örneğimizi geliştirerek kamunun ekonomi ve denge koşulu üzerindeki etkisini inceleyebiliriz. Öncelikle tüketim fonksiyonumuz C=100+0.75Y ’yi harcanabilir gelir için yeniden yazıyoruz: C = 100+0.75 Yd ya da C=100 + 0.75 (Y–T) İkinci olarak denk bütçe varsayımını kullanarak kamu harcamaları ve vergileri eşit alıyoruz: G=T=100 . Üçüncü olarak da planlanan yatırımları I=100 kabul ediyoruz.

Örneğin Y=500 TL için harcanabilir gelir 400 TL oluyor. Bu durumda tüketimi de C=100+0.75x(400)= 400 TL buluyoruz. Planlanan toplam harcamalar ise 600 TL. Buna göre planlanan harcamalar toplam çıktıdan 100 TL daha fazla. Bunun sonucu olarak 100 TL planlanmayan stok azalışı söz konusu ve firmalar üretimlerinde bu kadarlık bir artış yapacak ve toplam çıktı da artacaktır.

Dengeye Tasarruf-Yatırım Yaklaşımı (Sızıntılar ve Enjeksiyonlar)

Kapalı ve devletin olmadığı bir ekonomide dengenin aynı zamanda tasarrufların yatırımlara eşit olduğu durumda sağlamaktadır. Dikkat ederseniz toplam harcamalar üzerinden ekonominin gelir düzeyini ve denge düzeyini belirliyoruz. Burada çıkış noktamız harcamalardır. Harcamalar ne kadar yüksekse üretim ve çıktı da o kadar yüksek olur. Bu anlamda harcamaları azaltan faktör olarak tasarrufları görüyoruz. Devletin olduğu bir ekonomide harcamaları azaltan bir başka faktör daha ortaya çıkar. O da net vergiler. Net vergilerin harcanabilir gelir üzerinde bir etkisi vardır. Harcanabilir gelir ise tüketimi ve toplam harcamaları etkiler. Dolayısıyla, net vergiler ve tasarruflar harcamaları azaltıcı bir etkiye sahiptir. Tabii burada hem vergilerin hem de tasarrufların arttığı durumu ele alıyoruz. Bu faktörler harcamaları azaltır. Bir başka ifadeyle, harcama akımından sızıntı olarak çıkarlar. Diğer taraftan, planlanan yatırım harcamalarının yanında kamu harcamaları da toplam harcamaları artırıcı yönde etkiye sahiptir. Bunlar da harcama artırıcı özellikleri nedeniyle enjeksiyonlar olarak adlandırılır. Böylece tasarrufların yatırımlara eşit olduğu denge koşulunu sızıntıların enjeksiyonlara eşit olduğu yeni bir denge koşulu olarak yazıyoruz: Sızıntılar = Enjeksiyonlar S+T = I +G

Bu eşitliği toplam harcamaların toplam çıktıya eşit olduğu durumdan da türetebiliriz. Toplam harcamaların C+I+G olduğunu biliyoruz. Gelir ise C+S+T oluyor. Bu durumda dengeyi şöyle yazabiliriz: C+S+T = C+I+G

Eşitliğin her iki tarafından C’yi çıkartırsak S+T = I+G buluruz. Burada şuna dikkat edelim: Denge için ayrı ayrı bütçe dengesinin sağlanması (G=T) ya da tasarrufların yatırımlara (S=I) eşit olması gerekmez. Sızıntılar toplamı enjeksiyonlar toplamına eşit olacak.

Çoğaltan Mekanizmasına Kamunun Etkisi

Üç çeşit çoğaltan tanımımız var: Kamu harcamaları çoğaltanı, vergi çoğaltanı ve denk bütçe çoğaltanı.

Kamu Harcamaları Çoğaltanı: Kamu harcamalarında ortaya çıkacak bir artışın planlanan toplam harcamaları da artıracağını biliyoruz. Bunun sonucunda ise üretim artacaktır. Harcamalarda ortaya çıkan değişimlerin ne kadarlık bir millî gelir artışı yaratacağını hesaplayabilmemiz için çoğaltan değerini bilmeliyiz. Burada modelimize kamuyu da eklediğimiz için ekonomide harcamaları ve üretimi etkileyecek etki, kamunun harcamalarını artırması ile ortaya çıkar. Üretimin artması ile birlikte üretim faktörlerinin gelirleri de yani toplam gelir artar. Yeni elde edilen ilave gelir ile de harcamalar artar. Bunun sonucunda planlanan harcamalar toplam çıktının üzerinde gerçekleşir. Stoklar planlanandan daha düşük olur ve firmalar üretimlerini artırır. Bu durumda gelir ve sonrasında tüketim artar. Bu etkinin son bulacağı yer, ekonominin ulaşacağı yeni denge millî gelir düzeyi. Bu artışın yaratacağı etkiyi bize kamu harcamaları çoğaltanı verir: Kamu harcamaları çoğaltanı= 1 / MPS = 1 / 1- MPC Kamu harcamaları çoğaltanı da önceki kısımlarda kullandığımız çoğaltan ile aynı. Bunun matematiksel bir açıklaması var elbet. Fakat burada bizim için söylediği şu: Ekonomideki marjinal tüketim eğilimi, gelir artışının ne kadarlık kısmının harcamalara ve üretime gideceğini söyler. Dolayısıyla buradaki çoğaltan değeri de bize aynı etkiyi verir. Burada farklı olan, yatırımlardaki artış yerine kamu harcamalarındaki artıştan kaynaklanan bir etkinin olmasıdır. Kamu harcamaları çoğaltanı, kamu harcamalarındaki değişime denge çıktı düzeyindeki değişimin oranı olarak tanımlanır. Buradaki dışsal değişken kamu harcamaları. Önceki örneklerimizde kullandığımız marjinal tüketim eğilimi değerini kullanmaya devam edelim: MPC=0.75. Bu durumda çoğaltan değerinin 4 olduğunu biliyoruz. Bu demek oluyor ki dışsal değişkenlerde ortaya çıkacak artış, 4 katı kadarlık bir millî gelir artışı yaratacaktır.

Vergi Çoğaltanı: Vergilerin azaltılması harcanabilir gelirimizin artması demektir. Bu da tüketim harcamalarının artmasına neden olur. Böylece planlanan toplam harcamalar artar ve firmaların stokları planlanandan daha düşük gerçekleşir. Bu durumda firmalar üretimlerini artırır, daha fazla istihdam yaratır. Daha fazla çalışan, daha fazla gelir yaratılması demektir ki bu da tekrardan tüketimi artırır. Burada dikkat edilmesi gereken husus vergi kesintilerinin harcamalar üzerinde doğrudan etkiye sahip olmamasıdır. Fakat dolaylı yoldan ortaya çıkan bu etkiyi hesaplayabilmemiz için vergi çarpanını da tanımlamalıyız. Şimdiye kadar gördüğümüz çoğaltan değerlerinde planlanan toplam harcama bileşenlerinde ortaya çıkan değişimin doğrudan etkisini gösterecek biçimde marjinal tüketim eğilimi ya da marjinal tasarruf eğilimini kullanmıştık. Çoğaltan bize harcama bileşenlerinden birinde (I ya da G) başlangıçtaki değişimin etkisini veren katsayıydı. Hâlâ aynı etkiye bakıyoruz ama bu sefer başlangıçtaki değişim ya da dışsal şok dediğimiz etki vergi indiriminden geliyor. Ve bu vergi indirimi bizim harcanabilir gelirimizi değiştirerek tüketimi etkiliyor. Tüketimimizin bu vergi indirimi kadar artacağını ve bunun da marjinal tüketim eğilimine bağlı olduğunu anlamış olmalıyız: (–?T x MPC) . Bu, birinci etki. Şimdi de ikinci etkiye bakalım. Yani tüketim arttığına göre bu, ne kadarlık bir toplam çıktı artışı yaratacak kısmına. Bunun için de o bildiğimiz çarpan katsayısını kullanalım: 1/MPS. Şimdi iki etkiyi bir araya getirip vergilerdeki değişimlerin toplam çıktı üzerindeki etkisini bize veren vergi çarpanını yazabiliriz:

?Y = (-?T x MPC) x (1 / MPS)= -?T x (MPC / MPS)

Denk Bütçe Çoğaltanı; Şu ana kadar vergilerin değişmediği durumda kamu harcamalarındaki değişimlerin etkisini ve kamu harcamalarının değişmediği durumda vergilerin etkisini inceledik. Devlet yapacağı harcamanın finansmanını aynı miktarda vergi artışı ile karşılarsa bu ekonomi üzerinde nasıl bir etki yaratır? Yukarıdaki soruyu yanıtlamak için iki etkiyi ayrı ayrı inceleyim. Kamu harcamalarındaki artışın toplam çıktı üzerindeki etkisi çoğaltan kadar olacak: 1/MPS. Vergilerdeki artışın toplam çıktı üzerindeki etkisi ise – MPC/MPS kadar. Şunu biliyoruz: Kamu harcamalarının artışı çıktıyı artırır, vergilerin artırılması ise çıktıyı azaltır. İki etkiden hangisi daha fazla ise toplam çıktıda ona göre artış ya da azalış gerçekleşir. Başlangıçtaki artışın aynı olduğunu biliyoruz: ?G = ?T. Buna göre iki etkiyi kendi çoğaltan katsayılarıyla birlikte yazıp toplayabiliriz: çıktıdaki değişim = kamu harcama artışının pozitif etkisi – vergilerdeki artışın negatif etkisi

?Y =( ?G x 1 / MPS)+( ?T x -MPC / MPS)

?G = ?T olduğuna göre eşitliğin sağ tarafını ortak paranteze alarak yazabiliriz:

?Y = ?G x (1 / MPS – MPC / MPS) – ?G x (1 – MPC / MPS)

1 – MPC= MPS olduğuna göre de

?Y = ?G x (MPS / MPS) – ?G buluruz.

Buna göre denk bütçe çarpanı 1’e eşittir. Aynı miktarda vergi artışı ile finanse edilen kamu harcamaları artışının toplam gelir üzerindeki etkisi kendisi kadar olmaktadır. Burada vergilerin etkisini incelerken basitlik sağlaması açısından götürü vergilerin etkisine baktık. Fakat uygulamada vergiler gelir üzerinden alınmaktadır. Dolayısıyla gelirimizin belli bir oranı vergi olarak devlete aktarıldıktan sonra kalan kısım harcanabilir gelirimiz oluyor.

Dışa Açık Ekonomide Denge

Bu bölümde dış sektör dediğimiz ithalat ve ihracat yapan firmaların davranışlarını toplam harcama eşitliğimize dâhil ediyoruz. Diğer ülkelerin bizim ürettiğimiz mal ve hizmetlere yapmış olduğu harcamalar ihracat (EX) ile ifade edilir. Diğer ülkelerin üretmiş olduğu mal ve hizmetlere bizim tarafımızdan yapılan harcamalar ise ithalatı (IM) oluşturur. Burada bizim için önemli olan iki harcama arasındaki farktır. Bunu, net ihracat olarak adlandırırız. Net ihracatın pozitif olması satın aldığımızdan daha fazla mal ve hizmeti diğer ülkelere sattığımızı gösterir. Bunun aynı zamanda toplam harcamalarımızı ve dolayısıyla üretimimizi artırdığını söyleyelim. Net ihracatın negatif olması ise sattığımıza oranla diğer ülkelerden daha fazla mal ve hizmet satın aldığımız anlamına gelir. Bu durumda toplam harcamalar ve üretim azalır. Bu arada bizim toplam harcamalarımızın yurt içi üretimi etkilediğini ve ekonomide millî gelir dengesini bu şekilde bulduğumuzu tekrar hatırlayalım. Net ihracat tanımı bu yüzden önemli. Dışa açık ekonomide planlanan toplam harcamalar şu şekilde yazılır: AE = C + I + G + EX – IM Son iki terim bize net ihracatı verir: NX = EX – IM .

Dışa Açık Ekonomide Denge Üretim Düzeyinin Belirlenmesi

İhracatımızı belirleyen pek çok faktör vardır. Biz burada bütün bu faktörleri dışsal olarak kabul ediyoruz. İthalatımızın ise bizim gelir düzeyimizle ilişkili olduğu gibi basit bir varsayımımız var. Elbette ithalatı belirleyen başka pek çok faktör var ve onlar da yine dışsaldır. Burada ithalatımızı gelirle ilişkilendiren bir katsayı kullanıyoruz: Marjinal ithalat eğilimi (MPI). Marjinal ithalat eğilimi, gelirdeki artışların ne kadarının ithal mallara harcandığını gösterir. Buna göre ithalat için şu basit eşitliği kullanırız: IM = MPI x Y. Örneğin marjinal ithalat eğilimi 0.2 ise gelirdeki 100 TL artış olduğunda ithalat 20 TL (0.2×100=20) artacak. Tabii tersi de geçerli. Gelirimiz azaldığında nasıl yurt içi mallara yönelik harcamamız azalırsa ithal mallara yönelik harcamalarımız da azalır.

Dengeye Tasarruf-Yatırım Yaklaşımı (Sızıntılar ve Enjeksiyonlar): Dışa açık ekonomide harcama akımına enjeksiyon olarak ihracatı ekleriz. Çünkü ihracat yurt içinde üretilen mallara yönelik bir harcama talebidir. Buna göre dışa açık ekonomide enjeksiyonlar toplamı I+G+EX olur. Harcama akımından sızıntı yaratan ilave değişkenimiz ise ithalattır. Çünkü ithalatın olması yurt içi üretime yapılacak harcamalardan yurt dışına bir sızıntı demek. Buna göre ekonomide sızıntılar toplamı da S+T+IM olur. Dışa açık ekonomi için de denge tanımımız aynı. Sızıntılar enjeksiyonlara eşit olmalıdır: S + T + IM = I + G + EX

Dışa Açık Ekonomide Çoğaltan Mekanizması: Marjinal ithalat eğilimi ile birlikte toplam harcama doğrusunun eğiminin daha yatık hâle geldiğini gördük. Bunun iktisadi anlamı bazı harcamalarımızı yurt dışında üretilen mal ve hizmetler için yapmamız, matematiksel anlamı ise çoğaltan katsayısının paydasındaki değerin artması nedeniyle çoğaltanın değerinin düşmesidir. Dışa açık bir ekonomide çoğaltanı hesaplayabilmemiz için yurt içinde üretilen mallara ne kadarlık bir tüketim eğilimi olduğunu bilmemiz lazım. Yurt içinde üretilen mallara yönelik tüketimi, toplam tüketimden ithal mal tüketimini çıkararak (C-IM) bulabiliriz. Gelirdeki değişim karşısında tüketimdeki değişmeyi marjinal tüketim eğiliminin, ithal mallara yönelik tüketimdeki değişmeyi ise marjinal ithalat eğiliminin verdiğini hatırlayalım. O hâlde yurt içi üretilen mallara yönelik tüketim eğilimi, marjinal tüketim eğiliminden marjinal ithalat eğilimi çıkarılarak bulunabilir: MPC-MPI. Buna göre çoğaltan değerine MPC yerine bunu ekleyerek dışa açık ekonomi için çoğaltanı bulabiliriz:

Dışa açık ekonomi çoğaltanı = 1 / 1 – (MPC – MPI)