Ünite 2: KİNDİ

Kindi’nin Yaşamı

“İlk İslam Filozofu” ünvanını alan Ebû Yûsuf Ya’kub b. ‹shak b. Sabbah el-Kindî Irak’ın Küfe şehrinde doğdu. Ataları Güney Arabistan’ın Kınde bölgesinde yaşadıkları için nisbesi Kindi olarak anılır.

Geleneksel eğitimini sürdürdüğü sırada dil ve edebiyatla yoğun bir şekilde ilgilendiği bilinen Kindi, Küfe ve Basra’da yaşadıktan sonra ölünceye kadar Bağdat’ta yaşamıştır. “Kindi Kütüphanesi” olarak bilinen birçok eserin bulunduğu bir kütüphane kuran Kindi, halife Me’mun’un takdirini kazanarak saraya girmiş ve birçok seçkin insanı yakından tanıma imkanı bulmuştur.

Abbasi halifelerinden de destek görmüş ve sarayda astronom ve astrolog olarak müneccimlik görevi yapmıştır. 9.yy. da doğduğu tahmin edilen Kindi’nin ölüm tarihi de net olarak bilinmemekte ve 860-873 yılları arasında öldüğü tahmin edilmektedir.

Kindî felsefe tarihi bakımından olduğu kadar ilim tarihi bakımından da öncü bir isimdir. Sözgelimi; yazdığı bir risalede ilk ve ortaçağda demir ve bakır gibi madenleri iksirler yoluyla altına ve gümüşe çevirmeyi amaçlayan ve asırlarca süren istismarlara yol açan simyanın, bir aldatmaca ve sözde ilim olduğunu ortaya koşmuş olması önemlidir. Ayrıca ışığın yayılma ve yansımasıyla yanan/yakan aynaların yapımına dair eserleriyle de optik alanında öncü olmuştur.

Tıp, matematik, astronomi, metafizik, siyaset, psikoloji, diyalektik, astroloji, kehânet gibi alanlarla ilgilenen Kindi bu alanlara ilişkin 227 civarında eser ortaya koymuştur. Kindi’ye ait eserler birçok araştırmacı tarafından ele alınmış ve McCarthy’nin tespitlerine göre Kindî’nin eserlerinden 17’si Latince’ye, 4’ü ibrânice’ye, modern dönemde ise 5’i Almanca’ya, 4’ü italyanca’ya, ikişer tanesi de ingilizce ve Fransızca’ya tercüme edilmiş; böylece Kindî hem ortaçağ hem de modern dönem Avrupa’sında tanınmış ve etkili olmuştur.

Kindi’nin Varlık Anlayışı

Kindi tanınmış filozofların kitaplarının Arapçaya tercümelerinden sonra felsefeyi “insan sanatlarının en üstünü ve en değerlisi” olarak adlandırmıştır. Bunların yanı sıra diğer kitap ve risalelerinde farklı felsefe tanımları da yapmıştır. Bu tanımları incelemek için kitabınızın 20.sayfasına bakabilirsiniz.

Kindi matematiğin kavranmasının soyut bir bilim olan metafiziği kavramak için bir önkoşul olduğunu ve insan zihninin anlamasını kolaylaştırdığını belirtmektedir. Bu yüzden matematik, fizik ve metafizik yolunun izlenmesinin daha etkili olacağını söylemekte ve Eflatun’u izlediği söylenebilmektedir.

Kozmik varlığı ikiye ayıran Kindi fiziği değişen metafiziği ise değişmeyen olarak ele almaktadır. Bu açıdan metafiziği kendine kuşanmayan birinin gerçek bir filozof olamayacağını düşünmektedir.

“Niçin?” sorusunun cevabını ise sebepler sebebi, mutlak gerçek olan Allah olarak açıklamaktadır. İslan felsefesi terminolojisinde “hakikat”, “mahiyet” ve “hüviyet” terimleri farklı şekillerde tanımlanmaktadır. Kindi ise “hakikat” ve “hüviyet” kavramlarını tek kavram altında “inniyyet” olarak ele almaktadır.

Varlık hakkında araştırma yapmak ve bilgi edinmek için şu dört soruyu sorup cevaplamak gerekir: “Var mı/dır (hel), ne/dir (mâ), hangisi/dir (eyyu) ve niçin/dir (lime).” “Var mıdır” bir şeyin sadece varlığını/hakikatini/gerçekli ğini soruşturur. Her varlığın bir cinsi bulunduğuna göre “nedir” o cinsin ne olduğunu, “hangisi” varlığın türünü (fasıl ya da ayırım), “nedir” ve “hangisidir” terimleri ikisi birlikte ise varlığın mahiyetini araştıran sorulardır.

Bundan sonraki ünitede ele alınacağı üzere İbn Sînâ’nın ortaya koyduğu bir şeyin mahiyetinin o şeyin varlığından önce geldiği yani mahiyetten varlığa geçildiği, varlığın mahiyete sonradan katılan bir “araz” konumunda bulunduğu fikri, sonraki filozof ve kelamcıları derinden etkilemiş; ayrıca Latin Ortaçağ boyunca tartışılan en önemli sorunlardan biri olmuştur.

Eflatun’un “idea” kavramına karşılık Aristotales “cevher” kavramını kullanmış ve Kindi ise cevher kavramını “her gerçekliğin altında yatan gerçeklik” olarak açıklamıştır. Kindi’nin diğer cevher tanımlamaları için kitabınızın 21. sayfasına bakınız.

Kindi’ye göre heyula (ilk madde) ve suret (form) aynı zamanda güç ve fiili de ifade etmektedir. Varlıkta Heyula suretsiz, surette heyulasız bulunamamaktadır. Bu ikisinin birleşmesi sonucu ise madde oluşmaktadır. Kindî her ne kadar başta ilk Felsefe Üzerine olmak üzere eserlerinde Aristoteles’e göndermeler yapsa da kendi düşünce sisteminin ana unsuru denebilecek bir hususa odaklanmış görünmektedir: Sonluluk-sonsuzluk (hudûs-ezelîlik) ve birlik-çokluk (vahdet-kesret) kavram çiftleri bağlamında Aristoteles’in âlemin ezelî olduğu yönündeki tezine karşı âlemin yoktan (an leys) yaratılmışlığı tezini temellendirmek.

Alemin Yoktan Yaratılmışlığı

Kindi varlığn yoktan yaratıldığını ve sonsuz bir niceliğin bulunmasının imkansız olduğunu Öklid geometrisinin aksiyomlarına dayanarak 6 maddede ispatlamaya çalışmıştır (ilgili maddeler için bknz. Sayfa 22). Kindî cisim ve nicelik ile doğrudan ilişkili gördüğü hareket, zaman ve mekânın da sonlu/sınırlı ve dolayısıyla yaratılmış olduğunu savunur.

Kindi Eflatun’un sayılar ile ilgli görüşünü benimsemiş olmasına rağmen alemin yoktan yaratıldığı ve sonsuz nicelik olamaz tezini çürütmesine karşın bazı karşıt savunmalar belirtmiştir. Kindi’ye göre evren sonlu ve sayılı bir niceliktir ve yoktan yaratılmıştır.

Eski yunan anlayışları gibi Kindi’de “1”in sayı değil sayıların ilkesi olduğunu sayıların 2’den başladığını savunmaktadır. Kindi’ye göre “1” sayıların ilkesi olduğu için bölünemezdir ve birin bölümlü/bölünemez olduğu ortaya çıkmaktadır. bu yüzden 1’i sayı olarak kabul etmemiştir.

Bu belirlemeden sonra Kindi bir ve birlik ilişkisini incelemiş ve duyu ve akıl idrakine konu olan her şeyin bir ve birlikten oluştuğunu belirtmiştir. Buradan yola çıkan Kindi hakiki ve zorunlu Bir’in tanrı olduğunu ve diğer tüm birliklerin de ondan geldiğini ileri sürmektedir.

Kindi “tarifeler üzerine” adlı terimler sözlüğünde “felek” kavramını madde ve sureti olup ezeli olmayan” şeklinde tanımladığı görülmektedir. bunun onucunda ise şu sonuca ulaşır; “İmdi, tam kudret sahibi olan Allah’ın, tümüyle kozmik varlığı, evrendeki her şeyi içinde barındıran tek bir canlı şeklinde yarattığını kim inkâr edebilir!”.

Kindi’nin Bilgi Anlayışı

Kindi bilgiyi “varlığın hakikatini bilme” ve “sarsılmayan görüş” olarak tanımlamaktadır. Bilginin kaynağı ve çeşitleri konusunda ise duyu, akıl, sezgi ve vahiy kavramlarını ele almıştır.

Kindi’ye göre nefis kavramı da güneş ışınlarının güneşten geldiği gibi Yaratan’dan gelmektedir. Nefsin sadece istek ve öfke gücü olmadığını aynı zamanda da düşünme gücünün olduğunu belirtmektedir. Kindi’ye göre düşünen nefis ilahi ve manevi bir cevherdir.

Kindi varlığı tikel (cüz’i) ve tümel (külli) olmak üzere ikiye ayırmaktadır. Duyu organları tikel varlıklar hakkında bilgi verirken akıl tümel bilgiye ulaşır.

Kindî, ilimleri çeşitli açılardan farklı şekillerde sınıflandırmıştır. Düşünce tarihinde ilimleri ilk defa “insanî ilimler” ve “dinî ilimler” şeklinde sınıflandıran filozofa göre insanî ilimler (a) doğrudan ilimler, (b) başka ilimler için araç olan ilimler diye ikiye ayrılır. Doğrudan ilimleri de teorik ve pratik olanlar şeklinde iki grupta değerlendiren Kindî, teorik ilim saydığı psikolojiyi diğer teorik ilimler olan fizik ile metafiziğin arasına yerleştirir. Pratik ilimler ise ahlâk ve siyasettir. Başka ilimler için araç konumundakiler ise matematik ile mantık başlığı altında toplanan disiplinlerdir. Kindî’ye göre aritmetik, geometri, astronomi ve musikiden oluşan matematik ilimleri bilmeyen bir kimse felsefeyi öğrenemez.

Duyu Algısı

Kindi’ye göre duyu organları dış dünyadan aldığı verileri ortak duyuda birleştirir ve tasarlama gücü tarafından algılandıktan sonra hafıza gücüne aktarılır. Fakat duyu organları sürekli değiştiği için Kindi bu bilgilerin sağlıklı bilgiler olduğunu düşünmez.

Akıl İdraki

Kindi’ye göre akıl insan nefsinin en önemli gücüdür ve tümeller ile önsel bilgileri idrak eder. Aklın maddi olmayan varlıklar alanına ait bilgileri aracısız ve zorunlu olarak algıladığını belirtir. Ona göre duyu bilgisi subjektif değiş objejtiftir.

Aristoteles Kitâbü’n-Nefs’te (De Anima) aklı edilgin ve etkin olmak üzere ikiye ayırır. Ona göre insan nefsinin bir gücü ve yeteneği olan edilgin (pasif) akıl bir güç ve imkândan ibaret olup “üzerine hiçbir şey yazılmamış levha” gibidir. Cisimli olmayan güç ve imkân halindeki edilgin aklın kendiliğinden fiil durumuna geçip işlevini yerine getirmesi düşünülemeyeceği için Aristoteles, onu harekete geçirenin bütünüyle maddeden ayrık/soyut (mufârık), edilginlikten uzak, sürekli fiil halinde ve ölümsüz olarak nitelendirdiği etkin (aktif) akıl olduğunu belirtir. Ona göre güneş ışığının tabiattaki renk ve şekilleri görmemizi sağlaması gibi, etkin akıl da edilgin aklın soyut ve tümel kavramları algılamasını sağlar. Kindi insan aklının soyutlama ve bilgi üretme sürecini;

  • Sürekli fiil halindeki akıl
  • Güç halindeki akıl
  • Fiil alanına çıkan müstefad akıl altında yorumlamıştır. İlgili açıklamalar için kitabınızın 25-26.sayfalarına bakınız.

Sezgi

Kindi’ye göre sezgi de akıl ve duyu gibi bir bilgi kaynağıdır. Varlığa ait tüm bilgi formlarının sezgi üzerinde belirmeye başladığı belirtilmektedir.

Vahiy

Vahyi epistemolojik temelde bilgi kaynağı olarak ilk sınıflandıran kişi Kindi’dir. Kindi’ye göre düğer bilgiler kişilerin çabaları sonucunda elde edilebilirken vahiy yoluyla bilgi sadece peygamberlere gönderilen ve doğrudan Allah’ın ilettiği bilgidir. Kindi’ye göre vahiy ile elde edilen bilgi, diğer bilgilere göre daha net ve çetrefilsiz olduğu için daha önemli bir bilgidir.
Kindi felsefeyi en değerli uğraş ve sanat olarak görmektedir. En çok “İlk Felsefe” üzerinde duran Kindi ahlakın da felsefenin en temel konularından birini oluşturduğunu belirtmektedir.