Ünite 6: Kelime I: Türkçe Kelimeler

Türkçe’nin Heceleri

Kelimelerde temel yapı birimleri hecelerdir; fakat bu yapı birimleri konuşma zincirinde dağılır, sesler arasında yeni bağlantılar meydana gelir bu suretle hecelerin yapısı da değişir: ak-şam ve ol-du , ama: ak-şa-mol-du; ye-mek, i-cin ve al-dım , ama: ye-me-ki-ci-nal-dım gibi.
Geçici olan bu duruma ses değişmeleri diyoruz. İster tek tek kelimelerdeki gibi, isterse konuşma zincirindeki dağılıp bağlanmalarla ortaya çıktığı gibi olsun, Türkçe’nin heceleri için 6 ana örnek söz konusudur:
1. ünlü: a -ra, e -mek, ı -lık, i -lişik, o -turmak, ö -lüm, u -yu, ü -züntü;
2. ünlü-ünsüz: aş, eş, ıs -sız, iş, ol, öl, uç, üç ;
3. ünsüz-ünlü: ça -yır, ge -çit, -ğın, bi -lek, bo -yun, çö -kük, ku -yu, -zen;
4. ünsüz-ünlü-ünsüz: kal, gel, kır, gir, kol, böl, bul, yüz;
5. ünlü-ünsüz-ünsüz: alt, art, üst;
6. ünsüz-ünlü-ünsüz-ünsüz: kork -mak, dört, yoğurt, alp, sarp , kor- kunç .

Bu hece yapılarından çıkan üç önemli sonuç vardır. Bunlar Türkçe ve yabancı kelimeleri ayırmak açısından önemlidir:
1. Türkçe bir kelime kökü veya hece birimi asla çift ünsüzle başlamaz.
2. Türkçe bir hece sonunda iki ünsüz dışında başka türlü bir ses öbekleşmesi olamaz.
3. Türkçe bir hece sonunda ikiz ünsüz bulunmaz.

  • Açık ve Kapalı Heceler
    Açık hece: Bir ünlüden ibaret ya da ünlüyle biten hecelerdir.
    Kapalı hece: Ünsüzle biten hecelerdir.
  • Hecede Kurucu Ses
    Türkçe’nin bütün hecelerinde mutlaka bir ünlü bulunur. Öteki üyeler (ünsüzler) bunun ardında ve önünde açıklık derecelerine göre yer alırlar. Seslerin bu düzenli sıralanışı Türkçe’nin bütün hecelerinde kapalıdan en açığa doğru yükselen, sonra da bu en açıktan en kapalıya doğru inen bir düzenlilik özelliği kazandırmıştır. İşte Türk hecesindeki bu özelliğe tek dorukluluk denir. Türkçe’nin bütün heceleri tek doruklu dur. Bu düzene uymayan hecelere de çift doruklu hece diyoruz. Çift doruklu heceler Türkçe’ye yabancı dillerden girmiş kelimelerde bulunur.

Türkçe’de Hecelerin Sıralanış Kuralı

Ünlü-ünsüz münasebeti bakımından değişmez şu ana kuralın Türkçe’nin hecelerinde işlediği görülür:
Her hece kurucu ünlü, kendisinden önce gelen ünsüzü ve kendisinden sonra gelen tek ya da düzenli iki ünsüzü yanına çeker ve kurduğu heceye katar: a-ra, o-da, ba-ba, ku-yu, kız, ço-cuk, sı-ğın, sırt, yo-ğurt gibi. İşte bu ana kural hem eklemede, hem birleşmede, hem de söz içinde işler ve ünlünün yönettiği bu sistem, yapı bakımından aynı tip heceler üretir.

  • Eklemede
    Kelimelerimizi ilkin tek ses ya da birden çok sesin öbekleşmesinden oluşan yapım ekleriyle uzatır, yeni tabanlar yaparız. Sonra bunlara çekim eki dediğimiz ekler katar, daha da uzun duruma getiririz. Böylece ses sayısı oldukça kabarık bir öbek oluşur. İşte bu çok sayıda sesin bulunduğu öbek içinde yer alan her ünlü, kendi hecelerini söz konusu kurala uyarak kurar: baş, ama ba-şım ve ba-şı-ma; baş-lık , ama baş-lı-ğı ve baş-lı-ğın-dan; u-tanç ama u-tan-cı, u-tan-cı-mı ve u-tan-cım-dan gibi.
  • Birleşmede
    Kelimeleri belli söz kalıpları içinde yan yana getirip birleşik kelime dediğimiz kelime öbekleri oluştururuz: deniz aşırı ama deni-za-şı-rı , Çocuk Esirgeme Kurumu ama ç o-cu-ke-sir-ge-me-ku-ru-mu , nüfus artışı ama nü-fu-sar-tı-şı , onar onar ama o-na-ro-nar gibi. Birleşik kelimeler de birer tabandır ve çekim ekleriyle uzatılabilir: bastıbacak ama bas-tı-ba-ca-ğın (biri), sur içi ama su-ri-çin-de gibi.
  • Söz İçinde
    Söz içinde öbekleşen kelimelerin heceleri arasında da aynı kurala uygun olarak yine aynı tip heceler ortaya çıkar: Geçen akşam erkenden uyudum; ama Ge-çe-nak-şa-mer-ken-de-nu-yu-dum.
    Hecede ahengi sağlayan, durgu yapılırken kelimelerin bölünmemesi, her birimde bütünlüklerinin korunmasıdır: Gönül gurbet / ele çıkma — Ya gelinir / ya gelinmez; Bülbülün feryadı / gülşen elinden — Gülşen ağłar / turna ağłar / tel ağłar gibi. Heceyle yazılmış bir şiirde, durgu yerinde kelimenin bölünmesi kusur sayılır. Aruzda ise kelimeler bölünebilir, çünkü ahengi sağlayan, kalıpların hece sayıları yanında bu hecelerdeki ünlülerin nicelikleri, yani kısalık ve uzunluklarıdır. Ünlüsü kısa kapalı heceler ünlüsü uzun bir açık heceye denk sayıldığı gibi, ünlüsü uzun okunan kapalı heceler ile ( tekrar, garib gibi) sonu çift ünsüzlü heceler de ( mihr gibi) yerine göre ilki uzun, ikincisi kısa iki hece değerinde kullanılabilir.

Türkçe’nin Kelimeleri

Her dilin kelime haznesinde kendi kelimeleri yanında başka dillerden alınmış kelimeler de bulunur. Bizde de Osmanlı Türkçesi döneminde dilimize Arapça ve Farsça’dan çok sayıda kelime alınmıştır. Alıntı kelime türlerini görmeden önce, bunların Türkçe kelimelerle aralarındaki temel ayrılıkları gözden geçirmek gerekmektedir.

  1. Yapı Bakımından Öz Türkçe Kelime
    Bir öz Türkçe kelimede yapı bakımından üç unsur bulunur: kök, bir veya daha çok yapım eki, çekim eki.
    Kök: Tek başına bir anlam taşıyan, bölünemez, daha küçük parçalara ayrılamaz bir ses topluluğudur. Buna anlam çekirdeği de diyebiliriz. Türkçe’nin kökleri daha çok tek hecelidir: baş, göz, el, ol, diz, iş, su, yel, yıl , öz gibi.
    Yapım Eki: Köklerin taşıdığı anlamlarda değişiklik yapan, onları anlamca başkalaştıran üyelere denir. Bunlar tek başlarına kullanılmazlar, bağımsız bir anlam değeri de belirtmezler:
    قير لمق ḳır-ıl-(ma ), بو ياجى boya-cı, كزدر مك gez-dir-(mek), ويو تمق uyu-t-(ma ) gibi. Yapım ekleri yalnız köklere değil, birleşik kelimelere ve başka dillerden alınmış kelimelere de getirilebilir. Böylece bunlardan da yeni anlamlarda yeni kelimeler elde edilir:
    پشيمان ايتدرمك peşiman ( pişman) et-tir-(mek), دلى قانلى delikan-lı , قاپوجى باشيلق ḳapıcıbaşı-lıḳ , و طنداش vatan-daş gibi.
    Yapım ekleriyle genişleyip uzatılmış kelimelere, gövde adını veriyoruz. Bir gövde de yapım ekleri alarak uzayabilir. Her ek bir başka anlam katkısı sağladığından, bu durumda gövdenin anlamında da değişiklikler meydana gelmiş olacaktır:
    دلى قانليلق delikan-lı-lı ḳ, فر صتجيلق fırsat-cı-lı ḳ, gibi. Gerek kökler, gerekse gövdeler kelimelerin yalın (çekimsiz) biçimleridirler ve her ikisi de çekim ekleri alabilirler. Kelimeler yalın biçimleriyle yalnızca sözlüklerde yer alabildikleri için bunlara sözlük kelimeleri de denir. Daha önce gördüğümüz gibi; kök, gövde, birleşik veya alıntı bütün kelimelerin yalın hâllerine aynı zamanda taban diyoruz.
    Çekim Eki: Söz içinde kelimeleri başka kelimelerle ilişkilendirmeye yarayan unsurdur. Çekim eki almış bir kelime (isim ya da fiil) ile başka bir kelime arasında bir anlam ilişkisi kurulmuş olur. Böylece kelime yalın biçiminden uzaklaşarak yeni bir biçim kazanır ve bu yeni biçimiyle gramerce birtakım özellikler gösterir. Bu yüzden kelimelerin çekim ekli biçimlerini gramer kelimeleri diye adlandırıyoruz:
    بورجلويه borç ł u-ya, قارشيده ḳ arşı-da gibi.
  2. Türkçe Kelimelerde Ünlülenme Düzeni
    Gerek yapım ekleriyle elde edilen gövdelerde (sözlük kelimelerinde), gerekse kök ve gövdelerin çekim ekleri almış biçimlerinde (gramer kelimelerinde) hece ünlüleri belli bir düzen içinde gelir. Bu düzeni kuran ünlü uyumu dediğimiz kanundur. Dilimizin yapısıyla ilgili olan bu kanun aslında hece ünlülerinin benzeşmesidir. Benzeşme, ünlülerin kalınlık- incelik, düzlük-yuvarlaklık niteliklerine dayanır. Bu yüzden de iki bakımdan benzeşme (uyum) söz konusu olur:
    a. Kalınlık-İncelik Bakımından: Bir Türkçe kelimede ya a, ı, o, u ya da e, i, o, u ünlüleri bir arada bulunabilir. Diğer bir ifadeyle:
    1. Bir Türkçe kelimenin ilk hecesinde bir kalın ünlü varsa, ondan sonraki hecelerin ünlüleri de kalın olur: باجاق baca , قيوراق ḳ ıvra , قو جاق ḳ uca , آچيقده açıḳta, قالينلق ḳalınlıḳ gibi.
    2. Bir Türkçe kelimenin ilk hecesinde bir ince ünlü varsa, ondan sonraki hecelerin ünlüleri de ince olur: الك elek, ايپلك iplik , سو رمه sürme, سير كمك esirgemek, بر يكمك birikmek gibi. İşte bu kurallı benzeşmeye kalınlık-incelik uyumu diyoruz. Dil benzeşmesi, damak uyumu ve büyük ünlü uyumu da denir.
    b. Düzlük-Yuvarlaklık Bakımından: Bu uyum bir Türkçe kelimede ilk hece ünlüsünün düz veya yuvarlak oluşuna göre sonraki hece ünlülerinin geliş düzeniyle ilgilidir. Buna göre:
    1. Bir Türkçe kelimenin ilk hecesinde bir düz ünlü varsa, ondan sonraki hecelerin ünlüleri de düz olur: آغر a ğ ır , ا كسك eksik, بيچاق bıça gibi.
    2. Bir Türkçe kelimenin ilk hecesinde bir yuvarlak ünlü varsa, iki ayrı durum söz konusudur:
    a. İkinci hecenin dar ünlüsü yuvarlak olur; sonraki hecelerin de ünlüleri darsa, uyum ileri doğru işler: اومو ز omuz , اورتو örtü, سو ركولو مى sürgülü mü gibi. Ancak eklerle uzayan kelimede yuvarlak ünlülü heceleri izleyen hecenin ünlüsü düz geniş bir ünlü olduğunda ondan sonraki dar ünlüler üzerinde kural işlemez ve bunları artık düz geniş ünlü yönetir: اوموزلر ينه omuz ł arına, قوتوجقلرى kutucukları gibi.
    b. İkinci hecenin ünlüsü düz genişse, öylece kalır ve kendisinden sonraki hece ünlüleri de ona uyar: قوناق ḳ ona ḳ, قو ناغنده ona ğ ında gibi. İşte bir Türkçe kelimede düz ve yuvarlak ünlüler arasındaki bu kurallı benzeşmeye de düzlük-yuvarlaklık uyumu diyoruz.
  3. Türkçe Kelimelerde Ünsüz Sistemi
    Bir Türkçe kelime, yapısındaki ünsüzler, bu ünsüzlerin kelimede yerleşme düzeni ve aralarındaki ilişkiler bakımından da sistemli bir görüntü taşır. Bu sistemi oluşturan yapıyı bilmek, bu dönemde dile giren çok sayıdaki alıntı kelimeyi tanımlamak ve bunlar üzerinde gerçekleşen değişiklikleri kavramak açısından önemli ve gereklidir.
    1. Türkçe kelimeler ğ, ł, l, m, n, n , r, z ünsüzleriyle başlamaz. Ancak kimi yansıma (ses taklidi) kelimeler ł, l, n, z ile başlayabilir. Soru zamiri ne hariç, n ünsüzü sadece çocuk dilinden geçme birkaç yansıma kelimenin başında bulunur ( nene, ninni gibi). m ünsüzü yalnızca yansıma kelimelerin başında ve m li ikilemelerde pek nadir olarak görülür ( miyavlamak, mışıl mışıl gibi); ancak yine de m hiçbir zaman bir öz fiil kökünün başında görülmez. z ünsüzü bir iki yansıma kelime ve ikileme dışında ilk ses olarak bulunmaz ( zırıl zırıl, zonklamak gibi). Bir Türkçe kelimenin başında bulunamayacak diğer ünsüzler ise c , f ve j ’dir.
    2. Türkçe kelimelerde ön seste çift ünsüz bulunmaz.
    3. Türkçe tek heceli kelimelerin sonunda düzensiz çift ünsüz ve ikiz ünsüz bulunmaz. Şayet böyle bir durum varsa, eklenmede ortaya çıkan geçici bir görüntüden ibarettir: بللى belli gibi. Arapça kelimelerdeki kökten çift ünsüzler tek harfle yazılıp şeddeli okunduğu hâlde ( حقنده ha ḳḳ ında gibi), Türkçe kelimelerde yan yana düşen aynı iki ünsüz çoklukla ayrı harflerle yazılmıştır: صاللمق sałłama ḳ gibi.
    4. Türkçe kelimelerin sonunda patlamalı tonlu b c d g ünsüzleri bulunmaz, bunların yerine tonsuzları olan p c t k sesleri bulunur: ديپ dip, ايتمك et-(mek) gibi. Ancak bu tonsuz ünsüzler eklemede iki ünlü arasında veya kendilerinden önceki l, m, n, r ünsüzleri ile bir ünlü arasında kaldıklarında:
    a. çoğu çok heceli olmak üzere, kimi kelimelerde tonlulaşır, b d c ğ seslerine dönerler: دوردى dördü, ايدر eder, كيدر gider, قنادى ḳ anadı, جكى بو böceği .
    b. çoğu tek heceli olmak üzere, kimi kelimelerde de değişmeyip tonsuz kalırlar: آتى atı, قاتنده k atında, چكر çeker gibi. Osmanlı Türkçesi metinlerinde bu değişimlerden t/d , c/c ve ḳ / ğ yazıda gösterilmiştir: قپاق ḳ apa / قپاغى ḳ apa ğ ı, لمق او ołma ḳ / لمغين او ołma ğ ın gibi.
    5. Tonlu-tonsuz zıt nitelikleriyle eşleşen ünsüzler Türkçe bir kelimede karşılaştıklarında, ortak, yani tonlu ya da tonsuz nitelikleri yönünden benzeşirler. İki heceli birçok eski kelimemizde ( buğday , dizgin; baş k a, yüksek, eski, üstün gibi) görülen bu benzeşme eklemede de bir kural olarak işler. Buna göre, bulunabilirlikleri açısından:
    a. ek alan tabanın sonundaki ünsüz, tonsuz c, , k, p, s, ş, t ünsüzlerinden biriyse, ilerleyici bir benzeşme ile ekin başındaki ünsüz, tonsuz c, , k, t ünsüzlerinden biri olur: آچدى aç-tı, بيچقو bıç- ı, مق آقدر a -tarma ḳ, كسيكدر ا eksik-tir, كسكين kes-kin gibi.
    b. ek alan tabanın sonundaki ünsüz, tonlu ğ, v, z ünsüzlerinden biriyse, ekin başındaki ünsüz de tonlu c, ğ , g , d ünsüzlerinden biri olur: a ğ -dan, eğ-di , av-da , ev-ciğez , suz-durur, ن آزغو az g ın gibi.
    c. Tonsuz karşılığı bulunmayan hepsi tonlu l, m, n, n, r, y ünsüzlerine gelince; bunlar tabanlarda son ses olduklarında, ekleme sırasında karşılaştıkları ünsüzleri kendilerine benzeştirirler, yani ilerleyici bir benzeşme ile ekin ön sesi olan ünsüz tonlu c, g, d gelir: الجك el-cik, كمدن kim-den, انكين en-gin, غى صار sar- g ı , صالغين sał- g ın gibi.
    Ünsüzler arasındaki tonluluk-tonsuzluk benzeşmesine dayanan bu düzenliliğe ünsüz uyumu denilmektedir. Osmanlı Türkçesi döneminde bu uyumun konuşma dilinde tam anlamıyla hüküm sürdüğünü söyleyebiliriz. Ne var ki, söyleyişteki bu kurallı benzeştirme, birçok ekin tek şekilli yazılışı yüzünden yazıda görülmez:
    Örnekler için bkz. sayfa 116.
    Tonsuz kalın damak (art damak) ünsüzü ḳ ’nın tonlusu için alfabede ayrı harf bulunduğundan, yazı, bu seslerin başında bulunduğu eklerde gerçekleşen benzeşmeyi (uyumu) gösterir: چالغى çał- g ı , غى قار ḳ ar- g ı , غى يار yar- g ı , باسقين bas- ın gibi. Tonsuz ve tonlu çeşitleri için yazıda aynı harf kullanılmış olsa da, benzeşmenin tonsuz ön damak ünsüzü k ’de de gerçekleştiğini çeviriyazılı metinlerden biliyoruz:
    سيلكى sil-gi, دوشكون düş-kün.
    Türkçe’ye özgelik kazandıran uyum kanunu, Osmanlı Türkçesi’nde büyük ölçüde yabancı kelimeler üzerinde de işlemiştir. Transkripsiyon metinleri arasında çok önemli bir yeri bulunan Meninski’nin grameri ve sözlüğü alıntı kelimelere dair pek çok örnek barındırmaktadır.