Ünite 5: Kaynaklar

Arazi Kaynakları

Tarihi coğrafyanın çağdaş coğrafyadan ayrıldığı tek husus “geçmişi araştırması” olduğundan, geçmiş özel bir önem kazanmaktadır. Bunun yürütülen araştırmaya yansıtılması ise, ancak çalışılan geçmiş döneme ait kaynaklara ulaşmak ve onlardan faydalanmakla mümkündür.

Genel anlamıyla kaynak, bilgi veren malzeme olup esasen insanın söylediği, yazdığı ya da ürettiği her şey bu kapsama girer; ancak her bilgi veren malzeme de kaynak olma özelliği taşımaz. Bir malzemenin kaynak olabilmesi için ya devrinde üretilmesi ya da devrine yakın bir zamanda ve devrinin kaynaklarından faydalanılarak meydana getirilmesi gerekir. Birinci gruba giren malzemelere “ana kaynak” denir ve tarih araştırmalarında son derece önemlidir. İkinci grup ise, birincilerin bulunmadığı hallerde önem kazanırlar ve ana kaynaktan faydalanılarak meydana getirildiklerinden “birinci elden kaynak” olarak tanımlanırlar. Ana kaynakla birlikte, birinci elden kaynağın bulunmaması halinde, bunlardan faydalanılarak meydana getirilen “ikinci elden kaynaklar” önem kazanır.

Farklı şekillerde tasnif edilebilen tarihi coğrafya kaynakları burada, verilerin bulunduğu ve muhafaza edildiği yerlere göre; arazi, müze, arşiv, kütüphane ve internet kaynakları olmak üzere beş başlık altında incelenecektir.

Tarihçilerin sözlü tarih, arkeologların yüzey araştırması, sosyologların alan/saha araştırması gibi, coğrafyacıların da “arazi araştırması” vardır. Buradaki gibi farklı isimler verilse de, kast edilenler, birbirine çok yakın ve genel çerçevede aynı işlemlerdir. Yani, araştırmak, veri toplamak amacıyla, müze, arşiv ve kütüphane dışında, kırsal veya kentsel mekanlara gidilerek, konuya dair veri toplamak, inceleme ve gözlem yapmaktır. Yukarıda belirtildiği üzere çağdaş coğrafya gibi tarihi coğrafya da “mekan temelli” araştırma yapmaktadır. Yani, tarihi coğrafyacı hangi konuyu çalışırsa çalışsın, mutlaka belirli bir mekan üzerinde araştırma yapacaktır. Şu halde tarihi coğrafya araştırmalarının ön şartlarından biri “arazi/saha/alan araştırması”dır.

Arazi araştırması sırasında kaynak olabilecek veriler, kronolojik açıdan kendi içerisinde; prehistorik kaynaklar ile tarihi dönem kaynakları şeklinde ikiye ayrıldığı gibi; kaynağın yapısına göre, yazılı/çizili kaynaklar ile sözlü kaynaklar şeklinde de tasnif edilebilir. Ayrıca burada esas alındığı haliyle, arazide kaynağın bulunduğu yere göre, yüzey verileri ve arkeolojik veriler şeklinde bir ayrım da yapılabilir.

Yüzey Verileri

Yüzey verileri denildiğinde, araziye çıkarak veri toplayan disiplinlerden; arkeoloji, tarih, sanat tarihi, botanik, coğrafya ve tarihi coğrafyada öncelikle, sahada herhangi bir işlem yapmadan toprak üzerinde/yüzeyde bulunabilecek unsurlar/veriler anlaşılmaktadır. Bunlardan arkeologlar yüzey araştırmasıyla, bir iki sit alanından elde edemeyecekleri zenginlikte ve araştırmak istedikleri konuları şekillendirecek düzeyde belge bulabilirler. Yürüyerek yapılan araştırma -arazi yürüyüşü ya da arkeolojik keşif de denir- genellikle bir ya da daha fazla araştırma ekibinin sistemli bir şekilde arazide dolaşarak yüzeyi dikkatle taramalarını kapsar.

Yüzey araştırmalarında, doğrudan insanlar tarafından üretilen, kullanılan ve sonra da atılan materyaller, tespit edilebilen çeşitli yerleşme izleriyle karşılaşılabilir. Geçmişe ait kolayca ulaşılabilen üç tür yerleşme izi vardır; höyükler, tümülüsler ve mağaralar. Höyükler, Mezopotamya ve İran gibi Anadolu’da da, evlerin tarih öncesi çağlar boyunca kerpiçten yapılması ve kültür katlarının zamanla üst üste yığılması sonucunda, topraktan büyük tepelerin oluşmasıyla meydana gelmişlerdir. Mezopotomya’da “tell”, İran ve Türkiye’de “tepe” de denilen bu tür yerleşme izlerini, Türk halkı “höyük/ üyük” olarak isimlendirmiştir. Höyükler genellikle su kenarında ve çevresi tarıma elverişli alanlarda bulunmakta, daha önce orada bulunan kerpiç evlerin yıkıntıları düzleştirilerek, (eski iskan üzerine) yeni iskanın kurulmasıyla oluşur. Höyük olarak adlandırılan bu tür yerleşme izlerine, özellikle Orta ve Güneydoğu Anadolu olmak üzere Türkiye’nin birçok yerinde çokça rastlanmaktadır.

Arkeolojik Verileri

Arkeolojide esas olan maddi kültür belgeleri, uygarlık tarihinin başlangıcından, yani insanoğlunun ilk aleti yaptığı andan bugüne kadar, yine insanın yaptığı ya da doğada bulduğu biçimi ile kendi gereksinimleri için kullandığı nesnelerin tümüdür. İlk aletler, evler, tapınaklar, çanak çömlek kalıntıları, heykeller, yanmış kömürler, küller, tohumlar, bitki artıkları, hayvan kemikleri vb. maddi kültür belgelerini oluşturur. Arkeoloji’de bunlara “kalıntı” adı da verilir. Yüzey araştırması ya da kazı sonucu ortaya çıkarılanlar da daha çok “buluntu” olarak adlandırılır.

Arazide bulunabilecek veri kaynaklarının son grubunu ise, “tabii arşiv ya da yer arşivi” adı da verebileceğimiz polenler, varvlar, ağaç halkaları, buzullar vb. oluşturmaktadır. Aşağıda ilgili bölümde detaylarıyla ele alınan tabii arşiv unsurları, tıpkı arkeolojik veriler gibi, arazide yapılacak bir işlem vasıtasıyla elde edilebilen kaynaklardır. Bütün bunlar, özellikle XX. yüzyıl ortalarından itibaren gelişen bilim ve teknolojinin sunduğu yeni imkanlar sayesinde elde edilebilmekte, ileri teknoloji ve parasal imkan gerektirmektedir. Gelişen teknoloji ile birlikte günümüzde arkeologlar, uydular, uçaklar ve helikopterler yardımıyla yeryüzünü tarayarak, fotoğraflarını çekerek birçok arkeolojik kalıntı ve buluntunun izini veya yerini tespit etmektedirler. Bütün bunların dışında, geçmişe oranla önemli artış gösteren gazeteler, dergiler, günlükler, anılar, bütün kamu kurum ve kuruluşlarının tuttuğu kayıtlar, sendikalar, kooperatifler, belgesel ve sinema filmleri gibi sayıları ve çeşitleri geçmişe göre hızla artan malzemelerin hepsi de tarihi coğrafya araştırmaları için birer hazine değerindedir.

Müze Kaynakları

Müze, arşiv ve kütüphaneler, ilk örneklerinden günümüze kadar, insan elinden çıkan ve her türden bilgi içeren belgeyi toplayan, koruyan, düzenleyen ve sunan kurumlardır. Bunların hepsi de, bulundurup muhafaza ettikleri belgeler ile esasen, bazısı evrensel olsa da, “toplumların hafızası/belleği” niteliğindeki merkezlerdir. İşlevsel ve yönetimleri açısından birbirinden farklı ve bağımsız görünseler de, birbirleriyle “geçmişin izlerini bugüne aktaran bellek kurumları” olarak sıkı ilişki halinde bulunan müze, arşiv ve kütüphaneler, yaşamın herhangi bir anında, bir amaç doğrultusunda üretilmiş her türden kültür ve sanat ürünlerini toplayan, düzenleyen ve gelecek kuşaklara aktarmada köprü işlevi üstlenen kurumlardır

Müzelerde taşınır kültür ve tabiat varlıkları, kronolojik sıralamaya, malzemeye, koleksiyon özelliklerine, bulunduğu bölgeye, kullanım alanına, dönemlerine, üsluba ve şahsa göre teşhir düzenlemesine konu olmaktadır. Bu nitelikteki sergilemelerin amacı izleyiciye eserlerin anlamlı bir bütün olarak ulaşmasını sağlayarak, sunulan objenin kim tarafından, nasıl, niçin, nerelerde ve ne zaman kullanıldığı sorularına estetik bir teşhirle cevap vermektir. Müzelerde sergilenen ürünlerin farklı tasnifine rağmen burada yazıyı esas alarak, yazılı veriler ile yazı bulundurmayan obje veriler şeklinde bir sınıflandırma yapılacaktır. Obje veriler: Sözlüklerde nesne, belli bir ağırlığı ve hacmi, rengi olan her türlü cansız varlık, şey, obje olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla müzelerde bulunan ve sergilenen her unsur, esasında objedir ve diğer tüm verileri kapsamaktadır. Fakat yazının sahip olduğu önemden dolayı, yazılı objeler ayrı bir grup kabul edilmiştir. Yazılı veriler: Tarihi dönemlere ait yazılı kaynaklar günümüzde müzelerde veya çıkartıldıkları alanlardaki ören yerlerinde muhafaza edilmektedir. Tarihin bilinen ilk yazılı belgeleri Sümerler tarafından MÖ. 3500’lerde çivi yazısıyla hazırlanmıştır. Önceleri kil tabletler üzerine yazılan bu yazı, Ön Asya’da 3.000 yıla yakın bir zaman boyunca Akkad, Assur, Babil, Pers, Hitit ve Urartu gibi birçok devlet tarafından kullanılmış ve Fenikeliler’in alfabe yazısına öncülük etmiştir. Fenikeliler tarafından yaygınlaştırılan alfabe yazısı ise Aramiler, Frigler, Lidyalılar ve diğer eski doğu uygarlıkları tarafından da kullanılmıştır. Eskiçağ’da Mısır’da kesintisiz biçimde kullanılan hiyeroglif/resim yazısını, Anadolu’da Luviler, Hititler ve Genç Hititler kullanmışlardır.

Arşiv Kaynakları

Arşivler; milletlerin milli kültür ve tarih miraslarını muhafaza ederek gelecek nesillere intikal ettiren ve bu sebeple ait oldukları milletlerin milli hafızaları ve tapu senedi hüviyetindeki müesseselerdir. Ülkelerarası cereyan eden münasebetler sebebiyle diğer devletlerle ilgili evrakı da saklamaları ve bunları tasnif ederek araştırmaya sunmaları itibariyle arşivler, aynı zamanda milletlerarası hafıza hükmündedirler.

Arşivlerde uygulanacak tasnif ve saklama sistemlerini, arşivlerin örgütlenmesi ve dokümanların türü bakımından arşivleri ayrı ayrı incelemek gerekmektedir. Buna göre arşivler dörde ayrılmaktadır:

  • Birim arşivi: Kurum ve kuruluşların görev ve faaliyetleri sonucu kendiliğinden oluşan ve bu kuruluşların çeşitli birimlerinde güncelliğini kaybetmemiş olarak aktif bir biçimde ve günlük iş akımı içinde kullanılan arşivlik malzemenin belirli bir süre saklandığı arşivlerdir.
  • Kurum arşivi: Kurum ve kuruluşların, merkez teşkilatların içinde yer alan ve arşiv malzemesi ile arşivlik malzemenin birim arşivlerine nazaran daha uzun (10-14 yıl) süreli saklandığı merkezi arşivlerdir.
  • Devlet/Merkez arşivi: Devlet kurumlarından bakanlıklar, bağımsız genel müdürlük, işletme ve kurumlar esas alınarak, yıl faktörüne sadık kalınmak üzere dokümanlar tasnif edilerek merkezi biçimde saklanan arşivlerdir.
  • Özel arşivler: Arşiv malzemesi niteliğinde olup da, kamu kurum ve kuruluşları dışında kalan gerçek ve tüzel kişilerin elinde bulunan benzeri belgelerin oluşturduğu arşivlerdir.

Günümüzde arşiv malzemesi denildiğinde sadece yazılı olanlar anlaşılmaz; ses, resim, fotoğraf, harita, çizim ve görüntüler gibi malzemeler de bu kategoride değerlendirilir. Bunun da başlıca nedeni, bahsi geçen malzemenin saklandığı, korunduğu ve hizmete sunulduğu yerlerin genelde arşivler olmasıdır. Ayrıca bu tür malzemenin ekseriyeti “unique/eşsiz”, tek nüsha olduğundan, bu özelliği ile de kütüphane malzemesinden ayrı tutulmuşlardır. Arşiv malzemeleri;

  • yazılı arşiv malzemeleri,
  • çizili arşiv malzemeleri,
  • görüntülü ve sesli arşiv malzemeleri gibi genel başlıklar altında incelenebilir.

Yazılı Arşiv Kaynakları

Yazılı kaynaklar, muhafaza edildikleri/bulundukları yerler esas alınmak kaydıyla genel olarak, “arşiv malzemesi, kütüphane malzemesi ve müze malzemesi” olmak üzere üç kısımda toplanmaktadır. Diğerleri yanında arşiv malzemesi olan yazılı kaynaklar bakımından da Dünya’nın en zengin ve en fazla malzemesine sahip ülkelerden birisi Türkiye’dir.

Yazılı Arşiv Malzemeleri , genel anlamda; ferman, berat, emir, hüküm, ahidname ve muahedenameler gibi hükümdarın imza, mühür, tuğra ya da damgasını taşıyan belgelerle, bunların resmi kopyaları, divan ve meclislerin müzakere ve kararları, kanunname, nizamname, adaletname gibi zamanının hukuki ve adli kararlarını içeren dosya ve siciller, özel sözleşmelerin tescil edildiği noter belgeleri ve mektuplar, vakfiyeler ve vakıflarla ilgili kayıtlar, mühimme, ahkam, tahrir, avarız, cizye, temettuat, nüfus vb. sosyal, ekonomik, askeri ve idari bir takım gerekçelerle kayıt altına alınan defterlerden oluşmaktadır. Türkiye’de araştırmacıların en fazla müracaat ettiği Osmanlı Arşivi’nde, defter ve dosya usulüne göre tasnif edilmiş, farklı tarihlere ait 150 milyona yakın belge bulunmaktadır.

Tahrir Defterleri , Eski çağlardan itibaren merkezi otorite kurmuş olan devletler, nüfusu ve ekonomik güçlerini bilmek, idare ettikleri toprakları bütün yönleriyle tanımak istemişlerdir. Dolayısıyla sanayi öncesi tarım toplumu yapısına sahip bütün devlet ve imparatorluklar, vergi ve vergi nüfusunu belirlemek için çeşitli sayımlar yapmışlardır. Bilhassa Akdeniz’de kurulmuş hemen bütün devletlerde vergi, gelir ve nüfusun tespiti amacıyla, arazi ve nüfus sayımları yapılmıştır. Belirtilen sayımların sonucunda ortaya çıkan kayıtlar, her ülkede değişik adlarla anılmış olup bu kayıtlara Osmanlı’da Tahrir Defteri, İngiltere’de Domesday Book, Sicilya’da Ceraid, Divan veya Defatir, Mısır’da Revk/Rok, İlhanlılar’da Kanun veya Yasamişi gibi isimler verilmiştir. Bu defterler geçen yüzyılın ortalarına doğru, sosyal ve ekonomik tarih araştırmaları için eşsiz bir kaynak olarak keşfedilmiş ve yoğun bir şekilde üzerlerinde çalışılmaya başlanmıştır.

Evkaf Defterleri: Bir sancaktaki vakıf sayısı az ise genellikle mufassal defterlerin sonuna kaydedilmiş; vakıf sayısı fazla ise aynı usulde fakat ayrı defterlere kaydedilmiştir. Bu şekilde ayrı tutulmuş defterlere vakıf veya evkaf defterleri adı verilir. Bunlar, vakıfların vakfiyeleri ve hüccetleri esas alınarak hazırlanmıştır.

Avarız Defterleri: Avarız ve tekalif türü vergiler, XVI. yüzyılda yalnızca olağanüstü durumlarda, ihtiyaç duyuldukça nakdi, ayni ya da hizmet şeklinde toplanan “avarız-ı divaniye ve tekalif-i örfiye”dir. Kısaca avarız olarak bilinen bu vergiler, vergi muafiyetine sahip olanlar dışında, Müslüman, gayrimüslim bütün reayadan alınırdı. Bunlar, XVII. yüzyıl başlarına kadar tıpkı diğer vergiler gibi “hane” başına toplanmıştır.

Kanunnameler: Devletçe tanzim olunan usul ve kaidelere kanun adı verilmekte ve devletin yetkili organları tarafından hak ve yükümlülüklerin belirlendiği hukuk kurallarının bütünü olarak kabul 121 Tarihi Coğrafya edilmektedir. Osmanlı dönemindeki uygulanan şekli ile kanunname, şer‘i hukukun yanında idari, mali, cezai muhtelif hukuk sahalarına ait olmak üzere, vaktiyle padişahların emir ve fermanlarıyla uygulamaya konulmuş kanun ve nizamları, aynen veya özet olarak bir araya toplamak suretiyle düzenlenen mecmualar veya bu kanunlardan belirli bir zümre veya sahaya ait olanlardan birine verilen isimdir. Bazen kanun yerine “yasa veya yasak” ve kanunname yerine de “yasakname” tabirinin kullanıldığı da olmuştur. Osmanlı döneminde uygulanan kanunnameleri araştırmacılar çeşitli şekillerde tasnife tabi tutmuşlardır.

Şer‘iye Sicilleri: Osmanlı dönemi araştırmaları için önemli bir kaynak serisi de şer‘iye sicil defterleridir. Mahkeme kayıtları da denilen bu defterler, mahkemeye intikal eden olayların kayıt altına alınması sonucu oluşmuştur. Osmanlı kaza sistemine göre kayıt altına alınan şer‘iye sicillerinde; kadı tarafından verilen hükümler ve ilamlar dışında, devlet merkezinden gönderilen fermanlar, emirler, beratlar ve buyruldularla, eyalet merkezlerinden gönderilen buyruldular kaydedilmiştir.

Temettuat Defterleri: Temettu vergisi, tüccar ve esnafın senelik kazançları üzerinden alınan vergiye verilen addır. 1839 yılında çıkarılan bir emirle, Tanzimat uygulamaları arasında Osmanlı genelinde bulunan ahalinin ismi, şöhreti, arazileri, hayvanları; tüccar ve esnafın ise yıllık gelirleri vb. bilgilerin bu deftere kaydedilmesi emredilmiştir. Bu kayıt üzerinden de temettu vergisi, sonraki adıyla “kazanç vergisi” alınmıştır. Osmanlı Arşivi’nde Maliye Nezareti defterleri arasında yer alan temettuat defterleri, tahrir defterlerinde olduğu gibi vergi amaçlı tutulmuştur. Ülkenin tüm kaza, köy gibi yerleşim birimleri hane esası üzerinden herkese ait şahsi mal varlığı, emlak, arazi, hayvanat, ürün vb. bilgiler kaydedilmiştir. Envanter niteliği taşıyan bu defterlerin, tasnifi ve kataloglanmasında o tarihlerdeki Osmanlı idari taksimatı esas alınmıştır. Temettuat defterleri 1256-1261/1840-1845 tarihleri arasında kayıt altına alınmış ve toplam 17.747 adettir.

Çizili Kaynaklar

Arşivlerde yer alan tarihi coğrafya kaynakları arasında plan ve haritaların da aralarında bulunduğu çizili malzemeler önemli bir yer tutar. Çizili malzemelerden bir kısmı kütüphanelerde de yer alabilir. Çoğu zaman hazırlandıkları birimde ya da o birimin bağlı olduğu arşivde saklanırlar. Tarihe mal olan çizili malzemeler ise genellikle arşivlerdedir. Nitekim Osmanlı Arşivi’nde “Harita, plan, proje-kroki, albüm ve fotoğraf ihtiva eden kataloglar” başlığı altında bir belge fonu bulunmaktadır. Tarihi araştırmalarda kullanılacak malzemelerin mutlaka yazılı olması gerekmez. Bazı durumlarda bir tek harita, bir resim, bir çizim sayfalar dolusu yazıdan daha çok şey anlatabilir, ya da yazılı kaynakların eksik bıraktığı bilgileri tamamlayabilir. Bu nedenle araştırmalarda çizili kaynaklardan faydalanmak oldukça önemlidir. Çizili kaynaklar denildiği zaman akla öncelikle, haritalar gelmektedir. Ayrıca, bir şehrin, bir yapının, bir aletin planları da her zaman için araştırmalara kaynak olacak nitelikteki çizili malzemelerdir. Eski dönemlerde yapılmış olan haritalardan ya da bir kroki veya plandan, dolan bir körfez, mecrası değişen bir nehir, yollar, geçitler ve yok olan veya ismi değişen yerleşme merkezleri gibi bilgilere ulaşmak mümkündür. Günümüzde araştırmacılar nazarında hak ettiği yeri bulamayan çizili malzemeler ana hatlarıyla; tarihi/eski haritalar, modern haritalar, planlar ve krokiler başlıkları altında ele alınabilir.

Kütüphane Kaynakları

Kütüphane, belirli ve sınırlı bir çevrenin ya da herkesin yararlanması için, yazılı, basılı, görsel-işitsel ve çizgisel her türden yayınları toplayan, düzenleyen, bu yayınlardan yararlanma ortamını yaratacak araçları ve yöntemleri kullanarak çevresindekilere ulaştıran kuruluştur. Genel, ihtisas ve müze kütüphanesi olmak üzere üç çeşidi bulunur. Kurucu, zaman ve şartlara göre her türden yayını bulunduran genel kütüphanelerin, hizmet sunduğu kesim de herkesi kapsar. İhtisas kütüphanesi, özel araştırma kütüphaneleri kapsamında ele alınan ve belirli bir konuda veya alanda uzmanlaşmış bilgi merkezleridir. Kütüphanelerde muhafaza edilen eserler, farklı şekillerde tasnif edilseler de burada;

  • yazılı kaynaklar
    • yazma
    • basma
  • çizili kaynaklar ve
  • görüntülü-sesli kaynaklar adıyla üç başlıkta incelenecektir.

Yazılı Kaynaklar

Yazılı kaynakları kütüphane kaynağı olarak iki biçimde ele almak mümkündür.

Yazma kaynaklar: Yazma, elle yazılarak ortaya konan her çeşit kitap, risale, murakka, mektup, levha ve belgelerin ortak adıdır. İlk yazma eserin nerede, ne zaman ve kim tarafından meydana getirildiği kesin bilinmemekle beraber, bunun alfabenin icadı kadar eski olması gerekir. İslam dünyasında “yazma, el yazması, mahtut” (çoğulu “mahtutat”), “dest-nüvis, hatt-ı desti” gibi kelime ve terkiplerle belirtilen yazma eser, Batı dillerinde Latince “manuscript” (çoğulunun kısaltması MSS) kelimesiyle ifade edilir. Talas Savaşı’nda (751) ele geçirilen Çinlilerden öğrenilen kağıt imali tekniği, İslam medeniyeti tarihinde bir dönüm noktası teşkil etmiştir. Bu teknik, İslam dünyasına hızla yayılmış, büyük ticaret ve kültür merkezlerinde kağıt imalathaneleri kurulmuştur. Daha önce yalnızca özel kişilerin kütüphanelerine girebilen kitaplara kağıt kullanımının yaygınlaşmasıyla halk kitleleri de kavuşmuştur.

Basma Kaynaklar: Uzun bir yazı geleneği ile zengin kültürel mirasa sahip ülkemizde bulunan çok sayıdaki kütüphanede, yazma ve basma şeklinde oldukça zengin bir kaynak koleksiyonumuz mevcuttur. Kütüphane kaynakları tasnifinde takvimler, yıllıklar, vekayinameler, biyografiler, otobiyografiler, hatıralar, seyahatnameler, tezler, raporlar, süreli yayınlar vb. basma kaynaklar arasında yer alır. Kütüphane malzemesi, ister yazma, isterse basma eser olsun sayıları, arşiv malzemesinden fazla olup burada ana hatlarıyla ele alınan kütüphane malzemesinin döneminde kaleme alınan kaynak eserler olmasına dikkat edilmiştir.

  • Takvimler ve Yıllıklar: Takvimler, önemli siyasi ve tabi olayların kronolojik olarak günü gününe tutulduğu cetvellerdir. Öncekiler gibi İslam devletlerinde de olayları kaydetme geleneği vardı ve Selçuklular, Timurlular ve Osmanlılar’da da bu usul devam etmiştir.
  • Vekayinameler: Tarihi olayları kronolojik sırayla kaydeden ve genellikle yazanın öznel görüş ve gözlemlerini de içeren eserlere “vekayiname/ kronik” denilmektedir.
  • Biyografiler ve Otobiyografiler: Tarihe mal olmuş şahsiyetlerin hayatlarının, kişinin kendisi tarafından değil de onu yakından tanıyan veya hayatını inceleyen başka bir kimse tarafından yazılmasına “biyografi ya da terceme-i hal” denir. Eski Yunan ve Roma’da da örnekleri görülen biyografi yazma geleneğine, İslam devletlerinde de ayrı önem verilmiş, çeşitli zamanlarda farklı şekillerde müellifler tarafından biyografik eserler vücuda getirilmiştir. Osmanlılar’da sadrazamlar, şeyhülislamlar, ulema, kaptan paşalar, reisül-küttablar, hattatlar gibi çeşitli meslek gruplarında isim yapmış şahsiyetler için ayrı ayrı biyografi kitapları yazılmıştır.
  • Seyahatnameler: Yolculuk izlenimleri diyebileceğimiz seyahatnameler, çoğu zaman yabancı bir ülkeyi tasvir ettiklerinden, seyyahlar, orada, kendilerince ilginç gördüklerini yazmışlardır. Bazen o milletten birinin göremeyeceği veya yazamayacağı bir şeyi bulup çıkarmışlar, bazen de eseri cazip kılmak için mübalağaya kaçmışlardır.
  • Salnameler: Bunlar, muhtevalarına bakıldığında, geçmiş yıllardaki önemli olayları özetleyen ve ait oldukları yılların müessese ve hal tercümeleri gibi çeşitli konular hakkında son derece kısa ve önemli bilgiler veren eserlerdir. Bir yıllık olayları topluca göstermek üzere hazırlanan bu eserler için kullanılan salname; Farsça, “sene” ve “mektup/kitap” anlamına gelen iki kelimeden oluşan ve Tanzimat sonrasında kullanılmaya başlanan bir isimdir. Aynı türden kaynak olan “nevsal” da “yeni yıl, yılbaşı” anlamında Farsça iki kelimedir. Osmanlı salnamelerini; devlet, vilayet, resmi kurum ve kuruluş salnameleri, özel konulu veya kişi ve kuruluşlara ait salnameler, resmi veya özel kurum ve kuruluşlara ait nevsaller şeklinde gruplandırmak mümkündür.

Süreli Yayınlar denildiğinde akla ilk olarak gazete ve dergiler gelmektedir. Matbaanın icadından sonra ilk kez Strasburg’da (1609) Almanca olarak yayınlanan gazeteyi sonraki yıllarda Anvers (1619), Londra (1622), Paris (1631), Roma (1640) ve diğer ülkelerde yayınlananlar takip etmiştir. Osmanlı Devleti’nde Türkçeden önce Fransızca gazete yayınlanmış olup 1828’de Mısır’da çıkan “Vak‘a-i Mısriyye”, Türkçe-Arabça’dır. Devletin ilk resmi gazetesi “Takvim-i Vekayi” 1831’de, resmi olmayan ilk Türkçe gazete “Ceride-i Havadis” ise bir İngiliz tarafından 1840’da yayınlanmaya başlamış; bunu diğer gazeteler ve dergiler takip etmiştir.

Çizgili yayınları ise;

  • Modern haritalar
  • Planlar ve Krokiler
  • Görüntülü-sesli kaynaklar
  • Resimler ve fotoğraflar olarak sınıflamak mümkündür.

Modern Haritalar: Nispeten yakın bir devirde hazırlanmış ve bir kısmının hazırlanması da hala devam eden modern haritalar, tarihi coğrafya araştırmaları açısından oldukça önemlidir. Çünkü sadece geçmişi yeniden inşa etme konusunda değil, bugünü anlamak açısından da araştırması yapılan sahanın haritalarına ihtiyaç vardır. Çok sayıda istatistikten ya da yazılı belgeden üstün bir coğrafi betimleme biçimi olan haritacılığın, ülkemizde modern haritalar olarak hazırlanıp basılması, 1911 yılında 1/200.000 ölçekli topografya haritaları ile başlamaktadır. Dönemin Osmanlı toprakları, özellikle Anadolu ve Balkanlar için hazırlanan bu haritalardan, bugünkü sınırlarımız içinde toplam 125 pafta bulunmaktadır.

Planlar ve Krokiler: Haritalardan farklı amaçlarla ve farklı ölçeklerde hazırlanan planlarla, ölçeksiz yapılan krokiler de tarihi coğrafya çalışmaları açısından önemli kaynaklar arasındadır. Özellikle şehirlerin kuruluşu ve gelişim aşamalarıyla, belli dönemlerde yapılan değişiklikler hakkında çizili tek kaynak plan ve krokilerdir. Planlardan ve krokilerden yola çıkarak, zamanla mahalle ve sokak adlarında yaşanan değişmeler ya da yenilerinin kurulması, meskenler, idari, dini, sosyal ve ticari gayelerle inşaa edilen yapılar ve dönemin teknik özellikleri hakkında bilgi sahibi olunabilir. Bugün Osmanlı Arşivi’nde tasnifi yapılan belgeler arasında plan, proje ve krokiler bir tasnif grubu meydana getirecek kadar çok sayıda bulunmaktadır. Tasnif edilen malzeme 1.099 adet olup, 1792-1912 yılları arasına aittir.

Görüntülü-sesli Kaynaklar: Eski devirlere ait ister elle yapılsın, isterse o dönemin teknik imkanlarıyla elde edilsin, her türlü resim ve fotoğraf görüntülü kaynak malzemesi olarak değerlendirilmektedir. Dokümanter filmler, videobantları ve CD romlar da geçmişe ışık tutacak kaynaklar arasında sayıldıkları için bu kategori içindedirler. Aynı şekilde, taş plaklar, ses kasetleri, DVD, CD’ler ve kaydedilmiş bilgiler de günümüzde sesli arşiv malzemesi olarak kabul edilmektedir.

Resimler ve Fotoğraflar: İnsanların duygularını, düşüncelerini ve gözlemlerini belirli estetik kurallar çerçevesinde kağıda yansıtılması olan resim sanatı, aynı gravür gibi, Avrupalılar tarafından üretilmiş bir kaynak türüdür. Osmanlı kültürü açısından resim sanatı, daha çok Avrupalılar’ın imgeleri üzerinden uygulama alanı bulmuştur. Osmanlı hükümdarı ve payitahtı bizlere bir yabancının bakış açısıyla sunulduğundan bu resimlere bakarken, bir yabancının pek çok şeyi yanlış anlayabileceğini de göz önünde bulundurmak gerekir. Osmanlı payitahtındaki Avrupalı sanatçıların, hem kendi kültürel önkabulleri hem de içinde bulundukları şartlar tarafından kısıtlandığı belirtilmeli, bundan dolayı da ürettikleri resimler ve çizimler daha dikkatli ve mukayeseli incelenmelidir.

İnternet Kaynakları

Esasen, günümüzde herkesin bir araştırmaya başlarken ilk baktığı yer, kuşkusuz internettir. Hatta yukarıda belirtilen kaynakların, belki de epeyce bir kısmı, internette erişime açıktır. Bu sebeplerden veri kaynağı tasnifinde belki de ilk sırada yer alması gereken internet, yine doğası gereği sürekli değişen ve güncellenen bir ortam olduğundan, araştırmacının tüm araştırma boyunca baktığı, bakmak zorunda olduğu bir veri kaynağı grubu kabul edilerek beşinci sıraya konulmuştur.

Geçmişteki şartlar düşünüldüğünde, günümüzde bütün kaynaklara erişim oldukça kolaylaşmış durumdadır. Bugün hayatımızın her alanına girmiş olan internet vasıtasıyla, pek çok doğru ve hatta yanlış, taraflı ve eksik bilgiye bile ulaşmak mümkündür. Bazı web siteleri aracılığı ile doğrudan kitapların sayfalarında gezilebildiği gibi hatta kimi durumlarda bilgisayar ortamına aktarılmış arşiv belgelerine de ulaşılabilmektedir. Bu ifadelerden, bugün bilimsel araştırma yapmanın geçmişe kıyasla daha kolay olduğu gibi bir fikir ortaya çıkarılmamalıdır. Çünkü elbette internet sayesinde kolayca ulaşılan kaynaklar -yeni başlayanlar için- bulunmaz bir fırsattır, fakat profesyonel araştırmacı için bunlar kesinlikle yeterli değildir.

Özellikle internet ortamında dağ gibi büyüyen bilgi kaynakları içerisinde çok sayıda yanlış ve güvenilmez olanlar, bu açıdan sıkıntılıdır. Dolayısıyla internet, araştırmacının işini kolaylaştırdığı gibi, geçmişle kıyaslanamayacak kadar da zorlaştırmıştır. Çünkü incelemek için ulaşılabilen eser sayısı çok büyük oranda arttığı için bu durum yapılacak işin uzamasına, sıkıcı ve bıktırıcı bir hale gelmesine de 128 Kaynaklar sebep olabilmektedir. Herkesin her türlü bilgiyi koyabildiği internet kaynaklarını araştırmacı, kütüphane ve arşivlerden teyit etmelidir. Bunu yaparak araştırmacı, aynı zamanda kaynak olarak kullanacağı kitapların sayfasını karıştırmış, belgeleri eline alıp dokunmuş, kütüphane ve arşivlerin kokusunu hissetmiş olacaktır.