Ünite 8: Kavram Olarak Kompozisyon

Görüntü Boyutu

İmgeler, fiziksel dünyada var olmadığı halde görünenlerdir. Fotoğraf, film ve video teknolojileri birer imge araçlarıdır. Ancak üçü de imge üreten teknolojiler olmalarına rağmen, farklı teknolojileri kullanırlar ve farklı amaçlarlar ve farklı estetik özellikler içerisinde kullanılırlar. Bu nedenle bu üç teknoloji de birer imge makinalarından çok, birer ifade aracına dönüştürülmeye, birer sanat ortamı olarak kullanılmaya oldukça açık araçlardır. Bu araçların bir diğer ortak özellikleri ise, ikiboyutlu yüzeyler olmalarıdır. İkiboyutlu yüzeylerde oluşturulan görüntülerin tasarlanması, düzenlenmesi ve görsel bir ifade biçimine dönüştürülmesinin, ilk görselleştirme aracı olan resim sanatındaki karşılığı “kompozisyon” kavramı ile tanımlanır. İyi bir görsel düzenlemede, kompozisyon bilgisi oldukça önemlidir ve bu bakış açısı ile bakıldığında görüntü tek başına ayakta durabilmelidir.

Kavram Olarak Kompozisyon

Kompozisyon kavramı, resim, grafik, film, heykel vb. sanatlarda farklı bileşenlerin bir araya getirilmesi, düzenlenmesi ya da yerleştirilmesi anlamını taşır. Bu farklı bileşenler hangileridir dendiğinde; aşağıdaki gibi sıralanabilen maddeler ortaya çıkar:

  • Uyum
  • Farklılık ve Zıtlık
  • Denge
  • Oran
  • Ritim ve Hareket

Uyum; sanat eserinin bütünlüğü ile ilgili bir kavramdır ve sanat eserini oluşturan öğelerin birbirleri ile olan bağımsız ilişkilerini sürdürememesi durumudur. Aksine, eseri oluşturacak parçalar bir araya gelebilmeli, bir ahenk oluşturacak şekilde birlikte yer alabilmelidir. Kompozisyonda uyum, parçaların birbirlerine benzerliği anlamını taşımaz. Uyumlu bir kompozisyon, bütünü oluşturan öğelerin birbiriyle benzer olması demek değildir. Aksine bu öğeler arasında yakalanabilecek armonidir. Görsel iletişimin temel öğeleri artık kendi başlarına ayakta duran nesneler olmaktan çıkar ve bütünün destekleyen nesneler haline dönüşür. Eğer bir araya getirilen öğeler arasında belirli bir uyum yoksa, kompozisyonda anlamlı bir bütünden bahsetmek mümkün değildir.

Farklılık ve zıtlıklar; görsel bütünlüğü oluşturan öğelerin, görsel güçlerin, formların farklılıklar içermesi, birbirleri ile olan farklılık ve zıtlık durumlarında olmasıdır. Bir araya gelen öğelerin birbirinin aynı ise, bu birbirini tekrar eden formlardan daha öteye geçebilen bir yapı sergilemez. Birbirini tekrar eden formlar ise monoton, sıkıcı ve sırandandır. Oysa bütünü oluşturan öğelerin birbirleri ile olan farklılıkları ya da zıtlıkları, kompozisyonu daha güçlü, daha zengin ve daha sağlam bir yapı olarak inşa eder. Farklılıklar, seçici algıyı sürekli açık tutar, kompozisyonu hareketlendirir. Görsel bir kompozisyonda yararlanabilecek zıtlıklar şu şekilde sıralanabilir:

  • Geometrik zıtlıklar
  • Renk zıtlıkları
  • Doku zıtlıkları
  • Ton zıtlıkları
  • Ölçü zıtlıkları
  • Yön zıtlıkları
  • İçerik ve anlam zıtlıkları

Denge; birbirine karşıt iki gücün eşitliği ile elde edilen yerleşik konum olarak tanımlanabilir. Bir sanat yapıtını oluşturan öğelerin bütün içinde kompozisyon düzenini bozmayacak şekilde dağılımıdır. Görüntünün oluşturulmasında şekil olarak ortaya çıkan nesne, görsel ağırlığı olan nesnedir. Görsel dengenin sağlanmasında şekil olan, seçici algıya yönelik olan, diğerlerinden daha dikkat çeken nesnedir ve diğerlerine göre psikolojik bir ağırlık taşır.

Görsel bir tasarımın oluşturulmasında dengenin sağlanması ile ilgili genel kurallar aşağıdaki şekilde listelenebilir:

  • Görüntülerdeki dolu alanlar, boş alanlara göre daha fazla ağırlığa sahiptir.
  • Görüntülerdeki daha büyük alanlar, daha küçük alanlara göre daha fazla görsel ağırlığa sahiptir.
  • Görüntüdeki aydınlık alanlar, karanlık alanlara göre daha fazla ağırlığa sahiptir.
  • Görüntülerdeki parlak alanlar, mat alanlara göre daha fazla ağırlığa sahiptir.
  • Görüntülerdeki hareketli alanlar durağan alanlara göre daha fazla ağırlığa

sahiptir.

Oran; kompozisyonu oluşturan öğelerin birbirleri ile olan ilişkilerinden ortaya çıkar. Öğeler arasındaki ilişki bütünlüğü; renk, leke, boyut ve diğer estetik öğeler açısından karşılaştırmalı ilişkiler sonucunda ortaya çıkan bütünsel bir durumdur. Daha büyük, daha açık, daha koyu, daha uzak ya da yakın gibi kavramlar ile ifade edilebilen ilişkiler bütünüdür.

Çerçeve Oranları ve Kompozisyon

Fotoğraf, film ya da videoda temel olan nesne görüntü yüzeyleridir. Özellikle film ve videoda görüntü yüzeyi, görüntünün oluşturulmasındaki teknolojik süreçlere bağımlı olarak standartlaşmıştır. Film ve video için yüzeyi sınırlayan bu ölçüler çerçeve oranları olarak anılır. Çerçeve oranının kavram olarak tanımı ise, film ve videoda görüntünün oluşturulduğu yüzeyin boyunun enine oranı olarak bilinir.

1930’ların başında Hollywood Academy of Motion Picture Arts and Sciences tarafından “Akademik Oran” olarak kabul edilen 4/3’lük, yani 1.33:1 oranı, 1950’lerde televizyon yayın standardı olarak belirlenmiştir. Bu oran uzun yıllar video yüzeyinin standart çerçeve oranı olarak sıklıkla kullanılmıştır. Film için ise en yaygın kullanım 1.85:1 oranı ile Amerika film formatı ve 2.40:1 CinemaScope oranıdır. Elektronik görüntüde HDTV sistemine geçişle birlikte kullanılmaya başlanan 16/9, yani 1.78:1 oranı yeni televizyon yayın standardı haline gelmiştir.

Ritim ve Hareket

Ritim; bir kompozisyonda birbirini tekrarlayan öğelerin oluşturduğu durumdur. Kompozisyonda anlamlı bir ritim duygusunun oluşabilmesi için, belirli görsel öğelerin belirli aralıklarla ya da özellikle hareketli görüntülerde belirli sürelerle kendini tekrar etmesi gerekir. Eğer kompozisyonun temel yapı öğeleri içinde herhangi bir tekrar yoksa, belirli bir ritimden söz etmek olası değildir. Bu nedenle ritim bütünü oluşturan parçaların yinelenmesinden ibarettir. Biçimlerin, çizgilerin ve renklerin yüzey üzerinde yer alış aralıkları, tekrarları yapıtın kendine ait ritmini oluşturur.

Film ve video görüntüsünde hareketin oluşumunu ve kompozisyona etkisini belirleyen dört farklı etkenden söz etmek mümkündür. Bu etkenler aşağıdaki şekilde sıralanabilir:

  • Hareketin yönü
  • Hareketin niteliği
  • Hareketin ölçeği
  • Hareketin hızı

Ayrıca film ve video anlatım biçimleri dikkate alındığında aşağıdaki hareket biçimleri; sinematografik anlatım ya da video dili açısından ayrıca önem taşımaktadır. Bunlar:

  • Gerçek hareket
  • Görünürde hareket
  • Grafik hareket
  • Çevre kaynaklı hareket
  • Vurgulayıcı hareket
  • Göreli hareket

Çerçeveleme

Çerçeveleme kameranın teknik olanakları ile anlatılmak istenen konunun çerçeve içinde saptanması ile ilişkilidir. Çerçeveleme süreci, kompozisyonun temel öğelerinden biridir ve bir bakıma kompozisyon oluşturma ile eşdeğerdir. Çerçeveleme sürecinde, çerçevenin aşağıdaki alanlarının kontrolü, bir bakıma kompozisyonun kontrolü anlamına gelir. Bu öğeler:

  • Çerçevenin sağ ve sol alanları
  • Çerçevenin aşağı ve yukarı alanları
  • Çerçevedeki x, y ve z eksenleri

olarak sıralanabilir.

Açık ve Kapalı Kompozisyon

Tektonik ya da atektonik adları ile de anılırlar. Açık kompozisyon çerçeve içinde betimlenen öğelerin gerçekte resmin sınırları dışına taşan, resmin dışında süren ve doğal gerçekliğin bir parçası olacak şekilde düzenlenmesini ifade eder. Bu bakışı açısıyla yapılan düzenlemelerde resme ait tüm gerçekliğin öğeleri resme sığdırılmaya çalışılmaz. Resim o gerçekliğin bir parçasında durur ve resmin dışında gerçeklik devam eder. Açık kompozisyonu çevremizi saran gerçekliklerin bir kesitini içeren çerçeve olarak düşünmek de mümkündür. Kapalı kompozisyon ise, açık kompozisyonun tam tersi olarak, tüm gerçekliğin kompozisyon içine sığdırılmasını amaçlar. Konuyu bütünleyen tüm gerçeklik çerçevenin içinde yer al›r ya da yer alması hedeflenir. İzleyicide herhangi bir merak duygusu yaratmaz, izleyiciyi katılıma davet etmez. Üzerinde fikir yürütmeye, resmin kalan kısmını zihinde oluşturmaya gerek bırakamayacak kadar sınırları çizilmiştir. Bu sınırlar ise genel olarak çerçevenin sınırları içerisinde konumlandırılmıştır.

Optik Bakış ve Kompozisyon

Optik bakış seçili görüntüye her an “elle müdahale” şansını beraberinde barındıran ve el-göz koordinasyonu içinde çalışan bir psiko-motor sürecinde gerçekleşir. Bu el-göz koordinasyonu, daha önceki optik deneyimler sayesinde bilişsel bir sürece dönüşür ve optikle resmetme sırasında hangi merceğin, nasıl bir görsel sonuç oluşturabileceği konusunda kestirimlerde bulunmak kolaylaşır. İşte bu deneyim sürecinde elde edilen optik ile resmetme becerisi optik bakış olarak adlandırılır.