Ünite 2: Kant’ın Etik, Estetik ve Politik Görüşleri

Pratik Aklın Eleştirisi ve Kant’ın Etik Anlayışı

Kant’a göre iyi, kayıtsız şartsız iyiyi istemektir. İyi isteme, bir amaca uygunluğundan ve sonuçlarından bağımsız olarak kendi başına iyidir. Kant’a göre düşünürler etik alanında akla gereken rolü vermemiş ve iyiyi duyusallıkla çözümlemeye çalışmışlardır. Bu ahlak öğretilerine göre iyinin ölçütü mutluluk ve yarar olarak kabul edilmiştir. Bu da, Kant’a göre, iyiyi duyusallığa indirgemek demektir. Çünkü maddi koşullar tarafından doyurulan şeyler olan mutluluk ve yarar duyusallığımızla ilişkilidir. Duyguları, tutkuları, eğilimleri doyurulan insan haz duyar, yani mutlu olur. Eudaimonism ve utilitarianism gibi kuramlar, pratik aklı özünden saptırır.

Kant’a göre ahlakın temeli saf pratik akıldır. Saf pratik akılda istemeyi yöneten, saf pratik aklın kendisidir. İsteme, saf pratik aklın ilkeleri tarafından yönetildiğinde iyi olabilir. Bu türden aklın varlığını gösteren ahlaklı eylemlerdir. Kant, insanın hem duyusal hem de akli yönleri olduğunu kabul eder. Ancak iyiyi mutlulukla ölçmek, herkesin mutluluk anlayışı farklı olduğu için, bir yasa vermez. Saf pratik aklın koşulu ise yalnızca iyi istemedir. Kant ilk defa iyinin ve kötünün özünü eylemin niyetiyle temellendirir.

Eylemin etik değerini belirleyen güdüdür (maksim). Eylemlerimiz olgusal olarak değil niyetleri bakımından iyidir ya da kötüdür. Eylemimin maksimi ahlakın gereklerine evrensel biçimde uymalıdır. Ahlak alanında saf pratik aklın işlemi, bir buyruk, gereklilik gösteren bir ilke olarak ortaya çıkar. Bu ilkeler “yapmalısın” buyruğuyla ortaya çıkar: “Yapmalısın çünkü yapabilirsin.”

Kant, bu ahlaki anlayışa koşulsuz buyruk (kategorik imperatif) der. Kişinin eyleminin maksimi tüm insanlar için genel geçer bir yasa olmalıdır. Bu tip bir yasa koşulsuz bir insanlık ödevi olduğu için Kant’ın ahlak öğretisi ödev ahlakı olarak adlandırılır.

Kant’a göre bir eylemin iyi olmasının yegane koşulu ödeve uygunluk değildir. Eylemin iyiliği aynı zamanda niyetin koşulsuzluğuna bağlıdır. Niyeti koşullu ya da yararcı olan bir eylem, ödeve uygun görünse dahi kötüdür. Doğal eğilimler genelde ödeve karşıttır. Doğal eğilimleri ve ödevleri arasında kararsızlığa düşen insan etik duyarlılık açısından çıkarsız biçimde ödevlerini gerçekleştirmeyi seçmelidir. Kategorik gereklilik ya da ahlak yasası insan aklının yüceliğini ve derinliğini ortaya koyar.

Kant ahlak yasasını üç farklı biçimde dile getirir:

  1. Her insan kendi eyleminin güdüsünü genel bir yasa olarak seçmelidir.
  2. Her insan, tüm insanlığın taşıyıcısıdır. O nedenle, insan bir araç olarak değil, amaç olarak görülmelidir. Ahlak yasasına göre eylemenin temel nedeni saygıdır.
  3. Etik özne, akli bir yasa koyucudur. Bu nedenle, insanın istenci evrensel yasanın kaynağıdır.

Ahlak yasası tüm insanları birbirine bağlayarak onları erekler ülkesinin yurttaşı yapar. Ahlak yasası, erekler ülkesinde özerk istençleri birbirine bağlar. Bu ülkede herkes hem yasa yapıcıdır hem de yasanın yönettiği varlıklardır. Aynı haklara sahip eşit varlıklardır. Yasa, dışarıdan verilmez; aklın kendi doğasından kaynaklanır.

İnsanın yasaya uygun davranması onun akli bir varlık olmasıyla açıklanabilir. Kant’a göre iki tip yüce vardır. Birinci yüce, evren bütünlüğü, sonsuz düzenlerin düzeni, yani kozmostur. İkinci yüce ise, insanın akli bir varlık olarak koşulsuz ahlak yasasını kendi içinde bulmasından kaynaklanır. Ahlak yasasının koşulsuzluğu ile insan, duyu dünyasından sıyrılarak uzay ve zamanın koşulları üzerine yükselir. Yasaya uyan insanın koşulsuz buyruğu içinde duyması onu yüceltir.

Ahlak alanında özgürlük zorunlu bir koşuldur. Ahlak alanında yasa yapan özerk varlıklar olmamız özgür olmamızı gerektirir. Akli bir varlığın pratik aklı kendini özgür görmesine bağlıdır. Kant’a göre saf aklın postülatları, özgürlük, ölümsüzlük ve tanrıdır. Deneyimler nedensellik yasasına bağlı olduğu için insan özgür olduğunu deneyimler yoluyla bilemez. Bu bilginin kaynağı insanın içinde duyduğu koşulsuz buyruktur. Koşulsuz buyruk nasıl olanaklıdır? Buyruğun imkanı, özgürce isteyen ve buyruğa göre eyleyen varlıktadır. Ulaşılan postülat “yapmalısın çünkü yapabilirisin”dir. Ahlak yasası insanın özgürlüğüne dair bilginin temelidir. Özgürlük ise, ahlak yasasının varlığının temelidir.

“Yapmalısın” buyruğunu bilmek insanı özgür kılar. İnsanın özgürce istemesi, hiçbir yasaya uymaması demek değildir. Özgürlük otonom bir yasaya uymak demektir. Otonomi, insanın istemesinin kendi yasasına uymasıdır. Kant’a göre insanın mutlu olması da önemlidir. İnsan mutluluktan pay almamalı, ona layık olmalıdır. Mutluluğu ve ahlaklılığı birleştirebilen bir varlık olanaklı değildir. O, ancak düşünülebilir. Bu türden bir varlık, doğanın nedenlerinin akışının dışında bir varlığın postülalaştırılması ile olanaklı olur. Bu varlığa tanrı deriz. O halde tanrı saf pratik aklın bir postülatı olarak vardır.

Saf aklın üçüncü postülatı ruh idesidir. Bu ide, ruhun ölümsüzlüğü düşüncesini içerir. Kesin bir bilginin nesnesi olmayan ölümsüzlük saf pratik aklın bir postülatıdır. Fiziki yapısına bağlı olan bir varlık, sınırlı ve sonlu yaşamı içeresinde ahlak yasasına uyamaz. Bunu, kutsal bir varlık gerçekleştirebilir. Kutsal bir isteme, son erek ve en yüksek mutluluktur. İnsan için bu totatlite, yapılması gereken olması bakımından olanaklı olmalıdır. Bu bağlamda Kant için ölümsüzlük ahlaklı istemenin, aklın vardığı bir sonuç olarak insanın en yüksek çaba ve niyetlerinin bir beklentisi ve inancıdır. Özerk olan insan, ahlaklı bir varlık olarak ödevi bakımından varlığının sonsuza kadar süreceği postülatını kabul etmek zorundadır.

Yargı Gücünün Eleştirisi ve Kant’ın Estetik Anlayışı

Kant’a göre yargı yetisi anlama yetisi ve saf akıl arasındaki birleştirici halkayı oluşturur. Kant yargı gücünün kendine ait a priori ilkeleri olup olmadığını araştırır. Bu ilkeler oluşturucu mudur yoksa düzenleyici midir? Duyguya ya da haz ve hazsızlık duyma gücüne a priori ilkeler uygulanabilir mi?

Yargı yetisi, tikeli tümelde kapsanmış olarak düşünme gücüdür. Tümel verilmişse, ilgili tikeli tümelin altına koyan yargı yetisi belirleyicidir. Yalnızca tikel verilmişse, yargı yetisi tümeli bulmak zorundadır. Bu durumda, yargı yetisi düşünseldir. Düşünsel olan yargı gücü ampirik yasaları bulmaya çalışır, yani bulgulayıcıdır. Bu tip bir yargı gücü, bir sistem oluşturma açısından keşfettiği yasaları birbiriyle ilişkilendirmeye çalışır. Doğa öyle tasarlanmıştır ki bir an için doğanın ampirik yasalarının toplamının birliğini kapsar. Doğanın erekselliği, kaynağını yargı yetisinde bulan a priori bir kavramdır. Doğanın erekselliği yargı gücünün transandantal bir ilkesidir. Çünkü ampirik bilgi nesneleriyle ilgi olsa da kendisi ampirik gözleme dayanmaz.

Doğanın erekselliği iki yolla tasarlanabilir:

  1. Verili bir deneyim nesnesinin biçiminin bilme yetisi ile bir uyumu olarak tasarlanabilir. Biçim bir kavramla ilişkilendirilmeksizin, nesnenin tasarımından kaynaklanan bir hazzın zemini olarak düşünülür. Tasarıma zorunlu olarak hazzın eşlik ettiği ve nesnenin biçimini algılamakta olan herkese haz verdiği yargısı, estetik bir yargıdır. Nesneye güzel denir ve evrensel olarak yargıda bulunması yetisine beğeni denir.
  2. Şey, biçimi açısından doğanın bir erek ya da amacını yerine getirmesi bakımından tasarlanır. Bu erekbilimsel bir yargıdır.

Kant’a göre hiçbir organik varlık, yalnızca maddenin nedensel yasaları ile oluşturulamaz. O zaman organik varlıkların ve onlara ilişkin bilginin temelleri nedir? Bu temelleri anlamadaki temel kavram amaçtır. Bir canlının sahip olduğu organlar, o canlının bütünlüğü içindeki işlevleri bakımından birbirileriyle bağlılık ya da dayanışma içindedir. Bu durum teleolojik bir düşünme biçimine uyar. Ancak yine de organizmaları bir amaç altında toplayamayız. Organizmalar dünyasındaki amaç kavramı, doğanın parçalarının işleyişini, bu işlevin karışıklığını ve birliğini anlamamızı sağlar. Bu, düşünümlü yargı gücünün eylemidir.

Doğanın amaçları, bizim yaşamımızdaki amaçlara benzemez ancak onları anımsatır. Canlı doğada amaç, salt canlılığın doğası gereği, mekanik bir işleyiş içerisinde gerçekleşir. Organik varlıkların bütünü, parçalarının yapısına ve işleyişine bağlıdır. Parçalar da bütüne bağlıdır. Bu nedenle organik varlığın amacı dışsal değildir; kendi kendisini devam ettiren bütününde bulunan bir amaçtır. Böylece biyoloji, organik varlıkları hem amaç hem de araç olan bir bütün olarak görür. Teleolojik düşünme, doğa bilimleri söz konusu olduğunda mekanik ilkeleri ve nedenselliği dışlayamaz.

Kant, güzel ve yüce olanı da araştırmıştır. Güzel ya da yüceyi bir yargı ile dile getirdiğimiz düşüncesinden hareketle estetik beğeni yargılarını araştırmıştır. Bir şeyin güzel olduğunu bildiren yargı, beğeni yargısıdır. Beğeni yargısı kavramsal değil, duygusal bir önermedir. Beğeni yargısı öznel olsa da, bir nesneyle, bir nesnenin güzel olmasıyla ilişkilidir. Bu nedenle, bu tip yargılar evrenseldir. Duyulara dayandığı için hoşlanma üzerine bir yasa ortaya konamaz. Oysa güzel üzerine yargılar nitelik, nicelik, ilişki ve modalite kategorilerine paralel olarak ele alınır.

Kant güzel kavramının anlamını dört açıdan belirler:

  1. Güzelin nitelik kategorisi açısından tanımı: Beğeni, bir nesneyi çıkar gözetmeksizin hoşlanma ya da hoşlanmama yoluyla yargılama yetisidir. Böyle bir hoşlanmanın yetisine güzel denir. Güzel, saf bir hoşlanma ya da beğenme, zevk almadır.
  2. Güzelin nicelik kategorisi açısından tanımı: Nesneye ilişkin bir kavram olmaksızın evrensel olarak hoşa giden şey güzeldir. Çıkarsız olan yargı aynı zaman da evrensel ve kavramdan uzak olmalıdır.
  3. Güzelin ilişki kategorisi açısından tanımı: Güzel, bir nesnede ereksiz bir erekliliğin formudur. Nesne, kendisi bir ereklilik olarak karşımıza çıktığı için biz onu güzel buluruz.
  4. Güzelin modalite kategorisi açısından tanımı: Güzel, herhangi bir kavram olmaksızın zorunlu bir hoşlanmanın nesnesi olarak kabul edilen şeydir. Bildirilmeyen evrensel bir kuralın örneği olarak görülen yargıya herkesin onay vermesi zorunludur. Bir şeyin güzel olduğu yargısı herkes tarafından onaylanmalıdır. Bu, sağduyu aracılığıyla gerçekleştirilir.

Kant’a göre güzel sanat eserlerinin üretimi dehanın işidir. Deha, eser yaratırken dışsal bir takım kurallara uymaz. Kendi kurallarını kendi içinde taşıyan eserler üretir. Dehanın kendisinde bulunan bu kurallar, eser aracılığıyla görünür kılınır. Sanat eseri, kendine özgü kurallarla oluştuğu için taklit edilemez.

Eser yapmak öğrenilmez, doğuştan gelen bir yetenektir. Güzelin tek bir biçimi vardır ancak tek bir yöntemi yoktur. Estetik idelerde zenginlik vardır. Estetik ide, duyulara dayalı imgelemin tasarımıdır. Algıya dayanan somut tasarımlardır. Seyrettiğimiz eser bize pek çok şey söylese de, biz bunları kesin yargılar biçiminde ifade etmekte zorlanırız. Estetik idelere karşılık gelecek kavram ya da kavram birlikleri bulmak zordur. Hiçbir kavram tam olarak uygun gelmez. İmgelemin yaratıcılığı ile, harekete geçen ideler kavranamaz bir dünyanın tasarımlarına çevrilir. Güzellik ve yücelikle şekil verilmiş sanat eserleri duysal olarak verili olanları aşar. Sanat duyular aracılığıyla verili olan şeylere tekrar şekil vererek onları ideal bir yapıya yükseltir.

Kant’ın Din, Tarih, Hukuk ve Politika Felsefesi

Kant’a göre dinin merkezinde, insanın yaşamında ahlakın gerekliliğine inanma yer alır. Dinin özünü ahlak fenomenleri oluşturur. Din, ahlakın ödevlerinin tanrısal buyruklar olarak görülmesidir. İçimizdeki ahlak yasasını tanrısal bir yüceliğe çıkararak tanrısal yasa koyucusuna ulaşırız. Dinin en önemli sorularından birisi insan doğasındaki kötülüğün kaynağıdır. Ahlak yasasının sıklıkla çiğnendiği görülür. Duyular ahlak buyruklarına baskın gelir. İnsanda özgürlükle birlikte, kötülüğe yönelik bir eğilim de vardır. Kötülük, insandaki bir eksikliktir. Kötülükten kurtulmak tam bir devrimi gerektirir. Kötülükten kurtulmak, akılla değil, dinsel düşünce ve inançlara kadar uzanan bir perspektifle kavranır.

Kant tarih sorununu doğa ve özgürlük, saf aklın erekleri ve ampirik gerçekliğin nedenselliği arasındaki bağlar bağlamında ele alır. Tarih, iyi ve kötü güçlerin yeryüzünde çatışması sorunudur. Tarih, iyi ile kötünün sürekli yer değiştirdiği bir alandır. Tarih alanında çıkarım yapmak için deneyim yeterli değildir. A priori bir tarih bilgisi olanaksızdır. İnsanın ilerlediği düşüncesi yalnızca aklın bir idesidir. Tarihe sanki onda bir gelişme varmış gibi bakmalıyız. Bu ilke yönetici ve düzenleyicidir. Bu yönetici idenin ışığında, tarihte olan bitenlerin tümü tarihçiye bir birlik halinde sistemli olarak görünür.

Kant’ın hukuki ve politik görüşleri de ahlak görüşlerine bağlıdır. Hukuksal yükümlülükler, ahlaksal yükümlülüklerin bir alt türüdür. Yasanın temeli, güçten ve tanrıdan bağımsız akli istençtir. Kant siyaset felsefesi alanında oldukça özgürlükçüdür. Fransız devrimi hayranıdır. Bir tür politik liberalizmi savunur. En yüksek politik otoritenin temeli halkın istencidir. Kant aynı zamanda, federatif, özgür devletler cumhuriyetinin kurulmasını savunmuştur.